| Hinweis | Home | Impressum | Download | Son Yorum |

| bir yanlış anlama ile her şey başlamıştı | 2007 | 2008 | 2009 | 2010 |

 

06.02.2008

Atatürkçülüğü Katletme Partisi 

İnanın kaç zamandır kendimle mücadele ediyorum. Karışma, bulaşma diye, ama olmuyor! Patlayacağım, yazarak hiç olmasa içimi döküyorum.

Tatsız bir konuya girmeden size bir soru yöneltmek istiyorum:

Elveda Rumeli dizisini izliyor musunuz?

Harika bir dizi değil mi? Son bölümünde bir ifade kullanıldı ki düşündükçe hoşuma gitmeye başladı. “kafa düğümlenmesi” işe bak kafa düğümlenmesi evvelden beri insanoğlunun başına bela mis!

Gel gör ki günümüz Türk iyesinde, kafalar öyle bir düğümlendi ki çözebilene aşk olsun. Hani büyük İskender in çözdüğü gibi ancak çözülür ama bu konuya sonra değineceğim.

Atatürkçülüğü Katletme Partisi demiş ki gel Manevracı Hezeyan Partisi kardeş bir olalım ELVEDA ATATÜRKCÜLÜK senaryosu yazalım. Proje o kadar kapsamlı ki ancak yavaş, yavaş yazılabiliyor. Zaman lazım, eh milleti de bir şekilde oyalamak gerek ...

Eğitimsiz insanları nasıl oyalarsın? Kıçıyla, başıyla!!! Pardon ama adıyla, sanıyla yazmak gerek.

Biz unutkan bir milletiz hani bir deprem gerçeği vardı, hatırladınız mı? On binleri aramızdan söküp aldı. Hani milyarlarca dolarlık milli servet bir anda toza dumana karıştı. Hani Cennet vatanimizin incilerinden İstanbul’da acilen tedbirler alınması lazım dıya...

Bak yalnız millet değil bizi yönetenlerde Alzheimer hastalığına yakalanmış. Merkez Bankası gibi Milli Ekonominin atardamarını İstanbul a taşıyacaklar. İstanbul da gereken tedbirler alındımı ki böyle bir adım düşünülüyor. Ne gereği var, Allah büyük. Allah gerçekten büyük! Zaten Allaha emanet yaşıyoruz.

Böyle olmasa bizi yönetenler, yönetim ve denetim görevlerini ciddiye alıp kadrolarına gereken talimatları verirlerdi. Hani Davutpaşada koca bina patladı 20 ölü, kayıt dışı ekonomi fala filan. Hani iki gün önce 9 insanımızı cayır, cayır yaktılar ya. Bunlarla uğraşmaya ne hacet, Demokrasi ve özgürlük daha önemli. Ölen ölür kalan sağlar bizimdir hesabı.                

Hani siyasal İslam’ın başbakanı insanların gözünün içine baka, baka hem de Televizyon ekranlarından kükrüyor:

“Simgelere nerede yasak getirilmiş ki... Türban...”

EL INSAF. Sayın RTE lütfen bir Gamalı haç ile Almanya’da dolaşın da göreyim sizi. Yâda sizin o kadar takdir ettiğiniz okyanus ötesindekine bir kukuletalı ziyaret gerçekleştirin bakalım ne olacak. Geçiniz böyle şeyleri. Türkiye’nin gerçekten ciddi sorunları var. Türban bal gibi siyasal İslam’ın simgesi ve Türkiye Cumhuriyetini tehdit eden bir gerçek. Eğer bir Türk başbakanı iseniz sizin görevleriniz arasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyetini her türlü tehlike ve tehditlere karşı korumaktır.

Bu sorumluluğun ve görevin yükü o kadar ağırdır ki, ne ip nede gerilmiş çelikten halat tutabilir bunu. Manevracı Hezeyan Partisine bir diyeceğim yok, neden diye merak edenler için kısaca yazayım. Yaklaşık 30 seneden beri “Yeşil Kuşak” projesi yüzünden Türk – İslam sentezi işleniyor. Yazık ki bu bağlamda Türk gerçeği arka plana aktarıldı. Toplumsal psikolojinin temel kurallarındandır: Topluluğu bir arada tutmak için ortak değerler gerekir. Bu ortak değerler genelde din, kültür ve milliyetçilik olabilir. Bence işte tam burada Atatürk milliyetçiliği ile Manevracı Hezeyan Partisinin milliyetçilik anlayışı çatışıyor. Atatürk milliyetçiliği akıl, bilim, kültür ve Türk olgusunu öne sürerken MHP dine odaklanıyor. Her neyse konumuz MHP değil.

Hiç düşündünüz mü neden Üniversitelerde Türban serbestîsi isteniyor? Kuvvetle muhtemeldir ki buda senaryonun bir gereği. Ya gündemi değiştirmek ya da geleceğe yönelik “eğitimli” insanlara yatırım yapmak. Kadın, dünyanın neresine giderseniz gidin genelde çocukların yetişmesinden sorumludur. Toplumsal ve aile yaşamının vazgeçilemez parçasıdır. Artı nüfuz olarak ta biz erkeklerden çoklar. Sokaklarda türbanlıların sayıları artıkça toplumsal psikoloji gereği takmayanlar zamanla bir çelişkiye düşecekler: “… Bunca insan yanılıyor da yalnız ben mi doğruyu biliyorum …” diye. Ve …

Bu arada beyler sıra size de gelecek hiç şüpheniz olmasın, iş kadınlarda bitmiyor. En iyi ihtimalle sıkıyorsa arada bir iki tek atin, cuma namazına gitmeyin de göreyim sizi.

Dönelim yine Üniversite konusuna. On binlerce türbanlı Üniversite mevzunu bir gün iş hayatinin bir parçası olacaklar. Belirli yerlere gelecekler. Bir düşünün, amiriniz türbanlı siz değil. Hadi bakalım.

Yavaş, yavaş, alıştıra, alıştıra! >>> Atatürkçülüğü Katletme Partisi <<<

Bak şimdi az kalsın unutuyordum. Düğümden, büyük İskender den bahis etmiştik. Bilmeyenler için:

Büyük İskender zamanında, Gordios'un öküz arabası, düğümü çözecek kişinin Asya'nın hâkimi olacağı söylentisi ile ünlenir.

Büyük İskender, Gordion'a geldiğinde (M.Ö. 334) düğümü çözmeye çalışır ama başarısız olur. Sabırsız bir öfkeyle, kılıcını çeker ve düğümü ortadan ikiye ayırır.

Bazı düğümler kılıç ile kesilmesi gerekiyor da diyebiliriz değil mi? 

                                                  ***

08.02.2008

Ölümcül suskunluk 

Türkiyeli Tayip konuştu!

Türkiyeli Başbakan, Cumhurbaşkanı, Milliyetçiler (nasıl olunuyorsa?) ve Türkiyeli kadrolar. Etrafımızı Türkiyeliler sarmış görünüyor.

Peki, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, Atatürk ilke ve inkılâplarına gönülden bağlı olan, etnik kökenleri, dini inançları gözetmeyen TÜRKIYE CUMHURIYETI DEVLETI ni oluşturan insanlarımıza ne oldu. Sinmiş gözüküyorlar. Kesinlikle yeterli tepki vermiyorlar.                   

Devlet mekanizmasının pürüzüz işlemesinin bağlı olduğu idarenin gevşeklikleri her yerde gevşeklik doğurur. Atatürk’ten kalma geleneksel devlet otoritesi ve prensipleri ayaklar altında çiğnenmek isteniyor. 1858 tarihli Osmanlı toprak kanunu, herhangi bir vatandaşın, kullanılmayan devlet arazisini talep etmesi ve kullandığı sürece de burayı işgal etmesine izin veriyordu. Bakınız günümüz varoş ve gecekondularına. Atatürk’ten sonra maalesef bizleri yönetenler feshedilmemiş tarihsel bir yaklaşım ve uygulama anlayışıyla bizleri bu günlere elbirliği ile getirdiler. Yönetim böyle ise, doğaldır ki yönetilenlerde ona göre hareket edeceklerdir.                                     

Bilgi şu anda dünyadaki üretim vasıtasıdır. Küresel olarak rekabet edebilmek ve fakirliği yenebilmek için anahtar faktördür. Yalnız bilgiye ulaşmak yetmez, bunun yanında, oldukça pahalı bir hammadde olan ve ülke nüfusunun büyük ölçüde eğitimli olmasını gerektiren bilgiyi üretme fırsatları da o kadar önemlidir.

Şu bir gerçek ki insanlarımız okumasını sevmiyor. Günümüzde büyük ölçüde politik başarı liderlerin görsel medyayı kullanabilme kabiliyetine bağlıdır. Ve bunu RTE tüm boyutları ile çok iyi değerlendirmektedir. Örneğin ATV ve TRT deki değişimin farkında mısınız.

Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan, halkını esir eden, içerdeki cephenin suskunluğudur.
                                                                                                Mustafa Kemal Atatürk

                                                  ***

10.02.2008

Atatürk ve laik düzenin ardından

Yol ayrımdayız. Türkiyeli Erdoğan ve Bahçeli laik düzeni yıkma yolunda ilk resmi yasama adımlarını başarıyla atmış görünüyorlar. Yürütme zaten onların elinde. Umudum başta ordu, sivil toplum örgütleri ve yargıdır.

Özellikle belirtmek isterim ki şimdiye kadar yazmış olduklarımı herkes mutlaka istediği gibi yorumlayacaktır. Öylede de olması lazım zaten. Yalnız unutmayın ki yorumunuz durduğunuz yeri belirleyecektir. Şimdiye kadar yazmış olduklarımla ve bundan sonra yazacaklarım ile birlikte benim durduğum yer çok açık ve net olarak bellidir. Durduğum yerin ve Atatürk ün şahsına, onun düşüncelerine karşı olan saygım ve sevgim gereği belirmeliyim ki kimliği, unvanı, makamı, ırkı, inancı, soyu, sopu, cinsiyeti ve milleti her ne olursa olsun hakaret anlamında, hakaret amacı gütmeksizin çünkü bir Atatürkçüye hakaret içerikli bir üslubu yakıştıramıyorum, algılanabilecek tüm sözlerimin arkasındayım.   

                                                  ***

11.02.2008

Ümmetçi Türkiyeliler

Başbakanınızın dediği gibi “ …Müslümanlığı güzel yaşamak… “ istiyorsanız İran’ı tavsiye edebilirim. Bakın binlerce küçük kız çocuğu çarşaflara bürünebilmek için protesto ediyorlarmış. Burası Çağdaş ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Kardeşi, kardeşe kırdırmak ne Allah nede kul katında caizdir.

                                                  ***

12.02.2008

AB(D)

Atatürkçülüğü Katletme Partisi tam bir Kapitülasyon anlayışı ile iç politikasını AB ye diş politikasını ABD ye bağlamış görünüyor. Tam bağımsızlık, ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.

Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.
                                                                                               Mustafa Kemal Atatürk
 
Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.
                                                                                               Mustafa Kemal Atatürk
 
Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.
                                                                                               Mustafa Kemal Atatürk
 
Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.
                                                                                               Mustafa Kemal Atatürk
 
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.
                                                                                               Mustafa Kemal Atatürk

Başka söze hacet var mı?

Siyasal İslam Türkiye’yi kabus dolu bir uykuya yatırmak üzere.

Dandini dandini dastana
Danalar girmiş bostana
Kov bostancı danayı
Yemesin lahanayı

Uyan Türkiye, uyan!!!

                                                  *** 

Sizce bölücüler yalnız DPT’liler mi?

                                                  ***

13.02.2008

Taşra kurnazlığı       

Türban Türkiye’nin bir numaralı gündemi. Malumunuz bu ülkenin işsizlik, enflasyon, hayat pahalılığı, gelir adaletsizliği, adli ve tıbbi sorunlar gibi çözüm bekleyen gerçek sorunları yok.

Bile, bile yürürlükte olan anayasanın çiğnenmesi “mazlum” masalının devamıdır.

Eğer yanılmıyorsam Anayasa mahkemesinden dönmesi gereken bu “düzenleme” önümüzdeki secimler için yatırım aracıdır. Çünkü Anayasa mahkemesinin emsal teşkil eden kararları vardır. Ve bu karalara bağlılık doğrultusundaki sonuç aslında bellidir. Bu bağlamda AB’den yükselen ve benim acımdan anlaşılması mümkün olmayan sesin “özgürlük” adı altında Türbana geçit vermek istemesidir. Garip olan kendi ülkelerinin eğitim ve kamu kurumlarında bu “özgürlük” yoktur.   

BAŞLANGIÇ (Değişik: 23.7.1995-4121/1 md.)

Türk Vatanı ve Milletinin ebedî varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;

Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyetinin ebedî varlığı, refahı, maddî ve manevî mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;

Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;

Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;

(Değişik: 3.10.2001-4709/1 md.) Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;

Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;

Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;

FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,

TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.

 

BİRİNCİ KISIM

Genel Esaslar

I.  Devletin şekli

MADDE 1. – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

II.  Cumhuriyetin nitelikleri

MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

III.  Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti

MADDE 3. – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.

Başkenti Ankara’dır.

IV.  Değiştirilemeyecek hükümler

MADDE 4. – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

.

.

.

MADDE 14. – (Değişik: 3.10.2001-4709/3 md.) Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.

Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere,  Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.

Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.

.

.

.

MADDE  24. – Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.

14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir.

Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.

Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.

Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

Anayasa linki  

                                                  ***

14.02.2008

Breh, breh, breh …

Topluma örnek olması gerekene bakın.

Doğrudur, Deniz Baykal laikliği konuşa, konuşa yozlaştırdıysa sizlerde laikliğe ölümcül darbeyi icraatlarınızla vermeye çalışıyorsunuz.

Son padişah Vahdettin’in dediği gibi:

… İngilizler isterse yarın Ankara’ya da giderler!
Ve son sözleri şunlardır:
Bir millet var, koyun sürüsü! Bir çoban lazım, o da ben’im!

Pardon, ama hepimiz koyun değiliz! Aramızda nice kurtlar var, yerler adamı…

                                                  ***

L A İ K L İ K

Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki batılılaşma hareketleri sırasında aydın kesimde beliren; din işleri ile devlet işlerinin ayrı tutulması, biçiminde özetlenebilecek laik anlayışı, bu hareketlerle ilgilenen Atatürk'ü de etkilemiştir. Bunun üzerine Atatürk din olgusunu çağdaş bir anlayışla belirlemiştir.

"Din bir vicdan sorunudur. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece, din işlerini devlet ve ulus işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz."

Türkiye Cumhuriyeti'nde herkes, Allah'ına istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dini fikirlerinden dolayı, bir şey yapılamaz. Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dini yoktur.

"Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse, hiç bir kimseyi ne bir din, ne de bir mezhep kabulüne zorlayabilir. Din ve mezhep, hiç bir zaman, siyaset aracı olarak kullanılamaz."

Ancak laik devlet uygulaması, Türkiye'de bir çok tartışmalara, çok defa yanlış anlaşılıp yanlış yorumlamalara konu olmuştur. Bilerek ya da bilmeyerek, bilinçli ya da bilinçsiz Atatürk'e ve Atatürkçülüğe hep bu çizgiden saldırılmıştır. Bu nedenle de laiklik ve laik devlet düzeni, Türkiye'mizde geç ve güç anlaşılan ve en zor benimsenen devrim olmuştur. Ve hatta halen bazı kendini bilmez şahıslar, saldırılarına devam etmekte ve dini siyasi amaçla kullanmaya çalışmaktadırlar.

Link

                                                  ***

Laiklik nasıl yok edilir?

Gerekli malzemeler:

1 tutam RTE
2 tutam DB
1 tutam AG
2 çay kaşığı FG
Ve bir yığın şopar

                                                  ***

15.02.2008

Laikliğin teminatı

Laikliğin teminatına bak hizaya gir!

Varan 1
Siyasal simge türban deyimi medyada ve özellikle TRT ve ATV’ de başörtüsü olarak değiştirildi.
 
Varan 2
Laik Türkiye Cumhuriyeti Devletinde lise sınavlarına türbanla alınan / sokulan örgenciler.
3 öğretmen okul müdürlerini şikâyet ediyor. Gelen müfettişler müdürleri suçsuz bulup, öğretmenler hakkında soruşturma acıyor.
 
Varan 3
Laik Türkiye Cumhuriyeti Devletinde kız örgenciler kısa giyiyorlar gerekçesiyle kezzaplı saldırıya uğruyor. Münferit bir olay gibi görünse de…

Eskidende var mıydı böyle olaylar? Bekle gör. Ne yazık ki o zaman iş işten geçmiş olacak!!!

                                                  ***

16.02.2008

Özgürlükler sınırsız değildir

Sözüm kutsal dinimizi siyasi amaçları için kullanmaya çalışanlaradır. Utanmadan, sıkılmadan demokrasiden ve özgürlüklerden dem vuruyorsunuz. Bu demokrasi ve özgürlük anlayışı yalnız kendi menfaatleriniz doğrultusunda işlediği takdirde mubah sayılmaktadır. Yalan mı?

Son örneğini El Tayyip daha gecen gün özgür basına saldırırken sergilemedi mi? Her şey bir yana sizlerin bu tutumu dedem veya babaannem gibi namazında niyazında olan insanları da gölgeliyor.

Sizlere kısaca dedemden bahis etmek istiyorum. Dedem hakkın rahmetine kavuşalı 5 yıl oldu. İster inanın ister inanmayın ama dedem ölene kadar beş vakit namazında olan, elinden Kuran düşmeyen bir insandı. Kayıtsız şartsız bir Atatürkçüydü. Ağabey’si zamanında Atatürk ün koruma polisliğini yapmıştı.

Atatürkçü olmak çağdaş olurken, dinsiz imansız olmak demek değildir. Aksine, hayat şartlarının gereklerini yerine getirirken inancının vecibelerini de yerine getirebilmektir. Bunu yaparken ille de 1400 yıl öncesi gibi yaşamak şart mı işte bu tartışılır. Zaten mesele bu değil. Kesin kanaatimdir; kutsal dinimizi sistem değiştirme aracı olarak kullanmak istiyorlar. Iran örneğinde olduğu gibi şeriat düzenine göre bir toplum yaratmak, amaç bu! Dedem gibi milyonlarca insanı şeriatçı zannı altında bırakmaya ne hakkınız var? Ya, insan sizin yüzünüzden başını örtmeye, Allahın adını ağzına almaya çekinir oldu! Biliyorum abartıyorum ama bu abartının altında bir parça olsun gerçek payı yok mu?

Sizlere Neyzen Tevfik in dizelerini hatırlatmak istiyorum:


Ne ararsın Tanrı ile aramda
Sen kimsin ki orucumu sorarsın?
Hakikaten gözün yoksa haramda
Başı açığa neden türban sorarsın?

Rakı, şarap içiyorsam sana ne
Yoksa sana bir zararı, içerim
İkimiz de gelsek kıldan köprüye
Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim.

Esir iken mümkün müdür ibadet
Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et...
Senin gibi dürzülerin yüzünden
Dininden de soğuyacak bu millet.

İşgaldeki hali sakın unutma
Atatürk'e dil uzatma sebepsiz
Sen anandan yine çıkardın amma
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz

Laik bir Türk Devleti hem doğunun hem de batının gözüne batıyor. Göze batış nedenleri arasında şunları sayabiliriz: Doğudakiler kendi düzenlerinin bozulmasından korkuyorlar, batıdakiler ise güçlü, çağdaş, bilime katkısı bulunan, etkin ve bağımsız bir Türk devletinden çekiniyorlar. Hele birde Atatürk’ün hedefleri arasında bulunan Ekonomik tam bağımsız bir Türkiye ne doğunun nede batinin işine gelir. Genç nüfusumuz ve Türk milletinin dinamik hayat tarzı, kıvrak zekâsı, aile tutkusu, örf ve adetlerine bağlılık, inanın birçok batılının kaybetmiş olduğu değerlerdir. Bu saydıklarım ve daha birçok özellikler Türk ulusunu yüceltiyor. Suni gündemler ile boşuna zaman israfında bulunuyoruz. Eğitim şüphesiz bir insan hakkıdır. Kimse >>> nitelikli <<< bir eğitimden mahrum bırakılamaz. Kurallar hayatımızı belirler. Değiştirilemez tabiat kanunları, dini kaideler olduğu gibi toplum yaşamını düzenleyen kurallar da vardır. Bu kurallara uymak her ferdin vazifesidir.

Beli başlı kurallara bağlı yönetim biçimleri arasında, geçmişten günümüze şunları sayabiliriz: Totalitarizm, Doğrudan ve Temsili Demokrasi, Mutlakıyet, Despotluk, Meşrutiyet, Teokrasi, Feodalizm, Federasyon, Konfederasyon, Monarşi, kapitaliz im, Oligarşi  Komünizm, Sosyalizm, Faşizm, Liberalizm, laiklik, şeriat vs.
Bu yönetim sistemleri çoğunlukla bir ya da birçoklarının bir araya getirilmesinden oluşur.

Günümüzde Türk ulusun yaşam şartlarını şeriat kuralarına göre düzenlemek imkânsızın ötesindedir. Biz Atatürkçüler özveri ile şeriat yanlılarına ve ulusal bütünlüğümüzü tehlikeye atanlara karşı çalışmalıyız. Bunu bugüne kadar vermiş olduğumuz ve daha vereceğimiz şehitlerimize, gazilerimize, atalarımıza ve her şeyden evvel evlatlarımıza borçluyuz.

Bizler bir ağıcın dallarıyız, farklıyız ama bu farklı dallar bir gövdede birleşiyor ve bu gövdenin kökleri Laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti topraklarından besleniyor. 

                                                  ***

17.02.2008

Zamansız öten horozun…

İzlediniz mi? 17.02.08 Tarihli ATV yayınında Siyasal İslam’ın başbakanı konuktu!

ATV ‘de yayınlanmasına şaşmamak lazım. Yavaş, Yavaş. Tane, tane görsel medyayı ellerine geçiriyorlar. Soruyorlar: „‘Mahalle baskısı his ediyor musunuz ?”. Cevap "Medya mahalle baskısı uyguluyor."

RTE bırakın lütfen bunları. Halkın sesine kulak verin. İstatistiksel veriler ile Meclisin
%80, halkın bilmem kaçı arkanızdaymış. Peki,  istatistik verilerin, kamuoyu araştırmalarının kimler tarafından hazırlandığını, bağımsızlık ve güvenirlik ölçüsünü de biz "sıradan" insanlar ile paylaşsanız da bizlerde "aydınlansak"

İnanın beni çok şaşırtıyorsunuz. Belki sizin şahsınız gerçekten ark niyetsiz ve Türkiye’ye hizmet azmiyle hareket ediyor. Ama bu yandaşlarınzın davranışlarına pek yansımıyor.

Örneğin:

Birisi çıkıyor "kamuda da türban serbestîsi" istiyoruz diyebiliyor. Anında Partinizin disiplin kuruluna sevk! Hani derler ya "zamansız öten horozun..."

Birileri, birilerini aptal yerine koyuyor ama! Çıkaramıyorum…

Özgülüklerden bahis ediyorsunuz. Özgürlükler dünyanın hiç bir yerinde sınırsız değildir. Özgürlük, özgürlükleri taşıyabilenlere mahsustur. Demokratik özgürlük, kendisi gibi düşünmeyen insanlarında düşüncelerine saygı ve hoşgörü ile yaklaşmaktır. Taraftarlarınız bu özgürlüğü taşıyabilecekler mi, örneğin bir otobüs yolculuğu esnasında bilmem kaç kişiyi "namaz" kılacağım diye bekletmek. Veya İstanbul da bir alışveriş merkezinin ortasında “namaz” kılmak gibi.

Lütfen cevaplayın: Taraftarlarınız bu özgürlükleri taşıyabilecek kapasitede mi?

Not: Namaz yüce rabbimize bir ibadet şeklidir. Yukarıda tırnak içine almamın sebebi bu gibi insanların niyetlerinin ibadet olmadığıdır. Soytarılık, kendini bilmezlikten başka bir özür bulamadığımdandır.

                                                  ***

Kim yazdı bilmiyorum ama yazanın eline sağlık.

Ben ATATÜRKÇÜ değilim!..

