fHerifin sayesin

 

| Hinweis | Home | Impressum | Download | Son Yorum |

| bir yanlış anlama ile her şey başlamıştı | 2007 | 2008 | 2009 | 2010| 2011| 2012| 2013| 2014 |

 

02.01.2015

Zamanı geriye çeviremeyeceğimize göre

Ne büyük başım varmış…
Ne densizliğim kalmış, ne büyük düşünürlüğüm – okumuşluğum…
Ne Dersimliler anama ne yapmış sorusu…
Nede Türkiye Cumhuriyeti Başbakan ve Cumhurbaşkanına hakaret “suçlaması”…
Hatta tartışmak için başkası Frankfurt’a bile davet ediyor!

Oğlum ilkokul mevzunuyum, ilkokul…
Ama okumasını çok seviyorum…
Kendime göre mütevazı bir kütüphanem var…
Bilişimciyim…
Birçoğunuzun hayal bile edemeyeceği hızda >>> istediğim <<< bilgiye ulaşabiliyorum…
Ne oldu şimdi, ilkokul mevzunuyum dedim diye yazdıklarım, düşündüklerim yanlış mı oldu?
Ben hala eski Önder değil miyim?

Öncelikle bir - iki cevap vermek istiyorum…
Dersimliler anama ne yapmış sorusuna vereceğim cevap…
Annem…
Hatta babam o zamanlar dünyada bile olmadıkları için…
Kendimi bu sorunun muhatabı bile saymıyorum!

Türkiye Cumhuriyeti Başbakan ve Cumhurbaşkanına hakaret etmişim(iz) iddiası…
Ne zaman yapmışım bunları?
Yazdıklarımla, düşüncelerimle…
Yani açıkça düşünce suçu işlemişsin demeye getiriyorlar!

Madem düşünmek suç…
Madem birçoğunuzun ya cesaret edemediğiniz için…
Veya “gerekli kelimeleri” bir araya getiremeyerek kendinizi ifade edemediğiniz için…
Yazdıklarım suç…
Bende bu suçu işlemeye devam ederim arkadaş…
… aşağı Kasımpaşa!

Ne yapacaktım yani?
Bir tarafta siyasete soyunup ağzına geleni söyleyerek bunu hitabet sanatı sayanlar…
Diğer tarafta siyasete soyunarak ağzını açması gerektiği yerde dilini yutanlar…
Başkaları göz göre göre vatanı, milleti bölerken…
Aman düşünce suçu işlemeyeyim diye Allah’ın verdiği beyni kullanmayacak mıyım?
Kullanmayanların koskoca ülkeyi getirdikleri hal ortadayken…
Ben nasıl susayım?
Hadi ben sustum, başkası susacak mı?

Hepiniz gibi insanım…
Doğrularımda var, yanlışlarımda…
Tehditle ne yapabileceğinizi sanıyorsunuz?
25 sene önce zaten canımdan can gitmiş…
25 senedir aybaşı tutmuş zombi gibi dolaşıyorum ortalıkta…
Bir sıkımlık canım kalmış…
Siz beni korkutabilir misiniz?

                                                                      ***

03.01.2015

Madem ben iddia ettiğiniz gibiyim(!) İnsanlar buna neden inanmıyor?

Bir insan olarak...
Bir Atatürk milliyetçisi olarak...
Yanlışım da olur, doğrumda...
Yanlışımın farkına vardığımda gerekirse özürde diler...
Kendime çeki düzende veririm!

Kendi sitemde...
Geçenlerde de yayınladığım gibi dünyanın dört bir tarafından...
Aylık okuyucu sayım ortalama 10.000...
Sunduğum bilgi ve belgelerin download oranı ortalama 30.000...
Arşiv taraması yapanlar 10974...
Tüm bu rakamlar sosyal medya haricinde oluşuyor...
Aylık okuyucu sayım ikiye (18817) katlanmak üzere!
Siteme giriş yapan illere baktığımda her geçen gün artan sayıda...
Güneydoğu Anadolu'dan okuyucu/kullanıcıları görmem mümkün oluyor!

Beni...
Öyle veya böyle zan altında bırakmak isteyenlere cevabım çok açık...
İnsanlar artık şiddetten, kavga - gürültüden, bağırıp - çağırmaktan...
Yalandan - dolandan, düzenbazlıklardan, çalıp - çırpandan...
Kendisi zenginleştikçe zenginleşirken, halka köpeğin önüne kemik atar gibi...
Kırıntı atanlardan, bölüp - bölüştürmeye çalışanlardan...
Bıktı!!!

İnsanlar artık huzur istiyor!

Çevremde birçok Kürt kökenli dostum var...
Sevilen ve sayılan bir aileyiz...
Kimseye yalan borcum yok...
Ben neysem oyum...
Kimsenin...
Anladınız mı, kimsenin laflarımı cımbızlayarak...
Bana veya aileme hakaret etmeye hakkı yok!

                                                                        *

Din ve adalet cahilleri

AKP...
(A)tatürkçülüğü (K)atletme (P)artisi...
(A)merika'nın (K)urduğu (P)arti......
(A)kçe (K)azanma (P)artisi!

AK...
(A)nkara (K)andil hattı...
(A)kraba (K)ayırma Partisi...
(A)ile (K)olama Partisi...
İzle ve ibret al!

Not: Videoda sözü gecen Ayet ile ilgili linke baktığınızda öyle bir ifadeye rastlamanız mümkün değil. Ancak... Mealini okursanız aynı ayetle ilgili 33 farklı yorum görmenizde mümkün. Ondan sonra iddia ediyorlar Kuran-ı Kerim değişmeden bugünlere geldi diye(!)

http://www.gurbuz.net/…/AKP'Lİ%20METİNER'DEN%20TORPİLE%20AY…
http://kuran.diyanet.gov.tr/Kuran.aspx#16:90
http://www.kuranmeali.org/…/90.a…/kurani_kerim_mealleri.aspx

                                                                      ***

04.01.2015

Eyvah eyvah

Bugün pazar olduğunu neden bana kimse söylemiyor?
Sabah kalktım...
Geceden kar yağmaya başlamıştı...
Sokağa çıktım yerler buz tutmuş...
Kendime kahve yaptım...
Bir dosta özelden cevap verdim, saate bakınca...
Eyvah eyvah saat 6.30 olmuş...
Doğru mutfağa, hanıma bir fincan kahve yaptım...
Kalk hatun saat yediye geliyor...
"Önder gece saat üçte yatım bırak beni biraz daha uyuyayım" dedi...
"Kadın kalk dükkana geç kaldık" dedim...
Yok kafa kalkmıyor, "iyi o zaman ben dükkana gidiyorum sen yürüyerek gelirsin" dedim...
Arabaya atladım doğru dükkana...
Yerler kısmen fena kayıyor...
Dükkânın önünü bir güzel küredim...
Kendime yine kahve yaptım...
Aklıma kardeşim ve kocası geldi...
Saat 8 suları...
Telefon ettim dada çıktı telefona...
"Annen evde mi" diye sordum dadaya...
Annesini verdi, "Ali çıktı mi?"
"Nereye?"
"Dükkana!"
"Abi bugün pazar"

Bugün pazar olduğunu neden bana kimse söylemiyor?
:)

                                                                        *

Kibar ve görgülü olmak küçük yaşta öğrenilir

Bu sene "fena" başladı...
Küfür ettiler, hakaret ettiler, aşağılamaya çalıştılar!

Ne yaptım?
Düşüncelerimi kaleme aldım...
Suç mu?
Kimisine göre suç!
Düşüncelerim yanlış olabilir...
Bu düşüncelerin yanlış olduğunu veya beğenilmediğini ifade etmenin başkaca yolları vardır. Şimdilik çocuklara öğretilmesi gereken bazı kuralları hatırlatmakla işe başlamak istiyorum. Ama önce Babaannemin yetiştirdiği Nilüfer ablamın (kuzenim), amcamın, rahmetli babamın - halamın ve benim nasıl ve hangi şartlar altında yetiştiğimizi kısaca anlatacağım.

Rahmetli babaannem öleli yıllar oldu. Annem hep anlatır, ömrümün ilk üç yıllını babaannemin yanında geçirdim. Almanya'ya geldiğimde lütfensiz, teşekkür etmeden, izin istemeden hiç bir şey yapmıyor, komşumuzun mööölerinden başka bir şey anlatmıyormuşum. Rahmetli "cahil" bir kadındı, yani tahsili yoktu. Hatta okuma yazma bile bilmiyordu. Buna rağmen hayat ona birtakım şeyleri öğretmişti. Küçük yaşta anne - babası bakamadıkları için kendisini zengin bir ailenin yanına vermişlerdi. Orada hizmetkar olarak büyümüş ve adabı muaşeret kurallarını yani saray adabını öğrenmişti. İleride çocuklarını öğrendikleri doğrultusunda yetiştirmiş. Aldıkları terbiye çerçevesinde de ister babam, ister halam olsun kendi çocuklarını bu görgü kuralları ile yetiştirmişler. Bu yüzden içimden geçse de bazı şeyleri yapamıyorum! Gelelim çocuklara...

1. Sihirli sözcük “lütfen”
Çocuğunuza bir şey yapmak istediğinde, soru cümlesinin sonunda “lütfen” demesi gerektiğini mutlaka öğretin.
2. Teşekkür etmek
Bir şey aldığında teşekkür etmesinin gerektiğini öğretin.
3. Büyükler konuşurken sözü kesilmez
Çok acil bir durum olmadığı sürece siz arkadaşlarınızla ya da diğer kişilerle konuşurken sözünüzün kesilmeyeceğini öğretin.
4. Affedersiniz demesini öğretin
Birine bir şey demesi gerektiğinde karşısındaki kişinin dikkatini çekmesi için söze başlamasında “affedersiniz” demesi gerektiğini öğretin.
5. İzin istemek
Bir yere gitmek, herhangi bir şey yapmak için izin alması gerektiğini belirtin.
6. Olumsuz, negatif düşüncelerini söylememesi gerektiğini öğretin
Sevmediği, hoşlanmadığı ne varsa ulu orta söylememesi gerektiğini öğretin. Arkadaşları ile bu duyguların paylaşıldığını, herkesin yanında konuşulmadığını öğretin.
7. Dedikodu ve yorum
Başkaları hakkında dedikodu yapmaması gerektiğini, özellikle fiziksel engelli insanlar hakkında yorum yapılmaması gerektiğini ancak başkalarına iltifat edilerek ruhlarının okşanabileceğini anlatın.
8. “Nasılsın” dendiğinde onunda sorması gerektiğini öğretin
Yaşı kaç olursa olsun “nasılsın” diye sorulduğunda aynı şekilde “iyiyim, siz nasılsınız?” diye sorması gerektiğini öğretin.
9. Bir eve gittiğinde ev sahibine teşekkür etmek
Bir arkadaşının evine gittiğinde oradan ayrılırken ev sahibine yaptıkları için teşekkür etmesi gerektiğini, başkasının evindeyken "yaramazlık" yapılmaması gerektiğini öğretin.
10. Kapıyı çalarak içeri girmek
Kapalı bir kapıdan girmek isterse çalması gerektiğini, kapı aralık olduğunda da kapıyı tıklatması gerektiğini, kapı açık bile olsa içeri girmek için izin istemesi gerektiğini ve olumlu cevap gelene kadar beklemesi gerektiğini öğretin.
11. Telefonla konuşurken
Telefonla birini aradığında önce kendisini tanıtması gerektiğini sonra konuşmak istediği kişiyi istediğini söylemesi gerektiğini öğretin.
12. Kart ya da e-posta
Bir hediye aldığında memnuniyetini belli edip, teşekkür etmesi gerektiğini, eğer yazı yazmayı öğrenmişse bir kart ya da e-posta ile teşekkür etmenin çok etkili olduğunu öğretin.
13. Ayıp kelimeler
Büyüklerin önünde ayıp ve kötü kelimeler kullanılmayacağını öğretin. Bunları zaten büyüklerin bildiğini ama kullanmadığını söyleyin. Hatta arkadaşları arasında da bu kelimeleri kullanmayarak arkadaşlarına örnek olması gerektiğini belirtin.
14. Takma isim
İnsanlara onları incitecek takma isimler takmaması gerektiğini öğretin.
15. Dalga geçmek
Başkaları ile dalga geçilmemesi gerektiğini, karşısındaki insanın fiziksel ya da davranışsal zayıflıklarıyla dalga geçilmemesi gerektiğini öğretin.
16. Sıkıcı ortam
Bir tiyatro oyununda ya da bir toplantıda veya bir oyun oynarken sıkıldığını söylememesi gerektiğini öğretin. İnsanların bunun için emek verdiğini ve sabırla bitmesini beklemesi gerektiğini öğretin.
17. Özür dilemek
Birine çarptığında, yanlış bir davranışta bulunduğunda mutlaka özür dilemesi gerektiğini söyleyin.
18. Hapşırık, öksürük
Hapşırdığında ya öksürdüğünde eliyle ağzını kapatması gerektiğini öğretin. Burnuyla oynamaması gerektiğini, bunun kötü göründüğünü söyleyin.
19. Yardım sormak
Siz, komşunuz, öğretmeni ya da arkadaşı bir şey yaparken “yardım edebilir miyim ”diye sormasının onun yeni bir şey öğrenmesine de katkıda bulunacağını söyleyin.
20. Yardım istendiğinde
Siz ya da bir büyüğü ondan yardım istediğinde söylenmeden ve gülümseyerek yapması gerektiğini öğretin.
21. Ona yardım edildiğinde
Siz ya da bir büyüğü ona yaptığı şeyde yardım ederse “teşekkür” etmesi gerektiğini söyleyin.
22. Yemeği çatal bıçakla yemek
Yemek yerken çatal bıçak kullanması gerektiğini, eğer yapamıyorsa büyüklerinden yardım istemesi gerektiğini öğretin.
23. Peçete kullanmak
Sofrada ağzı ve elleri kirlendiğinde peçete kullanması gerektiğini öğretin.
24. Sofrada uzanmak
Sofrada istediği bir şeye uzanmaması gerektiğini, istediğini büyüklere sorup uzatmalarını istemesi gerektiğini öğretin.
25. Toplum içeresinde
Oturup kalkmasına dikkat etmesi, yüksek sesle konuşmamaya dikkat etmesini gerektiğini öğretin.

                                                                      ***

05.01.2015

İade-i itibar

Hırsızların başına...
Komisyon çalışmasıyla Anayasa Mahkemesinin çalışmalarını bir tutanlar...
AKladın, pAKlandın, tapelerin imhasına karar verdin...
Artık zamanıdır...
"Küçük" hırsızların itibarini iade ettin...
Görevlerini de iade et!

                                                                        *

Anayasa Mahkemesine ne gerek var?

Madem komisyon vasıtasıyla...
Milli irade vasıtasıyla...
Hukuki bir süreç sonuçlandırılabiliyor...
İnsanlar AKlanıp, yargılanabiliyor...
Mahkemelere ne gerek var?

Dünyada...
Hukuk devletlerinde neden hala mahkemeler var?
Mahkemeye gerek duymayan...
Anayasa Mahkemesine de gerek duymaz...
Çünkü böyle düşünenler hukuku guguk eden Kasımpaşalılar!
Kasımpaşalı ileri demokratların...
Mahkemelere ihtiyacı yoktur!!!

                                                                      ***

06.01.2015

Kasımpaşalı hırsız konuşuyor yine

Öf, öf, öf...
Neler neler söylüyor...
Hele basın özgürlüğünden öyle bir demler vuruyor ki...
Tutabilene aşk olsun!