Gazi (ATATÜRK) gözlerini açtı, doğruldu, çevresine baktı, birtakım adamlar toplanmış..
Sordu:
-Ne yapıyorsunuz?
-Her yıl bugün yas tutuyoruz,eğlence yerlerini kapatıyoruz,içkiyi yasak ediyoruz Atam..
-İyi halt ediyorsunuz, başka ne yapıyorsunuz?
-Senin kurduğun "CHP" yi kapattık Atam..
Gazi kaşlarını çattı:
-Neden?
-.....
-peki, başka ne yaptınız?
-Öğretim birliği devrimini yıktık Atam!..Artik iki başlı eğitim yapıyoruz,imam liseleri açıyoruz. İmamlar öylesine çoğaldı ki hepsini önemli devlet görevlerine getiriyoruz.
-Mademki böyle işler yapıyorsunuz, neden mezarımın başında toplanıyorsunuz?
-Seni seviyoruz Atam!..
-Susun maskaralar!..Anlatın başka neler yaptınız?
-Senin vasiyetini yırtıp,çöp kutusuna attık Atam..
-Yaaa!..Nasıl yaptınız o işi?
-Hukuk devleti ilkelerini,Medeni kanunu, miras hukukunu çiğnedik;özel vasiyetnameni değiştirdik; Türk Dil ve Tarih Kurumlarının özerkliğini yok ettik;kişiliklerini sildik..
-Nasıl oldu bu?
-Oldu bir kere Atam..
-Sonra?
-Laik Cumhuriyeti korumak çok zor Atam!.Simdi Türk-İslam sentezini devletin resmi ideolojisi yapmaya çalışıyoruz..
-Yapabildiniz mi?
-Direniş var, daha tam başarı kazanamadık Atam..
-Sonra?
-Atam!..Sen kalk,ben yatam..
-Susun,saçmalamayın!..Nereden çıktı bu münasebetsiz laf?
-Seni sevenler çıkarmış Atam..
-Hay sevmez olaymışlar..
-Hayat zorlaştı Atam!..Artik sensiz yaşıyoruz, ama Amerikasız yasayamıyoruz..
-O ne biçim laf öyle?
-Biçimsiz bir laf Atam..
-peki, neden söylüyorsunuz?
-Söyleyene degil, söyletene bak Atam! Amerika artik bizim her şeyimiz Atam..
-Ben böyle mi öğretmiştim?
-Borçlandık Atam,36 milyar dolar dış borcumuz var Atam, ABD'ye teslim olduk Atam.
-Teslim mi oldunuz?
-Halkevlerinin canına okuduk Atam, eski yazıyı canlandırmak istiyoruz Atam, siyaset namazı kılıp, seçim orucu tutarak iktidar olabiliyoruz Atam, Washington'un desteklemediği, CIA nın tavsiye etmediği adam tasfiye ediliyor Atam,
Amerika'dan icazet almadan iktidar olunamıyor Atam..
-Söylediklerinizi kulağınız duyuyor mu?
-İşler bildiğin gibi değil Atam, biz Amerikasız yasayamayız Atam, "köseyi dönmek" için başka çare yok Atam..
-Ne demek köseyi dönmek?
-Artik ülkede iki temel siyaset var Atam; birincisi "köseyi dönelim",ikincisi "dön baba dönelim, hacılara gidelim" Atam..
-peki, Cumhuriyeti emanet ettiğim gençlik ne yapıyor?
-Gençliği ezdik Atam!..
Çeyrek yüzyıldan beri başkaldıran gençleri öldürüyoruz, asıyoruz, işkenceden geçiriyoruz, ceza evlerine kapatıyoruz; geriye kalanları da ya imam okullarına ya YÖK'e bağlıyoruz, ama seni çok seviyoruz Atam,sen kalk, biz yatalım Atam..
Gazi, kalabaliga mavi, mavi baktı:
-Siz kimsiniz yahu?
-Biz Atatürkçüyüz Atam!..
Gazi:
-Yaaa!..dedi,öyleyse
"Ben ATATÜRKÇÜ değilim!.."

                                                  ***

19.02.2008

Viraj

Bir viraj vardı, döndük. Birde baktık ki her şey bayır aşağı gitmeye başladı. Nerde, ne zaman hazırlıksız yakalandık?

Kesin olan bu sürecin Atatürkçülüğü Katletme Partisi ile başlamadığı. İlerde bu konuda kapsamlı bir yazıyı sitemde yayınlayacağım.

RTE diyor ki:

"terörle yaşamaya alışmalıyız..."

Pardon, anlayamadım! Siz bu Hükümetin başı değil misiniz? Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu kadar mı aciz? Terör, deprem gibi bir doğa olayı mı ki biz buna alışmalıyız?

RTE diyor ki:

"…beş yıl sabır ettik, türban..."

Hayret, nasıl sabır edebildiniz? Zamanı gelmemişti değil mi?

RTE diyor ki:

"Bizim partimiz bir defa din eksenli bir parti olmayacak dedik. Bunu çok açık ilan ettik. Bizler bir din devleti peşinde değiliz, böyle bir gayretimiz yok"

Gören göz kılavuz istemez!

                                                  ***

21.02.2008

Zamanlama

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Siyasal İslam’ın karanlık dehlizlerinde...

Tek ışık Atatürkçülüğü Katletme Partisi’nin ampulünden saçılıyor gibi. Bu ampulün o kadar loş bir ışığı var ki insan ancak burnunun ucunu görebiliyor.

Siyasal İslam’ın Cumhurbaşkanı tam Türk Silahlı kuvvetlerinin kara harekâtına başladı günün ertesi Anayasa değişikliğini onaylıyor. Zamanlama o kadar ilginç ki tüm dikkatler harekâta kilitlenmişken bu değişiklik sıcağı, sıcağına arada kaynatılmak isteniyor. Bu bağlamda sözlerime devam etmeden:

Allah tüm Mehmetçiklerimizi, anne, babalarının ve onları sevenlerin yüzü suyu hürmetine korusun. Evlerine sağ salim dönmelerini nasip etsin.

Kemalist rejimi değiştirme çabaları adım, adım sessiz ve sinsice izleniyor.

Bilmem hatırlıyor musunuz bir hocaları vardı, hani soruyordu: „ …kanlı mı olacak, kansız mı?“ diye.

Ancak devrimler öyle sesiz ve sinsice gerçekleştirilemez. Eninde sonunda oluk, oluk kan akar.  

Devrimin siyasal sözlük anlamı:
Yerleşik toplumsal düzeni değiştirme ve yeniden biçimlendirme…

TSK ülkenin sürüklendiği meçhulün farkında olduğunu usulünce ifade etmiştir.

Türk İslam Cumhuriyeti son Atatürk milliyetçisi ölmeden asla gerçekleşemeyecek bir hayal kalacak.

                                                  ***

24.02.2008

Ne mutlu Türküm diyene

Ama Atatürk İlke ve İnkılâplarından verilen her taviz, taviz getirecektir. Kılık kıyafetle başladık bakalım neyle devam edilecek.

                                                  ***

25.02.2008

Referansı İslam

Bu kadar akılı adama, bu kadar akılsız iş yapmak yakışıyor mu?

Siyasal İslam’ın simgesi Türbana, babaanne formülü başka bir deyişle Gata fiyongu formülü. Pardon, insanla dalgamı geçiyorsunuz?
Kızılca kıyametler koptu niçin? Siyasal İslam’ın Cumhurbaşkanı Türbanı onaylarken
“… Bir kısım insanın endişelerini giderecek düzenleme…” diye açıklama yapıyor. Bu “bir kısım insan” laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı. Başka bir tabirle Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve inkılâplarına gönülden bağlı “bir kısım insan”. Atatürk‘ü sevmeyebilirsiniz, Atatürk ve arkadaşlarına kendinizi borçlu his etmeyebilirsiniz. Atatürk’ün hedeflerini ve düzenini benimseyemeyebilirsiniz ama sizin foyanızda eninde sonunda meydana çıkacak. Unutmayın kendinizi en güçlü his ettiğiniz an, en zayıf olduğunuz andır ve biz yine geleceğiz. İşsizlik, yolsuzluk, adam kayırma ve hayat pahalılığı had safhada. 

                                                  ***

26.02.2008

Yaşlı gözler

Tüm şehitlerimizi Allah rahmet eylesin. Ailelerini içten gelen en derin saygıyla anıyorum. Allah yardımcınız olsun, gönlüm sizlerle…
Keşke doğru kelimeleri bulabilsem de içimdekilerini satırlara dökebilsem. Allah tüm Mehmetçiklerimizi korusun. Dualarımız sizlerle.

                                                  ***

27.02.2008

Sulu Götürüp Susuz Getirmek

Bazı kesimler çok şaşırmış görünüyor. Mutabakata uymuyorlarmış. Neden bu kadar şaşırdınız? Bu adamların ne denli içten pazarlıklı olduklarını yeni mi öğreniyorsunuz?
Hani bir gazeteleri var ücretsiz dağıtılıyor,  Zaman diye. Zaman ı tersten okuyun. Şaşırdınız mı?

                                                  ***

İçim yanıyor!

Ailem adına ve eminim bizim gibi milyonların içi yanıyor,  şehitlerimize Allahtan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.  Üzüntümü ifade etmek için kelimeler yetmiyor.

                                                  ***

28.02.2008

İkindiden akşama gör neler gelir başına

Mehmetçiğimiz vatan uğruna can verirken böyle şeylerle uğraşmak abes geliyor ama…

Hükümet inşallah – maşallahla uğrasa dursun. RTE zamanında “Biz Partilerin değil, düzenin alternatifiyiz bu düzen 70 yıldır kadınlarımızı fahişe erkeklerimizi de deyyus yapmıştır. 1.5 milyarlık İslam âlemi Müslüman Türk milletinin ayağa kalkmasını bekliyor. Kalkacağız, ışıklar göründü, kıyam (ayaklanma) başlayacak…”  derken, Mehmetçiğimiz ve güvenlik görevlilerimiz her gün bu vatan uğruna can versin.

Günlerden beri İrticacı sitelerini inceliyorum. Mesleğim gereği karşıtımı küçümsememeyi örgendim. Hackerlerle uğraşmak, güvenliği sağlamak kolay değildir. Dünya düzeni sevgi ve korku kuramları üzerine kurulmuştur. Hele ilk sevgili hayat boyunca unutulmaz. Anaya, babaya, kardeşe olan sevgi vardır. Karşıt cinse olan aşk zaman, zaman hoş bir duygu seli oluşturur, bazense çok acı verir. Evlat sevgisi bambaşkadır.  Ama bir sevgi vardır ki hiç bir şeyle karşılaştırılamaz. Vatan sevgisi. Bu uğurda aşk misali can alır, can verirsin.

Bir hatırlayın bu Cumhuriyet neyliklerle kuruldu. Yokluklar içinde kimlere karşı savaş verildi ve kazanıldı. Kürt’ü, Türk’ü, Ermeni’si ve daha niceleri bu vatan uğruna can verdi, veriyor. Her gün içimize kor alevler düşerek izliyoruz şehit düşen vatan evlatlarını. Türkiye’mizin her köşesinden. Bunların hepsi öz be öz bu ulusun evladı. Etnik köken gözetmeksizin. Maalesef her milletin içinden işbirlikçi, hain, vatan düşmanları çıkıyor. Bu kendini bilmezler yüzünden yüzyılların verdiği kardeşlik, birliktelik feda edilebilirimi?

Bir ulus, bir vatan, bir bayrak!

Sen Kürt sün, Ermeni sin, ben Türk. Sen Hıristiyansın, Yahudi’sin, ben Müslüman’ım. Ne fark eder?

Önce insan. Önemli olan önce insan olmamız değil mi? Ortak paydalarımızın olması değil mi? Beş parmağın, beşi bir mi dir?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına ve bu millet in yüzyıllar boyunca oluşturmuş olduğu devlet geleneklerine aykırı olarak iktidardaki hükümet, söylemimi mazur görün, Mahalle karısı (Terbiyesi kıt, kavgacı kadın) edası ile bu devleti yönetiyor. Yerleşik düzen ile kavga, Muhalefetle (varsa) kavga, Kurumlarla Kavga… 

Neyse, biz birbirimizi yiye duralım eloğlu da boş durmuyor. Tavsiye ederim. İngilizceniz yeterli ise “turkey” yazın okuyun ve…

Council on Foreign Relations
http://www.cfr.org/index.html
 
National Security Agency
http://www.nsa.gov/
 
National Security Council
http://www.whitehouse.gov/nsc/
 
Defense Intelligence Agency
http://www.dia.mil/
 
Resmi site değil ama bilgi edinmek için:
http://www.bilderberg.org/     
 
International Monetary Fund
http://www.imf.org/external/index.htm
http://dsbb.imf.org/Applications/web/dsbbhome/
 
Center for Strategic and International Studies
http://www.csis.org/

... Rahvan giden atın …ku seyrek düşer misali.

                                                  ***

ĞMahalleğnin falına bakalım
Bir kelime birdenbire çok kullanılmaya başlarsa, açar bir sözlüğe bakarım. Anlamını bilsem de bakarım. Bu kelimeyle dilimiz deyimler yapmış mı, diye... Mesellerde kullanılmış mı, diye...
Merak ettiğim nedir bilir misiniz? Bir halk atasözlerinde, deyimlerde kullanacağı kelimeleri, şairin dizelerinde kullandıkları gibi, anlamını ve sesini sevdiği kelimelerden seçer. Deyimde yerine oturmadıysa, zamanla ondan vazgeçip yerine bir başka kelimeyi yerleştiren de halktır. Bu ameliye bazen asırlar sürer...
Ve bu yüzdendir ki ben, deyimleri, meselleri hiç değiştirmeden, aynen kullanmaya özen gösteririm. Bu mahalle baskısı deyişi yüzünden, mahalle kelimesine de baktım.
Bir meselde kullanılışına rastlamadım. (İyiye işaret değildir.)
Deyimlerde de severek, benimseyerek, saygı duyarak kullanılmışa pek benzemiyor. Gelin bir de birlikte bakalım!

  Mahalle baskını (Yabancı bir erkek girdi ihbarı üzerine, polis, bekçi, muhtar ve imamın eve girerek suçüstü yapmaları).
  Mahalle çapkını (Beceriksiz çapkın).
  Mahalle çocuğu (Sokakta gezen, iyi terbiye almamış çocuk).
  Mahalle kabadayısı (Koruyucu tavırlı, gözü pek mahalleli).
  Mahalle kahvesi gibi (Kalabalık, gürültülü, havasız yer).
  Mahalle karısı (Terbiyesi kıt, kavgacı kadın).
  Mahalleyi ayağa kaldırmak (Aşırı gürültü ederek etrafı velveleye vermek).
  Mahalle-i hâmûşan (Sessizler mahallesi. Mecazî anlamıyla, mezarlık).
  Kenar mahalle (Merkeze uzak, fakir semtleri).
  Yedi mahalle (Cümle âlem, bütün herkes).
Nasıl bir baskısı olabilir ki?

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=234091

                                                  ***

29.02.2008

Kahpe kurşun

                                                  ***

Bir kez daha bu hükümete ve icraatlarına inanmamak durumundayım

Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Rektörlerini aldıkları karadan dolayı canı gönülden kutlarım. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan'a inceleme başlattı. YÖK Yasası gereği Özcan hakkında soruşturma başlatılabilmesi için Milli Eğitim Bakanı'nın izni gerekiyor. Savcılık, ilk incelemenin ardından suç unsuruna rastlarsa Özcan için Milli Eğitim Bakanı'ndan soruşturma izni isteyecek. Çelik buna izin verir mi sizce?

                                                  ***

01.03.2008

Sağduyu

Dün beyin felci geçirmediğime şaşıyorum. Amerika, Hükümet, karşılıklı beyanlar ve TSK. Bu konuda yorum yapmayı doğru bulmuyorum. Ama şunları da yazmadan geçemeyeceğim:

Türk Silahlı Kuvvetleri hiç bir şekilde yıpratılmamalı.

Önce Irak’ın kukla yetkililerinden TSK Irak’tan çekiliyor haberleri özel medyada yankılandı, bir ara dinlediğim TRT FM den bu gibi açıklamaları ciddiye almayın dendi. Bunu ardı arkası bitmeyen çelişkili haberler izledi. Öğleden sonra Genel Kurmaydan resmi açıklama geldi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti “hükümetinden” tık yok.  Yorum yapmayı doğru bulmuyorum dedim çünkü ne siz ne ben “perde arkasında” neler dönüyor bilemeyiz. Bilmediğimiz konularda fikir yürütmek beyhude zaman israfıdır ve kafa karıştırmaktan başka bir işe yaramaz. 

Ancak > her zaman ki gibi < sivil yetkililer (hükümet diyemeyeceğim çünkü bu insanları ciddiyetsiz buluyorum) tatmin edici bir açıklama bile yapma zahmetinde bulunmuyorlar. Zaten sonradan gün ışığına çıktığı gibi kendileri için de beklenmedik bir gelişmeydi. Yoksa neden RTE önceden hazırlatmış olduğu halka sesleniş konuşmasını erteleyip yeniden çektirsin. 

Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ordusudur ve sivil idareye bağlı bir kurumdur. Sivil irade devlet politikasını belirler ve askerler için bir çerçeve çizer. Askere yürü der, asker yürür. Git der, asker gider. Gel der, asker gelir. Asker bu çerçeve içerisinde bağımsız hareket eder. Genelkurmay şüphesiz kendi operasyonlarını kendisi planlar.

Bizim sivil yetkililer hangi işe başlarsalar başlasınlar bir şekilde ellerine yüzlerine bulaştıramadan edemiyorlar. Dikkat edin farkına varacaksınızdır. Yaptıkları hiç bir işi neticelendiremiyorlar. Bir kaç örnek sıralayalım:

-          Sağlık reformu
-          AB
-          Sözüm ona ekonomik atılımlar. Onun için TÜSİAD işsizlik artıyor önlem  
alınması gerek diye açıklama yapma gereği duyuyor.
-          Türban
-          K. Irak teskeresi
-          vs., vs...

TBMM den teskere çıktı bekle, bekle…

Sonra sivil iradeden bir açıklama: “…yetki TSK da dır…”

Demokrasilerde yetki ve sorumluluk her zaman sivil iradededir.

Sivil yetkililer Devlet idaresini de bir şekilde ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Yasamada olduğu gibi yürütmede de spastik felç yaşanıyor. Daha fazla yorum yapmadan somut verilerle devam edelim:

Önce her şekilde askeri yıpratma çabaları. Ardından ağır tahrikler, çok beklediler asker darbe yapar diye. Asker tuzağa düşmedi. Elbette asker gerekirse sivil çerçeve içerisinde kendi savunmasını kendisi yapabilir. Ama buna gerek kalmadan Atatürk milliyetçileri olarak böyle bir ortam yaratılmasına müsaade etmememiz lazım.

Ben ne sizlerdenim, ne onlardan, nede ötekilerinden. Ben önce Allaha, hemen ardından Atatürk ün ilke ve inkılâplarına, Atatürk milliyetçiliğine ve ulusal birliğine, bilimsel gerçeklere ve insanoğlunun mantığına inanan bir insanim. Çağdaş bir yaşam tarzı taraftarıyım. Özgürlükçüyüm, ama kesinlikle sınırsız özgürlük taraftarı değilim.

                                                  ***

02.03.2008

Hatırlatma

Sizlere 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel in iki sözünü hatırlatmak istiyorum.

Demokraside çare tükenmez.
Çözüm sistemin içindedir.

                                                  ***

>>> Önemli Düzeltme <<<

Sayın RTE, bizler “başı örtüsünün olduğu yerde biz yok’uz” demeyiz!!!
Olsa, olsa “siyasal simge Türbanın olduğu yerde yok’uz” deriz. Türbanı, başı örtüsüyle bir tutmayın. Başı örtüsü hep vardı. Türbanı sizler yaratınız.  

                                                  ***

03.03.2008

Tersi - Yüzü

İki haftadan beri 32. Gün programını izliyorum. Üniversite örgencilerinin katılımıyla gerçekleştiriliyor. Edindiğim izlenim Internet araştırmalarımla örtüşüyor. Ne demek istediğimi izah etmeden önce sizleri bir kavramla tanıştırmak istiyorum. Mesleğimden olmayanlar pek bilemezler.

Backdoor

Bazıları da Trapdoor der. Arka kapı anlamında. Bilgi işlem hizmetlerinde kullanılır ve bir sorun yaşandığında güvenlik sistemlerinden etkilenmeden sorunu gidermeye yarar. Bunu size neden anlattığımı anlamamışsınızdır sanırım. İran’a doğru gidiyoruz, biz Türk’üz Iranı dahi geçeriz başlıklı yazımda dini simgelerin neden kamuda ve eğitimde yer almaması gerektiğini anlatmaya çalıştım. Şu bir gerçek ki Türkiye’miz de tam bir kavram kargaşası yaşanıyor. Bunun bilince varmam uzun sürmedi. Benim için ak olan senin için kara oluyor. Ben diyorum Mersine, sen anlıyorsun tersine. Arkadaşlar, dil insanlar arasındaki iletişimin temelidir. Yazı dili kelime dağarcığı zenginliği ister. Güzellik ve estetik ister. Söylenen söz için de aynı kurallar geçerlidir. Maalesef Türkçemizde birçok kelimenin birden fazla anlamı var ve bu yüzden isteyen, istediğini anlamak isteği şekilde anlıyor. Bir örnek vermek gerekirse:

Dünkü haberlerde RTE, bizler yani laikler için  “…başı örtüsünün olduğu yerde biz yok’uz…” diyormuşuz diye bir idda da bulunmuş. Bak şimdi. Olsa, olsa “siyasal simge Türbanın olduğu yerde yok’uz” deriz, öyle değil mi? Türban, başı örtüsüyle bir tutulur mu? Aslında tutulur, iki’si de başı örtmeye yarar.

Başı örtüsü hep vardı. Türbanın bağlama şekli farklı. Ve bu Türbanı yaratanlar kutsal dinimizi siyasal amaçlı kullanmak isteyenlerdir. Yoksa daha önceden Türban (şu an ki bağlama şekli ile) vardı da bizler mi bilmiyorduk? Dolayısıyla Türban bir siyasal simgedir.

Konuyu fazla dağıtmadan ister laikler, ister siyasal İslamcılar olsun şu mutabakata varabilir miyiz?

Kutsal dinimizin toplumsal ve bireysel yaşamı düzenleyen kuralları var mıdır? 

Sanırım iki tarafta vardır demesi lazım. O halde laik bir devlet düzeninin de toplumsal ve bireysel yaşamı düzenleyen kuralları var mıdır? Vardır!

Laiklik, geniş manası ile de hürriyetlerin en kutsalı olan düşünce hürriyetine devletin tarafsız bir davranış içinde olarak saygı göstermesidir. Dinin şahsî ve siyasî yararlar uğruna sömürülmesini önlemektir.

Ben elhamdülillah Müslüman bir ananın ve babanın evladıyım. Buna rağmen kendime şu soruyu sormadan edemiyorum:

Bir Müslüman dünyevi kurallara aykırı hareket edebilir mi?

Kanımca kayıtsız şartsız: Hayır

Konusu : Sosyal Hayat
İçeriği : SOSYAL DÜZEN KURALLARI
Başlığı :

Toplu halde, belirli düzen ve kurallara uyarak yaşama, sadece insana mahsus bir kabiliyet ve ihtiyaç olmayıp bütün canlılar için söz konusudur. Son dönemlerde yapılan araştırmalar, hayvanların da ihtiyaç, şart ve fıtratlarına uygun biçimde çeşitli gruplar oluşturdukları ve bu birlikteliği belli kurallara bağladıkları, aykırı davrananlara bazı yaptırımlar uyguladıkları, aynı hususun bitkiler için de geçerli olup bu konunun yeni bir bilim dalı olan “bitki Sosyolojisi”nin alanını teşkil ettiği bilinmektedir. Bununla birlikte sosyal hayata en yatkın olan ve buna en çok ihtiyacı bulunan varlığın da insan olduğu açıktır. İşte, sosyal düzen kuralları bu tabii ihtiyacı en iyi şekilde karşılamaya ve birlikte yaşamayı çekilmez olmaktan çıkarıp anlamlı kılmaya yönelik önlemlerdir. Din, ahlâk ve hukuk kuralları da bir yönüyle sosyal hayatı düzene koymayı, insanların birbirlerine zarar vermeden hatta destek olarak yaşamasını ve neticede birlikte yaşamayı güzelleştirmeyi hedeflerler.

Sosyal düzen kurallarının önemli bir kısmını görgü kuralları (âdâb-ı muâşeret) denilen birlikte yaşama sanatı oluşturur. Ahlâk ilmiyle ve kurallarıyla da iç içe olan bu kurallar, bireyin benliğine yerleşen iyi huydan ve iyiyi kötüden ayırıp onu iyiye yönlendiren melekeden (edep) beslenir; beğeni, takdir ve kınanıp ayıplanma şeklinde toplumsal yaptırımla da desteklenir. Netice itibariyle toplum halinde yaşamanın yazılı olmayan ana-yasasını oluşturur, insan olmanın nezaketini hatta kişinin kendine saygısını temsil eder.