Neymiş efendim...
Almanya'da kimse cumhurbaşkanına saldıramazmış...
Yok yaaa?
Bak sen...
İnanırım Almanların cumhurbaşkanı...
Çulsuzun tekiyken...
Kısa sürede milyar dolar servet sahibi olmadı ki...
Almanların cumhurbaşkanı...
Cumhurbaşkanı gibi tarafsızlığını koruyarak siyaset üstü konumundan taviz vererek, yürütmenin güncel işlerine burnunu sokmuyor ki...
Almanlar saldırsın!

Neymiş efendim...
Rusya'da kimse cumhurbaşkanına saldıramazmış...
Senin hayalperestliğini sevsinler...
Bulmuşsun dümbelekleri...
İşkembeden atıyorsun...
Michail Chodorkowski, Alexej Nawalny, Putin'in en yaman muhaliflerinden...
Öyle bir saldırıyorlar ki değme muhalif halt etsin...
Bu cesaretinin bedelini de defalarca hapse girip çıkarak ödedi(ler)...
Dikkat, dikkat, dikkat sayın okuyucular...
Bedelini de defalarca hapse girip çıkarak ödedi(ler) diye yazdım...
Putin...
"Bizimki" gibi insanları içeriye tıkarak yıllarca bekletmiyor ki...
Ruslar saldırsın!

Neymiş efendim...
Amerika'da kimse cumhurbaşkanına saldıramazmış...
Yapma...
Tuvalette sıçar gibi zart, zurt sesler çıkarma...
Amerika'nın en âlâ...
En saygın basın kuruluşları yeri geldiğinde Obama'yı öyle bir eleştiriyorlar ki...
Ağzın açık kalır, götün tavana yapışır!

Önemli not: Bazı kelimeleri kullanmak zorunda kaldığım için hepinizden defalarca özür dilerim.

                                                                      ***

07.01.2015

Cold response

Evet...
Tanrının her evi benim evimdir...
Değilmi ki insanlar kısa bir süre için bile olsa tanrının güzelliklerine, şefkatine sığınıyor, değilmi ki kısa bir süre için bile olsa iyi bir insan olma azmindeler...
Tanrının her evi benim evimdir!

                                                                        *

Sitem

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının kurmuş olduğu Laik, Demokratik, Sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetinin tüm kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan devlet görevlilerine ama özelde öğretmenlere, siyasi partilere, bu siyasi partilerde görev alan tüm yönetici ve parti liderlerine, tüm sendikalar, sivil toplum ve meslek kuruluşları ve yöneticilerine, Cumhuriyet Savcılarına ama özelde barolara, Türkiye Cumhuriyetini, Atatürk ilke ve inkılaplarının savunucusu olduklarını iddia eden Türk Silahlı Kuvvetlerine ama özelde İlker Başbuğ Paşaya buradan sitem ediyorum.

Özellikle siz Paşam...
Artık hapisten çıktığınıza göre bu satırları yazmamda bir mahsur görmüyorum. Biraz gecikmeli oldu farkındayım ama benim kadar sizde biliyorsunuz ki bu zihniyet sizin bir zamanlar başında bulunduğunuz kurumdan çekinmekle kalmıyor, resmen korkuyorlardı!
Sizin şahsınızdan da çok çekindiklerini Türk siyasetini yakından takip eden herkes gibi bende biliyorum. Paşam elinize geçen fırsatı değerlendirmediniz!
Bu vahim tehlike ve tehdit karşısında gereğini yapmayarak tarihi bir fırsatı kaçırdığınızı sizin de kabul edeceğinizi farz ediyorum. O zamanlardaki çekincelerinizin mahiyeti her ne olursa olsun, Türkiye Cumhuriyetinin bugün düştüğü durumdan daha vahim bir hal alacağını hayal bile edemiyorum.
Paşam, sizden sonra bu görevi üstlenenler sizden daha kritik hatalar işleyerek sizin şahsınızı mumla aratır oldular. Evet, size çok kırgınım!
Değneksiz kalan köy misali… Ortalık it sürülerinden geçilmiyor. Memleketi soyup soğana mı çevirenleri istersiniz, bölüp – parçalamak isteyenleri mi? Yoksa vatanı – milleti uluslararası tezgâha çıkararak pazarlayanları mı? Seçim sizin, her türlüsü – aklınıza gelebilecek her şey var artık bu memlekette ve tüm bu olanların biraz da suçu sizde!
Biliyorum…
Farkındayım…
Siz bir askersiniz, siyasetçi değil…
Ve biliyorum ki…
Türkiye’de siyaset vatan – millet için yapılmıyor!
Türk siyasetinin itici gücü, tüm dinamiği…
Para!
Kukla bir başbakan…
Sözde bir Genelkurmay Başkanı…
Ve devletin en tepesinde hırsızların İmparatoru!

Sizi duyar gibi oluyorum…
Sen kimsin de bana sitem ediyorsun…
Doğrudur Efendim (!)
Ben kimim ki size sitem ediyorum…
Sadece…
Ulusal birlik ve bütünlüğümüze inanan…
Atatürk milliyetçisi bir vatanseverim Efendim…
O kadar! Ne fazlası, ne eksiği.

                                                                        *

Sefiller

Lütfen...
Tüm vatandaşlarımdan bir ricada bulunmak istiyorum...
Bizler millet olarak hayırsever insanlarızdır...
Ama...
Aynı zamanda bırak başkası yapsın da diyebiliyoruz...
Hatta görmemezlikten gelenlerimiz de var!

Bu sabah haberleri izlerken...
Ülkemizin değişik kentlerinde...
Dilenen Suriyeli küçük çocukları konu yaptılar...
Ocak ayındayız...
Ayaklarında çorap ve terlik, sırtlarında birer hırka...
Lütfen çok rica ediyorum...
Maddi durumunuz el veriyorsa...
Özellikle çocuklara yardım edelim...
Çocuğun milliyeti yoktur...
Hiç fark etmez hangi kökenden geldiği...
Sokaktaki çocuklara yardım elimizi uzatalım!
Lütfen!!!

                                                                        *

Lanet olsun sizin gibi Müslümanlara

Ya siz kendinizi ne sanıyorsunuz?
Kafanıza göre...
Götünüzden uydurduğunuz Müslümanlığı...
Kime kabul ettirebileceğinizi sanıyorsun?

Tüm Fransa'ya bu elim olaydan dolayı taziyelerimi belirtmek isterim

                                                                      ***

08.01.2015

Sürçülisan ettiysem af ola

Değerli bir okuyucumun haklı tepkisine…
Yazdıklarına katılmamak mümkün mü?
2007’den beri değişik vesilelerde buna benzer kelimeleri bende kullandım…
Çünkü gerçeğin, madalyonun bir yüzü…
Ve asla inkâr edilemez…
Ayrıca bu değerli okuyucuma verilmiş bir sözüm var…
Onu da unutmadım sırası geldiğinde yayınlayacağım…
Bu değerli okuyucum…
Her ne kadar yazdıklarında haklı olsa da olaya farklı bakıyorum…
Neden mi?
Çünkü yurtdışında yaşayan ve altını çizerek yazıyorum…
Bir Türk ve Müslüman olarak…
Belki yurtiçinde yaşayanlardan farklı gözlemlerim var da ondan…
Öyle inanıyorum ki…
Yurtdışında yaşayıp da ayni veya benzer gözlemler, tecrübeler yapan birçok insan daha olması gerek!

Gelelim dünkü “meseleye”…
Birkaç gün önce sizlerden daha az değerli olmayan ama yazdıklarıma müzmin muhalif olan başka bir okuyucuma sabahın köründe vermiş olduğum cevaba. Cold Response başlığı altında yayınlamıştım.
Ve gün içeresinde gerçekleşen Paris katliamı…
Gerçi değerli okuyucum farklı kelimelerle ifade etmişti ama anlam itibarıyla aynı kapıya çıkıyor:
Batı…
Ektiklerini biçiyor!

Hayır efendim…
Batı ektiklerini biçmiyor!
Batı…
Kullanılmaya, kendini kullandırmaya hâlihazırda bekleyenlerden faydalanarak bugüne kadar kendi menfaatleri doğrultusunda istifade ettiklerinin “ihanetine” uğruyor!
Söz konusu insan…
Hele din gibi soyut bir kavram olduğunda…
“Olaylara, gelişmelere” tek boyutlu yaklaşmanız sizi yanıltabilir…
Ve korku bireyi, toplumu yönlendirmenin en etkili yoludur…
Birçok insanın bildiği üç boyutun (3D) dışında, yüksek matematikte kullanılan dördüncü bir boyut daha vardır, gerçi tartışmalı ama var işte(4D). Ve yaşam dediğimiz asla tek boyutlu değildir!
Bu yüzden dünkü olaylar gibi gelişmelere farklı boyutlarda, farklı açılardan bakmakta fayda vardır. Esasa değinmeden önce birkaç örnek vermek istiyorum.

Örnek bir:
Gezi olayları!
Gezi olaylarının en belirleyici, en özgün yanı neydi?
Gençlerin kendilerinden beklenmeyecek derecede zeki ve ince mizahi yaklaşımı!
Birçok insanı şaşırttı. Hatta çileden çıkardı çünkü mizahi yaklaşıma verecekleri cevap yoktu!

Örnek iki:
Sünnet!
Benim bildiğim kadarıyla (yanılıyor olabilirim) tüm hak dinlerinin içeresinde bir tek Müslümanlar, o da nadiren kadınları sünnet ediyorlar(!) Bunu neden yaptıklarını sanırım anlamışsınızdır, soruyorum: Allah yaratığının zevk almasını istemeseydi kadını olduğu gibi yaratır mıydı?

Örnek üç:
Karnaval!
Rio karnavalını duymuşluğunuz vardır, insanlık yaklaşık beş bin seneden beri bu geleneği değişik şekillerde sürdürmektedir. Hristiyanlıkta oruç öncesi kutlanır. 12. Yüzyıldan itibaren karnaval Avrupa’da halkın, yöneticilerini – kendilerini rahatsız eden >>> her türlü <<< konuyu mizahi şekilde eleştirmeleri için kullanılmaya başlanmıştır.

Umarım bu örneklerle sizlere ne anlatmaya çalıştığımı anlamışsınızdır…
Kimseye yalan borcum yok…
İster inanın, ister inanmayın…
Buralarda öyle…
Götü boklu, yüreği boklu, beyninin içi boklu…
Sözde Müslümanlar yaşıyor ki…
Şaşar kalırsınız!

Ve bizim, bizlerin ne yazık ki seçme şansımız yok…
İnsan, mensubu olduğu kendi milletinden utanır mı?
Yeri geldiğinde ne yazık ki utanır!
İnsan dininden, inançlarından ötürü utanır mı?
Yeri geldiğinde ne yazık ki utanır!
Ve bizleri utandıranlar…
Asla ve kata samimi dindar insanlar, gerçek Müslümanlar değildir! Çünkü onların ruh güzellikleri dışlarına vurur. Temiz pak giyinir, toplum içeresinde başlarını örtseler bile asla göze batmamak için azami dikkat gösterirler.

Önemli not: Peygamber efendimize hakaret edildiğini gerekçe göstererek Allah’ın verdiği cana kıyanlar, bizim kültürümüzde asla yeri olmayan değil düşene vurmak, fiske atmak…
Özellikle yanına koşarak gidip kafasına kurşun sıkan zebani…
Sen…
Asla beni…
Benim mensubu olduğum Müslüman âlemini temsil edemezsin…
O iğrenç, kirli ellerini çek üzerimizden!!!

Dünden beri haber ajanslarından geçiyor saldırıya uğrayan söz konusu dergi, Katolik kilisesi ve Katolikler tarafından 17 kez mahkemeye verilmiştir. Hz. Isa hakkında öyle filimler yapıldı ki seyretseniz şaşar kalırsınız. Bir Müslüman olarak ben bile kendi içimde bu filmlere tepki gösterdim. Batı bu dincileri yaratmadı, bunlar hep vardı. Batı var olandan istifade etti. Soruyorum yeri geldiğinde sizde zaten var olandan istifade etmeye çalışmaz mısınız?

                                                                        *

Mesele Peygamber Efendimiz değil ki

Kur'an-i Kerimde...
Tevrat'ta, İncil'de...
Allah...
Yaratıklarına nerde diyor...
Git yaratığımın başını kes, kanını iç, yüreğini ye diye...
Mesele dün Paris'te yaşanan katliam değil ki...
Suriye'ye...
Uzak doğuda yaşananlara da baktığımızda...
Esas meselenin Kur'an-i Kerim, Peygamber efendimizin öğretilerinden farklı...
"Yeni" bir Müslümanlığın yaratılmaya çalışılmasıdır...
Bakınız Türkiye'de AKP "Müslümanlarına"!

Bu farklı Müslümanlığı da batı yaratıyor deme kolaycılığına da kaçmamak lazım...
Gerçek...
Bilgili ve bilinçli bir mümin sen ne diyorsun...
Neler saçmalıyorsun demez mi?

Gerçek...
Bilgili ve bilinçli bir mümini...
Kim yolundan alı koyabilir, kim onu başka bir yola sevk edebilir?
Kim?
Tekrar soruyorum:
Kim?

                                                                        *

Kadir kıymet bilmek

Şükür etmeyi unuttuk dostlar…
Kadir, kıymet bilmeği unuttuk dostlar…
Rahat bir tarafımıza battı dostlar…
Canımız sıkıldığından yeni maceralara, yeni heyecanlara doğru yelken açtık dostlar…
Şükür etmeyi unuttuk dostlar…
Kadir kıymet bilmeği unuttuk dostlar…
Vefayı unuttuk dostlar!

                                                                        *

Bizim milletin bir özelliği var

Çok fazla sıkmaya gelmez...
Ama sopayı da göstermezsen olmaz!

                                                                        *

Komplo teorilerini çürütebilecek bir açıklama

Bilişimin en temel kurallarından biridir...
Hatayı önce kendinde ara sonra başka tarafa bak...
Bu yüzden komplo teorilerine pek prim vermem...
Bazen akla yakın olsalar bile en son ihtimal diye bakarım!

Dün akşam izlemişsinizdir...
Haber sunucuları defalarca tekrarladı...
Son derece profesyonel hareket ediyorlar diye...
Ancak...
Allah bu(!), Allah bile razı gelmemiş...
Teröristlerden biri nüfus cüzdanını kaybetmiş...
Bu yüzden maskeli olmalarına rağmen kimlikleri çok çabuk açıklanmıştı...
Bende dünden beri teslim olanın konuştuğu ihtimali üzerinde duruyordum!

Elinde makinelilerle...
El bombalarıyla...
Ve tank savalarla ortalıkta gezen kimseler...
Öyle kolay kolay saf dışı bırakılamaz...
Texas değil ki buraları...
Ölen, öldüğünle kalsın...
Ondan sonra sorumluları ne yaparlar biliyor musunuz?
Türkiye gibi değil ki burası...
Sorumlular cezasız kalsın!!!

                                                                      ***

09.01.2015

Değerler manzumesi

Yeter, yeter artık...
Sizlerin Müslümanlık anlayışınızı bilmem ne etsinler...
Yeter, yeter...
Nijerya'da BoklU Haram...
Yüzlerce insan öldürdüğü söyleniyor...
Durdurun bu bilmemenin çocuklarını...
Yargıladıktan sonra...
Acımadan it gibi asın!!!

Müslümanlığı...
Demokrasiyi...
En temel hak olan yaşam hakkını gasp edenleri yok edin!

Ey ümmet-i Müslimin...
Ayağa kalk...
Dinine, devletine sahip çık!!!