İslâm dininin özünü iman esaslarının, ana unsurunu da ibadetlerin teşkil ettiği doğrudur, fakat dindarlık bunlardan ibaret değildir. Dindarlık, yaratana kulluk, yaratılana şefkat ve saygı, hiçbir canlının hakkını ihlâl etmeden, hiçbir kalbi incitmeden hak ve istikamet üzere yaşama demektir. Bireysel huzur, güven ve mutluluk için de toplumsal sükûn ve barış için de bu gereklidir. Din ve dindarlık öyle anlaşılmaz ve uygulanmazsa, ortaya kaba, hoyrat ve bencil bir dindar tipi ön plana çıkar; cahil kesimler de dini böyle algılar ve dinden uzakla-şırlar. Genel ahlâk, âdâb, görgü ve nezaket kuralları insanlara dini hoş göstermek için değil, dinin ve din-darlığın tabii gereği olduğu için benimsenmeli ve uygulanmalıdır. Böyle olduğu için de ahlâk ve âdâb dinî kültürümüzde vazgeçilmez bir öneme sahip olmuş, dinî hayatımızın ve eğitimimizin ayrılmaz bir parçasını teş-kil etmiştir. Âdâb-ı muâşereti öğrenmenin farz-ı ayın sayılması da bu sebepledir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, I, 29). Ahlâk ve âdâb grubunu teşkil eden değer ve kurallar doğal ve sosyal çevrenin korunmasında da etkin, yapıcı ve uyarıcı bir role sahip olup bu alandaki diğer çabalara güçlü bir destek sağlar.

Âdâb, görgü ve sosyal düzen kurallarının özü ve mahiyeti aynı olmakla birlikte biçim ve şekilleri toplumdan topluma değişebilir, kültür ve gelenek farklılıklarına tâbi olarak farklılık gösterebilir. Bunlar arasında trafik kuralları, genel sağlık ve koruyucu hekimlik kuralları gibi oldukça evrensel nitelikte olanlar da toplantı, sohbet, toplu ibadet, ziyafet, toplu taşıma araçlarında seyahat gibi mahallî karakteri ağır basanlar da bulunabilir. Bu tür sosyal düzen kurallarına uymak, toplu halde yaşamanın ve başkalarına saygılı davranmanın tabii gereği olduğu gibi dinin genel ilke ve amaçları-nın, büyüklere saygı ve küçüklere sevginin, toplum düzenini ve kul hakkını ihlâl yasağının da gereğidir. Toplumsal düzeni bozucu, insanların birlikte ve güven içinde yaşamasını güçleştirici, toplumsal kargaşa ve bozgunculuğa yol açıcı davranışlar dinî literatürde fitne ve fesat terimleriyle ifade edilir ve şiddetle kınanır. Yoldan geçenlere eziyet veren olumsuz bir durumun giderilmesinin imandan bir parça sayıldığı, ağaçtaki kuş yuvasının bozulmasının insanlığa aykırı görüldüğü, baş-kalarını rahatsız eden bir kıyafet ve koku ile camiye ve toplum içine girilmesinin kınandığı düşünülürse, İslâm dininde sosyal düzeni sağlayıcı kurallara uymanın ibadet ölçüsünde değerli sayıldığı kolayca anlaşılır. Böyle olunca Müslümanların trafik kuralları, genel sağlık kuralları, toplu seyahat araçlarında geçerli nezaket kuralları, cami, okul, salon, otel, lokanta, cadde gibi umuma açık yerlerde söz konusu olan görgü kuralları gibi birlikte yaşamanın tabii gerekleri olan sosyal düzen kurallarına uyma hususunda da âzami titizliği göstermesi gerekir. Bu tür bir uyum, onun dininin ve dindarlığının da, toplum içinde birey olma konum ve sorumluluğunun da tabii gereğidir.
Bkz. Diyanet

…Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası vardır ki, din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir… 
                                                                                           Mustafa Kemal Atatürk

Peki, niye Mâ’ûn Sûresinin 6 . Ayetinde ve ENFÂL Sûresi ne aykırı olduğu halde gösteriş olsun diye dışa vurum oluyor? Samimi Müslüman kardeşlerimde benimle ayni fikirde olduklarına inanıyorum. O halde gerçek bir Müslüman’ın gösteriş yapmaya ihtiyacı var mıdır? 

                                                  ***

05.03.2008

Mahalle karılarının, Çingenelerin bile bir adabı var.

Sözlerime okurlarımdan bir kez daha özür dileyerek başlıyorum. Beni tanıyanlar bilir, hep söylerim:

Politikacı istemediğin kadar çok. Sürüsüne bereket ama devlet adamı o kadar az ki…

İş kovalamıyorlar, birbirlerini kovalıyorlar. Devlet, millet meselleri değil, artık bilemeyeceğim ne…

Dün ki gelişmeleri esefle karşılıyorum. Gözlerime, kulaklarıma inanamadım. Siyasi sorumlular Türk Silahlı Kuvvetleri mi? Türk Silahlı Kuvvetleri mi oturuyor TBMM’de?

Bu gibi davranışların ülkemizin çıkarlarıyla bağdaşmadığı açıktır. Marifetleriniz varsa, hem öteki hükümetlere kendi ülkenizin silahlı kuvvetlerine sahip çıktığınızı anlatır hem de bölücü zihniyetlere gücümüzü gösterirsiniz.   

Sizlerin, burada yalnızca Atatürkçülüğü Katletme Partisi’ne atıfta bulunmuyorum, sayenizde ne durumlara düştü bu memleket. Sayenizde Türban TBMM`inde. Bazen Siyasal İslam simgesi olarak bazense bugün ki gibi bölücü zihniyetin bilmem ne renkleri olarak. Alenen, ulu orta…

Ve bir Allahın kullu (Milletvekili)…  

Tanrım, ne olacak bu memleketin, insanların hali?

                                                  ***

Temsili Demokrasi

Aslında bu konuda bir yazı yayınlamaya niyetim yoktu ama bugün bir sitede çok ilginç bir yazı ile karşılaştım. Konu Manevracı Hezeyan Partisi.

Milyonlarca seçmenin hayal kırıklığından bahis ediliyor. MHP seçmenleri hayal kırıklığı yaşıyor, inanırım çünkü bende aynısını yaşıyorum. Daha öncede belirtmiş olduğum gibi hiç bir zaman sağcı olmadım. Milliyetçiyim, ama ulusal bir milliyetçilik anlayışım var.  

Temsili demokrasinin en büyük problemlerinden ve aynı zamanda çözüm yollarından biri olan seçilen partinin, seçildikten sonraki icraatları ile seçmenin bu partiye seçimden önce oy vermesinin sebepleridir. Seçmen, icraatlar ve seçme sebepleri ötüşmüyorsa bir daha bu partiye oy vermez. Buda zamanla bir “seçim bıkkınlığına” sebebiyet veriri. Çünkü seçmen genelde bir zaman sonra gerçekler ile yüzleşir. Genel anlamda şu bir gerçek ki dünyanın hiç bir yerinde seçim öncesi, seçmenler seçecekleri partinin seçim programını okumaz.  Bu partinin bu seçim dönemi için ne gibi hedefleri vardır bilmezler, çünkü okumazlar. Ondan sonrada böyle hayal kırıklığı yaşarlar!

                                                  ***

Gerçekten yalnızca bir hatıramı?

Hayvan diyecek olsam, hayvanlar âlemine hakaret etmiş olurum. İnsan desem bu sefer İnsanlara haksızlık ederim. Kadın desem hemcinslerinin tepkisini çeker miyim bilemiyorum. Onun için en iyisi hiç birini dememek.

Sizce 1. Cumhurbaşkanımız, Gazi Mustafa Kemal Atatürk yalnızca bir hatıradan mı ibaret?

                                                  ***

06.03.20

Tuzak

Bugün ki yazının başlığı aslında Omuz omuza olacaktı. İster inanın, ister inanmayın ama iki gündür şaşkınlık ve üzüntü ile izlediklerimizi önceden tahmin etmiştim.  Herkes gibi 29.02.2008 günü yaşadıklarımız beni de şoka soktu. Ama düşünüp taşındıktan sonra bazı ihtimaller üzerinde durmaya başladım, hatta Türkiye’deki kuzenimle paylaştım. Ama açık gönüllülükle söylemek gerekirse yayınlamaktan çekinip Sağduyu başlıklı yazımı siteme koymayı uygun buldum.

Söyle bir olayları gözünüzün önünden geçirin. Sonra iki günden beri yaşadıklarımızı irdeleyin. Şimdi şu sorulara yanıt verin:

1.      AKP bu olayların neresinde duruyor ve iki gündür sergilediği tutum nedir?
2.      CHP nin 3-4 gün sonra mı akli başına geldi?
3.      CHP genel başkanı Sayın Baykal neyin peşinde?
4.      Neden tartışmalar TSK üzerinde yoğunlaşıyor?
5.      Siyasi sorumluluk kimde?
6.      TSK bu konuda kendi başına hareket edebilir miydi?   
7.      AKP ve AB(D) de ki bu derin suskunluk nasıl yorumlanmalı?
8.      Kamuoyu yönlendirilmek mi isteniyor?
9.      MHP’ye birden bire ne oldu?

Asıl iki kilit soru var ama sanırım sormamak benim için daha hayırlı olacak. Kendiniz düşünürseniz belki aynı sorular aklınıza gelebilir. Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmayalım. Bu tartışma derhal bitmeli! TSK’nin zayıf düşmesi Siyasal İslam’ın ve diğer bölücü ve yıkıcı unsurların ekmeğine yağ sürmektir.

                                                  ***

Göz hizası

Sizce Atatürkçü ya da Kemalist olmak ne demek?

Yok, o anlamda sormadım. Uluslar arası manada soruyorum. Bence Atatürk milliyetçisi olmak, Atatürk’ün hedeflerini sürdürebilmek demek karşıtının gözünün içine baka bilmek, yani ne aşağıdan yukarıya, nede yukarıdan aşağıya doğrudan adamın gözbebeğinin içine bakmak demektir!

Doğrudur, istisnalar olur. Adam benden küçüktür, ya da ben ondan küçük olabilirim, yani fizyolojik olarak birbirimizin gözlerinin içine bakmamız zor olabilir.

Bunu uluslar arası ilişkilere yansıtacak olursak karşıtımın gayrisafi milli hâsılası benimkinden yüksek olabilir ama bu benim kem - küm etmem için bir sebep midir?

Adama borcum mu var, bak o zaman işler değişir. Yinede her zaman bir çare bulunabilir.  

Gerçi bize milliyetçi derler. Ama biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.

                                                                                                  Mustafa Kemal Atatürk

                                                  ***

07.03.2008

Pişmişin halinden hiç anlar mı ham? Sözü kısa kesmek lazım, vesselam.

Admiral William Joseph Fallon,
I recommend taking up negotiations with the Taliban or Osama bin Laden.

                                                  ***

Ulusal çıkarlarımızı gözetmek

Genelkurmay Başkanım Orgeneral Yaşar Büyükanıt,

günlerden beri süren tartışmalar sağduyulu her vatandaşı derinden üzmektedir. Size bir öneride bulunmak haddim değil ama lütfen, ulusal çıkarlarımızı gözetmek adına bu tartışmalara bir nokta koyun. Bizler başımızdaki siyasetçileri tanıyoruz. Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Türk halkının gönlündeki yeri belidir. Hiç bir politikacı bu kuruma olan güveni, sevgi ve saygısı sarsamaz.

                                                  ***

Don ve Türban

Türbanını çıkar demek "donunu çıkar" demek.
                                            C. Zapsu

Yoruma gerek yok değil mi?

                                                  ***

08.03.2008

Sanal savaş

Günlerden beri kafam bozuk. Fişlerini çekebilsem işi bitireceğim ama o kadar çoklar ki tek başıma mücadele etmem imkânsız. Seviyeli siteler olsalar, savundukları “davanın” hakkını verseler başım üstüne.

Çağdaş ve laik Türkiye taraftarlarına sesleniyorum

Belki şimdiye kadar anlamışsınızdır, ben eğitim zamanını saymasak bu yıl 25. senemi bilgi işlem hizmetlerinde dolduruyorum.

İnterneti din simsarlarına, birlik ve bütünlüğümüze göz dikenlere bırakmamamız lazım.

İnternetin sanal ortamında kendilerini çok rahat ve güvende his ediyorlar. Benimle bu simsarlara karşı mücadele etmek isteyenleri, birlikte çalışmaya davet ediyorum. Ama bir uyarıda bulunmam lazım. Bu site de Atatürk ilke ve inkılâplarını savunmaya başladığımda sanal saldırılara uğradım. Amatörce saldırılar, bir kaç tıklama ile beni rahatsız bile edemediler. Ama bu benim ilgi ve bilgi alanım. Sizin olmayabilir ve gerçekten sorun yaşayabilirsiniz.

Yirmi beş sene kendinizi saklayamazsınız, kaldı ki benim hiç bir zaman öyle bir niyetim olmadı. Bilgisayar alanında birçok makale ve elektronik kitaplarım var. Anlayacağınız, isteyen beni istediği anda bulur.

Her şeye rağmen mücadele azminiz varsa ya da en azından fikir edinmek istiyorsanız, elinize bir kaç araç vermek istiyorum:

Site sahipleri hakkında bilgi edinmek için:

Türkiye: 
http://www.whois.gen.tr/
 
Avrupa:
http://www2.whois.eu/whois/GetDomainStatus.htm
 
Uluslararası:
http://www.nic.com/nic/whois/
http://www.internic.net/whois.html
 
Almanya: 
http://www.denic.de/de/

Benim amacım herhangi bir siteyi çökertmek değil. Simsarlar dört tarafa yayılmışlar hangi birini çökerteceksiniz. Bence onlarla mücadele etmenin en güzel yolu onların yalan ve dolanlarını Türk kamuoyunun sağduyusuna ve takdirlerine sunmak olacak. Bunun için size bir kaç araç daha sunmak istiyorum. Örnek olarak bir siteyi ele alalım:

http://www.basortu.net/

Bu siteye girdiğiniz an şu içerikle karşılaşıyorsunuz.

Sitenin devamında istediğiniz takdirde şu link’i buluyorsunuz:
 
http://www.suleymaniyevakfi.org/modules/nsections/index.php?op=viewarticle&artid=45

Şimdi yalan dolan kısmına gelelim:

Bu sitede Ahzab Suresi’nin 59. ayeti şu şekilde vermişler:

“Ey Peygamber; eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, cilbablarını üzerlerine sıkıca örtünsünler. Böylesi onların (iffetli olarak) tanınmaları ve rahatsız edilmemeleri için daha elverişlidir.”

Laik ve Çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin Diyanet Başkanlığında ayni sure şu şekilde verilmektedir:

“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”

T.C Başbakanlık Diyanet İşleri Başkanlığı Kur’an-i Kerim ve Türkçe Meali

Desinformasyonun (yanlış bilgilendirme) böylesine ancak pes denir. Diğer sureleri sizler denetleyin ki ağzınız açık kalsın.  

                                                  ***

09.03.2008

Strateji

Böl ve yönet batı stratejisidir. Birbirine düşür, gündemi değiştir. Nefes almak, toparlanmak için zaman kazan kimin stratejisi?

                                                  ***

Bu arada

- Euro 1,9x geçti.
- Vakıflar kanunu değişti. RTE Vakıf yöneticileri ile görüştü…
- Fethullah Gülen aklanıyor.
- Türban, don, Üniversite derken sefalet artı.
İşler düşündükleri gibi yürümüyor.
İnşallah, maşallah…

                                                  ***

150’likler listesi

Sizce günümüzde güçlü bir devletin özellikleri arasında neler olmalı?

Şüphesiz bu özelliler arasında teknolojik, askeri ve ekonomik güç vardır. Ama güçlü bir devletin bir özelliği vardır ki bu güç kaynağı zamansızdır. Aynı güç kaynağı insanlar arasında da farklılık yaratır. Bir İnsanın bu özelliği diğerlerine nazaran daha belirgin ise, o zaman bu insan ön plana geçer. Hafıza belirleyicidir.

ABD dışişleri bakanlarından M. Albright bu ülkenin çıkarlarına karşı hareket edenler için  “ABD’nin belleği sonsuzdur!”  demiştir.

Büyük devletlerin belleğinin dostu ve düşmanları için sonsuz olması gerekmektedir.

Ya Türkiye’nin?!

Atatürk zamanında Türk devletinin belleği de sonsuzdu. O’nun “150’likler listesi” olarak anılan bu ilk memosunda isimleri yazılı 150 vatan haini, Türk vatandaşlığından çıkarılarak sınır dişi edilmiştir.

Devlet belleğinin sonsuz olması zamanında gerektiği gibi misilleme olanakları yaratır. “Uyumlu” misilleme politikaları devlet ciddiyetinin bir göstergesidir. Ciddiyetin diğer bir öğesi belirlenen uzun vadeli hedefleridir. Milli politika siyasi ihtiraslardan ve güncel politikalardan bağımsız olarak belirlenmeli ve istikrarlı bir şekilde takip edilmelidir. Bu bağlamda güçlü bir devletin başarılı kadroları siyasi yelpazeden etkilenmeden görevlerine başarıları sürdüğü müddetçe devam etmeli.   

Soruyu tekrar ele almak istiyorum:

Ya Türkiye’nin?!

Atatürk’ün listesinde yer alanlar 600 civarındaydı. Bir takım nedenlerden dolayı bu liste 150’ye indirildi. Dost artımı bilemem! Kesin olan Laik Türkiye Cumhuriyeti Devletinin içte ve dışta düşmanlarının artığıdır.

                                                  ***

10.03.2008

Bez Parçası

Her şeyi bir tarafa bırakalım. Siyasal İslam’mış, türban ya da başı ötüşüymüş, laiklik tanımıymış vs.

Kulaklarıma inanamadım!

O gençlerin yerinde ben olacaktım – Topluca protesto amaçlı salonu terk ederdim. En azından bu çağrıda bulunurdum – ve bu eylem o kadar etkili olurdu ki. Gerek M. Ali Birand gerekse program sorumluları bir daha sefere kimlere söz hakkı verdiklerini çok daha iyi düşünürlerdi.

Türbanı ve bayrağı aynı cümle içersinde  “bez parçası” olarak nitelendirmek ne kadar doğrudur, sizlerin takdirlerine bırakıyorum. Atatürk’e yakıştırmaya çalıştırdıklarını da aynen kendisine iade ediyorum.

Gerici…
 
Size bu konuda cevap vermeye tenezzül dahi etmiyorum. Söyleminiz ve savunma yazınız seviyenizi yeterince belirliyor. Ancak ben kendi açımdan düz – ters mantık bilmem çünkü aklın yolu birdir.   
 
Kişinin savunma yazısı:
http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=08.03.2008&y=FikriAkyuz

İnsanlıktan nasibini alamamışlara, sizlere sesleniyorum. Türban şahsi bir tercihtir ama Bayrak bir toplumun -ortak- değerlerinden biridir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten hiç bir şey öğrenemiyorsanız bari saygı ve insanlık öğrenin. Atatürk, önüne serilen Yunan bayrağını çiğnememiştir. Neden acaba?

                                                  ***

11.03.2008

„…gâvur İzmir…“

Gâvur İzmir” deyimine tarihsel bir yaklaşım sergilemeyeceğim. İlgililer zaten bilir.

Gâvur kelimesinin sözlük anlamı:
— Dinsiz kimse,
— Müslüman olmayan kimse,
— Merhametsiz,
— Acımasız,
— İnatçı,
— Düşman.

Türkçemize Farsçadan girmiştir. Aşağılama ve hor gösteren bir anlam içermekteyken zaman içersinde kâfir sözcüğü ile eşanlamlı olarak da kullanılmaya başlanmıştır.

İktidarda olan zihniyet ve onları destekleyenler, kendileri gibi düşünmeyen herkesi bir nevi “gâvur” ilan etmiştir. Onun için İzmirli vatandaşlarımız lütfen üzülmesinler ama söylenen sözleri de kesinlikle unutmasınlar. Unutmasınlar ki zamanı geldiğinde bu sözleri diğer TÜRKIYE CUMHURIYETI vatandaşları gibi hatırlasınlar.

Çok söz söylediler ve o kadar yüzsüzce hareket ediyorlar ki şaşırmamak elde değil!

Ancak söylemleri bir, bir ortaya çıktıkça elleri ayakları birbirine dolanmaya başladı. Vaatlerini tutamadıkça hoyratça hareketler ile beceriksizliklerini örtbas ediyorlar (türban ile örtmeye çalışıyorlar da diyebiliriz). Vahşi denecek bir anlayış ile Atatürk’e saldırma cüretini gösteriyorlar.

Ya Atatürkçüler?

Bu zihniyet, bu tutumunu hiç çekinmeden sergilerken bizler üzerimize düşeni yapıyor muyuz?

Kesinlikle hayır!

Lütfen hatırlayın, rahmetli Karaoğlan -Bülent Ecevit- Merve Kavakçı denen insana haddini nasıl bildirmişti. Ciddi bir muhalefet! Ciddiyet, bu kadar mı zor?

>>> Halkın oyu ile iktidara gelenler yine halkın oyu ile giderler. <<<   

CHP genel başkanı Sayın Baykal halkın oyuna pek önem vermiyorlar galiba. Eğer önem verselerdi hani “anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az” misali bunca seçim kaybettikten sonra hala o koltuğa yapışıp kalmazdı. En azından ama ciddi bir muhalefet anlayışı ile AKP başkanının kendisi ile dalga geçmesini önlerdi. Neyse kendileri bilirler!

Ama biz laik ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları toparlanmalıyız.

Bu toparlanma nasıl olabilir diye soranlara bir örnek vermek istiyorum.

Mahatma Gandhi ismi sizlere bir şey ifade ediyor mu? Hindistan’da İngiliz sömürgeciliğine karşı Demokratik savunma araçlarını başarılı bir şekilde kullanarak ülkesine bağımsızlığını kazandırmıştır. Gandhi’nin direniş felsefesi arasında şiddetsizlik ve gerçekçilik kavramları da vardı. Ve bence bu felsefenin iki içeriği de bizlere yakışır.

Atatürkçülerin şiddete, yalan dolanla, iftiraya ya da hakaret etmeye ihtiyaçları yoktur. Zaten bu tutum bizlere yakışmaz. Savunduğumuz davanın özü ile çatışır.

Örgütlenme esastır. Şuurlu ve disiplinli bir şekilde “sivil itaatsizlik”, birliktelik, kararlılık, özgüven ve azim ile Demokrasi anlayışını sulandıranlara ya da kendi amaçlarına uygun bir şekilde çarptırmaya çalışanlara karşı mücadele edebiliriz.

                                                  ***

13.03.2008

Kafalar karışık, konular bulanık, hava pusulu

Türkiye yolcusuyum, yazılarıma 19.03.2008 kadar ara vereceğim. İlginize teşekkür ederim.

                                                  ***

19.03.2007

Ben demokrat değilim!

Eğer “Türk demokrasisi” denilen olgu AKP’nin sergilediği tutum ve şimdiye kadar ki uygulama anlayışı ise ben demokrat olamam.

Demokrasinin d’sini bilmeyen bir zihniyetin:

— Özgürlük, eğitim ve inanç kisvesi altında Demokrasinin temel öğelerinden biri olan hukuk düzenini sorgulamaktan öte, yıpratmaya hatta yıkmaya çalışıyorsa…
— Laikliğin ilkesi olan din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını hiçbir yaptırım ile karşılaşmadan sarsabiliyorsa…
— Kanun önünde eşitlik kaidesini AKP’ye özgü bir anlayış ile yorumluyor ve hiç çekinmeden uyguluyorsa… 
— Gerçekdışı beyanlar ile demokrasi ve özgürlük - özgürlük ve demokrasi diye, diye bitmez, tükenmez kısır bir döngüye girdiyse…

AKP yöneticilerinin demokrasi anlayışlarından kuşku duymak benim en doğal hakkımdır.     

Demokratik tahammüller işinize geldi mi “demokrasiye” toz kondurmayın, işinize gelemedi mi yaygarayı koparıp, mazlum ve mağdur edebiyatına sığının. İyi be… 
Sormazlar mı, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diye.

Sizi gidi çeyrek demokratlar, sizi…

                                                    *

RTE, devlet böyle yönetilemez!
Bilirsiniz, özdeyiştir: Lafla peynir gemisi yürümez!
Lafla, şairlik ile “peynir gemisini” yürütmeye çalışıyorlar, ama yürümüyor.
 
RTE kıyaslamıştı, hatırlarsınız:
Devlet yönetimini, kabile yönetimi diye.
-          Yüzeysel düzenlemeler ile seçim öncesi zamsız, seçim sonrası zam furyasını patlatarak!
-          “Reform paketi” denilen ve hangi amaçlara hizmet ettiği belirsiz düzenlemelerin Türk
kamuoyundan önce AB(D) kamuoyuna sunulması ile…
-          Kâğıt üzerinde kişi başına düşen milli geliri yükselterek!?
-          Hayali ekonomik atılımlar ile Refah düzeyinin artması!?
-          AB üyeliği!?
-          Borsa, balon…

Gerçekten bu anlayış ile değil devlet, kabile dahi yönetilemez. AKP, iktidar süreci tam bir “arınamamışlık” ve iflas göstergesidir.

Daha yeni geldim Türkiye’den. HAYAT, ATEŞ PAHASI. Sözüm ona istikrar adı altında, ekonomi hesaplayabildiği bir siyasi çizgiden dolayı menfaatleri doğrultusunda hareket etmeye çalışıyor. İşsizlik aldı başını gidiyor. Küçük esnaf can çekişiyor. Gençlere istikbal nerede??? İş, aş, nitelikli bir eğitim ile uluslararası rekabet imkânı nerede?  Milletin orasıyla burasıyla uğraşacağınıza gençlere bir gelecek verin! Yalnızca Allah rızkını da veriri ile olmuyor!

Türkiye Cumhuriyeti seçmeni AKP’nin “çağdaş” ve buna rağmen dininde, kitabında bir parti olduğu kanısına varmıştı. Şüphesiz AKP’nin söylemleri ve “göstermelik” eylemleri de ilk anda bu intiba’yı yaratıyordu. Tüm partiler teker, teker sınanmış ve süreç içerisinde şu ya da bu gerekçeyle seçmen tarafından onay alamamıştır. Diğer partiler vaat ettikleri hedefleri tutturamamışlardı. AKP, söylemi ile inandırıcı geldi. Ama AKP’de göstermelik hedeften şaştı ve gerçek yüzü ortaya çıktı. Seçmen eninde sonunda bunun bilincine varacaktır.

Milli Nizam Partisi = Milli Selamet Partisi = Refah Partisi = Fazilet Partisi = Saadet Partisi = Adalet ve Kalkınma Partisi = ???

Ne değişti?

Hedef şüphesiz aynı, demokrasiyi kullanarak din ekseninde bir devlet yönetimi. İşte size demokrasinin zaaflarından biri.

Kuşkusuz toplum yaşamını düzenleyen yeni bir kurallar manzumesi bulunana kadar, demokrasi kötünün iyisidir ve demokrasinin kendini savunma araçları vardır. Ama AKP bu savunma araçlarını bir, bir iptal etme gayretindedir.

Sorumluluk sahibi devlet görevlileri, görevlerinin gereğini yerine getirdikleri zaman hedef gösterilmeleri hiçbir şekilde demokrasi ile bağdaşmayan bir tutumdur. Bu davranış biçiminden hemen vazgeçilmelidir. Söylemleriniz neyin peşinde olduğunuzu açıkça ortaya koymaktadır. Seviyesiz bir şekilde kendinizi savunmaya, halkın gözü önünde ben mağdur oldum “laikler demokrasiyi engelliyorlar” oyunlarından derhal vazgeçin. Ayıptır!

Siz olsanız nasıl yorumlardınız:

RTE, AK Parti Çanakkale İl Teşkilatı tarafından Kolin Otel'de düzenlenen yemekli toplantıda yaptığı konuşmada, ''İşte bu toprakları vatan yapmak için şehit oldular. Kolay değil, hep konuşulur; olur mu olmaz mı... Olur kardeşim olur, 'İmandır, o cevher ki ilahi ne büyüktür. İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür.' Seyit Onbaşı'yı Seyit Onbaşı yapan odur. O mermiyi ona kaldırma gücü veren odur. Hadi inkar etsinler bunu. Herhalde buna da 'laikliğe aykırıdır' demezler. Her 18 Mart'ta buraya geldiğimizde Seyyit Onbaşı'nın o mermiyi namluya yerleştirişini işliyoruz. Onunla hep beraber komuta kademesinden ta eratına kadar kendimize yeni bir güç devşiriyoruz. Bu bizim doğal hakkımız. Bunu kimse bir yerlere çekmemeli, çekemez.''

Seyit Onbaşı > iman gücü nasıl bir ilişkilendirme bu? Ne alaka?

Kaldırmaya gücü yetmeyen imansız mı? İnsanların imanlı olup olmadığı AKP tarafından mı belirleniyor? Rabim seni, beni, bizleri bilmiyor mu, bir aracıya ihtiyacı mı var?

RTE, siz ve partiniz artık ne yaparsanız yapın, ne söylerseniz söyleyin bir nevi gözetim altındasınız! Çünkü alakası olmasa da sizler, evirip çevirip olayları din ekseninde yorumluyorsunuz. Eskisi gibi gizli saklı konuşamıyorsunuz!!!!!!!!!!!

Zihniyet aynı, söylem aynı. Sizler ne demokrasiyi, ne hukuku nede laikliği içinize sindirememişsiniz. Eğer sindirmiş olsaydınız son günlerde yaşadıklarımıza şahit olmazdık. Önemli olan sizin gibi düşünenlerin bunu sindirip, sindiremediği değil. Hayal ettiğiniz “İslam Cumhuriyeti” hedefine ulaşma uğrunda verdiğiniz zarardır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin siyasi ve yasal bir partisi gibi bu cumhuriyetin kazanımlarını, içersinde yaşayan insanların menfaatlerini gözetmediğiniz aşikârdır. Vahim olan, isteyerek ya da istemeyerek dışta kimlerin emellerine hizmet ettiğinizdir.

                                                  ***

20.03.2008

MHP

MHP akıllanmayacak! Yine ip atma hevesi ile hareket ediyorlar. Bu ip hangi boğaza geçtiğini algılamayacak kadar gözleri dönmüş. Tük milliyetçisi geçiniyorlar. Okyanusun ötesindeki, kapının dibindeki, adamı boşu boşuna adada, çiftlikte besle(t)mez. Bir gün çiftlikteki döner, adadaki bir yerin başına geçer…

                                                  ***

DTP 

Show haberde yer alan DTP ile ilgili yayını izlediniz mi?
Oy uğruna bazı siyasetçilerin yapamayacağı şey yok galiba. DTP’de siyasi İslam can simidine sarılıyor. Yandık, laik ve çağdaş Türkiye vatandaşı ortada kaldı!

                                                  ***

İnsanoğlunun:

Karını konuştuğu zaman, kalbini unutur.
Kalbi konuştuğu zaman, mantığını unutur.
Mantığı konuştuğu zaman uçkurunu unutur.

                                                  ***

Nemesis, Asala, PKK, ılımlı İslam, ???

Nerede kalmıştık?

Kafalar karışık, konular bulanık, hava pusulu idi. Maalesef durumda bir değişiklik yok. Doğru ya; AKP’nin, isteyerek ya da istemeyerek dışta kimlerin emellerine hizmet ettiğinden bahis ediyorduk.

Bunun için tarihte biraz geriye gitmemiz lazım. Tarih sayfalarını karıştırmadan önce bir tespitte bulunmak istiyorum. Bu tespitin nedeni kesinlikle yanlış anlaşılmak istemediğim içindir.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını oluşturan insanlar, daha öncede belirttiğim gibi, benim insanımdır. Hiç bir şekilde ırk, dil, din ayrımı gözetemem. Çünkü bizler bu toprakların insanıyız. Hani okyanusun üstünde yol alan bir gemide bulunan insanlar misali. Bu gemi batarsa hepimizin sonu olur. Ölen, ölür kurtulan sağlar bizimdir diyemem!    

Bu tespitten sonra adalet tanımayan partinin muhtemelen hangi oyunların ve kimlerin maşası haline geldiğine geçelim.

Ben 13 yaşımdan beri siyaset ve tarih ile yakından ilgili bir insanım ve ömrümün çok büyük bölümünü Avrupa’da geçirdim. Sanırım bu insanların “ciğerlerini” biliyorum desem yalan olmaz. Sıralayacağım isimler, yerler ve olayları ayrıntılı bir şekilde ele almam bu makalenin sınırlarını zorlar. Eğer ilgileniyorsanız araştırmanızı öneririm. 

Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde yaşayan insanlar kayıtsız şartsız şu olgunun bilincine varmalı:

Batı, yani AB(D) ‘nin politikalarında istikrar, devamlılık, menfaat bazında ilişkiler, alternatifler ile oynama ve para dolayısıyla güç esastır. Bizler önümüzdeki belirli bir zaman birimi için hedefler saptarken, batı onlarca yıl sonrasını belirler ve zamanı geldikçe bu hedeflerini uygulamaya koyar.

“…İleride dara düşüp bize yardım için geldiğinizde, burada reddettiğiniz her şeyi, cebimden çıkartıp önünüze koyacağım…”
                                                         
                                                        Lord Curzon

Batı, Lozan anlaşmasını hiç bir zaman hazmetti. Bu Türklere özgü bir paranoya değil, maalesef bir gerçektir. Hiç kendinize sordunuz mu, Azınlık hakları nedir diye?

Bizim kültürümüzde, dinimizin ümmet anlayışından dolayı olmayan ama batının hayat anlayışının temel taşlarından biri olan bu kavram tarihten gelen karşılıklı ihlaller yüzünden ilk kez 1815 viyana milletlerarası insan hakları anlaşması ile ele alınmıştır. Daha önceki yazılarımda da değinmiştim, batı kendine göre doğru olan anlayışları zorla kabul ettirmeye çalışır diye. Konuyu fazla dağıtmamak için kısa keseceğim. Azınlık hakları, temcit pilavı gibi önümüze konmaktadır. Bu olmayan bir anlayışı yaratma çabalarıdır. AKP bu konuda nasıl bir tutum içersindedir?

      1920 Sevres Türkiye’yi paylaşma antlaşmalarında sadece biridir ama günümüze kadar gelebilmiş bir plandır. Üniter yönetim, yerini federal bir yönetim biçimine bırakmalı ve federasyon etnik ayrılığa dayalı olmalıydı. Son zamanlarda yükselen sesler neyi istiyorlar? Federasyonu! Devam edelim, Sevr bir anlaşmadan çok bir arzunun dile getirmesidir. Osmanlı bünyesinden 25 civarında devlet türemiştir. Bunlardan batı için gerçekten önem arz eden “bağımsız” bir Kürt devletidir. Paylaşım planlarına baktığınızda özellikle Fransa’nın ve İngiltere’nin hangi bölgeler ile ilgilendiği ve nedenleri ilgi çekicidir. Araştırmanızı şiddetle tavsiye ederim.
      Cumhuriyet isyanları, burada dikkat edilmesi gereken isyanın kimin tarafından çıkarıldığı değil kimler tarafından desteklenip körüklendiğidir. Birçok somut kanıt mevcuttur. Yine başrolleri Fransa (Ermenileri) ve İngiltere (Arapları ve Kürtleri) oynamaktadır (bkz. Binbaşı Noel ve Lawrence) . Fransa ve ermeni soykırım iddiasını tanıma gibi. Bu çıkarlar yumağı tarihten günümüze kadar gelmektedir.
      Batının tarihinden günümüze Türklere bakış açışı.
      Baltaliman antlaşması. Bkz. Günümüzün özelleştirme uygulamalarına. Sata, sata bitiremediler. Bu anlayış şüphesiz Türkiye’nin lehine değildir. 
      Sykes – Picot anlaşması.
      Osmanlının Arap yarımadasındaki egemenliği ve bu egemenlikten ilerde doğabilecek Petrol sömürüsü. Günümüzde Güneydoğu Anadolu suyu! Yani Fırat ve Dicle nehirlerindeki suyu elde edebilmek için etnik koz yine kullanılmaktadır.
      İkinci dünya savaşından1965’e kadar batı Lozan anlaşması ile güvence altına alınan üniter yapıyı sorgulanmamıştır.
      1965’den sonra Amerika Birleşik Devleti Lord Curzon sözlerini anımsayarak Türkiye’ye karşı politikasını değiştirmiştir.
      Türkiye birinci dünya savaşından sonra oluşan iki kutuplu dünyada tarafsız kalmayı başaramadı.
      İsmet Paşa, geleneksel bir Asker! Sanırım tarihten de gelen bir anlayış ile Rus tehdidini bir devlet adamı anlayışından çok bir asker gözü ile değerlendirdi.
      Menderes zamanında o güne kadar doğrudan doğruya bir müttefik olma anlayışı bir uydu olma politikasına dönütsü. 
      Truman doktrinleri.
      İkinci dünya savaşından sonra Türkiye’nin - ABD tarafında yer alma koşulları -.
      Marshall planı ve şartnameleri.
      1948’den sonra diş borçlanma.
      Yine ikinci dünya savaşından sonra Türkiye’nin ağır sanayi kurma çabaları ve kimler tarafından engellendiği.
      Yine günümüze kadar gelebilmiş bir görüş:
Türkler ne Avrupalaşabildiler ne Asyalaşabildiler. Türkler ırkları soylarına göre değil dinlerine göre ayırırlar. Şiddetle karşı çıktığım bir uygulama anlayışı, bunu Avrupa’da şuan yaşıyoruz -  ulusal potada eritebilmek!
      Adnan Menderes, kredi, ABD, Sovyetler ve malum sonuç!
      1960’larda Türkiye adım, adım batıya yüz çevirmeye başladı. Sovyetlerle dostluk derinleşirken, Kıbrıs’ta olaylar çıkmaya başladı. İlginç bir tesadüf değil mi?
      İsmet İnönü “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye bu dünyada yerini bulur…”  sözlerini neden sarf etmiştir?
      1960 sonlarına gelindiğinde Batı ile dostluğun kendine zarar verdiğini açıkça gören Türkiye, Batı’ya muhtaç olmadan kalkınma yollarını aramaya girişir. GAP bu arayışın bir ürünüdür. GAP projesinin ayrıntılarına girmeyeceğim. Ama bu dev proje Batı’yı kaygılandırdı. Lütfen bu sıralar Güneydoğu Anadolu bölgesine esmeye başlayan bölücülük rüzgârları ve GAP arasındaki ilişkiyi bir düşünün.
      1970’in başlarında ABD Iran ve Iraktaki Kürtler üzerinden günümüze kadar süren “ilgi çekici” politikasını para ve silah desteği ile gündeme oturtmaya başladı.
      Kıbrıs çıkarması ve günümüze kadar süren olaylar zinciri. Başrolleri kimler paylaşıyor? Türkiye’nin 1974’den sonra iki yakası bir araya gelebildi mi?
      1975 ASALA “faaliyete” geçiyor. Asala şiddeti, uygulama şekli ile 1920 Sevr günlerinde faaliyet içersinde bulunan Nemesis’i andırıyor.
      Turgut Özal
      1978 PKK kuruluyor. Sonraki yıllarda Terör örgütünün başı Ankara’da tutuklandı ve nedenleri bence şeffaf olmayan bir biçimde serbest bırakıldı!?
      Lojistik destek! Federasyon adı altında siyasi bölünme, 1978 yıllarında Almanya ve İtalya en üst düzeyde “Kürt sorunu uluslararası bir platforma taşınmalıdır” diyebiliyor.
      1984 GAP projesine kazma vuruluyor. 15.08.1984 Şemdinli – Eruh ile PKK Terörü başlıyor. Tesadüf mü?
      Eski bir oyunun yeni yüzü Fethullah Gülen. Anlayamadığım rahmetli Bülent Ecevit gibi tecrübeli bir siyasetçinin dahi bu ne üdü belirsiz insan’ın söylem ve faaliyetlerine intiba etmesidir. Demek ki maske ve sahne mükemmeldi. 
      1990’lı yıllarında Büyük Orta Doğu Proje’si (BOP sosyoekonomik yönden araştırılmaya değer bir proje) düşüncelerinden biri de; “ılımlı İslâm”dır.
      1990’lı yılların ortalarında Fethullah Gülen saf değiştirip Amerikacı oluyor.
      Nisan 2000, Washington ve toplantı, Türkiye bir kez daha nota yolluyor, “dostluğa” sığmayan bu davranışları kınıyor.
      Kutsal dinimiz AB(D) tarafından soğuk savaş dönemlerinde hep siyasi amaçlı kullanılmaktayken şimdilerde ekonomik yararlar için kullanılmakta.
      Özellikle 2000’den sonra Batı yaşam tarzının temelini teşkil eden sekülerlik anlayışına eş değerde diyebileceğimiz Laiklik ilkesine ve Laik Türkiye taraflarına karşıt bir tutum içersine girmesi nasıl yorumlanmalıdır?
 
Türkiye’nin AB(D) kontrolünün dışına çıkma şansı var mıdır?
Bu Cumhuriyeti elbirliği ile kimler kurdu? Kimlerin oyununa alet oluyoruz?

                                                  ***

21.03.2008

Polemik 

RTE, Türkiyelileri bilemem ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları dinlerine, örf ve adetlerine, gelenek ve göreneklerine bağlı insanlardır. Atalarımız, “bükemediğin bileği öpeceksin” der. Yargıdan gereken yanıtları aldıktan sonra şimdide bu polemiğe mi girmeye çalışıyorsunuz?

                                                  *** 

Artık Türkiye dendiğinde hiç bir şeye şaşırmamayı örgendim!

                                                  ***

22.03.2008 

Ey Türk evladı, Cumhuriyetine sahip çık!

                                                 ***

T.C. Kimlik numarası - AKP sendromu

Bugün Türkiye’deki kuzenimle msn üzerinden sohbet ediyorduk.

Birden bana “biz fişlendik” dedi. Haydaaaaaa, nerden çıktı bu dedim. T.C. kimlik numarası vasıtasıyla, tanıdığım herkesin numarası çift bitiyor dedi. Hemen internet’te kısa bir araştırma yaptım ve gerçekten internet’te bu konuda kafalar karışık.

Arkadaşlar, AKP -  Erdoğan falan derken bizim ruh sağlığımız bozuldu galiba! Yapmayın, lütfen. Bizler aklıselimimizi korumalıyız ki bu zihniyete geçit vermeyelim. Çoğu şeyin mantıksal bir açıklaması vardır.

T.C kimlik numaraları aslında 9 hanelidir.

Son 2 hane‚ önceki rakamları doğrulayan bir nevi güvenlik rakamını oluşturuyor (bilgisayar terminolojisinde parity bit). Çift numara olması da‚ belirli bir Algoritmanın ürünüdür.

T.C kimlik numaranızdaki son rakam hariç bütün rakamları tek, tek toplayıp‚ çıkan toplamın 1’ler basamağındaki sayının ‚ T.C kimlik numaranızın rakamına eşit olup olmadığına bakınız.

Yani eğer T.C kimlik numaranızın ‚ 23846114616 ise‚

2 + 3 + 8 + 4 + 6 + 1 + 1 + 4 + 6 + 1 = 36

Bu toplamın birler hanesindeki rakam olan 6 = T.C kimlik numaranızın son rakamı olan 6 olması lazım.

                                                 ***

Yeter artık, tahammülünde bir sınırı vardır

RTE, bir siyasetçiye yakışmayacak kadar seviyesiz ve yalın bir konuşma üslubunuz var. Deniz Baykal’ı savunmuyorum, savunmaya da hiç niyetim yok. Ama Sayın Baykal Cumhuriyet Halk Partisi’ni temsil ediyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bir partiyi temsil ediyor. CHP’nin ruhunda din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulması yatar. CHP’nin diğer partilerin olduğu gibi tüzel bir kişiliği vardır. Tüzelin arkasında etten, kemikten insan yer alır. Ve insan olmanın ne demek olduğunu Allah yolunda olan herkes bilir. Siz kim oluyorsunuz da Cumhuriyet Halk Partisine gönül verenlerin imanlarını sorguluyorsunuz?

Cenabı-ı hakkı anmak, dua etmek “sizlerin” tekelinde mi?  

“Bizler”, “sizlerin” imanınızı hiç sorguluyor muyuz? İnanç öyle ince ve hassas bir mana içermektedir ki çok dikkat ister.

                                                 ***

23.03.2008

Bu nasıl mantık, bu nasıl yürek?

Dün bir sitede dikkatimi çeken bir yorum okudum. Benzer ifadeler birçok kez dikkatimi çekmişti. Hatta laik ve çağdaş bir Türkiye Cumhuriyetini savunanlar bile buna benzer sözler sarf edebilmektedir. Kişi eğer AKP kapatılırsa Türkiye’yi terk etmekten bahis ediyor. Hatırlarsınız dünya çapında bir sanatçımızda Türkiye’yi terk etmekten söz etmişti.

Atatürk ve arkadaşları ülkeyi kaderine terk etmedi. Yedi cihana meydan okuyup yürekli bir şekilde davalarının arkasında durdular. Terk etmek, kaçıp gitmek ne demek? Bu dünyada kaç tane Türkiye var? Bu uğurda can alan, can veren atalarına sevgin saygın yok, evlatlarını da mı düşünmüyorsun! Erkek gibi davanın arkasında dur!

                                                 ***

24.03.2008

Ben size çay yapayım

Gerilimin tarafı olmamışlarmış. Türkiye toplumsal bir cinnetin eşiğinde. Haber
bültenlerinde yer alan şiddet, kin ve nefret son senelerde arttı mı artmadı mı?

       Bir yandan etnik bölücülük, öte yandan din istismarı. Hele artan işsizlik ve buna bağlı sosyoekonomik sorunlar tüm bunların üstüne tuz, biber ekmekte, RTE ve Türkiyeliler için ortalık gülük gülistanlık!
       Türkiye’nin saygın bir gazetecisi ve İstanbul Üniversitesi gibi saygın bir kuruluşun eski rektörü sabahın köründe tutuklanabiliyor, RTE ve Türkiyeliler için ortalık gülük gülistanlık!
      Türkiye iç siyasetini AB’ye, diş siyasetini ABD’ye bağlayarak gittikçe bir sömürge izlenimi verirken, RTE ve Türkiyeliler için ortalık gülük gülistanlık!
       İç ve diş borçlanma artarken, RTE ve Türkiyeliler için ortalık gülük gülistanlık!
       Gençler perspektifsizlikten çaresizken, RTE ve Türkiyeliler için ortalık gülük gülistanlık!
      İnsanlar yarın faturaları, kirayı, yiyecek ekmeği nasıl ödeyeceğiz diye düşünürken, RTE ve Türkiyeliler için ortalık gülük gülistanlık!

                                                 ***

25.03.2008

Faşizm ve siyasi İslam

Batı demokrasileri için faşizm ne demek ise, Türkiye ve yakın doğu için siyasi İslam o demek. Kutsal dinimiz siyasi ihtiraslara alet edilmemeli. Atılması gereken adımlar biran evvel atılmalıdır!

                                                 ***

TBMM

Bugün ne oldu Allah aşkına?

Devlet Bahçeli ve Deniz Baykal’dan alışık olmadığım derecede ciddi bir muhalefet anlayışıyla ile grup toplantılarında hükümeti eleştirdiler.  

Sayın Bahçeli, Sayın Baykal inanın uzun zamandan beri özlediğim bir şeffaflıkla Türkiye’nin sorunlarını dile getirdiniz. Ancak bu konuşma, sözde kalmamalı! Gerçekten bir politika değişikliğine girip girmediğinizi takip edeceğiz.

                                                 ***

26.03.2008

Çorapları bile yok…

Yaşamasını seven, hayatlı olduğu gibi kabul eden, bugün varsa kuruşuna kadar bu gün yiyip yarını düşünmeyen, içki, karı – kız, sefanın aklınıza gelebilecek her türlüsünü tatmaya çalışan bir insan. Amaaa, zamanı geldiği zaman kendisinden umulmayacak derecede bir değişimde yaşayabiliyor. Orucunu eksiksiz tutan, namaz kılan, elinden geldiğinden fazla yardım etmesini seven ve inanılmaz bir sabır’a sahip bir kişi olup çıkabiliyor karşınıza.

Ben Türkiye’ye yeni gelmiştim, kuzenimin kocasıyla iki tek atarız diye düşünürken…

Adam Fethullah Gülen cemaati ile güneydoğu Anadolu “turuna” çıkmış. Geçenlerde geldi, dün MSN üzerinden görüştük. Anlat dedim:

-          Ebem…
-          Para onlarda
-         
-          Sabah 4de namaz
-         
-          Nefes alamadım ya
-         
-          Gir camiye çık camiye
-         
-          Babayı gördüm.
-         
-          Gülen hoca Kürt vatandaşlara yardım edin demiş
-         
-          Kadın yoktu, namahrem oğlum
-          Kürt köylerine gittik
-          Çok kötü
-           İnsanlar aç,  aç
-          Yiyecek ekmek yok, ev yok
-         
-          Çorapları bile yok
-         
-          Sen ne diyorsun boşuna PKK olmamışlar
-         
-          Van, Tatvan, Bitlis, Muş
-         
-          Yiyecek ve giysi götürdük
-          30 tane iş adamı
-          Gidip görmen lazım

Biz meydanı boş bırakalım, âlemin başıyla orasıyla burasıyla uğraşılmasına göz yumalım, toparlanıp kendimize gelmeyelim. Bu Atatürkçülük, halkçılık değildir.

                                                 ***

27.03.2008

Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır…

Siz hiç gurbet yaşadınız mı?

Öyle misak-ı milli sınırlar içersinde gurbet, gurbet değildir!