                                                                        *

Devlet dediğin böyle olur

Devlet dediğin böyle olur...
Götü boklu iki çapulcuya...
Ayakları takunyalı, eli silahlı...
Bir avuç zibidiye teslim olmaz...
Devlet dediğin böyle olur...
Aradan iki gün geçmeden...
Eli kanlı katilleri bulur ve hesabını keser...
Devlet dediğin böyle olur...
Teröristle müzakere masasına oturmaz...
Analar ağlamasın diye...
Milletin...
Aziz vatanın anasını ağlatmaz!

                                                                        *

Millet dediğin böyle olur

Millet dediğin böyle olur...
Ortak...
Tüm ülkeyi tehdit eden meselelerde...
Hatta...
Ulusun yalnız bir kısmını ilgilendirdiği halde...
Haksızlık, adaletsizlik karşısında...
Komşuluk...
Bir zamanlar birlikte içtikleri bir fincan kahve...
Ortadan kırdıkları bir somun ekmek hatırına...
Kendi menfaatlerini birliğin, toplumun menfaatine feda ederek...
Bir araya gelerek tehdide, tehlikeye, haksızlığa, adaletsizliğe karşı omuz omuza durur...
Kimsenin...
Hiç kimsenin götünün kılı olmaz!

                                                                        *

Paris

Dünkü katliamın dışında...
Öğleden sonra bir polis...
Bugün biri kadın iki kişi,,,
Bakalım bu işin sonu nereye varacak?

                                                                        *

G.tün yiyorsa bunu yap

Suçu günahı olmayan insanları öldürmek...
Hele savunmasız kadına, çocuğa ve ihtiyara kıymak...
Mertlik, hele erkeklik hiç değildir...
Ve hiç bir dini gerekçenin kılıfı olamaz!

Ben...
Ekmek yediğim yere, doğduğum toprağa ihanet edecek insan değilim...
Batıya mı karşın?
Yıllarca seni sömürdüğünü mü söylüyorsun...
Dinine, imanına hakaret ettiğini mi iddia ediyorsun...
Irzına mı geçti, topraklarını mı sömürdü?

Kafanı çalıştırsaydın...
Başındaki işbirlikçilerine izin vermeseydin...
Kısacası adam olsaydın da yaptırmasaydın!

Ha şimdi adam oldun...
Kadın, çoluk - çocuk öldürmekle...
Adam oldun öyle mi?
Oğlum...
Batının dini, imanı, namusu...
Kısacası her şeyi para...
G.tün yiyorsa, kafan yeterince çalışıyorsa...
Finans merkezlerine, paranın olduğu yere saldırsana...
Hem elini kana bulamana bile gerek yok...
Internet...
Yeterince saftirik internet kullanıcısı zaten mevcut...
Eh gerisi bilgine ve fantezine kalmış...
Pardon...
Olmaz değil mi?
Sonra çok sevdiğin yeşil dolarlardan mahrum kalırsın!

                                                                        *

Önce insan öldür, sonra şehit olmaya hazırım de, bu nasıl mantık?

Hareketlilik başladı...
İnşallah öldürülmeden ele geçersiniz...
Ölüm cezası olmadığına göre...
Fransız hapishanelerinde günde...
Üç öğün yemekten sonra...
On beş kişi ArkanızA geçer...
Ve sizi paçavra gibi kullanır!

Sizin haddinize mi, bu yüce dini bu şekilde lekelemek?

                                                                        *

Allah kahretmesin...
Öldürülmüşler!!!

Onlara çok farklı bir muamele müstahaktı ama

                                                                        *

Atatürk bu günleri görseydi ne yapardı acaba?

İki gündür bu soru aklımda...
Şüphesiz...
Siyasal İslam ile mücadele eden ve bu mücadeleden zafer ile çıkan yegâne lider!

Ancak...
Atatürk zamanındaki siyasal İslam ile bugünlerin siyasal İslamı kıyas kabul etmez. O zamanlar insanlar genelde, Müslümanlığı kendi şahsi ikballeri için kullansalar bile, hayâ sahibiydi. Utanmayı bildikleri için kadir – kıymet, vefa bilirlerdi. Onlar için vatan sadece toprak parçası değildi.
Komşuyu…
Irk, din, dile bakmaksızın komşu, komşusunun mallını, canını, namusunu kendin bilir, gerektiğinde canı pahasına savunurdu. Ve dinimizin hoşgörüsüne vakıftılar. Bilginin, bilgenin değerini bilir, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamaya özen gösterirlerdi. O zamanlarda istisnalar kaideyi bozmazdı.
Bunları nereden mi biliyorum?
Dönemi anlatan değişik kitaplardan, büyüklerimin anlattıklarından ve araştırmalarımdan.
Bugün…
Bugünü anlatmama gerek yok sanırım. Evet, Atatürk bu günleri görseydi ne yapardı acaba?

Ren nehiri kenarına balık tutarken, Kaplancıyla…
Wiesbaden’de Süleymancılarla, Nurcularla…
Konuşmalarımı hatırlıyorum da tüylerim diken diken oluyor.
Sabit fikirliler desem isabetli olur…
Aptal desem, onu da diyemem…
Mutaassıp desem, eski değerlerden eser yok…
Yobaz, evet olabilir…
Sofu kesinlikle…
Gerici, tutucu mutlaka…
Kendi doğrularından, bildiklerinden asla ve kata başka argümanlar yani kanıtlar, deliler kabul etmezler. Dolayısıyla bu insanlara laf anlatmak deveye hendek atlatmaktan daha zor.
Evet, Atatürk bu günleri görseydi ne yapardı acaba?

Yanılıyor olabilirim ama…
Sanırım büyük İskender’in Gordion Düğümünü çözmek için kullandığı yöntemden başka bir çözüm yolu bulamazdı!
Çünkü bu gibi insanların anladığı tek dildir (!)

                                                                        *

Bıçak

Bir doktorun eline bıçak şifa getirir...
Bir kasabın elindeki bıçak can alır ama karın doyurur...
Bir katilin elinde bıçak ne yapar?
Küçük insanların eline verilen büyük güç...
Din...
Bıçak gibidir...
Bu büyük gücün kimin elinde olduğuna...
Kimin kullandığına bakar...
Huzurda verir, canda alır!

                                                                      ***

10.01.2015

Uçuyoruz Sebastian, düğmeye bas

Şeyh uçmaz, mürit uçurur derler ya geç abi, geç bunları...
Ulan bu batı dedikleri neymiş de haberimiz yokmuş...
Vay anasına!

Köşe yazarlarını okuyorum da...
Yok, Gladyo…
Yok, emperyalist güçler…
Falan, filan…

Ne sağcıyım, ne solcu...
Benim yolum Gazi Mustafa Kemal’in yolu!

Ata…
Akla ve mantığa önem veren bir kişilikti…
Eğer batı dendiği kadar muktedir olsaydı…
Ona karşı savaşı kaybetmezdi, bu bir…
Usame Bin Ladin’i…
Saddam Hüseyin’i…
Muammer Kaddafi’yi…
Beşşar Esad’ı…
Ve daha nicelerini…
Bir çırpıda yok etmez miydi, edemez miydi?
Atıfta bulunulan güce gerçekten sahip olsaydı, şüphesiz ederdi…
Ama bu güce sahip değil…
Şu anda bana diğer “süper güçler” engelliyor falan filan gibi mazeretlerle gelmeyin…
Tabii ki onlarda menfaatleri doğrultusunda hareket ediyorlar ama…
Batı…
Dini, imanı, namusu, kısacası her şeyi para olan…
Kükremesi ile yeri göğü inleten ama aslında dişsiz ve yüreksiz olan bir kaplan(!)
Buna rağmen elindeki ekonomik gücü iyi kullanan, geleceği görmeye çalışarak teraziye koyan, hep menfaatleri doğrultusunda hareket eden, unutmayan ama gerektiğinde tekrar gündeme getirmek üzere ertelemesini bilen, adımlarını iyi hesaplayan bir >>> değerler <<< topluluğudur. Bu da iki!

Doktor dediğin…
Belirtilere bakıp da…
Hastalığın teşhisini doğru koyarak tedaviyi yanlış uygularsa olmaz…
Hastalığın teşhisini yanlış koyarak tedaviyi doğru uygulaması mümkün olmaz, olursa da şans olur…
Ancak…
Hastalığın teşhisini doğru koyarak tedaviyi de doğru uyguladığında başarılı olur!

Okuyorum…
Ve okuduklarıma zaman zaman şaşıyorum…
Bir şeyi yoktan var etmenin zorluklarını sanırım hepimiz kendi hayatlarımızdan biliyoruzdur. Var olanı geliştirerek, değiştirerek daha verimli, bereketli bir hale getirmek – yoktan var etmekten – çok daha kolaydır!

Doğrudur…
Bizler, yani doğulu insanlar bugün yer bugün yaşarız, çok azımız yarınlarını düşünür. Daha önce de defalarca dile getirmeye çalıştığım gibi, batı menfaatleri doğrultusunda uzun vadeli planlar yaparak hayata geçirir. Kaz gelecek yerden tavuğu esirgemez! Bu bağlamda bir takım hamleleri olmuşta olabilir ancak siyaset dediğin satranç misali bir zekâ, öngörü ve hamleye hamleyi engelleyerek rakibini zora sokacak adımı atma - karşılık verme, kısacası strateji “oyunudur”.
Şu bir gerçek ki batı kendi ideolojisini yani Kapitalizmi korumak için Sovyetler Birliğinin etrafında hali hazırda mevcut olan ve uyuyan bir yılanı kullandı. Düşman bildiğinin etrafı zaten bu yılan yuvalarıyla bezeliydi. Özellikle Afganistan bu yılanların beslenip büyüdüğü ortama zemin hazırladı. Ama batı bu yılanı yaratmadı, bu yılan zaten hep vardı, uyuyordu – hareketsizdi, güçsüzdü!

Arkadaşlar kendimizi aldatmayalım, kendimizi kandırmayalım…
Atatürk milli mücadele yılarında emperyalist güçlere karşı mücadele etti…
Doğru…
Peki, Atatürk aynı zamanda Vahdettin’in hangi ordularına karşı da savaşmak zorunda kaldı?
O ordulara ne deniyordu?
Kubilay’ı kim ne uğruna şehit etti?
Tekrar ediyorum…
Arkadaşlar kendimizi aldatmayalım, kendimizi kandırmayalım…
Bu yılan hep vardı…
Hep olacak…
Bu yılan ile yaşamasını öğrenmeli…
Dişlerini kırmasını, zehrini akıtmasını önlemenin yollarını aramalıyız…
Demek ki neymiş?
Düğmeye Sebastian değil biz başmalıymışız!

                                                                      ***

12.01.2015

 

Paçalarınızdan akıyor cici hanımlar, efendiler

 

İnsanlık yürüdü (Hürriyet)…

Pour la libertè (milliyet)…

Teröre karşı omuz omuza (Sabah)…

Hep böyle olsa (Post)…

Birlikteyiz (Vatan)…

AB uyarı hazırlığında (Zaman)…

Özgürlük için (Cumhuriyet)…

Korkmuyoruz (Taraf)…

Paris’te omuz omuza (Haber Türk)…

Paris dayanışması (Yeni Şafak)…

Teröre karşı tek yürek | Cizre’yi karıştıran “hendek” ziyareti (Star)…

Paralel polis BDP’ye çalışmış | Teröre karşı 6 milyar (Aksam)…

Tek yürek (Türkiye)…

Güneydoğuda artık devlet yok | Teröre karşı tarihi yürüyüş, dünya kınadı (Bugün)…

İyi bak Murdoch (Takvim)…

Nükleer rapora sahte imza atılmış | 50 Kent birden ayağa kalktı | 1 milyon Charlie Hebdo (Bir Gün)…

Borca battık | Paris’te teröre kari kol kola yürüdüler (Milliyet)…

Milyonluk dayanışma (evrensel)…

Avrupa ayağa kalktı (Aydınlık)…

Milyonlar yürüdü, tek çıkış yolu demokratik ulus (Özgür Gündem)…

Aynaya bakmadan yürüdüler… Hem de terör bahanesiyle İslam’a karşı bu yürüyüş nereye?  (Milli Gazete)…

Ya AKP bitecek ya da Türkiye batacak | Yüreğin yetiyorsa Cizre’ye git (Orta doğu)…                      

Amerika’ya iade resti | Fırtınada av faciası | Teröre lanet (Güneş)…

Terörist başı Ankara’da MIT’le görüşmüş | Halkın yüzde 56’si iktidara güvenmiyor | Davutoğlu cumhuriyet yürüyüşünde (Sözcü)…

Asrın dayanışması (Yurt)…

Nükleer Türkiye’yi uçuracak | Paralel ihanetin belgesi | Paris’te teröre lanet yürüyüşü ( yeni Akit)…

Devremülk tezgâhı | Vekillerimiz oyuna gelmez | Paris’te yürüdüler | Affetmeyeceğiz (Vahdet)…

Saldırının arkasında hangi devlet var? (Yeni Asya)…

Yüzde 10’luk baraj büyük risk | dört eski bakanla ilgili son oylama (Yeni Mesaj)…

Yemeyenin malini yerler (şok)…

Dünyayı taşıdı | Terör insanlık suçudur (Milat)…

 

Paris katliamından sonra, pazar günü Paris’te yapılan yürüyüşün ardından…

Türkiye Cumhuriyetinde yayınlanan gazetelerin manşet ve sürmanşetleri.

    

Utan!

Tabi utanmasını unutmadıysan?

Duyarsız, duygusuz, bilgisiz, bilinçsiz, tepkisiz…

Bencil insan…

Birlik nedir, ortak değerlere nasıl sahip çıkılır…

Öğren!

 

Polisin, askerin…

Senin insanın öldürülürken…

Senin işçin evine ekmek götürmek için canından olurken…

Utan!

Tabi utanmasını unutmadıysan?

Duyarsız, duygusuz, bilgisiz, bilinçsiz, tepkisiz…

Bencil insan…

Birlik nedir, ortak değerlere nasıl sahip çıkılır…

Öğren!

 

Hırsızları…

Baş tacı eden sen…

Haksızlık, adaletsizlik karşısında sesini çıkarmaya yine sen…

Paçalarınızdan akıyor cici hanımlar, efendiler...

Utan!

Utan ve öğren!    

                                                                        *

Gün gelip uyanacaksın

Kıçında kalan son donu elinden aldıklarına...
Gözünün önünde karını, kızını becerdiklerinde...
Uyanacaksın ama o zaman çok geç olacak!

                                                                        *

:)

İnsanı güldürüyorsunuz...
Web sitelerini hackleyenler genelde script kiddie denir...
13 yaşında çocuklardır...
Facebook veya Twitter hesaplarını hacklemek çocuk oyuncağı...
Amerikalı askeriyenin Twitter hesabını hacklediniz diye kendinizi adam mi sandınız?
Birde artık tüm askeri üslerdeyiz diye hava atıyorsunuz...
Bankaların...
Sigortaların...
Pentagonun güvenlik duvarlarını, mekanizmalarını aşında boyunuzun ölçüsünü görelim!!!

                                                                      ***

13.01.2015

Aydınlık gazetesi yazarlarından Mehmet Ali Güller

 

Sayın Güller,

 

Gezi olayları esnasında gazetenizin sürekli okuyucularındandım. Tıpkı o günlerden kalma başta Halk TV olmak üzere Ulusal Kanalı da sürekli izlediğim gibi. Gazetenizin siyasi görüşünü paylaşmasam da gazetenizin ve Ulusal Kanal’ın sergilediği ulusal duruşu açısından benim için önem ifade etmektedir. Bu sözlerim Sayın Doğu Perinçek içinde aynı oranda geçerlidir.