Vatanınızdan, sevdiklerinizden binlerce kilometre uzakta, bilmediğiniz – tanımadığınız insanlar arasında. Ne dilini bilirsin, ne kültürlerini anlamak imkânın vardır. Çoğu zaman parasızlıktan senelerce vatanından ayrı yaşarsın. Yabancı olduğun için yerliler horlar, en iyi ihtimale hakarete uğrar, dil bilmediğinden kendini savunamasın. Korku içersinde senelerin yerlilerin arasında geçer. Yabancı olduğun için kapılar bir, bir yüzüne kapanır. Ekmeğini kazanırsın ama nasıl kazandığını bir sen, birde Allah bilir. Saldırıya uğrarsın, yakılırsın

Böyle şartlarda karşına dilini bilen seninle ayni acıları yaşamış ya da yaşayan bir insan çıktımı, sen Kürt müsün, Türk müsün, Ermeni misin … ? diye sormaz boynuna sarılırsın! Zamanla çevren artar ama “diğerine” yüz çevirmesin. Çünkü komşu, komşunun külüne muhtaçtır. Ve sen bunu çok iyi bilirsin. Ortak değerin geldiğin topraktır. Geçmişini binlerce kilometre ötede yaşamışken, geleceğini yine başka topraklarda birlikte yaşarsın.

Mürekkep yalamış bir insan “…PKK'ya tahammül var, türbana yok…”  gibi nesnesiz sözler sarf edebiliyorsa, hele bu zat Üniversitelerarası Kurul'un (ÜAK) Başkanı ve Akdeniz Üniversitesi Rektörü gibi bir makamı “dolduruyorsa”… Bu düşündürücü bir durumdur.

Genelde etnik bölücülük vatan topraklarının belirli bir kısmına yönelikken, irtica gibi bir olgu tüm vatanı tehdit eder. Atatürk ve arkadaşlarının evlatları miraslarına sahip çıkmasını bilir. Vatanımıza yönelecek her türlü tehdide siper olmasını biliriz. Bundan kimsenin, ama hiç kimsenin şüphesi olmasın!  

                                                 ***

28.03.2008

Janus

Janus, bir yüzü o yana, bir yüzü bu yana bakan ikiyüzlü Roma tanrısıdır. Yunan mitolojisi bu tanrıyı tanımaz, Romalılara özgü bir tanrıdır. Çelişkinin, ikiyüzlülüğün simgesidir.

— Laik ve çağdaş Türkiye taraftarları mı canları sıkıldıkça anayasayı değiştirmeye kalkıyor?
— Laik ve çağdaş Türkiye taraftarları mı kamusal alana ve eğitim sistemine dini simgeleri sokmaya  çalışıyor?
— Laik ve çağdaş Türkiye taraftarları mı din ekseninde bir devlet yönetimi peşinde?
— Laik ve çağdaş Türkiye taraftarları mı eşi türbanlı bir cumhurbaşkanı dayattı?
— Devletin temel taşlarını kim oynatmaya çalışıyor?

Kabul ediniz kaybettiniz!

Patronlar dünyası çağrıda bulunuyor: 'Herkes bir adım geri atsın'
Neden?
Aklın sesi durdu mu? İleri giden biz miyiz?

Sayın Hisarcıkıoğlu: 

"Bizim bugün buradaki kitle olarak, ailelerimizle birlikte Türkiye nüfusunun yarısından fazlasını temsil ediyoruz. Biz ülkemizi, her konumuzu tartışabilmeli, ama karşının kaygılarını da dikkate alıyor olmalıyız. Birbirimize 'öteki' diye bakmamalıyız. Bunun zararını hepimiz görürüz."

Siyasetsiz para, parasız siyaset olmaz!

Bunu bilmeyecek kadar bu işlere uzak değilim.
Bas, bas bağırıyorsunuz hizmet diye. Türkiye’ye verebileceğiniz en iyi hizmet:
 
Hükümet olarak istifa etmeniz, çekilip kenarda ben nerede yanlış yaptım diye düşünmenizdir.  

                                      

                                                 ***

29.03.2008

Doğrular ve yanlışlar

Öncellikle okurlarıma ve bu siteyi takip edenlere teşekkür etmek istiyorum. Aldığım olumlu ve olumsuz tenkitler benim için bir ilham kaynağıdır. İnanın Türkiye’de olaylar o kadar hızlı gelişiyor ve gündem o kadar çabuk değişiyor ki profesyonel bir yazar bile zorlanır. Zaten yetişemediğim için aslında yazmak istediklerimi bir türlü “kaleme” alma fırsatı bulamıyorum. Kaldı ki ben “yalnızca” ülkesinin geleceğinden endişelenen bir insanım. Yani profesyonel bir yazar, çizer değilim!  

Atatürk ilke ve inkılâplarını, Atatürk’ün düşünce dünyasını, acaba Atatürkçülüğü millet olarak doğru algıladık mı diye kendime çok sormuşumdur. Kendimce verdiğim yanıtlara geçmeden önce Janus başlıklı yazımın devamı anlamında bir – iki konuya daha değinmek istiyorum.

1.      AKP iktidarı sosyal güvenlik reformunun bir parçası olan sağlık reformu gibi son derece önemli bir konuyu ele aldığında,
2.      Son sınır ötesi operasyon öncesi AB(D) kamuoyuna yönelik çalışmaları için.

Kendi kendime helal olsun dedim. Buna benzer ancak bir kaç örnek daha sıralayabilirim. Olumsuzluk, ardından olumluluk, sınır çizgisi belirsiz bir şekilde yine olumsuzluğa dönüşüyor. Bu iktidar bu devleti yönetemez hale gelmiş ve ulusu bölmüştür!!!

Etnik bölücülük + laik, Anti laik cepheleşmesi + ekonomik başarısızlıklar + başıboşluk +…= KAOS

Matematiksel bir deha olmak gerekmiyor, ancak denklem istenilen sonucu vermiyor! Hani hükümetin yaptığı gibi kâğıt üzerinde kişi başına düşen milli geliri yükselterek denklemi de değiştirebilirim ama gerçekçi olur mu diye ciddi tereddütlerim var.

Bu bağlamda doğrunun, yanlışın izafi kavramlar olduğuna inanıyorum. Ülkenin bunca sorunları beklerken, TBMM’de gerçekten milletin lehine kararlar alınması için gereken çoğunluk oluşmuşken…
Ülkeyi bu şekilde gerip, kendi işlevini dahi engellemenin mantığını anlamakta güçlük çekiyorum. Ama bu talihsiz olaylardan ders de çıkarabiliriz. Temennim çıkarması gerekenlerinde kendi paylarına düşen dersi almış olmalarıdır.

                                                    *

Cumhuriyet ilkesi:

Millet egemenliğine dayalı Demokratik Cumhuriyet rejimini bir yaşam biçimi olarak benimsemek. Demokrasi birey ve vatandaş bilincinde olan, yasalar karşısında hak ve sorumluluklarını bilen bir insan tipi ile ayakta kalabilir. Demokraside, devletin ve milletin bütün eylem ve işlemlerinin hukuk kuralları çerçevesinde olur. Hiç kimsenin yasalara aykırı davranma ayrıcalığı yoktur. Demokraside, siyasi görüş sahibi olma, siyasi parti (yıkıcı, bölücü, ırkçı, uluslararası anlaşmalara aykırı görüşleri temsil edenlerin dışında) kurma ve periyodik olarak yapılan seçimlere katılma özgürlüğü vardır. Demokrasilerde seçme ve seçilme özgürlüğünün ayrım gözetilmeksizin herkese tanınır. Demokraside dil, din, mezhep, cinsiyet ve siyasal görüş farkı gözetilmeksizin herkes yasalar önünde eşittir. Birey; anayasa, yasa ve diğer hukuk kurallarına uyması gerekir. Uymadığı takdirde yine yasalarda belirtildiği gibi cezai yaptırımla karşılaşır. Anayasada belirtilen hukuk devleti, sosyal devlet, Atatürk milliyetçiliği, insan haklarına bağlı devlet gibi cumhuriyetin temel niteliklerini bir yaşam tarzı haline getirir. Kul, mürit veya tebaa gibi kavramlara bu ilkede yer yoktur.

Milliyetçilik ilkesi:

Atatürk milliyetçiliğinde bireyler, kendi çıkarlarından önce milletin çıkarlarını gözetir. Soy, ırk gözetmez, hatta ırkçılık gibi ayrıştırıcı yaklaşımları reddeder. Birlikte yaşama azmini, bütünleştirici ve kaynaştırıcı unsur olarak ele alır. Dil, kültür, ortak geçmiş esas sayılır. Atatürk milliyetçiliği birleştiricidir ve kendini Türk hisseden herkesi Türk olarak kabul eder (anayasamızın 66. maddesi. Tabii bunu da değiştirmeye kalkmazlarsa).

Halkçılık ilkesi:

Halkın devlet için değil devletin halk için var olmasıdır. Halkın halk tarafından, halk için idaresidir. Devlet, her türlü eylem ve işlemde toplumun çıkarını gözetmek mecburiyetindedir. 

Laiklik ilkesi:

Laikliğin somut uygulama biçimi anayasamızın 24 üncü maddesinde açıkça belirtilmiştir. Ve ancak 14. madde ile belirli sınırlar konmuştur. Dini inanç, ibadet ve kanaat özgürlüğü devlet tarafından güvence altına alınır. Buna aykırı hareket edenler, Türk ceza kanununun ilgili maddelerince yargılanarak cezalandırılır. Laiklik, aklı kullanma becerisini en üst düzeye çıkaran bir anlayıştır. Her türlü akıl ve bilim dışı hurafe laiklik tarafından reddedilir. Laiklik ilkesi, bütün gelişmiş devlet ve toplum yapılarının (sekülerizm) ortak anlayışıdır.

Devletçilik ilkesi:

Atatürkçü düşünce Sistemi’nin ekonomi teorisidir. Devletçiliğin ana hedefi, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal kalkınmasını ivedilikle gerçekleştirmektir. Bu zorunlu bir girişimdi, düşünün Osmanlı çökmüş ve bu yıkıntıların içersinden yeni bir devlet inşa edilmiştir. Devletçilik, devlet işletmeciliği ile özel sektör işletmeciliğinin birlikte ve uyum içinde çalışmalarını öngörür. Cumhuriyetin ilk yıllarında yeterli sermaye birikimi olmadığı için özel sektör tarafından yeterli yatırım yapılamamış, bu boşluğu devlet doldurmuştur. Devletçilik anlayışı; özel sektör işletmeciliğine karşı değildir. Tam tersine Türk özel sektörü devlet eliyle oluşturulmuştur (Bkz. Vehbi Koç).

İnkılâpçılık ilkesi:

Atatürkçü düşünce Sistemi’ne dinamizm kazandıran ilkedir. Toplumun ihtiyaçları doğrultusunda çağın, aklın ve bilimin gerektirdiği yeniliklerin en kısa zamanda yapılmasını savunan ilkedir. İnkılâp, devlet ve toplum düzenindeki aksayan kurumları kaldırarak yerlerine ihtiyaca cevap verebilecek yeni kurumların oluşturulması anlamına gelir. İnkılâbın durağan değil, sürekli ve dinamik bir biçimde uygulanması gerekir. Dünyanın sürekli değişmekte ve bu değişen şartlara ayak uydurmak devletimiz ve milletimiz için en önemli zorunluluktur. Atatürk inkılâplarını çağın koşullarına göre geliştirmeyip aynı şekilde korumak Atatürkçü düşünce sistemi ve inkılâpçılık ilkesine aykırıdır. İnkılâpçılık ilkesine göre:

Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.
                                                                         Kaynak: Kara Harp Okulu , Önder Gürbüz

Hiç düşündünüz mü, Atatürk gibi bir insan nasıl olurda da kendisiye aynı zaman dilimine düşen Rus ihtilalından etkilenmesin?

Sanırım etkilenmiştir, etkilenmiştir ama önce düşünmüştür! Bizim şartlarımıza uyuyor mu diye.

Kanımca bir durum değerlendirmesinde bulunarak, hem kendi hem de Avrupa tarihinden - belki de Karl H. Marx’ın “Din halkın afyonudur” sözünden de etkilenerek laiklik ilkesini hayata geçirmeye karar kılmış, Piyasa ekonomisini, komünizme yeğlemiştir. Demek ki bir şeyler gördü, ya da tahmin etti ve zaten sayısız savaşlardan ve sefaletten “canı burnunda” milletine…

Bilmem anlatabiliyor muyum?

                                                    *

Ucuz siyaset

Ucuz siyasete Türkiye’nin karnı tok. İstanbul’un bir semtinde yetişmek edepsiz bir siyaset anlayışına mazeret olamaz. Hele bu anlayışa, asalet kavramı tamamen ters düşer. 

Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa, orada güneş batıyor demektir.
                                                                                                                  Çin Atasözü

                                                 ***

30.03.2008

Neyi paylaşamıyoruz? 

Türkiye’yi mi?
Atatürk’ümü?
Allah-u Te’âla’yı mı?
 
Küçük bir çocuk şımarıklığı ile tutturdun mu, ya istediğini verirler ya da…
Ayıptır, ayıp!

                                                    *

Gerçeklik her türlü kuramdan daha sinsidir

Atatürk’ün ihtarlarını buradan tekrarlamak istemiyorum. İyi yönetilmenin ilk göstergeleri nedir? 

 
Düşünme fırsatınız oldu mu? Bakalım aynı sonuca varacak mıyız?
Refah ve huzur…
Beş buçuk senede refah düzeyiniz artımı?
Genel anlamda huzurlumunsunuz?
Diyelim ki siz öylesiniz, çevreniz ne durumda?

Anadolu yüreği - aklı yerine göre bir kuzucuk kadar masum, bir tilki kadar kurnazdır.

Eğer yaptığınız bunca açılışlar göstermelik değilse!? bunların doğal sonucu olarak işsizlik azalması gerekmiyor mu? Kâğıt üzerinde değil, gerçekten! Eskilerin deyimi ile laf-ü güzaflık (laf ola beri gele) etmeyin.

                                                    *

Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin. Söyle canım ne dersin...

Söylem daha da sertleşti:

1. ya bittiğini anladılar mümkün olduğu kadar sert ve yanlış anlaşılması mümkün olmayan bir şekilde taraftarlarını bir arada tutmaya çalışıyorlar.
2. ya da bir yaptırımla karşılaşmayacaklarından emin hareket ediyorlar.

                                                 ***

31.03.2008

Göz odur ki dağın arkasını göre,
Akıl odur ki başa geleceği bile.

                                                    *

Öteki taraf 

Oldum olası öteki taraf ilgimi çekmiştir. Mesleğim gereği zaten öteki tarafın düşünce sistematiğini,"silahlarını"  tanıma mecburiyetim var. Gerçi bu konu meslektaşlarım ve benim aramda her zaman tartışma konusu olmuştur ama bence "gerçeğe" mümkün olduğu kadar yakın olmak için öteki tarafı da tanıyacaksın. Tanımazsan boş bulunur kendini savunamazsın.

“Ayak takımı” gibi sözler bizlerin ağzına yakışmadığı gibi, adeta sorumluluğumuzu da yüzümüze vuruyor. Unutmayalım - Köylü Milletin Efendisidir – sözünü kim söylemiştir? Toplumun ihtiyaçları doğrultusunda çağın, aklın ve bilimin gerektirdiği yeniliklerin en kısa zamanda yapılmasını savunan ilke İnkılâpçılıktır. Yurt sevgisi, insana sevgi ve saygı ile el ele gider.      
 
Zamanı gelen bir düşüncenin gücüne hiç bir ordu karşı koyamaz.
                                                                                   Victor Hugo

Atatürkçülüğün ruhunu yeniden canlandıralım!

                                                    *

Ruhunu satmak

Bilmiyorum siz nasıl düşünüyorsunuz ama ne dünyadaki her hangi bir paraya, nede herhangi bir AB(D) tehdidi için ruhumu satmam, satamam!

                                                    *

Terbiyesiz

Allah’ı anmak ancak sizin ve sizin gibilerin kafasında laikliğe aykırı olabilir.

                                                    *

Yalan

Sevgili okurlarım, sayın site ziyaretçileri sizleri bilemem ama ben bir bilgiyi en az üç güvenilir kaynaktan teyit ettirmeden doğru olarak kabul etmem. Geçenlerde beni eleştiren bir okurum “ne çok şey biliyormuşum, pes… “ diye yazmıştı. Efendim size Eflatunun sözü ile cevap vermek istiyorum:

Tek bildiğim şey, hiç bir şey bilmediğimdir

Ama bilgiişlem benim 25 senelik mesleğim ve hobim yani bir bilgiye ulaşmam benim dakikalarımı alırken, siz belki saatlerce uğraşır ve yinede aradığınız bilgiye ulaşamayabilirsiniz. Bunun için ufak bir program hazırladım. Tamamen ücretsizdir ve yine ücretsiz olarak tanıdıklarınıza verebileceğiniz bir ürün. Sürüm 1.2. Yazık ki vaktim programı geliştirmeye müsait olmuyor ama sürüm 1.3 yayınladığım zaman inanın içinde bir çok sürpriz olacak. Programı kullanmak çok basit, sağ ve sol tuşlarla kullanılabilir. Özellikle Atatürk portresine tıklamanızı tavsiye ederim. Bizim “haberlerde” hep söz ederler dünya ayaklandı, falan filan diye. Girin programa dünya basınından seçmelere bir tık ve…

Programı masa üstüne kayıt etmenizi tavsiye ediyorum, hep elinizin altında olur.

                                                 ***

01.04.2008

Ah birde şu kokusu olmasa…

Bu AKP’yi sarımsaklasak da mı saklasak, sarımsaklamasak da mı saklasak?
İlginç bir soru, düşünmeye değer.

                                                    *

Doğrudur, elbirliği ile üstesinden gelemeyeceğimiz hiç bir işin olmadığına bende inanıyorum. Siz elinize geçen fırsatları değerlendiremediniz. Artık çok geç. Bu saatten sonra size kim inanır? Kaldı ki aslı, astarı olmayan ithamlarınızda artık mide bulandırmaya başladı. Temsil ettiğiniz anlayış ve üslubunuzla adeta vatandaşlarımıza arada kalmış insanların ezikliği ve çırpınışlarını yaşatıyorsunuz. Efendi sen türbanı, mürbanı boş ver. Bize real ekonomiden haber ver. Avrupa birliği ne oldu? Onu söyle. Türbanla, sözüm ona özgülükler ve demokrasi ile bizi oyalama.
 
Karşılaştığınız problemleri onu yaratan düşünce tarzıyla çözemezsiniz.
                                                                                             A. Einstein

                                                 ***

02.04.2008

Gençler

Gülsem mi, ağlasam mı bilmiyorum. Dün internette öylece “gezinirken” bir kaç site dikkatimi çekti. Nisan bir şakasından bahis etmiyorum. Gerçekten ulaşımları engellenmiş! Site içeriği değiştirilmişti. Bu gün bile sitesini daha düzeltemeyen var.

Arkadaşlar bu herkesin başına gelebilir. Benim bile. Saldırıları zorlaştırmanın bir kaç yolu var. Tamamıyla engellemeniz neredeyse mümkün değildir. Önümüzdeki günlerde bu konuda bir makale yayınlamayı düşünüyorum. Lütfen küfürle, sövüp saymakla ağzınızı bozmayın. İnanın bu gibi insanlarla mücadele etmenin en iyi yolu, herkesin anlayabileceği bir dilde yanlışlarını dile getirmektir. Küfürle “onları” sevindirmekten, tatmin olmalarını sağlamaktan başka hiç bir şey elinize geçmez. Bizler, onlar diye bir şey yok. Hepimiz bu vatanın evlatlarıyız!   

Yanlışlarsa, neden yanlış olduklarını anlayacakları bir dilde anlatmalıyız ki insan kazanalım. Kalb kırmak çok basit, kalb kazanmak ise zordur. Atatürkçülük zoru, hatta imkânsızı başarmaktır! Hakaret, küfür - kâfirle bizlerin işi olamaz, olmamalı.  
 
Arkadaşlar,
İnsanlarımıza, insanca yaklaşmak için bilgi en iyi yoldur. İnanın, kendi hayat tecrübemden de yararlanarak söylüyorum:
 
Her şeyin, ama her şeyin bir mazisi vardır.

Önemli olan bu mazideki olayları bilip güncel sorunları bu bilgilerin ışığında, mantık çerçevesinde değerlendirmektir.  Sizlerden çok derin bir tarih bilgisi bekleme hakkını kendimde görmüyorum. Ama yakın tarihinizi bilmek, ergen ve sorumlu bir insan olarak sizlerin görevidir! İleride bir gün ana, baba olacaksınız.

Bir takım yasaklar niçin getirilmiştir? Nedenleri neydi?

Bugün yaşadığımız sorunlar hakkında bir fikir edinmek için bu 32. videodan oluşan filmi izlemenizi öneriyorum. Ilk linki ben size vereyim, gerisini sizler zaten bulursunuz.  

http://www.youtube.com/watch?v=I0X79zstET0

                                                 ***

03.08.2008

Saman alevi

RTE, hiç şüpheniz olmasın ya öyle ya böyle sonunda Türkiye kazanacak ama ağır bir bedelde ödeyerek. Tüm bunları bir varlık meselesine dönüştürdünüz. Hem de kardeşi, kardeşe küstürerek. Hiç şüphem yok ki sizi tarih affetmeyecek ve her şeyi tüm çıplaklığı ile değerlendirecektir. Ufukları kısıtlı olanlar, önlerini ancak burunlarının uçlarına kadar görürler.  Vizyon ve misyonunuz bir saman alevi gibi parladı ve kül olma yolunda.

Eski bir atasözüdür: “Keskin sirke küpüne zarar

Partinize, size inan Türkiyelilere ve ne yazık ki Türkiye’ye faydanız olmadığı gibi zarar verdiniz. Zihniyetiniz hala kuvvetler ayrımından ve yasamadan söz ediyor. Yasamanın, yargıyı etkisi altına alabileceği hayali peşinde… Demokrasi anlayışınız bir kez daha şaibeli bir durum aldı. Yazık, çok yazık…

                                                 ***

Fenerbahçe taraftarı değilim ama gerçekten tebrik ederim
:)

                                                 ***

04.04.2008

"Vatan elden giderse bir daha geri getirilemez"

Son İstiklal Savaşı gazisi 110 yaşındaki Yakup Satar, 02.04.2008 saat 22.50 sıralarında hayata gözlerini yumdu. Allah rahmet eylesin…

“…Bana sorsunlar, Acaba bu vatani nasıl kurtardık? Yalın ayak…
Ayağımızda çarık, aç, susuz bu vatani kurtardık. Rica ederim, birlik olmalılar…”

http://www.cnnturk.com/video/index.asp?vid=4553

Yakup Satar, ve geçmişten – günümüze tüm şehitlerimizin, gazilerimizin anılarına şu üçlemden oluşan programları hizmetinize sunuyorum.

1.      Atatürk diyor ki;
2.      Atasözlerimiz  
3.      Gönül ve akıl yoldaşlarımız

                                                 ***

Vahdettin’de eloğlundan medet ummuştu!

                                                 ***

05.04.2008

Ata eyer gerek, eyere er gerek

Oh be, kendileriyle meşguller… Millet rahat bir nefes alıyor derken!
Dün yaşadığımız;
 
1.      Şanlıurfa olayları…
2.      TBMM’dekine “önerge ciddiyetsizliği”. İktidar kendi önergesini kendisi reddediyor. İktidar
        "olur böyle karışıklıklar” demekle yetiniyor. Özür, kabahatten büyük… İşte böyle bir
         zihniyet yönetiyor bu devleti. Yönetime bak, hizaya gel…
3.      Dışarıdan yani AB’den öneriler (emirler) geliyor zihniyet önerileri (emirleri) yerine
         getirmeye hazırlanıyor. Malumunuz pazartesi “kurtarma operasyonu” başlıyor. Allah’ım
         kimlerin eline kaldı bu vatan!?

… Karma Komisyon bir odada toplanmıştı. İçeride Gazi’nin de bulunduğu kalabalık bir mebuslar gurubu kenardan müzakereleri takip ediyorlardı. Fakat encümende işler pek çabuk skolâstik’e saplanmak istidadını gösterdi. Malumat-ı diniye (din bilgisi) yarışına giren hocalar… İşte o zaman, ancak ihtilal meclislerinde görülen bir sahne görüldü. Gazi Mustafa Kemal birden ileri yürüdü. Karma encümen reisinden söz alarak bir mektep sırasının üzerine çıktı… Son sözlerini söylerken bakışları, tam karşısındaki hoca efendinin gözlerine saplandı:

Burada toplananlar, Meclis ve herkes, meseleyi tabii görürse, fikrimce çok iyi olur. Aksi takdirde hakikat gene usulü dairesinde ifade olunur. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir…”    

Gazi “bazı kafalar kesilecekti” derken, gözleri encümeni ve hele tam karşısındaki Ankara Mebusu Hoca Mustafa Efendiyi ezmekle kalmıyordu. Gazi’nin sağ elide, bu başların nasıl kesileceğini anlatmak istercesine… sağa sola işleyip duruyordu!   

O zaman mesele birden ve herkesin kavrayacağı gibi anlaşılmış oldu… Hoca Mustafa Efendi:

 “Affedersiniz efendim, dedi. Biz meseleyi başka nokta-i nazardan mütalaa ediyorduk. İzahatınızdan aydınladık…” 
 
Müşterek encümen derhal, saltanatın kaldırılması kararı aldı.
                                                                            Ş. S. Aydemir Tek Adam sayfa 61,62
 
Bütün bunları neden mi yazdım? Bilmem, belki biraz düşünmeniz için!
Sözlerimi bir atasözü ile başladım yine bir atasözü ile noktalamak istiyorum: 
 
Ayağı yürüten baştır.

                                                 ***

06.04.2008

2008 Çin’de düzenlenecek olimpik müsabakalar

İstanbul ve İstanbul simgeleyecek fotoğraf. Türbanlı küçük bir kız çocuğu! İşte 2008 yılında AKP hükümetinin Türkiye’si…

                                                 ***

Ben 

Belki bugüne kadar yazdıklarım için:

- ne istiyor bu adam?
- neden herkesi eleştiriyor?
 
diye içinizden geçirmişsinizdir? İnanın ne istediğini gayet iyi bilen bir insanım. Pervasız mıyım? Hayır, inanın korkuyorum! Hem yazıyorum, hem korkuyorum ama korkunun ecele faydası yok!
Ben sağlığını bir kazadan dolayı yitirmiş bir insanım. Ailem, babamın vefatından sonra topu, topu yedi kişi kaldı (üçü çocuk).  Yurtdışındayım, sırtımı dayayabileceğim kimsem yok gibi! Bir ihtiyar anamdan, eşim, evladım dışında. Kimseden destek ya da yardım almıyorum. Yurtdışındayım dedim ama bir ayağım sürekli Türkiye’de. Önce Allaha sonra ideallerime, bilgime ya da bildiğimi sandığım şeylere güveniyorum

Gönlüm:

-          Dinin çok dar ve katı yorumlanmamasını,
-          Hayatin gerçeklerine açık, bilgili ve bilinçli bir şekilde önündeki zorlukları göğüsleyen bir
           toplum,
-          Geçmişten – günümüze kadın, erkek tüm ham sofuların tarihin karanlık sayfalarına, bir
           daha çıkmamacasına gömülmelerini,
-          Gazi Mustafa Kemalin önderliğinde doruk noktasına erişen kadın hareketinin  tekrar
            peçe ve çarşafa bürünmemesini,
-          “Darülaceze” izlenimi vermeyen bir hükümet,    
-          Düşünen, hakkını – hukukunu bilen insan,
-          Dışarıdakileri ne “sen ne diyorsun efendi, haddini bil…” diyebilen bir Cumhurbaşkanı,
-          Benim ve benim gibi beş milyondan fazla insanın vatanlarına geldikleri zaman “Almancı
            veya yabancı muamelesi görmemesini,
-          “ithal gelin” veya “ithal damat” gibi çirkin ve yakışıksız sözleri kullanan insanların
            gırtlağına sarılmak,  
-          Tüketici değil, üretici olmayı çocuklarımıza daha küçük yaşta öğretmemizi,
-          Bir iş yaptığımız zaman o işi öyle bir yapmamızı istiyor ki AB(D) bize imrensin biz onlara
            değil.
-          Yeniden akıl çağının başlatılmasını,
-          Üniversiteye gidecek olan gençlerimizin istedikleri ve yetenekleri olduğu dalda öğrenim
            görmelerini (puanlarının tutuğu dalı değil),

İstiyor…

İnsanız, ne gönül nede göz doyar. Gönlün, gözün istediğinden yapabileceklerimize geçelim.

Her şeyden evvel bir düşünmemiz lazım acaba bu insanların doğruları, bizim yanlışlarımız olabilir mi diye. Eğer yanıt evet ise veya eğer yanlışlar varsa "nerede birlik orada dirlik" Atasözümüzden yola çıkarak el, ele – omuz, omuza vererek elbirliği ile derhal yanlışların düzeltilmesi için girişimlerde bulunmak lazım!

Türkiye’nin uluslararası ilişiklerde tek boyutluluktan çok boyutluluğa geçme konusunda ciddi adımlar atması gerekmektedir.  

İrtica’ın ve PKK’nın arkasında çok acık bir biçimde Batı’nın olduğu görülmeli ve içerideki bütünlüğümüz ne pahasına mal olursa olsun korunmalıdır.

Bunlar zaten bilinen konulardır ama uygulamada aksaklıklar olduğuna inanıyorum. Artık üstünkörü değil, ciddi, köklü ve geniş atılımlar yapacak ufuk genişliği, cesaret ve birikim ile bu konular ele alınmalıdır.

Kadınlarımıza hak ettikleri değeri vermemiz gerek. Unutmayalım ki bizi dünyaya getiren,  bizi büyütüp yetiştiren,  yine başka bir “kadına emanet“ eden ve en nihayet bize toprağa kadar refakat eden bir kadındır. “O” kadın ki bir yandan tarlada uğraşırken, diğer yandan çocuk yetiştiren, sırtında “erkeğine” cephane taşıyan, yarasını saran ona güç veren kadın…
Onları çarşafa, peçeye, türbana dolamayalım! Birey olduklarını, insan olduklarını unutmayalım, unutturmayalım! Bu bağlamda İsmail Hakki Baltacıoğlu, Besim Ömer Paşa ve nice isimsiz insanlarımızı saygı ve rahmetle anıyorum (12.Eylül.1914 Inas (kız) Üniversitesi).

Yaratanın bizi yaratırken, o omuzlarımızın üstünde taşıdığımız şeyin içine beyin diye bir şey koyduğunu unutmayarak, tekrar kullanmasını öğrenelim. Yine yaratana inancımız gereği canlıya, cansıza yaradılışından dolayı sevgi ve saygı ile yaklaşalım.

Başkasından bir şeyler yapmasını beklemeyelim. Elimizden ne geliyorsa yapmaya çalışalım. Örneğin kahvelerde pineklemek yerine al eline kazmayı, küreği! Haberlerde izliyoruz, çoluk çocuk doldurulmayan çukurlarda can veriyor! Üniversiteli gençlerimiz, vaktinizin el verdiği derecede alın elinize Kâğıdı – kalemi mahallelerinizde çocuklara derslerinde yardımcı olun. Yapılamaz mı? Bal gibi yapılır! 2010 yılında İstanbul dünya kültür başkenti ilan edildiğini duyduğum andan itibaren internette bulabildiğim İstanbul ile ilgili tüm fotoğraflardan (1860 – 2007) bir film yaptım. Yalnız benim bildiğim dört kişi bu filimin de etkisi ile İstanbul’a izine gitti. Beş milyondan fazla insan dörder tane turist yollasa ülkemize, gayri safi milli hâsılamıza katkıları hesaplamak için iktisatçı olmak gerekmiyor! Hele birde Türk’e ayrı, turiste ayrı fiyat uygulamamızdan da vazgeçsek, geleneksel Türk misafirperverliği ile Yunanistan’ı, İspanyayı, İtalya’yı düşünmemize gerek kalmayacak. 

http://www.gccsi.com/Download/Clip/Istanbul/Istanbul.htm

İnterneti ve gücünü küçümsemeyelim. Örneğin webcam’ler ile Türkiye’mizin tarihi ve doğal güzelliklerini 24 saat 365 gün İnternete – canlı – koyabiliriz. Böylelikle turistik potansiyel şüphesiz artacaktır. Düzgün İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyancası olan gençleri benimle birlikte çalışmaya davet etmek istiyorum. Yine Atatürk ve kurtuluş savaşımızdan bir örnek ile anlatmaya çalışayım:

Bir yandan iç ve diş tehditler ile mücadele ederken öte yandan atalarımız Avrupa devletlerini telgraf yağmuruna tutuyordu. Bu neden yapılıyordu? Hiç kuşkunuz olmasın kamuoyu oluşturmak, davamızda haklı olduğumuzu “dünyaya” anlatmak için! Bugün durum farklımı? Türkiye haksızlığa maruz kalmıyor mu? İşte bu haksızlıkları dünya kamuoyuna duyurmak, yalnız devletin değil, bireylerin ve sivil toplum örgütlerin’ inde vazifesidir.

Anlayacağınız yapabileceğimiz o kadar çok iş var ki, işe başlamak ve bitirmek gerek!
Yazık ki bir işin ucundan sende tut demekten başka bir şey gelmiyor elimden.

Arkadaşlar, sizi bilmem ama ben bıktım artık olayları tekrar, tekrar yaşamaktan. Zamanındada İngilizleri sevenler cemiyeti, bilmem ne cemiyetleri vardı. Ben ne AB(D) ye karşıyım ne onların taraftarıyım. Ben bağımsız, çağdaş ve Atatürk ilke ve inkılâpları çerçevesi içersinde var olan bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti taraftarıyım.    

                                                 ***

07.04.2008 

TRT

-          Usta, bir pilav üstü kuru çek…
-          Bana da bir türban üstü peruk!!!

                                                 ***

08.04.2008

301

İlginç bir tesadüf! Teknik bilgiişlemde IBM hata koduna göre 301 klavye hatasıdır. Yani yazıp, çizmeniz bu kodu gördüğünüzde imkânsızlaşabilir.

Türk Ceza Kanunun 301 maddesi, üçüncü bölümü:

Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar
Başlığı altında bunları bulursunuz:

Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama

MADDE 301.

(1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.
(4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5237.html

Bu maddenin kaldırılmasını kim dayatıyor, kim kaldırılması için elinden geleni yapmaya hazırlanıyor?

Hatırlayalım Anayasamızın 66 maddesi:

I. Türk vatandaşlığı
MADDE 66.

Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.

Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür. (Son cümle mülga: 3.10.2001-4709/23 md.) Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir. Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz. Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz.

http://www.tbmm.gov.tr/Anayasa.htm

Kan, ırk, soy, sop demiyor! Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür deniliyor!

Ve bu madde kaldırıldığı takdirde isteyen, istediği şekilde…
Özgürlük taraftarıyım ama sınırsız özgürlük diye bir şey yoktur!  

                                                 ***

Şu AB sevdasından vazgeç artık Türkiye! Adamlar açık, açık söylüyorlar. Sen taviz verdiğinle kalıyorsun. Benliğine kavuş. Bu bir hayal ve hayal olarakta kalacak. İstenmiyorsun, bu yüzsüzlük niye? Bilmez misin zorla güzellik olmaz…

                                                 ***

09.04.2008

Ölüm döşeği

Hiç sevdiğiniz birisinin ağır bir hastalıktan dolayı ölümüne seyirci kalmak mecburiyetinde kaldınız mı?

Kaldıysanız bilirsiniz, kalmadıysanız Allah göstermesin!

Çaresizlik, tarif edemeyeceğim bir çaresizlik içersinde beklemekten başka hiç bir şey gelmiyor elinizden. Bir yandan yaşaması için elinizden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorsunuz, öte yandan rabbinize sonsuz yakarıyorsunuz. Hele birde sevdiğiniz müebbet acılar çekiyorsa “işiniz” kat be kat zorlaşıyor. Bu sefer yaşaması ve ölmesi arasında bir çelişkiye düşüyorsunuz ki, en acı hayat tecrübelerinden biri bu olsa gerek…

                                                 ***

10.04.2008

Bu ne küstahlık?

AB kendine gel!
Küstahlığın da bir sınırı vardır.

                                                  *

Verilen söz tutulmalıdır

Güvenlik çocuk oyuncağı değildir!

Bilgiişlemde güvenlik başlı başına bir konudur. Çok kapsamlı olmakla birlikte bölümlere ayrılır. Konu çok kapsamlı olduğu için özel alanda kullanılan bilgisayarlar için bir kaç öneri hazırladım.

Uyarsanız, pişman olmayacağınızı garanti ederim. İlerde iş hayatında kullanılan sistemler (özellikle client – server) ve web siteleri ile ilgi bir kaç sözüm olacak.

Özel alanda kullanılan bilgisayarlar için güvenlik önerileri

                                                 ***

11.04.2008

Ölüm

Ölüm Allahın emri, aynı yaşamak gibi. Türkiye yolcusuyum.
İlginize teşekkür ederim. Yazılarıma 14.04.2008 den sonra
Devam edeceğim.

                                                 ***

16.04.2008

Ciddi talep…

RTE, boş laf karın doyurmuyor. Halkın gerçekten ciddi bir talebi varsa şüphesiz bu iş ve aş, gençlere istikbaldir. 301 gibi „kendini“ kurtarma operasyonları ile uğraşacağınıza ulusal çıkarlarımızı, insanlarımızın refahını gözetin. Hani sözüm ona çeteler ile mücadele ediyormuşsunuz, ciddi bir mücadele verin arkanızda olayım! Bunu yaparken oraya buraya “atadığınız adamların” yolsuzlukları ile mücadele etmeyi unutmayın. Ayıp oluyor! Son yolsuzluk iddiası için yalnız Ankara, portakal ve Zemzem Tower demekle yetineceğim.

                                                  *

Sıkıştırma zaferin anatomisidir

Ekonominin ve siyasetin yabancıların eline teslim edilmesinin çok pahalıya mal olabileceği düşünülmüyor. Kongrelerde boynunda ulusal renklerimizi taşımakla, onuncu yıl marşımızı çalmakla milliyetçi olunsa, ulusal çıkarlarımız gözetilebilse…
Ya hiç sıkılmadan, utanmadan insan bu kadar yüzsüz olabilir mi?

Ben şahidim!!!

Yıllarca Atatürk’e, Türklüğe, ulusal varlığımızı simgeleyen değerlere Avrupa’da ve muhtemelen Türkiye’de de sövüp sayacaksın ve bugünden, yarına zihniyet değiştireceksin öylemi?   
 
Şöyle bir genel duruma bakın. Sağdan, soldan, yetkili, yetkisiz herkes bir “öneride” bulunuyor. AB(D) doğrudan içişlerimize müdahale ve tehdit etmekten çekinmiyor. “Hükümet” sesini çıkaramıyor. Yürürlükte olan anayasamızın ikinci maddesi:

MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Ne demek AKP kapatılırsa “Avrupa Birliği ile katılım müzakereleri askıya alınabilirmiş” . Hangi gerekçe ile “benim” iç hukukuma müdahale ediyorsunuz. AB(D) “benden” daha mı iyi biliyor "benim" iç huzurumu kimin tehdit edip, etmediğini? Okkalı bir küfür savuracağım, terbiyem müsaade etmiyor!

Zaten bu işler küfür, kâfir ile olmaz. Türkiye’de bulunduğum sürede Türkiye’de söyle bir ihtiyacın olduğu izlenimi edindim: Avrupa’nın tarihi süreci, Avrupa Birliği, bazı Avrupa devletlerinin kanunları ve iç hukuku ile ilgili birkaç somut bilgilere ihtiyaç var.

Örneğin Almanya’nın Hessen eyaleti anayasasında (her eyaletin bağımsız anayasası vardır ve ancak federal anayasa ile çatıştığı takdirde federal anayasa, eyalet yasasını hükümsüz kılar. AB anayasası veya kanunları ise AB üye devletlerin yürürlükteki ilgili maddelerini hükümsüz kılar) ölüm cezasının olduğunu biliyor muydunuz (21 Madde)?

Hessen Anayasası

Bazı Avrupa iç savaşlarını sıralayalım. Hani diyorlar ya Türkiye’de iç savaş varmış!? ve bazı üst düzey yetkililerde bunu bu şekilde kabul ediyor. Eğer Kürt asıllı vatandaşlarımız toptan ayaklansalar acaba durum ne olur? Bunu düşünen yok! İç savaşların gerekçelerine değinmeyeceğim:

Macaristan  

1526 – 1538

İngiltere

1642 – 1649

Fransa

1789 – 1791

Portekiz

1828 – 1834

Almanya

1848 – 1849

Amerika

1861 – 1865

Rusya

1917 – 1920

Avusturya

1934

İspanya

1936 – 1939

Yugoslavya

1941 – 1945

Yunanistan

1946 – 1949

Avrupa tarihi gerçekten çok karışık ve karşılıklı bir menfaatler yumağıdır. Gerçi devletler tarihi ve güncel olayları da incelediğinizde yine bu tespite varacağınıza inanıyorum. Avrupa tarihinden örnek vermek gerekirse sanırım 1618 – 1648 arası “otuz senelik savaş” diye adlandırılan hegemonya ve din (Protestan – Katolik) savaşlarını anmadan geçmemek lazım. Bu savaşların başlıca aktörleri arasında:

      Almanya
      Fransa
      Avusturya
      İspanya
      Hollanda
      Danimarka

gibi ülkeleri sıralamak gerekir. Üzülerek söylemem gerekiyor ki Türkçesini bilmediğim ama Avrupa tarihinin kara sayfalarından olan Inquisition dönemi Müslümanların günümüzde yaşadığı çelişki ve şiddeti aratmamaktadır. Anlayacağınız Avrupalılar “bizleri” eleştirdiklerinde kendilerine, kendi tarihlerini anımsatmak çok faydalı olabilir.  

Devamı

                                                  *

17.04.2008

“Gülen Humeyni gibi”

Bunu ben iddia etmiyorum. Bu benzetmeyi yapan AEI araştırmacısı ve Middle East Quarterly dergisinin editörü olan Michael Rubin. Turkey’s Turning Point başlıklı makalesini lütfen okuyun.

                                                 ***

18.04.2008

Pirinç

Ah pirinç, ah…

Başıma ne işler açtın. Merak işte. Dün kafama takıldı acaba eskidende böyle şeyler var mıydı?

Bu merakın neticesi ilginizi çekecek bir çalışma olacak galiba! Dün sabah sekizden, aksam yediye kadar ve bugün kaç saat daha sürecek bilmiyorum. Ama önümüzdeki günlerde size bir Cumhuriyet kronolojisi sunacağım. Beğeneceğinizi umarım. Bu araştırmanın ağırlığı Cumhuriyet kurulduğundan beri:

- Depremler
- Darbeler
- Gıda sıkıntıları (ikinci dünya savaşında gıda sıkıntısı çekildiği zaten beli bir olgudur onun için o dönemi bir cümleyle geçtim)
- Parti kapatmaları (özellikle irticacı partiler)
- Ilkler…
- Belli başlı yerlerde olan insanlar eğer öngörülü davrandıkları takdirde GSMH nasıl korudukları gibi…

Not: Yerel seçimler için dağıtacağınız “sadaka vasıtasıyla beni seç” paketlerinde pirinç var mıydı? Varsa piyasadan kaç ton çektiniz acaba?

                                                 ***

19.04.2008

Fala inanma, falsızda kalma…

Yıllar önce Hessen eyaleti istatistik kurumunda işlerim oluyordu. O zamanlardan kalma birtakım çekincelerim vardır istatistiklere karşı…

Gereğinden fazla ciddiye almamak kaydı ile genel bir izlenim edinmek için sakıncalı görmüyorum!

Şöyle bir işsizlik verilerine göz atın…   

İşsizlik Oranı

Tarih

Değer

Birimi

 

1997 Yıllık

6,8

%

 

1998 Yıllık

9,8

%

 

1999 Yıllık

7,6

%

 

2000 Yıllık

8,8

%

 

2001 Yıllık

8,8

%

 

2002 Yıllık

9,2

%

 

2003 Yıllık

10,5

%

 

2004 Yıllık

10.3

%

 

2005 Yıllık

10,6

%

 

2006 Yıllık

10,8

%

 

2007 Yıllık

9,9

%

 

Ocak 2008

11,3

%

AKP hükümeti ne yapıyor? Sadaka Ekonomisi nereye kadar Türkiye’nin istikbalini garanti edilebilir? Arap ve AB(D) parası suyunu çekince ne olacak? Kaldı ki, kimse menfaati olmayınca parmağını bile oynatmaz!  

Türkiye İstatistik Kurumu

                                                  *

Eğer Türk milletini, Katardaki gibi bir zihniyet kurtaracaksa! Kalsın…
Soğan, ekmek yeriz yinede Atatürk milliyetçiliğimizden vazgeçmeyiz!!!

                                                 ***

20.04.2008

Benim Milletvekilim…

Şiddet uygulamaz!?
Hamili kart…!?
Takiyeci …!?
İrticacı…!?
… !?

Hayal âlemine hoş geldiniz.

                                                  *

21 sene kaldı. Ama yapmışken doğru bir şey olsun istedim. İnanın Cumhuriyet kronolojisini hazırlarken o kadar çok şeyi anımsadım, bilmediğim şeyleri örgendim ki, hele birtakım olayların birbirine bağlantıları çok enteresan…

                                                 ***

21.04.2008

Dilenci buluşu, fukara çözümü…

Cumhuriyet tarihi kronolojisini hazırlıyorum…
67 sayfa oldu daha 1998’deyim. 45 saatin üzerinde…
Bakalım 2007 senesi sonuna kadar, daha ne kadar zaman daha lazım.

Yoktan var olmak savaşını veren bu ulusa inancım sonsuz. Benim milletimde bu yürek, iman ve köklerine bağlılık varken bu Cumhuriyet kolay, kolay yıkılmaz. Kronolojiyi hazırlarken buna defalarca şahit oldum. Bunca hainliğe, kana, vurdumduymazlığa, menfaatperestliğe bu devlet hala ayaktaysa mayası sağlam atılmış demektir.

Neden bu kadar geri kaldık, yoksul düştük?

Nedeni ne din, ne dindarlık. Müslümanlık asla gericilik olamaz!

Bence başlıca nedenlerden biri dinin, dolayısıyla toplumun ve devletin gitgide ham sofuluğun, bağnazlığın ve medrese tutuculuğunun etkisinde girmiş olmasıdır. Allahın koyduğu kurallar ile yetinmeyip onlara yeni kurallar, yasaklar, baskılar, sıkıntılar ekleyen bu anlayış öyle yaygın(dı)  ve güçlü(ydü) ki kimse karşı gelemiyor(du) buna rağmen bu vatanın evlatları ayakta ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının yolunda ilerlemeye devam edecektir.

                                                 ***

22.04.2008

AKP örgütlenmiş bir sorumsuzluk örneği, yaşayarak görüyoruz!
Maddiyat neye yarar, maneviyat olmayınca? Ben ve benim gibi milyonlar manevi değerlerimize sahip çıkıyoruz, çıkmaya devam edeceğiz. Cumhuriyet tarihi kronolojisini 90 sayfayı buldu, nihayet 2000’li yıllara geldim…

                                                 ***

23.04.2008

Deniz Baykal

Kendi kendime soruyorum:
Deniz Baykal gizli bir Atatürkçülüğü Katletme Partili olabilir mi?
Seçmenin büyük çoğunluğu istemeye, istemeye CHP’ye oy veriyor çünkü Baykal başta…
Atatürkçülüğü Katletme Partisi Deniz Baykal ile dalga geçiyor…
Deniz Baykal koltuk sevdasında…

                                                 ***

24.04.2008

Takiyecilik yapmayın, Türban hassasiyeti nerden çıktı şimdi?

Sizlere imkân tanınsa yapamayacağınız şey yok gibi! Cumhuriyet tarihi kronolojisi 117 sayfa oldu 2001 yıllındayım. Siyasi İslam fırsat olunca neler yaptığı akıllara durgunluk verecek derecede…

6 sene kaldı. İnanın araştırma, yani bilgi derleme gerçekten çok zor iş. 84 sene dile kolay.

                                                 ***

25.04.200

Cankurtaran

Allah aşkı için yok mu bir yetkili?
Kimse görmüyor mu, izlemiyor mu bu kepazeliği?
Bizimle ilgilenen yok mu? Süt ineği misali “süt” lazım olunca mı akla geliyoruz?

Anadilimiz elden gitti, gidiyor!

Anlaşılan yurtdışında televizyon reklamlarını denetleyen yok. Türkiye’den Avrupa’ya yayın yapan özel televizyonlar izlenebiliyor mu bilmiyorum. İzlenebiliyorsa lütfen kullanılan “Türkçeye” dikkat edin. Evlatlarımız böyle bir “Türkçe” ile yetişiyor…

Cumhuriyet tarihi kronolojisini 138 Sayfa 2002 yıllındayım…

                                                  ***

26.04.2008

Sayın AKP Milletvekili Vahit Erdem,

25.04.2008 tarihili Hürriyet gazetesinde yayınlanan demecinizin samimi düşünceleriniz olduğuna inanmak istiyorum…
Keşke AKP bu düşüncelere sahip çıkabilse. Türk ulusu yaşadığımız ortamı hiç bir şekilde hak etmiyor…
Kutsal dinimiz ve ulusça ortak değerlerimiz siyasete alet edilmemeli.
 