Günlerden beri sözü dönüp dolaştırıp emperyalizme getirerek kahredici olayların semptomlarıyla  (belirtileriyle) uğraşmaktasınız. Kimse, hiç kimse benim batı savunuculuğu yaptığım izlenimine kapılmasın. Bu doğru değil! 

Bugün Aydınlık gazetesinin Avrupa baskısındaki makalenizi okudum ve yine belirtilerle uğraştığınızı üzülerek okumak zorunda kaldım. Size soruyorum, bir deyişi biraz değiştirerek:

 

Ev sahibinin hiç mi suçu yok?

Kendi düşen ağlamamalı!

 

Not: Görsel medyaya da buradan bir gönderme yapmadan geçmek istemiyorum. Daha bir iki gün önce on binlerce insan Almanya’da, Müslümanlarla, yabancılarla barışçıl, birlikte yaşamak istedikleri için sokaklara döküldü. Aşağıda yayınladığım karikatürde saldırıya uğrayan derginin kapağı, bir milyon baskıyla yayın hayatına devam edecek VE başlığını da >>> Her şey affedilebilir <<<  gibi anlamlı bir cümle atarak!

                                                                        *

Doğruya doğru diyemeyenler

 

Bir Atatürk milliyetçisi olarak…

Doğruya doğru, yanlışa yanlış demeyi bir görev bilirim!

Çünkü ancak bu doğrultuda hareket edildiğinde toplum olarak bir yere varabilirsiniz. Birey olarak herkesin kendine göre doğruları, yanlışları olabilir ama toplumsal düşünüldüğünde, uygulamada zorluklar yaşarsınız. İstikamet, toplumsal kabul ile belirlenmelidir.  Herkesi yüzde yüz aynı çizgiye çekmeniz mümkün olamaz. Bu yüzden insanız, her birimiz bireyiz!

 

Eğer kediye kedi…

Katile katil…

Hırsıza hırsız diyemeyeceksek…

Nerede kaldı insanlığımız, özgürlüğümüz, dürüstlüğümüz?

 

Ekte 4 eski bakan hakkında fezlekeler ve AK(lanma) raporunu bulabilirsiniz.

  

Son bir not:

Biliyorum…

Padişah…

Peygamber…

Tövbe, tövbe Allah…

Dünya lideri benzetmeleriyle…

Kendini bir bok zannetmeye başladın(!)

 

Dünkü “gösteriyi” bu bağlamda değerlendiriyorum. Ancak…

İnan bana…

Değil yeni bir dönemin Neo – Osmanlının…

Sen Osman Gazinin sıçtığı bok bile olamazsın!!!

 

17 ARALIK OPERASYONU BAKANLAR FEZLEKESİ

25 ARALIK OPERASYONU FEZLEKESİ

TBMM Yolsuzluk Soruşturma Komisyonu Raporu.pdf

                                                                      ***

Hak, adalet dediğin iki tarafı keskin kılıç

 

Devlet ve bu devlette…

Birlikte yaşayan insanların bir bölümüne böyle, diğerlerine şöyle adalet “dağıtamasın”…

Biri için geçerli olan neyse diğeri için de geçerlidir…

Nokta!

 

Buna rağmen…

Adalettin terazisini şaşırtırsan…

O iki tarafı keskin kılıç kan akıtır…

Can yakar!

 

Okumanızı tavsiye ederim;

Türkiye’nin insan hakları alanındaki gerilemesi ve reform önerileri

                                                                      ***

14.01.2015

 

Ben tavuk kesemezken herifler çocuklara insan infaz ettiriyorlar

 

Türkiye’de işler karışık…

AKP ile büsbütün altından çıkılmaz bir hal aldı…

Müslümanın lobisi yok, sahi neden yok?

Neden Müslüman coğrafyası geri kaldı?

Neden? Neden? Neden?

 

Misal…

Herif dün çıktı:

"12 milyon insan katledildiğinde ses çıkarmayan insanlığın, sadece 12 kişiye düzenlenen bir cinayet sebebiyle ayağa kalkmasını ibretle izledik" dedi…

Bunu söyleyen kim?

Dönemin Türkiye Cumhuriyeti Diyanet Başkanı…

Ve…

Dönemin Başbakanı…

Dönemin Cumhurbaşkanı…

Hepsi aynı zihniyetin ürünü(!)

 

Sizin gibiler değil mi kutsal dinimizi bu hale getirenler?

Sizin gibiler değil mi dini kendi sapkın hayalleri uğruna özünden saptıranlar?

Sizin gibiler değil mi dini kendi şahsi ikballeri, menfaatleri uğruna kullananlar?

Suçu…

Ve bu sözlerim hepimize…

Kendinden başka herkeste ve her şeyde arayanlar?

Sizin gibiler değil mi?

Evet, elbirliği ile nasıl Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu…

Laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetinin yıkılışını izlemek ile yetiniyorsak…

Şimdi de yüce dinimizin yıkılarak yerine başka bir şeyin, “değerlerin” kurulmaya çalışılmasını izlemekle yetiniyoruz!

 

Beni üzen…

Çileden çıkaran bu riyakârlığınızdır!

     

Sen bu devletin…

Sen bu diyanetin başında değil misin?

Sen bu ülkenin, bu toplumun, bu inancın bir parçası değil misin?

Hile-i şerriye ile…

Dine değil kendinize, düşüncelerinize, zihniyetinize uygun çareler üretiyorsunuz…

Üretilmesine izin veriyorsunuz?

 

Beni üzen…

Çileden çıkaran bu riyakârlığınızdır!

 

Sizin için parmağını oynatan…

Size doğru bildiğini, doğru olduğunu değişik kaynaklardan teyit ettikten sonra yazanın…

Ben kafasına sıçayım!

 

Ne haliniz varsa göründe diyemiyorum…

Ama…

Sizler artık Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün güvendiği, bildiği insanlar değilsiniz…

Ben bu yeni Türkiye’nin, yeni CHP’nin, yeni İslami anlayışın…

Bu milletin, bu dinin bir mensubu değilim…

Olamam!

                                                                      ***

15.01.2015

 

Sultan I. Mahvettin ve 3 ısrarı

 

3Y…

Yani Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasaklar…

3Ç…

Çocuk, Çocuk ve Çocuk!

3, 3 ve yine 3…

Allah’ın hakkı 3!

 

Padişahım haşmetlim…

Yoksullukla mücadele dedin, vallahi pes dedim. Yoksullukla o kadar güzel mücadele ettin ki

seni izleyenlerin nefesini kestin. Eşi benzeri görülmemiş öngörün ve aldırdığın tedbirler sayesinde ölmelerinde mahsur görülmeyen amele sayısında önemli bir gerileme kayıt edildi.

Yetmedi,  Avrupa’nın yine yetmedi dünyanın en büyük adalet saraylarını diktin ki kullarına adalet dağıtıla. Gerçi adalet saraylarının damı akıyor ama olsun…

Burası Türkiyelilerin ülkesi, olur böyle şeyler Padişahım haşmetlim sen sıkma o kıymetli canını…

Çünkü sen, yeni yeni iş sahaları açtın ki kulların işsiz kalmaya…

Doğusundan batısına…

Gardiyanlar, hâkimler, savcılar, polisler ve daha niceleri senin sayende baltaya sap oldular…

Her yerde iş imkân olduğu halde, işverenler küçüğü ile büyüğü ile el pençe divan…

Gelsin de dolgun maşla yanmada çalışsınlar diye beklerken…

Nankör, terbiyesiz, reziller…

Sokaklarda gezen, orda burada pinekleyen…

Bir kaç üniversite bitirmesine rağmen canı çalışmak istemediği için…

Sana başkaldırma cüreti gösteren çapulcuları yaka paça yaptırdığın saraylara davet ettin…

Ha bu arada bir kaçının gözü kör oldu, öldü, yaralandı ne önemi var?

Sen onları, onlar için özel olarak yaptırdığın adalet saraylarına davet ettin ya, önemli olan o! Utanmaz, arsızlar daha ne istiyorlar?

Heriflere özel olarak misafirhane niteliğinde hapishaneler yaptırmana, onları orada ağırlamana rağmen yine mutsuzlar, yine mutsuzlar. Sen onlara aldırma Padişahım haşmetlim…

Onlar mutsuz eşek…

Eşek işte eşek!

Kulların yaptırdığın misafirhanelerden, orada ağırlanmaktan o kadar mutlular ki bak hepsi dolup taşıyor. Ekmek elden, su gölden ooh yan gel yat! Anlamaz bunlar iyilikten Padişahım haşmetlim sen onlara aldırma. Bak sokaklarda yoksul kalmadı hepsi misafirhanende veya sen onların ayağına ihtiyaçlarını gönderiyorsun. Ama bunu görmezler veya görmezden gelirler namussuz pezevenkler!

   

Ancak anlamadığım bir şey var Padişahım haşmetlim…

Yolsuzlukla mücadele dedin, yolsuzluğun âlâsı senin hükümetin döneminde yaşandı. Bugüne kadar daha kimse bu kadar çok çalmaya cüret etmemişti. Biliyorum korkusuzsun, yiğitsin ama el insaf be padişahım haşmetlim, gözünü toprak bile doyuramayacak, bu kadar serveti cariyenizin  neresine sokacaksın? Sığmaz ki değil mi ama?

Gel sen bu hırstan vaz geç, ayıp oluyor vallahi!

 

Ve yaksalar…

Ah be Padişahım haşmetlim…

Neydi o senden önceki rezillikler?

Ah Padişahım haşmetlim, ah…

Vallahi imanımızı gevretiyorlardı bu laik Allahsızlar…

Ümüğümüze ümüğümüze basıyorlardı…

Sen geldin de…

Rahat bir nefes aldık…

Artık her yerde istediğimiz gibi dolaşıyoruz…

Yasak masak kalmadı…

Her şey sütten çıkmış AK kaşık gibi…

Ar namus hak getire…

Ha o bir kaç ufak tefek yasaktan da ne olur canım?

Nerede görülmüş sınırsız özgürlük?

 

Şaka bir yana…

Padişahımız I. Mahvettin ve yandaş – yoldaşın marifetleri…

Aşağıda yayınladığım istatistiği doğru okumak gerek…

Kullanıcı veri talepleri ve söz konusu hesaplar sizi yanıltmasın…

Önemli olan…

Bazı verilerin üretildiği isteklerin yüzdesidir!

 

Internet…

Kullanmasını bilene zengin bir kaynak teşkil eder…

Yalan, yanlış, doğru her şey var internette…

Ve demokrasi ile yönetilen hukuk devlerinde…

Kamu düzenini korumak, suçu veya suça iştiraki önlemek amacıyla talepler gelebilir…

Örneğin…

ABD veya Almanya’da resmi kurumlar tarafından gelen taleplerin çoğu ırkçılığı önlemek amaçlıdır…

Ve en önemlisi batı demokrasilerinde talep somut deliler ile desteklenir…

İşte somut ile soyut…

Algı ile gerçekler arasındaki bariz fark…

Tabi anlayabilene!

 

Not: Birçok arama motoru ve sosyal medya böyle istatistikler yayınlar.    

 

http://www.google.com/transparencyreport/userdatarequests/countries/?hl=tr

                                                                      ***

Ağır yük helikopteri

 

AK Saraya ağır yük helikopteri tahsis edilecekmiş…

AK Saray ağır yük helikopteri ne yapacak diye sormayın…

Ne yapsın garibim…

Çaldığı tonlarca para…

Ağır yük helikopteri lazım!

                                                                        *

Taşlar yerine oturuyor

 

Bundan birkaç gün önce bir haber vardı…

AK saraya yüksek güvenirlikli oda yapıldı diye…

Hata resimleri bile yayınlandı…

Eh bugünde askeriye için alınmak istenen ağır yük helikopterlerine…

Özel olarak AK saraya tahsis edilmek üzere bir ağır yük helikopteri daha eklenince…

İnsanın aklına zorunlu olarak iki kere ikinin dört ettiği gibi söyle bir senaryo geliyor…

Yok, yani resimler gerçek ise…

Görüntülere baktığınızda devlete ait dosya, kâğıt falan konmaz oraya…

Bu gibi şeyler için özel dolaplar, kasalar var…

Raflara ancak ayakkabı kutularında para koyarsın(!)…

Gerçi herifler bavul ile para taşımaya veya bali bali paraları yerler koymaya alışık ama…

Yok, oraya sığmaz!

Eh adamlar tedbirli tabii…

Kolayımı o kadar parayı bir araya getirmek?

Günü geldiğinde…

Akılları sıra…

Yükle fakir – fukaranın, garip – gurebanın parasını ağır yük helikopterine…

Tüy gitsin de…

Akıl fukaraları…

Her halde böyle durumlar için geçerli olan uluslararası yasalardan…

Ve bu yükümlülüklere bağlı olan devlet geleneklerinden haberleri yok…

Yakın ilişkide olduğu Araplar bile mevzu para olduğunda yüz seksen derece dönüş yapabilirler…

Neyse…

Padişahımız I. Mahvedin…

Yaptıkları ve yapması gerektiği halde yapmadıklarının yanına kâr kalacağını sanıyorsa aldanıyor…

Zübüklerin sonu ya hapistir…

Ya da darağacı!

                                                                      ***

16.01.2015

Endişeliyim

 

Cihanşümul…

Padişahım, hünkârım, haşmetlim…

Yılardan beri lisan-ı münasip ile meramımı anlatma gayretindeyim…

Ama bir türlü anlatamıyorum!

 

İnsanlarımız senin gibi değiller ki…

Sen lep demeden leblebiyi anlayan…

Sen engin bilginle ulemaları, âlimleri bile şaşırtan…

Hiddetinle yeri göğü inleten…

Hitabet sanatının doruğuna erişen…

Sen…

Ah…

Cihanşümul…

Padişahım, hünkârım, haşmetlim…

Adam gibi adamım…

Uzun boyunla diğerlerini cüce gibi gören…

Senin için Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, Allah’ın vasıflarını toplamış lider diyorlar…

Ama bence az bile diyorlar…

İnsanlarımız senin değerini anlayamıyorlar…

Ah…

Cihanşümul…

Padişahım, hünkârım, haşmetlim…

Sen ki bir zamanlar Selamsız’da at ve eşek eti pazarlayan…

Sen ki cebi delik, donu yırtık dolaşan…

Ama hep vakur, hep bilgili, hep ne istediğini bilen…

Sen…

Rabbimize şükürler olsun…

Pensilvanyaya bile sormadan…

Senin yüksek maneviyatın keşif edildi…

Ve sen ne hacı – ne hoca diyerek…

Hatta bir zamanlar beraber yürüdüğünüz o mübarek yolda…

Profesöre bile çelme atarak devletin zirvesine geldin(!)      

         

Ah…

Cihanşümul…

Padişahım…

Haşmetlim…

Hünkârım…

Çok endişeliyim…

O mübarek yoluna kurban olayım…

Yapma!!!

Lütfen yapma…

Biliyorum…

Sen cömertsin, sen lütuf etmeyi bilirsin…

Güneydoğu sınırlarımızı ite kopuğa hibe etmekten geri durmayacaksın…

Ama bana inan sen o kadar büyüksün ki…

Türkiye’nin sınırları sana dar gelir…

Türkiye, Türkler nedir ki?

Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla…

Sen başkanlığa değil…

Halifeliğini ilan edip…

Müslüman âleminin başına geçmelisin…

Sen buna laiksin…

Gâvura…

O laik it sürüsüne haddini bildirmelisin!

 

Göt kılı, dalkavuk olmak böyle bir şey olsa gerek(!?)   

                                                                      ***

17.01.2015 

Kullanılıyorsun ey halkım uyanık ol

 

Tüm araştırma ve derleme hengâmesinde…

Türk toplumunu oluşturan köken ve inançları da incelemeye çalıştım…

İlginçtir ki etnisite bakımından toplumunun ikici en kalabalık kesimi olan Kürt kökenli vatandaşlarımız hakkında güvenilir kaynaklara dayalı, bilimsel çalışmalara pek nadir rastlamış olmamdır. Bu tabi bir şey ifade etmeyebilir ama inanın derinlemesine araştırdım. Bulduğum nadir kaynaklardan çıkardığım ortak sonuca göre Kürtler tarihleri boyunca beş devlet kurmuşlardır. Bu devletlerin ömrü ise diğerler devlet kuran toplumlarla kıyaslandığında pek uzun olmamıştır. Ama asıl ilginç olanına henüz gelmedim. Bilindiği üzere internet bir “bilgi” deryasıdır!

Ancak bu “bilgilerin” doğruluk oranı akıl almaz derecede düşüktür. Bazı internet siteleri Kürt tarihini 3000 sene öncesine kadar götürmekle kalmayıp birde beylik (prenslik) ile devlet kavramlarını birbirine karıştırmaktadır. Müsaadenizle bu iki kavramı biraz açmak istiyorum. Çağdaş tanımlamaya göre beylik coğrafi açıdan belirli bir bölge ve “dar” bir alan içeresinde bir arada yaşayan insan topluluğu ve bu topluluğun bir kitle, aile veya kişi tarafından yönetildiği olarak tanımlanmaktadır*. Mesela bu Avrupa’da büyüklü – küçüklü bir şehir olabiliyordu1. Bu açıdan tarihe bakıldığında ve yine ortak kanıya göre Kürtler 16 beylik kurmuştu. Ancak bugünkü tanımlamayla veya bildik şekliyle buna devlet denilebilir mi bunu sizlerin takdirinize bırakmak istiyorum*.

Bugün bildiğimiz şekliyle devlet kavramı ise Fransız devrimi ile şekillenmeye başladı. Buna göre devlet demek, toprak bütünlüğüne bağlı siyasal bakımdan örgütlenmiş (mesela kurum ve kuruluşları olan) millet veya milletler topluluğudur ve tüzel kişiliğe sahiptir. İmparatorluk ise bambaşka bir şeydir. Tanımı ise şöyledir: “Kendi” topraklarında oturan çeşitli milletleri egemenliği altında toplayan devlet biçimi2.  

 

Bu tanımlama ve açıklamaları yaptıktan sonra şu ayrıntıya dikkatinizi çekmek istiyorum…

Kendi mevcudiyetlerine, ideolojilerine meşruiyet zemini hazırlamak isteyenler tarihi gerçekleri çarpıtmaktan çekinmezler. Bunun en bariz örneği dinciler ve PKK’dir!

Dincileri bilmem ama PKK yönetimindekiler akılı çocuklar…

Dikkat çeken ateş hattına atılan…

Kim vurduya gidenlerin hep senin, benim, okumamış, toplumun alt tabakalarından gelen çocukların olduğudur!      

Ey halkım…

Sen canını sokakta mı buldun?

Kullanılıyorsun ey halkım uyanık ol!   

 

* Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre: tarih Merkeze tam bağlı olmayarak bir beyin yönetimi altındaki ülke, emîrlik, emaret, mirlik. "Sonunda bütün bu beylikler Osmanlı İmparatorluğu'nun bayrağı altında toplandı." - C. Uçuk     

1. Lihtenştayn, Monako, Vatikan gibi

2. Bkz. Türk Dil Kurumu

                                                                      ***

18.01.2015

 

Güzel gözler ile volkan bölgesinden deprem bölgesine bir bakış

 

Ne dememiştik…

Coğrafya, o bölgede yaşanan toplumların kaderini belirlemekle kalmaz bilakis toplumların karakteristik yapısını da etkiler. Durum böyle olunca özellikle son dönemlerde Türkiye’de her gün siyasi veya toplumsal bir depremin yaşanmasına şaşmamak lazım.   

Türkiye’nin bir deprem bölgesinde yer aldığını artık sağır sultan bile duydu ama mesela Almanya’nın bir volkan bölgesi olduğunu biliyor muydunuz? Ben mesela 1800 metre altımda bir volkan üzerinde yaşıyorum. Tabii bu volkanlar söneli milyonlarca yıl olmuş. Bana 10 kilometre uzaklıkta olan Wiesbaden, kaplıca tesislerinin bulunduğu bir yerleşim yeridir ve bu bakımdan tarihi özelliklere sahiptir. “Şifalı ve sıcak su” yerin 1800 metre altından fışkırıyor. Dedik ya coğrafya, o bölgede yaşanan toplumların kaderini belirlemekle kalmaz bilakis toplumların karakteristik yapısını da etkiler diye, işte Almanlarda volkan misali bir patladı mı pir patlıyor. Etrafında ne var ne yoksa yok ediyor. Bakınız I. Ve II. Dünya savaşlarına(!).

Ancak Almanların, Türklere nazaran daha birçok farklı özellikleri var…

Mesela son günlerde…

Bir Alman milletvekili kız arkadaşını “hırpaladı” diye dokunulmazlığı kaldırılarak yargılama sürecinin kapısı açılıyor. Dikkatinizi çekerim kadın şikâyetini geri çekmiş ve ikisi yine beraber yaşamaktadır!

Veya ki salt bu ismi duymak bile tepemin tasını attırmaya yetiyor…

Alman milletvekili Cem Özdemir, balkonunda çekilen bir videoda kenevir bitkisi (uyuşturucu yapımında kullanılıyor) ile görüntülendi diye dokunulmazlığının kaldırılma aşmasında…

Türkiye’de…

Çal, çırp, sat, öldür, ölüme sebebiyet ver, görevi kötüye kullan, görevi ihmal et, kadın döv – öldür…

Fark etmez ne yaparsan yap…

Yine AKlanıyor veya hiç takibata uğramıyorsunuz…

Ne âlâ memleket değil mi?

 

Neyse gelişmelere güzel gözler ile bakmak lazım…

Etraf güllük gülistanlık…

Pardon, etraf tabii ki lalelik de…

Anlamadığım bir şey var…

Sen kendi askerini…

Milletinin evlatlarından oluşan ordunu…

Milli iradeye, milli olana bu kadar saygılıyken…

Nasıl oluyor da önce askerini … … sokuyor…

Sonra hiç utanmadan, sıkılmadan, göstermelik…

Tarihini canlandırmaya çalışıyorsun…

Her tarafınız takiye, her tarafınız sırıtıyor…

Yeter be!!!

Sizin bu yüce milleti dünya kamuoyu önünde bu kadar rezil etmeye hakkınızda, yetkinizde yok!

                                                                      ***

19.01.2014

 

Melekler ve şeytanlar

 

Şeytanın bir özelliği de kılık değiştirerek…

İnsanları daha kolay kandırabilmesidir…

Türkiye’nin büyük şeytanı da böyle yapmıştır…

Daha çok özgürlük, daha çok demokrasi diyerek…

İleri derecede gücü kendi üzerinde toplamayı başarmıştır!

 

Bugün ayın 19’u…

Melekler izleye dursun…

Büyük şeytan, küçük şeytanlarla…

KaçAK sarayda…

Divan-ı Hümayun’u toplama aşamasındadır…

Tüm şeytana tapanlara hayırlı olsun!

                                                                      ***

20.01.2015

 

Halk biziz

 

Almanya’da böyle çınlıyor bazı sokaklar…

Kentin başka bir semtinde insanlar onlara karşı sesiz, vakur yürüyüşlerini sürdürürken!

 

Kendi memleketlerini karıştırdıkları yetmiyor…

Âlemin sokaklarında o eşi benzeri görülmemiş…

Kendi yaratıkları İslami anlayışı zorla Almana kabul ettirmeye çalışarak…

Çıktıkları mağaralardan…

Alman toplumunu da bölmeyi başardılar!

 

Evet, siyasal İslam ve temsilcileri…

Almanya’da Nazilerin, yabancı düşmanlarının ve İslam karşıtlarının ekmeklerine yağ sürerken…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti sokaklarında…

Sözde milli irade gösterileriyle…

O iğrenç, itici ve çirkin…

Menfaatperest ve maneviyattan çok maddiyata dayalı varlıklarıyla arzı endam ediyorlar!

 

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın özdeyişini adeta perçinlercesine…

Sesiz çoğunluk orada da, burada da izlemekle yetiniyor!

 

Halk…

Bir tarafta…

Sokaklara çıkıp gösteri yapan…

Kafatasçılar mı? 

 

Yoksa…

Başında siyasal İslam’ın simgesi türban takan, peçeye bürünen kadın müsveddeleri…  

Sırtlarında cüppe, başlarında sarık…

O koca koca sakallarıyla bedava Kur’an-ı Kerim dağıtan herifler mi?

 

Belki de evlerinde oturup…

Olan biteni sesiz sedasız izleyen…

İsteseler bu zibidileri tükürükleriyle boğabilecek çoğunlukta olan insanlar mı halk?              

 

Halk kim?

Milli irade kimin?

Kimin tarafından temsil ediliyor?

Ediliyor mu acaba?

                                                                        *

Ah şu analar

Ah şu analar, fedakar analar...
Ah şu analar ne yiğitler doğurduğu gibi...
Eşi benzeri görülmemiş .r.spu ç.cukları da doğurabiliyor!

                                                                        *

Akla ziyan

Herif açıklama yapıyor...
Başbakan...
Başbakan yardımcısı...
Genelkurmay Başkanı...
Cumhurbaşkanı...
Dinlenmişmiş, hem de kriptolu telefonları ile...
Bir - iki kez de değil(!)
Hepsine eyvallah diyeceğim geliyor ama...
Ulan MIT, yani Milli İstihbarat Teşkilatı...
Genelkurmay Başkanı nasıl dinlenebiliyor?

Siz bu devletin yönetiminden sorumlu kişiler değil misiniz?
Yoksa para çalmaktan, yandaş ve - yoldaşa koltuk çıkmaktan...
Bitap mi düğüyorsunuz da görevinizi yerine getiremiyorsunuz?

                                                                      ***

21.01.2015

Bana bak Kılıçdaroğlu

Sen gerçekten salak mısın yoksa salağa mi yatıyorsun?
Dünkü yolsuzluk oylamasında, AKP fireleri AKP'li milletvekillerinin içeresinde vicdan sahibi dürüst insanlar olduğunu göstermiyor...
Abdullah Gül ekolünden geldiklerini...
Bir nevi "paralelci" olduklarını göstermektedir(!)

Sen bu kafayla gerçekten Y-CHP'de olsa bu partiyi yönetebileceğinden emin misin?

                                                                        *

İki Meryem bir Isa

Ve toprak…
Tanrının elinden şekillenerek Adem yaratıldı…
Ve Allah kadını yarattı…
Erkeğin başına bela olsun diye değil (!)
Ona eş ve yoldaş olsun diye…
Ve Allah kadını yarattı…
Erkek eşini köle gibi kullansın, onu ezsin diye değil (!)
Tam aksine birbirlerini tamamlayarak birlikte yaşasınlar, üresinler diye!

Ve Allah kadını yaratmak için…
Adem’i uyutarak kaburgasından Havayı yarattı…
Ve Hava…
O cennet bahçelerinde…
Tek yasaklı meyve ağcının önünde şeytana aldanarak, elmayı aldı…
Aldı ve Adem’e sundu…
Ve Adem şeytanın elmasını ısırmakla Hava’nın günahına ortak oldu…
Yaradan, buna kızarak ikisini de cennet bahçesinden kovdu!

Söz ağızdan bir kere çıkar…
Ve verilen söz tutulmalıdır!

Bundan bir zaman önce değerli bir kadın okuyucum bana bir soru yöneltmişti…
Allah’ın…
Yaratıkları arasında fark gözeteceğini, gözetebileceğini kesinlikle düşünemiyorum bile…
Hacı, hoca veya ulema değilim…
Ahkâm falan kesmekte istemiyorum ama…
Din konusunda…
Hangi Hak dini olursa olsun hiç fark etmez, bilimsel bulguları ilgiyle takip ederim…
Bilimin ve mantığın ışığında…
“Allah’ın yaratıkları arasında fark gözetip – gözetemeyeceğini” değerlendirmeye çalışarak…
Son kararı size bırakmak istiyorum…
Çünkü bu bir inanç meselesidir ve inançlara saygı göstermek durumunda ve zorundayız!

Ama önce bazı ön kabulleri sıralamak istiyor…
Bu ön kabulleri şimdilik de olsa benimsemenizi rica ediyorum, istendiği veya gerek görüldüğü hallerde bu ön kabulleri tartışmaya hazırım.

1. Komşu komşunun külüne muhtaçtır
2. İnsanlık gelişiminde, insanoğlu birbirinin etkisinde kalmış veya esinlenmiş olup daha geniş kitlelere hitap edebilmek için bazı “yanlış” inançlara taviz vermek suretiyle bu kitlelere ulaşmaya çalışmıştır.
3. Hayvanlar koklaşa koklaşa insanlar konuşa konuş anlaşır der atalarımız. Dil, dolayısıyla o dili oluşturan kelimeler süreç içeresinde anlam itibarıyla değişime uğrayabilir, kaybolabilir veya o kelimenin yerini başka bir kelime alabilir.
4. Hak dinlerinde kaleme alınanlar, özellikle ama Allah’ın kelamı olarak bilinen kitaplarda yazılanların çoğunlukla sembolik yani simgesel bir anlamı olduğunu ve tasvirlerinin bu “işin” doğru dürüst eğitimini yapmış kişiler tarafından yorumlanması gerektiği bilmek gerek. Aynı zamanda bundan binlerce yıl öncesinin ataerkil bir dönem olduğunun da bilincinde olmak faydalı olabilir. Çünkü “o zamanlar evren erkeklerin etrafında dönüyordu(!)”

Artık konumuzu açmaya başlayabiliriz…
Yukarıda özetlemeye çalıştığım yaratılış rivayetinden bile bir takım sonuçlar çıkarmak mümkündür. Buna göre:
- Mevla’m önce erkeği yaratmıştır. Yani erkek birinci sıradadır…
- Kadını yaratmıştır ki erkek yalnız kalmasın diye. Yani kadın ikinci sıradadır…
- Kadını, erkeğin kaburgasından yaratmıştır. Kadın erkeğin bir parçasıdır, parça olarak bütünü kapsaması mümkün değildir…
- İlk olarak kadın Allah’ın yasağına karşı gelmiş ve Adem’i de yanıltarak suç ortağı yapmıştır. Yani kadın günahkârdır!

Bu yaradılış rivayetinin, çıkarılması gereken dersler açısından, üç Hak dininde, üç farklı yorumu var. Bir rivayet üç yorum(!) Hristiyan inancı nicelik açısından en yaygın olanı, dolayısıyla bilimsel olarak da en çok irdelenenlerden biridir. Bu yüzden başlığı Bir Isa iki Meryem seçtim, Hristiyan inancından, bilimsel bulgulardan yola çıkarak bir önceki ve bir sonraki dini “uygulamaları” yorumlamaya çalışarak! Daha kolay okunabilmesi için ben Hz. İsa’yı anlatırken, siz ister Hz. Musa ister Hz. Muhammed’i yerine koyarak okumaya çalışın ve lütfen okuduklarınız üzerinde düşünün.