Saygılarımla
Önder Gürbüz

Not: az kaldı, 2003 yıllını bitirdim. Şu an durumuyla 162 sayfa. Yakında elektronik kitap niteliğinde Cumhuriyet tarihi kronolojisi 1923 – 2007 ‘yi ücretsiz hizmetinize sunacağım.

                                                  ***

27.04.2008

Takım elbise

Takım elbise ile oğlunun şehit haberini bekleyen babayı saygıyla anıyor, tüm şehit ailelerinin önünde saygı ve sevgi ile eğiliyorum…

                                                  ***

Yakışmadı

En hafif tabirle ayıp ettin kurmay yarbay...
26.04.2008 tarihli Show haberi izlediniz mi bilmiyorum.

                                                  ***

28.04.2008

Hayat pahalılığı…

Hayat gittikçe pahalanıyor, tüketici olarak giderleriniz çıkarken gelirinizde aynı oranda çıkıyor mu? Çıkmıyorsa bunda bir “yanlışlık” var. Çünkü hükümet “ekonomik başarılarını” övüyor. Siz hükümetten daha mı iyi biliyorsunuz? 

Fiyat Endeksi (Toptan Eşya) (1968=100) (İTO)
Genel Endeks (ITO TEFE, 1968=100)

Economic Research Forum

                                                  ***

29.04.2008

Nihayet

Cumhuriyet tarihi kronolojisi 1923 – 2007 bitti.

Tarafım! Laik ve çağdaş bir Türkiye taraftarıyım. Din ve devlet işlerinin kesinlikle birbirinden ayrı tutulması gerektiğine inanıyorum. Çünkü toplumsal hayatın din esaslarına göre düzenlenmemesi gerektiği kanaatindeyim. İnsan birçok yönden cahil veya görgüsüz olabilir ama cahil olmak ille cahil kalmak anlamına gelmemeli. Yalnız kulaktan dolmayla insan âlim olmaz…

Din istismara ve hurafelere açık, açık olduğu kadarda…
Buna rağmen elimden geldiği kadar İslam’ı siyasi amaçları için kullanan kişi ve partilere de tarafsız yaklaşmaya, davranışlarını ona göre değerlendirmeye çalıştım. Ekleri ve notları yayınlamayacağım. Buna rağmen 247 sayfadan oluşan bir belge, yaklaşık 100 saatlik bir çalışmanın ürünü…

Bu bilgileri derlememdeki yegâne amaç unutturmamak!

Bence Atatürkçülük “kenardan” gelişmeleri seyretmek değildir. Aksine mantık çerçevesi içersinde olayların ortasında olmak ve belirleyici bir şekilde olayların akışını yönlendirmektir. Etkin olabilmek için birçok öğenin yani sıra genel kültür anlamında bilgi şarttır.

Cumhuriyet tarihi kronolojisi 1923 – 2007’ yi hazırlarken doğal olarak birçok güvenilir kaynaktan faydalandım. Alman kanunlarına göre bir kaynaktan alıntı yaptığınızda kaynağı göstermek şartı ile alıntı yapabilirsiniz. Türk kanunlarını bu yönden tanımıyorum. Herhangi bir telif hakkı ihlaline karışmamak için kaynaklarla temasa geçtim. Eğer kaynaklar bu bilgileri yayınlamamda bir sakınca görürlerse programı internetten çekeceğimi şimdiden taahhüt ederim. 

Cumhuriyet tarihi kronolojisi 1923 – 2007  

Cumhuriyet tarihi kronolojisi'ni online okumak için tıklayınız

                                                  ***

30.04.2008

Haddini bil…

Haddini bil Iran ve Iranın molla gazeteleri!
Bizler varken bu memleket sahipsiz değildir.

Sizler ve buna AB(D) ‘de dâhil, unutmayın ki yedi cihana meydan okuyan bu ulusun insanı ve bu insanların yüce ruhudur. Bizim iç işlerimize karışmayın. Haddini bilmeyene eninde sonunda haddini bildirirler ona göre…

                                                  *

Taviz, taviz üzerine, ne uğuruna?

Açın Cumhuriyet Kronolojisini okuyun!
Atatürkçülüğü Katletme Partisi’nin verdiği tavizlerin haddi hesabı yok…

Sözüm ona demokrasi ve özgürlükler adı altında Türkiye Cumhuriyetinin temellerini sarsmaya devam ediyorlar. AB’ye aldılar mı seni Atatürkçülüğü Katletme Partisi. Hayal âleminde dolaşıp durma. İnsanlarımıza gerçekleri yansıt.

Fransa’nın saygın gazetelerinden Le Figaro’ da yayınlanan bir araştırmaya göre:

Türkiye’nin AB üyeliğinden yana olanlar

Fransızların ortalama % 39
İtalyanların ortalama % 45
İngilizlerin ortalama % 31
Almanların ortalama % 35
İspanyolların ortalama % 38

Kesin olarak AB üyeliğine karşı olanlar

Fransızların ortalama % 39
İtalyanların ortalama % 44
İngilizlerin ortalama % 29
Almanların ortalama % 43
İspanyolların ortalama % 32

Söyle de diyebiliriz: Almanlar burada belirleyici olacaklar bunun değişik nedenleri var ama en önemli nedenlerden biri AB ekonomisinde önemli bir payları olmasıdır.

                                                   *

1 Mayıs

Anayasal düzene baş kaldırmak başka bir şey, sivil itaatsizlik başka bir şey.

Sivil itaatsizlik: Demokratik hukuk düzeni, adaletsizlikler karşısında bireye kendini savunma ve koruma hakkını tanımıştır. Pasif direnme olarak tanımlanan sivil itaatsizlik bir direnme hakkıdır. En belirgin kriterleri; yasaya aykırılık, şiddetsizlik, kamuya açıklık ve çiğnenen pozitif hukuk normundan doğacak yaptırıma katlanmadır. Sivil itaatsizlik yaklaşımının öncülerinden sayılan Henry David Thoreau, Gandhi ve Martin Luther King’dir. Düşünürlerin ortak noktaları, eylemlerin temelinde şiddetsizlik olmasıdır. Cezai yaptırımı baştan göze alan sivil itaatsiz, şiddete asla başvurmamaktadır. İyi niyet ve uzlaşma temelinde şekillenen sivil itaatsizlik, bu nitelikleriyle farklı bir politik felsefi akım olarak yorumlanabilir Türkiye’de bu konuda verilebilecek örnekler:

- Bergama eylemleri.
- Rektörlerin türban direnişi.

                                                   *

Postal

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre:

Genellikle askerlerin giydiği konçlu ve kaba potin,  mecaz anlamda düşkün kadın demek.

Postalcıymışım!
Farkında değilim, olabilir mi? Olabilir!?
 
Günümüz Türkiye’sin de herkes, her şeyle gurur duyar oldu…
Bence gerçekten gurur duyulacaklar arasında ilk sıralarda; canı ve kanı ile Türkiye Cumhuriyetinin beka’sı için çalışan güvenlik güçlerimiz ve askerlerimiz, vatan ve millet sağ olsun diyen aileler, insanlık veya Türk ulusu namına çalışan bilim adamlarımız, öğretmenlerimiz, sanatçılarımız var. Beni “postalcı” olarak görüyorsanız özür dilerim, böyle bir izlenim yaratma kastım yoktu…
Gerçi “postallarımla” da gurur duyuyorum! “O” postallar olmasa acaba bu topraklara vatan diyebilir miydik? Her neyse, ya ben gerçekten neler his ettiğimi ve düşündüklerimi dile getiremedim ya da “siz” benim ne demek istediğimi anlamadınız! Ama şunu da tekrarlamaktan ne bıkarım nede sıkılırım:

Ben Atatürk milliyetçisi, ulusalcıyım…  

Ne demiştiniz “…milletin efendisi kim...”
Bu sözün sahibi kim? Ve bir Atatürk milliyetçisi olarak bu tespite katılmamak, milletin istek ve gereksinimlerini göz ardı etmek mümkün mü? Ama lütfen yukarıda Allah var, bir an için elinizi vicdanınıza koyup benim şu soruma cevap verin:
 
1.      Türkiye genelinde eğitim durumuz - çok yönlü ve karmaşık olayları – “doğru”
         değerlendirmeye müsait mi?
2.      Hurafelere, sahte hacı - hocalara kulak veren ve en kötüsü inanan milletimiz
         din istismarına açık mı, değil mi?
3.      Siyasi amaçları, kişisel çıkarları için vatanını, milletini “satmaya” müsait kişiler
         var mı, yok mu?
4.      Eğitimsiz insanlardan en çok kimler faydalanabilir?
5.      Türk ulusunun eğitimine en çok önem veren insan kimdi?

Atatürk milliyetçiliği her şeyden evvel vatan ve millet demektir! Atatürk milliyetçisi kişisel görüş ve inançlara saygı göstermekle birlikte toplumsal düşünür, illeri görüşçü olmaya gayret gösterir. “Olayları” çok yönlü değerlendirmek gerektiğinin bilincindedir. Kendi şahsına istediği şey milletçe özgür olmak ve refaha kavuşmaktır. Milli menfaatler, kişisel menfaatlerin çok ama çok önündedir

Not: Türk Dil Kurumu, milliyetçi ve ulusalcı kavramları hakkında ilerlide bir kaç sözüm olacak

                                                  ***

01.05.2008

İşte, AKP’nin demokrasi anlayışı…

Anayasal düzene baş kaldırmakmış, insanları ne kadarda güzel kandırmaya çalışıyorsunuz. “Hükümete” kim dur diyecek?
“Hükümet” gücünü gösterdiğini sanıyor. Vatandaş dövmekle devlet egemenliği sergilenemez. Asıl gösterdiği hiç bir güncel konuya egemen olamadığıdır. “Hükümet” orantı kavramına yeni bir tanımlama getirmiştir.

                                                   *

Tarihten günümüze

Enver Paşa’dan, Recep Tayyip Erdoğan’a,
İttihat ve Terakki Cemiyetinden, Adalet ve Kalkınma Partisine…
Aralarındaki birliktelikleri görebiliyor musunuz?

                                                  ***

02.05.2008

Toprak, tarih ve yazgı kardeşi

Anadolu insanı, seni komadan uyandıracağız! Eminim eninde sonunda kendinde uyanacaksın ama iş, işten geçmiş olabilir. Bak 93 sene öncede sana güvenci sonsuz olan ne demiş:

…Denilebilir ki birçokları, yaşama kabiliyetimiz kalmadığını düşündü. Ama bakınız, kısa zamanda toparlandık, kendimize geldik. Yeni bir savaşa bile hazırız. Bunun anlamı ne? Milletimizin tarihine bakınca şunu görüyoruz: Birçok engele, soruna, felakete rağmen, hiç bitmeyen tükenmeyen, kendiliğinden çoğalan bir yaşama kabiliyetimiz var. Devlet yenilse bile millet yenilmiyor. Milletimizin yaşama kabiliyetine güvenin!...
                                                                                                   Mustafa Kemal Atatürk

                                                  ***

03.05.2008

Hükümet İstifa

Kusura bakmayın ama yalnız “emir kulları mı” suçlu?
İçişleri bakanı ve emniyet Müdürü’nün istifası gerçekten yeter mi?
Bugün açıklandı enflasyon rekor düzeyde, bir bilsem “hükümetin” neye hüküm ettiğini!

                                                   *

Oğullar

Bağımsız basın haberlerine bakarsanız AKP “hükümeti” tarikatlara, tarikat vakıflarına, bazı iş çevrelerine, yandaşlara, yalakalara ve tabii oğullara yaradı.
Pardon bu arada milletime ne yaradı?

                                                   *

Gökyüzü neden mavi?

Her gün gördüğünüz gökyüzünün neden mavi göründüğünü hiç merak ettiniz mi?
Çok doğal bir soru aslında. Belki bir gün bir çocuk veya başkası size bu soruyu yöneltebilir. Benim sorduğum gibi. Ne cevap vereceksiniz? Biraz düşünün, yanıtını yarına vereceğim!

                                                  ***

04.05.2008

Gökyüzü

Güneş ışınları atmosfere girdiğinde atmosferdeki gaz moleküllerine ve toz parçacıklarına çarparak saçılır. En kısa dalga boylu mavi ışınlar (insanın algılayabileceği) en uzun boylu olan ise kırmızıdır. Gün ışığı değişik dalga boylu birçok ışından oluşur. Atmosferin üst tabakalarındaki küçük parçacılar tarafından hemen saçılırlar. Renk frekansı (titreşim sayısı) yani dalga boyu ne kadar kısa olursa saçılmaya o kadar müsaittir. Tüm renklerin karışımı beyaz rengini oluşturur. Gökyüzü açık olduğunda, mavi ışık diğer ışıklara oranla en fazla saçılan ışıktır. Bu yüzden de gökyüzü mavi görünür.  

                      

                                                   *

Bence inanma, sorgula! Gerçeği ara, oku…

                                                   *

RTE, iktidarınız sayesinde devlet otoritesi zaten zaafa uğramış durumda

                                                  ***

05.05.2008

Okur, yazar mısınız?

Yok, canım sizin şahsınıza yönelik sormadım. Okuma, yazma özürlü başkaları var da…
Ama sözü okuma, yazmadan açmışken sizden bir ricam olacak. Eğer bu konu için biraz vakit ayırabilirseniz gerçekten sevinirim. Konuya birazdan değineceğim. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletlerinde şu an revaçta ve uluslararası bir prestij simgesi olan cam sanatı gerçekten muhteşem. Havaalanları gibi uluslararası kamuoyuna açık yerlerde sergileniyor veya Türkî cumhuriyetlerinden birinde olduğu gibi cam piramit görülmeye değer. Böyle işte, diğer milletler sanatla, bilimle, evren ve evrensel sorunlar ile uğraşırken “bizimkiler” sadaka ekonomisiyle günü nasıl kurtarırım peşinde. Kanuni’den sonraki Osmanlıdan kalma kafa ile milletin orası, burasıyla uğraşıyorlar!

Hele – doğruları - yansıtmama çabaları gerçekten “övgüye” değer. Aklıma geldi hayat pahalılığı falan derken borç, harç ne oldu diye…

T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı

İstatistikler > Kamu Finansmanı > İç Borç İstatistiği veya Diş Borç İstatistiğine bir bakın.

Eğer Microsoft Excel bilgisayarınızda yüklü ise doğrudan buradan indirin:

Merkezi Yönetim Yurt Dışı Tahvil İhraçları (1988-..)
http://www.hazine.gov.tr/stat/YILLIK_VERILER.xl

Gelelim ricama, iç ve diş borç artı. Hem de öyle böyle değil, bunu ben iddia etmiyorum her şey meydanda işte. Anlatın, tanıdıklarınıza - tanımadıklarınıza. Bu ülke uçuruma doğru sürükleniyor!!!

                                                  ***

06.05.2008

Kafa düğümlenmesi gene çıktı ortaya…

Bayılıyorum bu diziye. Düğümcü hoca gene sahnede…
Bu arada benim kafamda düğümlendi!
Hani bir atasözü vardı: “Bir deli taş atar kuyuya, kırk akılı çıkaramaz
Bir söz: “…ortalama Türk’ün partisiyiz…”
Hangi Türk’ün?
Ortalama!
Hangi ortalama?
Ne bileyim ben kardeşim…
Acaba akademik ortalamamı?

                                                  ***

07.05.2008

Ah dostlar, ah...

Meğer benim gibi milyonların algılama sorunu varmış. Ne yapacağız şimdi?
Bu algılama sorununa bir ilaç var mı acaba?

                                                  ***

08.05.2008

Joost Lagendijk, Olli Rehn ve diğerleri

Aklınızı başınıza toplayın. Sabrında bir sınırı var ve bu sınırı aşmak üzeresiniz.
Her Türk’ü emir eri sanmayın.

                                                   *

Temenni

— Kapatılsın mı?
— Kapatılsın!
— Siyasi yasak getirilsin mi?
— Getirilsin, ama öyle 5 -10 sene değil, bir ömür boyu! Hatta ve hatta bir takım vatandaşlık hakları da ellerinden alınsın!
— Tüm kadrolaşmalar, özelleştirmeler, yabancılara satışlar incelenmelimi?
— gayet tabii…
— …
 
Ah gönül sen ne doymak bilmez şeysin böyle!
Not: İçimde daha ne dilekler var bir bilseniz… J

                                                  ***

09.05.2008

13.Mayıs.2008

Smokin ve tuvalet. Tuvalet ve türban!
Aklıma gelen başıma gelmese…

                                                   *

Türkiye’nin önünde açık düşmanı olduğu gibi arkasında ve içinde ise gizli tehlike irticaa, etnik milliyetçilik var. Jeopolitik konumundan dolayı Türkiye yine çekiç ve örs arasındaki hammadde misali işlenmektedir. Türkiye ya çelikleşecek ya da yok olup gidecek. AB(D) Türkiye’ye kendi güvenlikleri ve ekonomik menfaatleri açısından yakından ilgili bir alan olarak bakarken, Atatürk milliyetçisi ise bu topraklarla vatanı diye bakar. Aradaki fark bu. Bu yüzden bizler irticaa ve etnik milliyetçilik tehlikesinin farkında ve amansız takipçisi olacağız.  

Napolyon’un deyimi ile "Coğrafya ülkelerin kaderini belirler"  

                                                  ***

10.05.2008

Şahsi görüşüme göre…

Yarım yamalak “tavizler” ile Avrupa Birliği hayal…
Türkiye tek taraflı olarak milli menfaatlerinden taviz vermekle akılılık etmiyor.
AB’nin temelinde ekonomik birliktelik ve “ortak” değerler vardır. Bu birliktelik ilk etapta ABD ve uzak doğuda oluşan ekonomik güçlere yönelik rekabet gücünü arttırama, coğrafyaya bağlı ortak bir pazar (bugün yaklaşık 500 milyon insan) oluşturmaktı. İkinci etapta askeri bir güç olarak dünya politikasında belirleyici bir rol üstlenmektir. Bu ortak değerler arasında “etnik milliyetçiliğe” yer yoktur. Ekonomi esastır. Ancak Avrupa Birliğinin fikir babaları bu “değerler” birliği düşüncesini ortaya atarken ileride uygulamalarda beklenenden daha büyük aksaklıklar oluşabileceğini yeterince düşünmemiş görünüyorlar. Özellikle insan faktörünü pek dikkate almadıkları da bir gerçek. Uzun zamanın “alışkanlıkları” ve “değerleri” bugünden yarına terk edilemiyor. Avrupa coğrafyasında yer alan ve bugün AB’yi oluşturan devletlerin kendine öz dil, tarih, ekonomik ve sosyal gelişmeleri vardır. Tüm bu farklılıkları bir araya getirmek olağan üstü bir gayret gerektiriyor. Türkiye bu birliktelikte yer alabilir mi? Belki bir gün ekonomik ve güvenlik gerekçeleri bunu gerektirebilir. Şu an için uzak bir olasılık olarak gözükse de.  

Türkiye için Avrupa Birliği dışında alternatifler var mıdır? Kesinlikle evet!!!

Akıllı bir politikayla AB, kendi coğrafyamızda, Türkî Cumhuriyetlerle ve uzak doğuda oluşan ekonomik güçler ile şu an olduğundan daha yakın bir işbirliği yürütülebilir. Amerika Birleşik Devletleri pekte uzak olmayan bir zaman diliminde gücünün büyük bir kısmını yitirecektir. Bu arada Rusya’daki gelişmeler de yakından izlenmesi gerekir.  

                                                  ***

11.09.2008

Anneler günü

Bugün anneler günü…

Hiç kuşkunuz olmasın dünyanın hiç bir yerinde kadın olmak kolay değil. Türkiye’de kadın olmak maalesef üretici değil “tüketici” olmak, koca eline bakmak demek. Birde bir zihniyet var ki kadını insan olarak değil; “mal veya eşya” gibi görüyor ve ona göre davranıyor. Şüphesiz erkeklerin hakkını yememek lazım ama kadın, kadın farklı…

Türkiye’de birde anne olmak bambaşka bir şey, hele birde askerlik çağında ya da asker evladı varsa…

Vatan borcudur ve bu borcu ödemek gerek!

Araştırdım, terör denilen olgunun Türkiye’ye son 20 yılda maddi maliyeti 300 milyar doları bulmuş (bazı kaynaklarca 100 ile 300 milyar arası değişiyor). Ben 300 milyar dolardan yolla çıkıyorum. Bu terörle mücadeledeki maddi maliyet. Bunun birde manevi “zararı” var ki kanımca rakamlar ile ölçülemez. Bir an için düşünün 300 milyar dolar ile kaç tane tam tesisatlı üniversite, hastane, yol, fabrika ve buna benzer ulusuna faydalı “şeyler” kurulabilirdi.

Bu Cumhuriyeti elbirliği ile kurduk, elâlemin oğlu için mi yıkacağız?

İstiklal savaşı yıllarındaydı, hatırlamıyorum hangi kitapta okuduğumu, Ankara’ya yabancı devletlerden ziyaretçiler geliyordu. Bu misafirleri karşılamak için – bir takım – elbise mevcuttu!

Böyle bir zaruret içersinde kuruldu bu devlet.  

Meselelerimize çözüm ararken yapılan yanlışlar geleceğimizi ipotek altına sokabilecek kadar vahim ve tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor.

Başta dün şehit verdiğimiz askerlerimizin anneleri olmak üzere tüm annelerin bu günlerini kutlarım.

                                                  ***

13.05.2008

Alev, alev...

Ah şu gençlik ne kadar güzel şey...

Ama doğrusunu isterseniz tekrar 20lerde olmak istemem. O zamanlar sorun sandığım, problem yaptığım durumlar geriye dönüp bakınca komik geliyor...

Bir, iki gündür yazılarıma ara verdim. Bıkıp usandığımdan değil, dikkatimi yeni çeken bir site ile yakından ilgilendiğim için. Affınıza sığınarak site adi vermeyeceğim. Ama anladığım kadarıyla sitedekiler genç nesil. Kimisi asker ki buradan Uğur arkadaşıma fiyakalı bir asker selamı yollamak istiyorum (rütbe yazmadım kusura bakmasın değil mi?), kimisi üniversiteli ya da üniversiteli olma umudunda - yolunda (artik puanları neye yeterse). Ateşli çocuklar, affedersiniz arkadaşlar ama çoğunuz rahmetli oğlumun yaşında genç insanlarsınız. Onun için çocuklar diye hitap ettim size J

Sapına kadar milliyetçi gençler. Bazen biraz aşırı milliyetçi bile diyebileceğim derecede. Ama bu gençliğe vergi çok özel bir durum onun için üzerinde durmaya değmez diye düşünüyorum. Şu an için kestiremediğim ama zamanla anlayacağım ne tür bir milliyetçiliği savunduklarını. Zamanla olgunlaşacaklarına, durulaşacaklarına inanıyorum. Neyse gelelim neden bu konuya değindiğime...

İçlerinde bilgiişlem konusunda deneyimli ve bilgili insanlar var. Anladığım kadarı ile aslında 10 – 15 kişiyi geçmiyor bu arkadaşlar. Yani bir avuç ama bu bir avuç genç “doğru” yönlendirilir, gereken destek verilirse güzel işler başarabileceklerine inanıyorum. Diyeceğim gençlerimizin üzerine daha çok düşmemiz, onlara gereken her türlü imkanı sağlamamız lazım...

Bu bir avuç gencin ne yaptığına gelince, pekte tasvip etmediğim ama bazen başka çare olmadığından anlayış ile karşıladığım şeyler. Mesleki yönden aslında “karşıtlarım” sayılırlar ama bu çok özel bir durum!

Silahları: bilgi, azim ve yürek.

Onun için elimden gelen her türlü yardım ve desteği esirgemeyeceğimi buradan ilan ederim.

                                                  ***

14.05.200

Ne yazık ki korktuğum başıma geldi…

Çok yazık, bence Türkiye’mizin dünyada imajı bir kez daha zedelendi. Böyle devam ederse daha çok zedelenecek.

                                                  ***

15.05.2008

Gentlemen, terbiye, örf ve adet üzerine

Gentlemen sözü İngilizceden gelir ve gentle (= sevimli, nazik) men = erkek kelimelerinin birleşiminden oluşur. Etymologiek (dil bilimi, kökenbilim) bakımdan gentle kelimesi eski Fransızcada gentil (asil bir soydan gelen) kelimesinden türediği varsayılır. Ben olsam gentlemen kelimesini Türkçemize saygı duyulan, haysiyetli, onurlu bir erkek olarak çeviririm. 

Arséne Lupin dünya literatürünün gentlemen hırsızlarındandır. Gerçek hayata gentlemen hırsızlar, sporcular, politikacilar, vs. var mıdır? Hiç şüpheniz olmasın gerçekten var. Peki, neden gentlemen hackerler yok?

“O”, da var.