Düz hesap…
İki bin yıl önce Hz. Isa, insanları Allah yolunda onu takip etmeleri için davet etmeye başladığında bu davete icabet edenler yalnız erkekler değildi. Zaten mantıken de olamazı…
Şöyle ki, birileri… İnsanların ilgisini çeken bir şeyler söyleyecek ve buna yalnız erkekler kulak verecek öyle mi? Ve Hz. İsa’yı takip eden, ona kulak veren… Yolunda diğerlerine önderlik eden kadınlar yüzyıllar içeresinde cinsiyet değiştirmeye başlayarak kayıplara karışacaklar(!?)
Bu nasıl olur? Olur, olur bal gibi olur!!!
Çünkü erkekler kabul etmek istemeseler bile, kadının öyle bir gücü vardır ki…
Kadının kalbini kazanan kim olursa olsun…
İster siyasetçi, ister din adamı veya mesela bir fabrikatör…
O kalp her hanede gizli – saklı veya açıktan açığa faaliyet gösteren ajan misali…
Onun için çalışacaktır! Bu olguyu nedenlerden biri olarak kabul ettiğimiz taktirde diğer nedenler ise erkeklerin kadın karşısında zayıf duruma düşmek, kadından emir almak, onu üstleri olarak kabul etmek istemedikleri içindir! Güçlü, özgüvene sahip ve hepsinden önemlisi bilgili bir kadın…
Erkek için dünde bugünde bir tehdittir! Geleneksel dil ile kaleme alınan kutsal kitaplarda, erkeklerin ön plana çıkmasının nedenini bu yazıtların yine erkekler tarafından kaleme alınmasında görmenin yanlış olmayacağı kanısındayım. Hz. Isa, insanlara hitap ederken gelede oğullardan, adamlardan söz etmesinin nedenini o zamanların sosyal yapısında aramakta fayda vardır. Hâlbuki Hz. Isa oğullardan, adamlardan söz ederken dinleyicisi ayni anda kızlardan, kadınlardan da bahis ettiğinin farkındaydı. Bu farkındalık süreç içeresinde, yani binlerce yıl içeresinde gittikçe silinerek, kalanın “ataerkil” bir ifade şekli olduğunu görmekteyiz. Yani bizler bugünün şartlarında kutsal bir kitabı okuduğumuzda ve cinsiyet ifadelerinde salt erkek sıfatı ile karşılaştığımızda bunun aynı zamanda bir kadın olabileceğini de göz önünde bulundurmamız gerekecektir. Bu açıdan olaya yaklaşıldığında görüldüğü gibi Allah’ın elçileri olan peygamberlerin cinsiyet ayrımında bulunmadığını anlamak mümkün olacaktır. Bunun en somut deliline İncil’de, Hz. İsa’nın çarmıha gerilişinin anlatılmaya başladığında görmemiz mümkündür. Önceleri kısa cümlelerle geçilen ve üzerinde durulmayan kadın birden bire olayların merkezine çekilmektedir. Var olan ama unutturulan kadınların dışında iki Meryem dikkat çekmektedir. Biri Hz. Meryem diğeri ise Magdalalı Meryem. Peki, ne olmuştu da birden bire kadın gelişmelerin merkezine çekilmişti? Olan, Hz. İsa’nın havarileri olan erkekler ya onu terk, ya inkâr, ya da ona ihanet etmesiydi. Yani kadın hep vardı ama anlatanlar veya olayları kaleme alanlar tarafından gelişmelerin gerisinde bırakılmışlardı. Bunun en güzel örneklerini Hristiyan din adamlarınca kabul edilen dört İncil (Kanonik İncil) ve bu din adamları tarafından ret edilen İncillerde (Apokrif İncil) görebiliriz. Burada bir parantez açmak istiyorum, bilimin tarafsızlığı ışığında bu açıdan Kur’an-ı Kerim’inde incelenmesinin faydalı olacağı görüşündeyim. İslamiyet’te olduğu gibi mesela Hristiyanlıktan da mezhepler ve ayrı ayrı itikatlar vardır bu yüzden hepsi yetkili bilim insanları tarafından incelenmeli ve ortak bir kanıya varılmalıdır. Eminim, mesela Peygamber Efendimizin eşlerinin dışında, Müslüman dünyasında, İslamiyet’in yaygınlaşmasında, korunup kollanmasında kadının parmağı vardır. Olmaması mümkün değil, zaten bu işin doğasına aykırı bir durum teşkil ederdi. Bu konunun ayrıntılı araştırılması ve edinilen bilgilerin Müslüman dünyasında ivedilikle duyurulması gerek. Böylelikle Müslümanlığı kendi sapkın dünya görüşlerine göre şekillendirmek isteyenlerin tutunabilecekleri bir dal kalmayacaktır ki, insanlar İslamiyet’in özüne inerek gerçek Müslümanlığı yaşayabilsinler.

Daha öncelerinde de vurgulamaya çalışmıştım, insanoğlunun kendini daha güvende his edebilmesi için inanç, inanışlar önemlidir. Böylelikle kendine mantık veya bilim ile açıklayamadığı olgulara yine kendine göre bir “anlama” yolu bulmamaktadır. Bu ise Allah’ın yaratıklarına ama özellikle insanoğluna paha biçilmez bir hediyesi ve yaşamını sürdürebilmesi için vazgeçilmez bir araçtır. Anlamanın yolu düşünmekten geçer ve düşünemeyen veya düşünmek istemeyen insanlar daima düşünenlerin elinde bir araç, bir oyuncak olarak kalmak durumundadır. Salt bir şeyi göremiyoruz diye varlığını inkâr etmenin yanlışlığı, yine bizzat insanoğlu tarafından ispatlanmıştır ve biz buna bilim diyoruz!
Bilimsel gerekçelerin anlaşılması kimi zaman çok zor olabilir ve insanoğlu basitte indirgenmiş anlatım modellerini bu yüzden tercih etmektedir. İnsana burası beyaz, şurası siyah dediğinizde insanoğlu tercihini yapmak için derinlemesine düşünmesi gerekmez. İşte bu yüzden dini kullanan popülistler yalın bir dili kullanmayı tercih ederler. Bu gerçek karşısında anlatımda neden mucizelerin bu kadar cezp edici olduğunu daha iyiyi anladığınızı umuyorum. Ve dinler mucizeleri bol bol kullanmaktadır!
Mesela Hz. İsa’nın mezarında “kalması” gibi…
Ancak her zaman olduğu gibi madalyonun iki yüzü vardır ve insanların düşünme özülüğünden yararlanılmaktadır. Allah’ın varlığını kanıtlamak için ve çoğu insan tarafından izah edilemeyen mucizelerin öbür yüzü karanlıktır, şeytanidir, büyüdür hatta kara büyüdür.

Ve Magdalalı Meryem Hz. İsa’nın öldükten sonra yatırıldığı mağaraya giderek, mağaranın boş olduğunu fark etmesiyle ürperir, korkar ve ardına bakmaksızın Hz. İsa’nın havarilerinin yanına koşmaya başlar. İşte tam bu anı, bilim, Hristiyanlığın gerçekten doğuş anı olarak kabul eder çünkü ölmüş birinin dirilişi1 doğaya aykırıdır, mucizedir ve insanlar bunu ancak farklı ve çok güçlü bir kudretin varlığına bağlar. Bizim için ama bu anın bambaşka bir önemi vardır.
Kadın’ın neden din adamları tarafından ayrımcılığa tabi tutulduğunu burada daha iyi görebilmekteyiz, söyle ki…
Tüm hak dinlerinde şahit önemlidir ve bu şahidin güvenilir olması şarttır. Bundan sonra okuyacağınız satırlarda örneğin Müslümanlıkta neden kadının şahitliğinin “kabul edilmediğini” umarım daha iyi anlarsınız. Öyle sanıyorum ki İncil’den esinlenerek Müslümanlıkta böyle bir uygulamaya geçilmiştir. Sonradan uydurulan (kabul edilen) bir masal mıdır, gerçek midir bilemem ama İncil ve türevlerinde anlatıldığına, rivayete göre Magdalalı Meryem kocasını aldatmış ve bunu öğrenen insanlar tarafından tam taşlanacakken Hz. İsa tarafından o meşhur cümle ile kurtarılmıştır “Aranızda kim ki günahsızdır ilk taşı o atsın”2 Yani Magdalalı Meryem, affedersiniz, bir orospudur ve bir orospunun şahitliğine ne denli güvenilebilir? Kadın zaten var oluş rivayetine göre günahkârdır ve bu anlatılanlarla birlikte orospuluğunu kanıtlamıştır. Yani kesinlikle güvenilebilir bir “yaratık” değildir! Bu bağlamda Femme fatale kavramını incelemenizi tavsiye ederim. Gücünü kaybetmek istemeyen hangi “varlık” böyle bir fırsatı kaçırmak ister? Yeri gelmişken şunu vurgulamadan devam etmek istemiyorum, kadın doğurganlığı ve anaçlığı ile zaten bu evrende yerini ispatlamıştır. O da insandır ve karşı cinsi gibi aynı haklara sahiptir. Feminizm karşıtı değilim ama tabiat esasen doğal sınırları çekmiştir ve kadın istese de istemese de bu sınırları, zorlasa bile “geçemez”, geçse bile buna uzun süre dayanması zor olacaktır(!)

Ve Hz. Isa, Magdalalı Meryem’e görünerek havarilerine gitmesini ve paskalya inancını3 onlara anlatmasını ister. Böylelikle İncil’de (Kanonik İncil) kadın görevini tamamlayarak yerini erkeğe bırakır!
İlginç olan Tarsuslu Pavlus tarafından Avrupa’da vaftiz edilen ilk insanın bir kadın olmasıdır. Ne ilginç değil mi kadın, “dinen sakıncalı” ve ilk vaftiz olan yine bir kadın. Tezat, tezat, tezat…
Ve bu tezat Tarsuslu Pavlus tarafından Roma mektuplarında da (M.Ö. 56) görülecektir. O bu mektuplarda Hristiyan cemaatini selamlarken bilakis kadınlara da selam gönderiyordu. Yani kadın dünde bugünde birileri tarafından sığdırılmak istendiği kalıplara sığmıyordu, sığmayacak. Basit ruhlar, basit mantıkla bunu böyle görmek isteseler bile, gerçekler onların siyah – beyaz dünyasına sığamayacak kadar renklidir.

1896 Mısır’da bulunan…
M.S. İki yüzüncü yüzyıla ait olduğu bilimce ispatlanan bir Kipti yazı ile
Koptikler, Magdalalı Meryem ile Hz. İsa ilişkilerinin çok daha farklı boyutlarda olduğunu anlatmaktadır. Hz. İsa’nın 12 erkek havarisine anlatmadıklarını, onlara güvenerek evrenin sırlarını anlatmaması, onların yerine bir kadına anlatmasının yorumunu ise sizlere bırakmak istiyorum. Kesin olan bu yazıt ile süreç içeresinde kadın İncil’den silinmeye çalışılsa bile kadınların Hristiyanlığın yayılmasında önemli bir yere sahip olduklarıdır.

Görüldüğü gibi istendiğinde ve dini kullanarak kadın toplumsal bilinçten silinebilmektedir. En azından buna gayret gösterilmektedir, tıpkı AKP’nin Atatürk’ü toplumsal bilincimizden silmek istediği gibi. Sizce bunu başarmaları mümkün mü?

1 Hz. İsa’nın mezarının bulunma rivayeti veya Hindistan’da tekrar görüldüğüne dair rivayetler bilimsel olarak tam anlamıyla ispatlanamamıştır.
2 Tarafımdan özgün tercüme
3 İnsanların öldükten sonra tekrar dirileceğini

PDF olarak indir

                                                                      ***

22.01.2015 

Cennete giden yol cehennemden geçer

Eskiden müşteri…
Artık çok iyi bir dost…
İşi bıraktığında 117 milyon € borç ile bırakmıştı…
Aradan yıllar geçti ve belediyenin borcu 187 milyon €’ya çıktı!
Bir kaç gün önce iki dakikanın içeresinde, yalnızca iki dakika ile…
İsviçre Frangının azizliğine uğrayarak 30 milyon € kayıp(!)…
Belediyede maliyeden sorumlu kişiydi…
Çıldırıyor…
“…artık her şey göstermelik… Tüm çalışmalar gösterişe, aldatmaya yönelik. Aç telefonu 200 metre yere gitmek için çağır belediyenin taksisini ver bir – iki €. Taksicinin maşı, arabanın bakım masrafı, benzini, sigortalar hepsi belediyenin cebinden çıksın(!)”

Ve Türkiye…
Pezevenk, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasına direktif yağdırmaya çalışıyor…
“Faizi indir!!!”
“Onlar bağımsızsa, bende bağımsızım “ diye bağırarak…
Gerçekten iddia ettiği kadar bağımsız mı?

Faiz indirimi yatırımcı için ucuz yollu para demek…
Yatırımcılar kim?
Bu vatanın evlatları mı? Yooo…
Dışarıdan uluslararası çalışan şirketler…
Sen vatanın, milletin…
Milli servetlerini…
Yabancılar daha iyi sömürsün diye ucuz para, kanuni düzenlemeler ile peşkeş çek…
Yetmedi, insan gücünü yabancılara komik rakamlarla “gel limon gibi sık posası kalsın” de…
Ondan sonra ben pezevenk dediğim için bana kız!?

Karı, kız satana pezevenk derler…
Para gelsin de nereden gelirse gelsin diyerek…
Milli iş gücünü, milli kaynakları satana…
Para gelsin de nereden gelirse gelsin diyerek…
Bu parayı kabul edene ne demeli bilmem ki?

Evet, cennete giden yol cehennemden geçer…
Cehennemi göreceksin ki…
Cennetin kıymetini bilesin!

                                                                        *

Dost kurşunu

Erkeklerin çoğu silaha meraklı olur, bende öyleyim...
Bunda deli çağlarımda Türkiye'de aldığım eğitiminde etkisi olduğunu düşünüyorum...
Dost kurşununa...
Böyle kurşuna can kurban!

Aradan 27 sene geçti...
Masamda dostumun bana bir zamanlar hediye ettiği kurşunlar durur...
Hatta bu kurşunlar yüzünden, PKK'nin Almanya'da azgın olduğu zamanlardı...
Şikâyet üzerine Alman polisi dükkânımı basmıştı...
Kurşunlara bakıp bakıp eski günleri yâd ederim!

Yıllardan beri eşi dükkânımıza gelirmiş...
Bugün eşine refakat etmiş, ismi okuyunca...
Çekinerek eşime sorular sormuş!

Bundan yarım saat önce eşim beni ön tarafa çağırdı, bak burada kim var diye...
27 sene sonra önümde dostum duruyor...
O beni, ben onu unutmamıştım...
Aradan 27 sene geçti...
Bana hediye ettiği kurşunları unutmuş ama beni unutmamıştı...
Böyle kurşuna can kurban! 

                                                                      ***

23.01.2015

Bizim başımız kel mi?

Bugün kız kardeşimin doğum günü…
Dünyaya geldiğinde hiç kabullenememiştim…
Aradan bugün itibarıyla 38 yıl geçti…
Mamafih…
İstesem de istemesem de başıma musallat oldu…
Yapılacak bir şey yok…
Atsan atamazsın, satsan satamazsın!

Kardeşim, kocası ve sevgili yeğenlerim için bu yılın başı çok önemli…
Allah dileklerini kabul edip, nihayete erdirsin…
Büyük çapta paraya ihtiyaçları var…
Proje önemli, hatta hayati…
Düşündüm taşındım…
Taşındım düşündüm nasıl yardımcı olabilirim diye…
Netice itibarıyla malulen de olsa emekli adamım…
Herifler zaten beni üç yıl, on ay üzerinden emekli etti…
Anlayacağınız para kıt!

Buna rağmen…
Bizim başımız kel mi?
AKbabaların canı canda, bizimki patlıcan mı diye düşündüm…

Nice yıllara Füsun…
Ailenle…
Bet – bereket, bolluk içinde, mutlu, sağlıklı nice yıllara!

Not: Bir öneride bulunmak istiyorum. Bundan sonra önemli günlerinizde tüm AKbabaların anısına birbirinize hediyelerinizi ayakkabı kutuları içeresinde verin. 

                                                                      ***

24.01.2015

Yarına kader günü

Dolar ve Euro (Avro olarak yazmayı ret ediyorum) savaşı tüm hızıyla sürerken...
Yarına Yunanistan'da genel seçimler var...
Avrupa iki uç noktası arasında bocalarken......
Kazançlı çıkan her zamanki gibi üçünü oluyor...
Bu üçüncüde ABD...
İki uç noktanın biri sağ diğeri sol...
Yunanistan'da sol önde gibi görünüyor...
Kazandıkları taktirde AB kapitalistlerinin canını sıkacak gibi...
Bilimsel araştırmaların Kapitalizme biçtikleri ömür...
Daha 50 yıl kadar...
Yani günümüzde ortalama bir insan ömrü kadar...
Yeni dünya düzeni, yeni Türkiye, yeni CHP ve...
Yeni, yeni, yeni...
Olmaz olsun böyle yeni!

Türkiye aklını başına toplamalı...
"Eski" değerlerin güvenli limanında kendine bir yer bulmalıdır...
Hem ekonomik, hem siyasal hem de sosyal acıdan!

                                                                     ***

Vefa garipsenir mi?

Dün yazdığım bir yorumun üzerinden bir iki saat geçmeden...
Haber kanallarına bir haber düştü...
Londra'da bayrakların yarıya indirilmesi garipsenmiş...
İngilizlere Arap yarımadasının kapılarını açan kimdi?
AB(D)'nin Putin mücadelesinde piyasayı ucuz petrolle sulayan kim?
AKP zibidilerini sıcak parayla yıllardan beri destekleyen kim?
...
...
...
Gösterilen vefa garipsene bilir mi?

                                                                     ***

26.01.2015

Recep Tayyip Erdoğan ve Müslümanlık

Yok, bildik şeylere değinmeyeceğim...
Kendilerine Müslüman oldukları, Müslümanlığı siyasal amaçları için kullandıkları...
Siyasal İslam'ın, Müslüman kardeşliğinin yılmaz birer neferi olduklarını...
Müslümanlığı her türlü pisliği yapmak, çalıp çırpmak için...
Perde olarak kullandıklarını anlatmayacağım...
Gören gözler, duyan kulaklar, okuyan ve düşünen insanlar için bildik şeyler bunlar!

Ailemin kadınlarından biliyorum…
Ve adımın Önder olduğu kadar eminim onlar gibi düşünen, his eden…
Çok ama çok kadın var…
Ve elbet bu duygu ve düşünceleri paylaşan erkeklerde çok olacaktır!

Evet, anlatmak istediğim farklı bir şey ve yine kadın ile ilgili...
Hani o, ah o kadar Müslüman Recep Tayyip Erdoğan…
Hani o, dünya lideri, garip guruba babası Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’si…
O süprüntü…
Başlarına taktıkları paçavralarla “modern” ve ılımlı İslam’ın temsilcileri karıları, kızlarıyla…
O mahalle karısı - kabadayı özentisi, zibidi, zübük sürüsü var ya…
Bir Faslı Kral VI. Muhammed kadar olamıyorlar!

Bir kadın olarak…
Mahallenizin imamına gidererek sorabileceğiniz sorular olur, soramayacaklarınız da…
Keza müftüye veya daha yetkili birisine…
Böyle hallerde kadınlarımız ne yapıyor?

Ne yaptıklarını hepimiz biliyoruz…
Genelde yarım yamalak bilgisiyle birilerine danışıyor…
Onlarda yarım yamalak bildiklerini kendi görüşlerini katarak konuya maydanoz oluyorlar!

Atatürk’ün kurduğu demokratik, laik Türkiye Cumhuriyetinde…
İsteyen kadın ilahiyat fakültesine giderek bu konun eğitimini alabiliyor…
En güzel örneği rahmetli Sayın Prof. Dr. Bahriye Üçok’tur…
Peki, neden…
Köylerde devlet eğitimi almış din bilgini kadınlarımız…
Kentlerde kadın imamlarımız, müftülerimiz yok?

Tamam, yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından hayata geçirilen diyanet başkanlığında kadınsal konularla ilgili kurularda kadınlar ve kadın başkanlar var ama görüldüğü gibi bu yetmiyor!
Biliyorum…
Yine mezhepsel konular, farklı görüşler, ıvır – zıvır…
Iman hatiplere küçücük kızları sokmasını biliyorsunuz…
Hatta dün televizyonda yayınladığı üzere özel olarak bazı semtlerde İslami nezaket kuralları öğretmeye başlıyorsunuz da…
Dini konularda kadının karşısına…
Yine bir kadın vasıtasıyla “doğru dürüst” eğitimini almış insan çıkarmıyorsunuz?

Fas kralı bunun emrini çoktan verdi…
Siz neyi bekliyorsunuz?

                                                                       *

Saçmalama Profesör

Seni kimin başbakan yaptığını biliyorum da...
Sana kimin Profesörlüğü laik gördüğünü, sarf ettiğin o cümleyle neye zemin hazırlamaya çalıştığını bilmiyorum.

''Biraz vakit bulsam güzel Kürtçemizi de güzel Türkçemiz kadar öğrenmek istiyorum''

Öğren! Seni tutan mı var?
Doğrudur…
Kürtçenin yasaklanmasına bende karşıydım…
Artık yasak masak kalmadı…
İsteyen çocuğunu gönderir öğrenmesini sağlar, evinde konuşur…
Kime ne?
Evinde herkes isteriğini konuşmakta özgür!

Ama burası Türkiye…
Ve biz homojen bir ulus değiliz…
Ortak bir dilimiz olmalı ki birbirimizi anlayalım!

Saçmalama Profesör…
Ağzından çıkanı kulağın duysun…
İnsan tuvalete bile kıçından çıkan sese dikkat etmeye çalışıyor…
Sen ağzından çıkanın farkında mısın?

                                                                       *

Büyük Ortadoğu Projesinin piçleri BOP'un mu peşinde, yoksa...

Velev ki sen kendini bu büyük milletin bir parçası olarak görmüyorsun da...
İle ben Kürt'üm diye tutturuyorsun...
Ve yine...
Velev ki Türk sana bir İngiliz kadar yabancı...
Velev ki İngilizce yerine önce Türkçe öğreniyorsun...
O da sana yabancı dil, buda sana "yabancı" dil...
Velev ki yabancı dil öğreniyor, konuşuyorsun!

Doğrudur dünyanın birçok ülkesine gittiğinde...
İngilizce ile yoluna devam edebilirsin de...
Sen kendi ülkende, doğup büyüdüğün yerde...
Dilini, kanunları bilmediğin, öğrenmek istemediğin için nasıl yaşayabilirsin?

Ha, özerklik, açılım - saçılım ayaklarıyla misak-i milli sınırlar içeresinde...
Kendime parça koparırım diye düşünüyorsan...
Avcunu yalarsın!

Ya diğerleri...
O zübük maşalar...
Akılları sıra BOP ayaklarına...
Hayallerini gerçekleştirebileceklerini sanıyorlar...
A benim akılsız oğlum...
Siz giderken onlar çoktan geri dönüyorlardı...
Kahpeliğin, ince siyasetin kitabını yazmış adamlar bunlar...
Sizin gibi iri kıyım değiller ki...
Sen AB(D)'yi kandırıp...
Osmanlıyı hortlatacaksın öyle mi?
Baydemir'in değimi ile...
Ha siiiiiiiiiiiiiiiiiiii....................!!!

                                                                       *

27.01.2015

Kelimeler çok şey ifade eder ama kelimeler her şey demek değildir

Bazen bir kelime sarf etmeden bir insanın gözlerinin içine bakmak...
Bazen tek kelime söylemden sessizce yanına oturmak, salt elini tutmak...
Bin kelime söylemekten çok daha fazlasını anlatabilir!

İnternette...
Tesadüfen çok değerli bir kaynağa rastladım...
Eski, hatta çok eski kitapları dijital ortama taşımışlar...
Ama her zamanki gibi sap yerken saman ...!

Yine de bu eserleri dijital ortama taşımada katkısı olan herkese şükran borçluyuz...
Kitapları restore etmem gerekecek...
Kitabı okumak başka bir şey, bir zaman sonra okuduğun kitaplarda bir bilgi aramak başka bir şey. Dijital ortama taşınan dokümanların kelime taramasından geçirilmesi kaçınılmazdır! Ayrıca >>> nal gibi <<< adamın gözüne sokarcasına logolar yerleştirmek özellikle bu tür eserlere bir saygısızlıktır. Lütfen buna dikkat edelim...

Bir süreliğine dil orucuna gireceğim...
Klavyenin tuşlarına başka, bence vatan - millet kadar ulvi...
Farklı bir amaç için basılacak...
Bilgi ve bu bilgilerin gelecek nesillere aktarılması!

Bana bir süreliğine müsaade dostlar...
Esenlikle kalın, vatan - millet sizlere emanet...
Vatan - millet yolunda, tam bağımsız bir Türkiye yolunda...
Pes etmek yok!

                                                                       *

Gerçekten bu kadar mi değer bilmez, bu kadar mi duyarsızız?

Ansiklopedinin birinci cildini öğleye doğru restore ettim...
İkincisi yolda...
Yani günde iki ciltten fazla restore edemeyeceğim gibi görünüyor!

Önümde daha birkaç günlük çalışma var...
Böyle bir yapıtı dijital ortama taşıyanlara müteşekkirim ama...
Yaptığınız böyle eserlere gerçekten saygısızlık!!!

Kendiniz karar verin...
Böyle bir yapıt için uğraştığına değmez mi?

1. Cilt

Önemli not: Tarama kalitesine bağlı, doğru orantıda kelime taraması yapılabiliyor. Buna rağmen en azından arama yapabiliyorsunuz, her şeyi bulamasanız da! Gerçi bununda yolu var ama tek başımayım, Benden ancak bu kadar.

                                                                     ***

28.01.2015

Sormak lazım

Sen hangi üst aklın ürünüsün?
Fikir ve zihin baban belli mi?

                                                                     ***

29.01.2015

AKP'yi öpüp öpüp başımıza mı koysak acaba

Bir ülke düşünün, milli gelirin yüzde sekseni bir avuç insanın elinde...
Diğer milyonlar yüzde yirmi ile yetinmek zorunda...
Yok burası Türkiye değil, Yunanistan(!)

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın 10 bin 578 hanede 2011 yılında yüz yüze yaptırdığı “Türkiye’de Aile Yapısı Araştırması”nın bir bölümü 2012 yılında yayınlanmıştı. Araştırmanın gelir dağılımıyla ilgili bölümdeki sonuçları şöyle:

Türkiye’de yaklaşık 19 milyon aile var.

Ailelerin yüzde 1.2’sinin aylık geliri 5.600 TL ve üzeri.
Ailelerin yüzde 3.8’inin aylık geliri 3.200-5.500 TL arası.
Ailelerin yüzde 16.5’inin aylık geliri 1.900-3.000 TL arası.
Ailelerin yüzde 16.9’unun aylık geliri 1.250- 1.870 TL arası.
Ailelerin yüzde 23.1’inin aylık geliri 815-1.200 TL arası.
Ailelerin yüzde 32.1’inin aylık geliri 450-810 TL arası.
Ailelerin yüzde 6.4’ünün aylık geliri 430 TL civarında.

Simdi 2015 yıllının başındayız sizce 2014'de değişen ne oldu?

                                                                     ***

30.01.2015

Bir kıyas

Herif gene konuşuyor...
Nasılsa karşısında enayi var...
Yani bir nevi enayi s...!

Sanki ABD ulusun ile Türk ulusu birmişçesine...
Herifler bayraklarına "tapıyor", kökeni ne olursa olsun BEN Amerika Birleşik Devletleri vatandaşıyım diyor başka bir şey demiyor!
Bizde, daha önceleri yazmıştım, piçin bir uçağın içinde ben Türk değil lazım diyecek kadar bilgisiz ve bilinçsiz. Milletimiz ona keza!

Sanki ABD senatosunda "milletvekilleri" bizimkiler gibi bağımlı, herifler parti liderlerinin "kölesi" konumunda, ne deniyorsa onu yapıyorlar ve istisnalar kaideyi bozmuyor!

Ve sanki ABD'de Cumhuriyetçiler ve Demokratlar her konuda işbirliği yapıyorlar(!) Hangisi başkanı çıkarıyorsa diğeri öyle bir muhalefet yapıyor ki memleket ve ulus yararına ne gerekiyorsa uzlaşı ile yapılıyor. Bizde muhalefet iktidara teslim!
Ve herif enayi s... devam ediyor!

                                                                      ***

31.01.2015

Recep Tayyip Erdoğan ve zihniyetinin yüzüne vurulabilecek en güzel tokat

Gece yarısı duyduğumda yüreğim sızladı...
Rusya'da kütüphane cayır cayır yanıyor...
16. ve 20. Yüzyıl'a ait 14 milyon el yazması kitap alevlere teslim!

Din simsarlarının, dini kendi kirli emellerine alet edenlerin...
Yüzüne vurulabilecek en güzel tokat...
Yalanlarını kendi uydurdukları alternatif tarih dahil olmak üzere...
Somut ve gerçek bilgiler ile yüzlerine vurmaktır!

Yukardaki haberi duyduğum anda aklımdan bu düşünce geçti...
Madem kaçAK - Saray, milletin mali, madem gerçek sahibi biziz (duyda inanma)...
Ve elbet bu zihniyetin iktidardan indiği günleri de göreceğiz...
Çankaya köşkünü EBEDI kullanımına iade ederken...
Bu uçsuz bucaksız AK - Sarayı, kütüphane yapalım...
Gerçek kitapların korunup, kollandığı...
Halkın hizmetine kayıtsız - şartsız sunulduğu...
Ve geçmişin hatalarından ders çıkararak...
Hepsinin dijital ortama taşındığı bir yer yapalım!

                                                                        *

Vış babu, bu millet analarının karnında dokuz ay nasıl dayanıyor bilmiyorum

Arkadaşlar…
Söz ağızdan bir kere çıkar ama sizde biraz sabır etmeyi bileceksiniz!

Deneme yayını için Türk tarihi ansiklopedisini (21 cilt)…
Osmanlı tarihi ansiklopedisini (12 cilt)…
TDV İslam ansiklopedisini (44 cilt)…
Ve daha neler neler siteme aktarmış ama ilan etmemiştim…
Bu ne acele?
Bazılarınız indirmeye başlamış bile!

Okuma ve düşünme özürlü bir millet olduğumuzu sanırım kimse inkâr edemez…
Nasıl kullanılacağına dair, saniyeler içinde öğrenmek istediğiniz bilgiye nasıl ulaşırsınız mesela…
Yazmam gerek, bu ne acele?