Benim gibiler genelde günümüz Hackerlerine script kiddie deriz. Şahsen ben bu ifadeyi aşağılamak için kullanmam ve bunu tüm samimiyetimle yazıyorum. Bu tip saldırılar bir nevi “kültür” anlayışıdır. Genelde web sitelerine yöneliktir. Bilgi ve sabır isteyen bir “iştir” ve gerçekten kolay değildir. Yani herkes yapamaz. Bu anlamda “yiğidin” hakkını yememek lazım. Ne var ki benim gibi yıllarını bu işe vermiş olan ve gerçek Hackerlerin “çalışmalarına” şahit olanlar bu insanlara Hacker demez.

Örneğin:

DS1 (T1) gibi yollar üzerinden gelip Hybride IDS (Hybride Intrusion Detection System) dolayısıyla Appliancesleri geçerek switchli bir LAN’a girebilen, bilgi “çalarak” ya da bilgi tahribinde bulunan benim gözümde Hackerdir. Honeypot gibi imkânlarımız olmasa bu “dehaların” çalışmalarını izlememiz gerçekten çok zor olurdu.   

Neyse lafı fazla uzatmayalım. Hackerler genel anlamda White-Hat-, Grey-Hat- ve Black-Hat (cracker) diye üçe ayrılır. İster inanın, ister inanmayın ama Hackerlerin ahlaki değerleri vardır ve bu değerler hangi grup Hacker olduklarına bağlıdır. Steven Levy (Heroes of the Computer Revolution), Stewart Brand (Information wants to be free) gibi kişiler Hackerliğin ahlaki manifestosunu yazmışlardır. Ben kendimi asla Hacker olarak görmem ama görecek olsam hem bilgi hem ahlaki yönden kendimi en fazla Grey-Hat gurubuna dâhil görürdüm (normalinde White-Hat). Bilgi yönünden dedim, yanlış anlamayın az, çok bilgim olduğunu sanıyorum. Ama hayat bana bir şeyi öğrettiyse o da rahmetli babamın deyimi ile:

“Eloğlunun yumruğunu yemeyen, kendi yumruğunu balyoz san nar”

dır. Yani diyeceğim her zaman karşına senden daha “iyi” olan birisi çıkar, çıkabilir.

Script kiddie’lerine karşı özellikle şirketler ve bazı şahıslar için tavsiyem:

Sitenizi açacağınız hosting şirketine sorun ve mümkünse gösterilmesini isteyin:

ISO/IEC 27001, ISO/IEC 17025:2005, ISO/IEC 15408. CEM, NVLAP Lab Code: 200636-0, National Institute of Standards and Technology / National Voluntary Laboratory Accreditation Program

Sertifikalılar mı diye.

Not: Bu yazım söz verdiğim gibi 02.04.2008 tarihli ve Gençler başlıklı yazımın devamı anlamındadır.

Bu sözlerim anlayanladır:

“O”, gerçek Hackerlerden birisiyle tanışma şerefine erdim. Bundan yıllar önceydi. Çalıştığım işyerine girmeye çalıştı. 3 Administratör (içlerinde bende vardım) “ona” karşı bir sanal savaş verdik. Ama bu sanal savaş gerçekten çok çetin geçti. Muhtemelen tek başınaydı. Çünkü “onun” gibiler genelde kimseye güvenmezler. Giremedi, bırakmadık ama bizi iyi terletti...

1e karşı 3 kişinin “bilgisi” ve equipmenti. Aslında buna zafer denmez. İşte bu insanlara sonsuz bir saygım vardır. Saygım bilgisine, mütevazılığine, mertliğine ve terbiyesinedir. Sonraki zaman biriminde “kartvizitini” tanıdığım için onu bir kaç “işine” daha tanık olma fırsatı buldum. Gentlemen bir hackerdi! Bunu söylememin nedenleri var. Anlayacağınız birbirine zıt kutuplar olsa da insan karşısındakine “düşmanı” dahi olsa saygı gösterebiliyor. Neyine? Mertliğine, bilgisine, yeteneklerine...

Biz Türkler atalarımızdan neyi öğrendik?

Birçok şeyi ama öğrendiklerimiz arasında mertlik ve saygı da var!
O halde bir davayı savunuyorsak, “O” davanın hakkını verelim. Nasıl? Bilgi ve terbiyemizle insanların sempatisini kazanarak. Gerekçeli nedenleri anlatarak, çevremize ışık saçarak, kamuoyu oluşturarak. Gerisini artık sizin takdirine bırakıyorum… 

                                                  ***

16.05.2008

Din düşmanı!?

Hakkımda çok şey yazıldı, çizildi. Ama şimdiye kadar din düşmanı olduğum yazılmamıştı! Şimdi ben bu sav’a nasıl cevap verebilirim? Ben kimim ki insan ve Allah arasına girmeye çalışayım? Kaldı ki ben hangi mantıksal açıklamayla böyle bir iddiayı ortaya atan insanları ikna edebilirim?

Atatürk’ün arkasına saklanıyormuşum! En iyisi buradan başlamak, ben Atamızın arkasına saklanmıyorum. “Onun” arkasına saklanarak din düşmanlığı nasıl yapabilirim ki? 30.08.2007 tarihli Allaha bir can borcum var... Başlıklı yazımın altına, arşiv aramaların ardından, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dua ederken bir fotoğrafını ekledim. Neden? Ben Türkiye’deki olayları ancak Basın ve Televizyon yolu ile takip edebiliyorum. Yurtdışındayım, “aranızda” yaşama fırsatım yok ki! Ama buralarda Atatürk’ün “din düşmanı” olarak tanıtıldığını yaşayarak görüyorum.

Geçenlerde Zülfü Livaneli yazdı Vatan gazetesinden alıntıdır:

TÜRKİYE'DE NEDEN BİR ATATÜRK CAMİİ YOK?

Geçenlerde Paris’ten bir arkadaşım telefon etti ve ilginç bir soru sordu:
“Sizde neden Atatürk Camii yok?”
Şaşırdım kaldım.
Eminim ki bugüne kadar bu soru hiçbir Türk’ün aklına gelmemiştir. Ancak bir yabancı sorabilir bunu.
Oturdum düşündüm:

Bu ülkede Fatih Sultan Mehmet’in adına cami var. Süleymaniye, Selimiye gibi camiler padişahların adını taşıyor. Hatta valide sultanlar, vezirler, komutanlar adına da camiler var.Özel kişiler adına da camiler yaptırılmış. Yeni camilerimizden birisi Kocatepe adını taşıyor ama o tepeyle bütünleşmiş olan komutanın adına yapılmış bir cami yok. Sonra düşüncelerim beni şu soruya götürdü:
“Eğer bir Atatürk Camii yapılmış olsaydı ya da Kocatepe Camii’nin adı Atatürk olsaydı orada namaz kılan, cumaya giden cemaatin varlığı, Türkiye’deki din çıkışlı itirazları azaltır mıydı?”
Çünkü biliyoruz ki Mustafa Kemal Paşa dini yasaklamamıştı. Hatta kendisi bir camide hutbe okumuştu. Bundan daha da önemlisi, bu ülkede Atatürk’ü seven milyonlarca Müslüman yaşıyordu.
Yıllar önce “Cuma namazına giden Atatürkçüler” başlıklı bir yazı yazarak bu duruma dikkat çekmeye çalışmıştım. Bir Atatürk camii, Gazi Mustafa Kemal’i İslam düşmanı gibi göstererek halkı kandıran ve siyasetlerini bu görüşe oturtan kesimlerin hızını kesebilir miydi?
Ama bir süre düşündükten sonra, bu işi pragmatik olarak ele almanın yanlış olduğu sonucuna vardım. Bir Atatürk Camii, belki pratik faydalar sağlayabilirdi ama Cumhuriyetin laiklik ilkesine aykırı düşerdi. Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı bir cumhuriyette devlet kurucusunun adını bir camiye vererek inanç sömürüsü yapmak laiklik ilkesi ile bağdaşmazdı.
Dolayısıyla yapılan iş doğruydu.

Cami değil ama Atatürk ve din konusunda düşünmekte yarar var.
Pazar günü Ruhat Mengi’nin programında Aytunç Altındal, daha önce de vurguladığı bir görüşü tekrarladı:
Mustafa Kemal Paşa’ya Millet Meclisi tarafından “Gazi” unvanı verildiğini belirtti.
Mareşal değil, gazi.
Herkesin bildiği gibi gazilik yalnızca dünyevi bir makam değildir.
Altındal ayrıca Paşa’nın birçok Müslüman ülkede “İslam Mücahidi” olarak selamlandığını aktardı.
Bu gerçekler ortada dururken milyonlarca eğitimsiz gencin kafasını “Deccal gelip dinimizi yasakladı!” hurafeleriyle doldurmak bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.
Ama ne yazık ki bu kötülük yapıldı.
Mustafa Kemal düşmanlığı, bol akçalı, bol rüşvetli bir dünya saltanatı için manivela olarak kullanıldı ve kullanılmaya devam ediliyor.
Bunun önüne geçmek gerekmez mi?

Ve yine yazarın 14.05.2008 tarihli köşesinden bir alıntı:

Atatürk camileri

Dünkü yazımla ilgili çok sayıda mesaj geldi. Meğer Türkiye’de birden fazla Atatürk Camii varmış. Doğrusu bunu bilmiyordum. Gelen iletiler sayesinde öğrendim. Bu iletilerden birkaçını sizlerle paylaşmak istedim.

“Ülkemizde birden fazla Atatürk Camii var.
Biri Kartal-Soğanlık’ta yapıldı. Çift minareli bir cami.
Biri Mardin Kızıltepe’de.
Biri Bitlis’te.
Biri de Mihallıççık Atatürk Camii.
Kerem Yılmaz”

“Böyle bir cami Karşıyaka’da var. Bütün Karşıyakalılar da (camiye gitsin ya da gitmesin, o an yeter ki önünden misafiriyle geçsin) bununla övünür.
Sermet Yakut”

“Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün’ün Basın Danışmanıyım. Köşenizde haklı olarak bahsettiğiniz konuyu sevinerek cevaplamak isterim ki Büyükçekmece’de Atatürk Camii var. Hem Türkiye’nin büyük önderi Atatürk’ün adını taşıyan bir camimiz var. Hem de rahmetli babasının adını taşıyan bir başka caminin temelini attık.Tamamlanma aşamasına getirmiş bulunmaktayız.
Vedat Denizer”

“Bitlis’teki cami kültür müdürlüğüne bağlı atıl bir depoymuş. Atatürk 8 Ağustos 1916’da Bitlis’e gelmiş. Abdest alıp burada namaz kılmış. Burası sonra kütüphane olmuş. Atatürk’ün ölümünden sonra halk buraya cami yapmak istemiş. Kenan Evren Bitlis’e gittiğinde halk, Atatürk’ün orada namaz kıldığını ve burayı cami yaparak Atatürk’ün ismini vermek istediklerini söylemiş. Sonra cami yapılmış ve Atatürk’ün ismi verilmiş. O gün bugündür bu caminin adı Atatürk Camii’dir.
Rahmi Acar”

“Atatürk adına yaptırılan bir cami olmadığı konusundaki yazınızı okudum. Bu vesileyle size bir bilgi aktarmak isterim. İstanbul’un Kartal İlçesi Soğanlık semtinde uzun yıllar önce başlanmış bir cami vardı ve adı da “Atatürk Camii” idi. Ancak daha sonra Atatürk Camii’nin imamının (cami adıyla ilgili olup olmadığını bilmiyorum) öldürüldüğünü duydum. Dilerim bu bilgi bir başlangıç olarak işinize yarar ve araştır sonucu bir yazınıza konu edersiniz.
Mehmet Akdemir”

Link

Beni tanıyanlar bilir: Ben Allah’ımı da, kitabımı da, Atalarını da bilen bir insanım! Ayrıca Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsına ve fikirlerine hürmet ederim. Başka bir değişle onu izleme azmindeyim. Eğer onun fikirlerine “doğru” sahip çıkmıyorsam, o zaman suçluyum.

AKP’nin karşısındayım. Hiç bir şekilde beni ve benim gibi düşünenleri temsil edemediğine inanıyorum. Ve eğer AKP’yi ve ona benzer parti ve düşünceleri tanımamak, hatta hoş görmemek dinsizlikse söyleyecek hiç bir sözüm yok.    

                                                  ***

17.05.2008

Alaturka Demokrasi

Farkında mısınız, kurt bir süredir kuzu oldu!

Biliyor musunuz sıkıldım artık, bu zihniyet fazlasıyla gerdi bu ülkeyi! Alafranga bir görünüm vereyim derken fazlasıyla komik bir görüntü sergileniyor. Karar ver alaturka mısın, alafranga mı?

Bir kraliçe rüzgârı eser, dünyanın gözü Türkiye’ye çevrilir. Dünya ne görür? Dar giyinirken, başını – türbanla makta – ısrar – edeni. Sözde modern!? tesettür adı altında özenti sergisi. Buyurun defileye…   

Not: Son kez vurgulayarak, üstüne basa – basa yazıyorum. Ben dini inançları gereği geleneksel bir şekilde başını örten kadına saygılıyımdır. Aile fertlerimin bir kısmı da başını örter. Ama dini inanç ve dini inançları gereği giyim kuşamına özen gösteren hanımlarımız bunun bir bütün olduğunun bilincindedir. Daracık giyinerek başını bir acayip şekilde bağlayan (türban) kadınların dini inançlarından kuşku duyuyorum! Türban bir başını örtme biçimidir. Ama perde arkası siyasete dayanır. Kutsal dinimizin siyasi dansına, bu dansa davet edenlere ve bu gösteriyi izleyenler karşıyım. Geleneksel şekilde (Gata formülü) başını örten ona göre giyim, kuşamına özen gösteren hanımlarımıza kim ne diyebilir? İnanın, bu hanımlara söz söyleyen en başta beni karşısında bulur!

Aynı kamusal alanda dini simgelerin yer alması gerektiğini savunanların beni karşılarında bulacağı gibi.

                                                  ***

18.05.2008

Dehşet verici

Son günlerde ortaya atılan iddialara yorum yapmayı doğru bulmuyorum. Bu konuların yanıtını zaman verecektir!

                                                  ***

Kara çarşaflı, türbanlı, takkeliler

Gün sizin gününüz!
Ama…

                                                  ***

19.05.2008

Doğum günün kutlu olsun Atam

                                                   *

Asker yatağı

Topraktır! Görevdeyken, savaşırken ve şehit olduktan sonrada…

Türk ulusu bu toprakların her milimini kanı ile sulamıştır. Yaşarken “paylaşamadığımız” bu topraklar, öldükten sonra hepimizi yan yana barındırır.

Türk ulusunun askeri önce Allaha sonra devlete, millete hamdeder. Türk ulusu, kulluğunu kulluğa yakışır bir alçakgönüllülükle, derin bir sadelik ve saygı içinde, gözden uzak yapmaya çalışır. İşte bu tür incelik Türk ulusuna özgüdür. 

Dindarlık demek gösteriş yapmak demek değildir. Birisi göstere - göstere, bağıra - bağıra “dini vecibeleri” yerine getiriyorsa ondan korkmak lazım! Onun İnancına ve bu inançları uygulamada samimi olmadığı düşünülebilir. Birde bir zihniyet var ki “o” Türk ulusunun binlerce yıllık hayat ve din anlayışını, dünya görüşünü Arap kültürü ile özdeşleştirme çabalarında. Sakın yanlış anlamayın, kesinlikle faşist bir düşünceye sahip değilim, tam aksine.

Arapların tarihte tıp ve matematik alanlarındaki bilgi birikimlerine hayranım. 

Ama bu bilgi birikimi tarihte kalmış…
Hoş günümüzde halen Arap sayılarını kullanmaktayız ama bu tarihten gelen bir ışık ve bu ışık gittikçe soluk bir hal almakta.
 
…Kuran, insanlığın en büyük ıstıraplarının kaynağı olarak gördüğü bir aldatma ve tahribe dikkat çekiyor. Çünkü Allah ile aldatılan kitlelerin aldatıldıklarını anlamaları bile asırlar sürer. Kuran bu büyük zulme yakamızı kaptırmamıza engel olmak istiyor. Ne yazık ki, Kuran’ın bu uyarısı dini çıkar ve saltanat aracı yapan zümreler tarafından halktan saklandı, üstü örtüldü. Kuran zaten bu şikâyetini de gündeme getirmektedir. Kuran’a göre, Hz. Muhammed’in, kendi ümmetinden bir tek şikâyeti olacaktır ve o da, Müslüman kitlelerin Kuran’ın fizik varlığını koruyup baş üstü ettikleri halde onun buyruklarını ve aydınlık mesajını hayatın dışına itmeleridir. Din hayatında, aklın ve Kuran’ın buyruklarının yerini tarikat ve mezhep dayatmaları almış bulunuyor. İşte, İslam dünyasının felaket sebebi budur...
                                                                                            Prof. Dr. Yasar Nuri Öztürk

Link

Türk ulusu aklını kullan artık!

Bak Yûnus Sûresi 100 üncü ayetinde ne yazıyor:  

Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir.

Ayet

“Allah ile adatmak” tarihten günümüze din bezirgânlarının “en iyi” yaptığı iştir. “Allah ile adatmak” tan konu açılmışken Prof. Dr. Yasar Nuri Öztürk’ün aynı isimli kitabını okumanızı tavsiye ederim. Diyeceğim Ebu Mansur Matüridi ve Imam-ı Âzam gibi TÜRK din bilginleri doğrultusunda akılcı olmamızdır. Mantıktan söz açılmışken yakın tarihimizin mantık insanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anmadan geçemeyeceğim.

İktidardaki zihniyetin fiyaskosuna hep birlikte tanık olacağız. Bekleyin ve görün…

                                                  ***

20.05.2008

Alım gücü

Kaldı mı?

                                                  ***

22.05.2008

Etrafımızı kadın ve erkek zübükler sarmış

Hoş geldiniz, sefâ geldiniz erler meydanına!
Şeref verdiniz, zümrüt vatana!
Besmele ile,
Kara çarşafları çektiniz ince bele.
Okudunuz, üflediniz hazret-i Pîr’e.
Laikten Müslüman olmaz!
Moskof kızından kadın olmaz!
Her ananın doğurduğundan AKP’li olmaz!
Hey! Hey!
Allah, Allah, İllallah.
Hayırlar gele İnşallah.
Pirimiz er!? Pehlivan.
Aslımız, neslimiz, pehlivan.
İki yiğit çıkmış meydana,
İkisi de birbirinden merdâne.
Başbakan oldum, diye erinme,
Çankaya‘ya çıktım, diye sevinme.
Alta gelirsen apış,
Üste çıkarsan yapış.
Vur sarmayı kündeden at.
Gönder Muhammed’e salavat.
Seğirttim gittim pınara.
Allah ikinizin de işini onara!...

Ve hamilimiz:

Bülbülün çilesi yanmakmış güle
Ömürler geçiyor ağlaya güle
Yolcuyuz cümlemiz hep o meçhule
İçelim a dostlar neşe dolalım
İçelim bu akşam sermest olalım

Kimimiz hasretiz sevdiğimize
Kimimiz yanarız gençliğimize
Gelmeden yolculuk sırası bize
İçelim a dostlar neşe dolalım
İçelim bu akşam sermest olalım

                                                  ***

23.05.2008

Karagöz ve Hacivat

Konu bu kadar ciddi olmasa, bu orta oyununu oturduğun yerden sevkle seyret ve kıkır, kıkır kıkırda…

Ne yazık ki konu gerçekten çok ciddi…
Asker, Rektörler, Yargı…
“Hükümet” ne yaptığını sanıyor?

Başımıza sardılar, uğraşıp duruyoruz. Gözler, kulaklar “onlarda”. Yanı başımızda, dünyada neler oluyor görmüyoruz çünkü kendimizle meşgulüz. „Bunlar“ boşuna mı oldukları yerde bulunuyorlar! Coğrafyamızda birtakım oyunları bozabilecek, ciddi köstek olabilecek ülkelerden biri Türkiye idi. Kösteği bilmem ama destek olan birileri var. Bu “oyunun” ipleri kimlerin elinde?

                                                  ***

24.05.2008

Şeyh uçmaz, müritler uçurur

AKP çek artık şu "kirli ellerini" kutsal dinimizden. İnsanoğlunun en kutsal saydığı dini inançları siyasi ihtiraslarına alet etme. Benim ve benim gibi düşünen insanların senin aracılığına ihtiyacı yok. Sen, senin zihniyetinle ancak uçtuğunu sanar, zamanı geldiği zaman yere çakılırsın.

                                                  ***

25.05.2008

Aptallığın en büyük kanıtı, aynı şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç almayı ummaktır.
                                                                                                                   A. Einstein

                                                  ***

26.05.2008

Sadece iki şey sınırsızdır, evren ve insanoğlunun ahmaklığı, ancak evrenin sınırsızlığından emin değilim.  
                                                                                                    A. Einstein

                                                    *

16,5 Milyon

Türkiye Cumhuriyeti devleti, 16,5 milyon, 16,5 milyon… diyen zihniyete teslim olmamalı. Hep iddia edildi Tarikat – Siyaset – Ticaret arasındaki ilişki!?

Kendi ağızlarıyla söylediler; bağımsız Türk yargısını dahi cüzdan – vicdan arasına sıkıştırmaya çalışıyorlar.

RTE ne demişti, ''Türkiye'nin önünde başka bir seçenek yoktur. Kimse, kimseye inancını, ya da siyasi görüşünüzü dayatma hakkına sahip değildir''

Dayatmayana bak!!!

Adama sormazlar mı:

-          Dostlarımla bir yerde iki kadeh içeceksem “sana” ne?
-      “Siz” gidin Dubai modelini, Dubai’de uygulayın. Burası laik ve bağımsız Türkiye
       Cumhuriyeti ve bu devlet bir hukuk devleti.
-      Sigaramdan “sana” ne? Avrupa’nın göbeğinde yaşıyorum, sigara burada da yasak
       ama yasak mantık çerçevelerinde uygulanıyor.
-      Vatandaşın namusundan “size” ne? Genel ahlak kurallarını ihlal etmiyorsa, ulu orta
       bir terbiyesizlik yapmıyorsa “sen” kimsin ya?

Genç insanlarımızın gençlik ve spor bayramında dahi kirli fikirlerinizi açıklamaktan çekinmiyorsunuz! Benim bildiğim yasama, yürütme sorumluluğunu aldığı milleti temsil eder!16,5 milyonu değil!!!   

                                                  ***

27.05.2008

Çok şükür

Mahalle baskısından sonra mahalle dayağı da gördük…

                                                  ***

28.05.2008

İki altın bir oy

İnsanların kafalarını bu kadar karıştırmaya hakkınız var mı?
Artık insan neye inanacağını kestiremez oldu. İddia, İddia üzerine!
Dinleme, tehdit, baskı falan gibi uygulamalar bana Uzan’lar hakkında basında ki iddiaları hatırlatıyor. Türkiye hiç böyle bir duruma düşmemişti.
Çözüm üreten “hükümet” yok…
“Hükümeti” denetleyen muhalefet yok…
Aman Türkiye dikkat et de yakında sende “yok” olma!

                                                  ***

29.05.2008

Kadın var, Kadın var. Kadından kadına fark var

Kadın vardır yüreğinin bir köşesinde Halide Edip Adıvar’ı yaşatır. Uyanan, üreten, hayata bir anlam katan, bir işi olan, ailesi, kendisi, içinde yaşadığı toplum ve yurdu için çalışan, benliğine, belleğine kavuşmuş kadındır o. Bir Türk kadını olduğunun bilincini ve gururunu taşır yüreğinde. Aynı zamanda Allah korkusunu, sevgi ve şefkati de barındırabilen kadındır kendisi. Kısacası yaşayan, yaşatan, hayat veren, terbiye ve ahlak sınırlarını bilen, ölçülü, bilgili, bilinçli, dikkat çekmemeye gayret gösteren, mütevazı ve Allaha inanan insandır!

Kadın vardır görgüsüz, hödük, iktidar zengini ve “güçlüsü”, şımarık, gösterişe, birbiriyle ve geçmişiyle yarışmaya meraklı, bağnaz, kör cahil, dini siyasi ve ticari amaçları için kullanan insanların gözlerini boyamak için kendilerini türbanla yan, peçe ve çarşaflara saran, her söze aldanır, her şeye katlanır, saf, yaşadığını sanan biblolardır onlar. Kadına özgü zarafet ve incelikten nasibini alamamış zavallılar…

"Demir ve ateş; kardeşler ben bunlarla hiçbir vatan ve ırkın işitmedim. Şerefli bir tarih ve medeniyete, sağlam bir fazilet ve ahlâka, zengin bir şiir ve edebiyata, dinî ve millî ananelere, ırkî ve vatanî hatıralara mâlik olan bir milletin mahvolduğunu tarih göstermiyor..."

                                                                                                 Mehmet Emin Yurdakul

                                                  ***

30.05.2008

Bu mu?

Bu mu senin Adaletin?
Bu mu senin Kalkınman?
Bu