Eğer bana gereken destek ve yardımı gösterdiğiniz takdirde (daha sonra açıklayacağım)…
Ücretsiz, karşılıksız…
Yaklaşık 400 GB bilgi, belge, görüntülü – görüntüsüz ses ve video kayıtları sizi bekliyor…
Türkü, Kürdü, Ermeni’sini, Hristiyan’ını, Müslümanını, Yahudi’sini…
Kadını ile erkeği ile…
Herkesin ilgilenebileceği bilgiler var…
Ama her şeyin bir zamanı var!

Saat 11:36 itibarıyla bir GB’lik bir klasörü internete aktarıyorum…
İstanbul Ansiklopedisiyle (11 cilt)…
İnsanlarımızın “cehaletinden” faydalanan din ve diğer simsarlarına karşı…
Bilgi seferberliği ilan ettim…
Bu açıkça bir savaştır ve bu savaşın kaybedeni bizler olmayacağız!

                                                                        *

Bir tarih daha kapandı

Tanıyabildiğim kadarıyla...
Hani gentleman, efendi diye tabir edilen...
Siyasi ahlaka sahip bir insan vefat etti!

Richard von Weizsäcker

Alman cumhurbaşkanlarındandı!
Wir sprechen dem Deutschen volk unser zutiefst empfundenes beileid aus

                                                                      ***

01.02.2015

Yorumsuz

Bir iki satır bir şeyler yazacaktım sonra vaz geçtim...
Sözde yasaklı video...
Herkes kendi kararını, kendi versin...
Ekte ayrıca Atatürk'ün el yazması medeni bilgilerini yayınlıyorum!

"Yasaklı video"
http://www.gurbuz.net/Turk/Gizlenen Ataturk.mp4

MEDENİ BİLGİLER ve Mustafa Kemal Atatürk
http://www.gurbuz.net/Turk/MEDENİ%20BİLGİLER%20ve%20Mustafa%20Kemal%20Ataturk.pdf

                                                                        *

Nazım'a kulak vermek gerek

1 saatin üzerinde...
http://www.gurbuz.net/Turk/Kuvayi%20Milliye%20Destani.mp3

                                                                        *

Tanrılar kurban istiyor ama bu kurban ne Türkiye ne Atatürk olacak

Recep Tayyip Erdoğan, Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın...
“Milli görüşene, milli iradesine” karşı…
Atatürk'ün Milli şuuru!

                                                                      ***

02.02.2015

Büyük fahişenin göğüsleri

Başlığa bakıp da sapıttı mı bu diye kendinize sormayın…
Tam aksine “büyük fahişe” Musevilerin, Hristiyanların dolayısıyla biz Müslümanlarında alması gereken bir ibret örneğidir!

Dil yani lisan ile ilgilidir, Babil’i…
İnsanların liyakat ve riyakârsızlığını…
Ve Allah’ın gazabını anlatır…
Ve şüphesiz bir ibret örneğidir!

Ve ben Önder Gürbüz…
Ne ana ne avrat, bana edilen küfrün bini bir para…
Ve ben 24 yaşında, yani çocuk sayılacak yaşta eşini, evladını kaybeden…
Bu acıyı, bu acıların tecrübelerinden ders çıkarmaya çalışıp başkaları da ders alsın diye yazan…
Ama okuma ve anlama özürlü insanların >>> adice <<< saldırısına uğrayan…
Ben…
Bundan “kısa” bir zaman öncesine kadar…
Mesela Google’da adım arandığında…
Eşini paylaşanlar diye, ilk sayfada - ilk sıralarda geliyordum…
Bir erkek için bundan daha ağır bir hakaret, bir küfür düşünebiliyor musunuz?
Yalnız Türkiye’de değil, dünyanın başka yerlerinde de böyle şeyler için cinayetler işleniyor…
Ve bunu yapanlar belli…
Adımı bu şekilde kirletmeye çalışanlar belli…
Kendi ifadelerine göre “Müslüman” ancak dindar değil dinci sapıklar!

Evet, ya ben Türkçeyi yani dilimizi…
Kelimeleri ve anlamlarını tekrar öğrenmem gerekiyor…
Ya da insanların ağzından lafları, gerçekleri isteklerine ve ihtiyaçlarına göre…
Kendi anlamak istedikleri şekilde anlayarak…
Kelimelerin anlamlarını bilmeden “konuşup - yazanlar”!

Tüm bunlara rağmen yılmadım, pes etmedim…
Aksine…
Dincilerin, din simsarlarının, menfaatperestlerin dalına bastığım için…
Böylesine adice tepki verdikleri için “işlerini” bozduğumun farkına vararak…
Farklı bir şevk ile dilimin döndüğü, doğru bildiğimi (güvenilir kaynaklarda teyit etikten sonra) anlatmaya devam ettim!

Çünkü cehalet canavarının can düşmanı bilimdir!

Ve kendimizi kandırmayalım dostlar…
Büyük fahişenin dolgun göğsünden akan süt ile beslenenler…
Asla ve kata iktidarlarını, rant kapılarını seçimleri kaybetseler dahi…
Terk etmeyecektir, direnecek, iktidarda kalmak için her türlü yola, yalana – dolana başvuracaktır…
Bu bakımdan Erbakan’ın “Kanlı mı olacak, kansız mı” sorusuna verebileceğim yanıt…
Maalesef kanlı olacaktır!

Nitekim de bu kan akmaya başlamıştır!

Dün yazdığım;
Recep Tayyip Erdoğan, Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın...
“Milli görüşene, milli iradesine” karşı…
Atatürk'ün Milli şuuru!
Mesela…
Tepkilere neden oldu…
Gelin birlikte biraz dil bilimini irdeleyelim…
Türk dil kurumu sözlüğüne göre:

Şuur
İsim, ruh bilimi Bilinç
"İdeolojiler, bir tasavvurlar bütünüdür ama bu tasavvurların çok defa şuurla bir alakası yoktur."
C. Meriç
Demek ki şuur neymiş? Bilinç!
Sayın Meriç’in cümlesini okuyarak anlamaya çalışın, çok önemli!

Irada
1. isim Bir şeyi yapıp yapmamaya karar verme gücü, istenç
"Korkunç bir irade kuvveti sarfıyla baş ucundaki lambayı yaktı." - S. F. Abasıyanık
2. felsefe, ruh bilimi İstenç
3. Buyruk
"Görülünce vurulması için irade bile var." - S. M. Alus
4. İstek, dilek
"Ölüme, yaşama irademizin bir çeşit tükenişi diye bakıyoruz." - A. M. Dranas
Demek ki irade neymiş? İstençmiş!

Soruyorum:
Milli bir görüş…
Milli bir irade…
Şuursuz olur mu?
Aslında olmaz!
Olmamalı…
Olursa da, mesela Atatürkçülüğü Katletme Partisinde…
Mesela Recep Tayyip Erdoğan, yandaş ve yoldaşında olduğu gibi…
Şuursuz olur, bununda kos koca bir memleketi nereye götürdüğünü hep birlikte görmekteyiz!

Ben kim miyim, nemiyim…
:)
O anki durum neyi gerektiriyorsa oyum…
Bazen bir amele…
Bazen bir “sanatçı”…
Bazen bir "doktor"...
Bazen bir tamirci…
Bazen bir çocuk…
Bazen bir “filozof”…
Bazen bana iş arkadaşlarımın taktiği sıfata göre bir “profesör”…
Bazen bir beceriksiz…
Bazen bir soytarı…
Bazen, yok, çoğu zaman bir aptal…
Bazen ise yalnızca bir insan!

                                                                      ***

03.02.2015

Recep Tayyip Erdoğan dendiğinde

 

İnsan vardır, dünyaya gelmesi bile başlı başına bir hatadır ve bu hatalar zinciri ömrü boyu süregelir.

Ve böyle insanlar genelde anadan doğam bir kabiliyet ile dünyaya gelirler, karizmatik kişilikleri sayesinde yandaşları bu kişilere yakıştırdıkları “ olağanüstü güç ve yetenek” ile nitelenirler. Ancak hayatın gerçekleri eninde sonunda bu gibi kişiliklerin gerçek yüzünü, yandaşın yansıra, herkese göstermektedir çünkü maske elbet bir gün düşer ve perde kapanır!

                                                                       ***

04.02.2015

 

Tiyatro

 

Gel vatandaş gel…

Sende gel…

Gel vatandaş gel…

Otur yanı başımıza…

İzlemek bedava…

Burada haykıra haykıra gülmekte var…

Hıçkıra hıçkıra ağlamakta…

Gel vatandaş gel…

Trajedide, komedide burada!

 

Gel vatandaş gel…

İzlemek bedava…

İhaneti de burada, sadakati de…

Gözyaşı da…

Oluk oluk akan kanda…

Çılgın servette, acı yoksullukta burada!

 

Gel vatandaş gel…

Sende gel…

Gel vatandaş gel…

İzlemek bedava…

Türk siyaset sahnesinde…

Olanları…

Istar tribünden ister locadan izle…

İzlemek bedava…

Sahne bedava, oyuncular bedava…

Türkiye’de yaşama…

Haysiyete biçilen bedel…

Bedava…

Gel vatandaş gel…

Otur yanı başımıza…

İzlerken çıtlatacağın çekirdekte…

İzlemekte bedava!

                                                                        *

Eyvah eyvah bizim oğlan duble yol yapmaya başlamış

Bir zamanlar bende rahmetli babama demiştim...
"Baba ben geceleri üşüyorum" diye...
Anlamamazlıktan gelerek...
"Üşüyorsan sana battaniye alayım oğlum" demişti!

Dün akşam bizim oğlan annesine üşüdüğü belirterek...
Battaniyenin de yetmediğini söylemiş(!)

şimdi ben bundan ne anlamalıyım?
Acaba bende ona...
Oğlum gel ben sana bir elektrikli battaniye alayım desem mi?
:)

                                                                      ***

09.02.2015

Benden artık ne köy olur ne kasaba

Vefasız, hayırsız değilim...
Ancak kendime faydam yok ki başkasına olsun...
Birinci derece alile fertlerine ancak yetişiyorum ki...
Çoğu zaman onlarla uğraşmak bile bana ağır geliyor...
Bu yüzden dost, akraba hayır getire...
Ama...
Birileri var ki tüm kamuoyu önünde kendilerine şükranlarımı bildirmek...
Onlara içten teşekkür etmekte boynumun borcudur...
Tüm Şehiraltı ailesi ama özellikle Şehiraltı ailesinin Robin Hood'una...
Yani Turan abiye ve sana Tuba'cağım...
Allah sizden razı olsun!

Not: senide unutmadım ailenin haylaz kızı Tuğçe :)

                                                                        *

Kahpe felek

Türk sanat musikisinin büyük sesi...
Allah rahmet eylesin...
Belki beni en iyi anlatan üç şarkisi(!)

https://www.youtube.com/watch?v=87JzCA6ntT4

https://www.youtube.com/watch?v=I1WwFNahKRg

https://www.youtube.com/watch?v=_A3T8lRrXgg

                                                                        *

Cahil ile sidik yarıştırmak

Biliyorum…
Cahil ile sidik yarıştırsın yarıştırmasına ama asla kazanamazsın…
Cahil ne eder, eder o yarışı kazanır!

Etme cahil ile sohbet verir sana zahmet…
Ancak bu zahmete katlanmamız lazım…
Katlanmayınca insanın başına neler gelir son yıllarda hep birlikte yaşayarak görüyoruz!

Ey Tayyipgiler…
Siz ne kadar uğraşırsanız uğraşın…
Ben ve benim gibiler yaşadığı sürece Atatürk’ü unutturamayacaksınız!

Ar damarınız çatlamış...
Her türlü yalan dolan sizde…
Servet ve güçte sizde…
Buna rağmen bizi dize getiremezsiniz…
Bizler Allahtan ve büyüklerimizden başkasına boyun eğmeyiz…
Hele sizin gibilere hiç…
Yalanlarınıza karşın doğrular ile karşınıza çıkarız!

Atatürk’ün Harbiye’de askere okuttuğu din kitabı
http://www.gurbuz.net/Turk/Ataturkun%20Harbiyede%20Askere%20Okuttugu%20Din%20Kitabi.pdf

Atatürk'ün söylev ve demeçleri I-III
http://www.gurbuz.net/Turk/Ataturkun%20söylev%20ve%20demecleri%20I-III.pdf

Gazi M. Kemal Atatürk’ün eğitim politikası üzerine konuşmalar
http://www.gurbuz.net/Turk/GAZI%20M%20KEMAL%20ATATURK%20EGlTlM%20POLlTlKASI%20uzerine%20konusmalar.pdf

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün din politikası üzerine konuşmalar
http://www.gurbuz.net/Turk/GAZI%20MUSTAFA%20KEMAL%20ATATURK%20DiNPOLITiKASI%20uzerine%20konusmalar.pdf

                                                                        *

Senin profesörün benim profesörüm

Tıpkı senin hırsızın kötü, benim hırsızım iyi gibi bir şey(!)

Allah birdir!
Ama ona giden birçok yol olabilir...
Bilim içinde bu geçerlidir...
Matematikte de doğru sonuca varmanın genelde birden fazla yolu vardır...
Bazen yol kestirme, bazen ise uzun olur!

Aklın yolluda birdir...
Bazı şartlarda "doğrular" uzlaşmayla bulunmalıdır...
Sonuçta tartışmanın, tartışmaların ucu bucağı yoktur...
Senin bilim insanın - benim bilim insanım olmaz, olmamalıdır!

                                                                        *

Karı dediğin

Yatağa gelince iyi...
Mutfağa gelince iyi...
Çocuk doğurmaya, götünü toplamaya, işe - güce gelince iyi...
Başını bağladı mı, hele türban taktımı namuslu ve iyi...
Size kayıtsız şartsız boyun eğdi mi iyide...
Dırdır etti mi (gücenmeyin hanımlar, bazen dırdırınız gerçekten çekilmiyor) kötü...
Başını açtı mı namussuz ve kötü mü oluyor?

                                                                      ***

10.02.2015

 

Devlet’ül İslamiye

 
Devlet’ül İslamiye, bilinden adıyla Irak Şam İslam Devleti (IŞID) ve AKP Türkiye’si üzerine kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum. Geçenlerde “değerli bir kaynak” elime geçti ve bu kaynaktan yararlanarak siyasal İslam’ın arkasında yatan ekonomik gerçekleri, bir nebzede olsa, gözler önüne sermeye çalışacağım. Bu değerlendirmeyi isim değiştirerek, birçok yönden PKK üzerinde de tatbik etmemiz mümkün. Bizzat şahit olduğum veya çok güvendiğim insanlar vasıtasıyla duyduğum gerçekleri ne yazık ki bire bir aktaramıyorum. Çünkü…
Asıl cümleyi günümüz şartlarına uyarlayarak…

Bir başıma kalsam padişahtan, teröristten, dinciden çekinmem…
Ama viran olası hanede evlat-ü iyal var!

Yani ailemi düşünmek zorundayım. Buna rağmen “üstü kapalıda olsa” yazmadan, bu nefretlik durumu “açığa” vurmadan da edemiyorum. Tanrı adını kullanarak savaşan bu “kutsal mücahitleri” veya yine Tanrı adını kullanarak kendi sapkın, hastalıklı fantezilerini hayata geçirmek isteyenlerin iğrenç yüzünü göstermek, kendine Atatürk milliyetçisi diyen birisi için zaruridir! Atatürk’ün iddia edildiği gibi “din düşmanı” olmadığını sanırım değişik vesilelerle yeterince kanıtlamış bulunuyorum. Beni bırakın, neticede herhangi bir insanım, bilim otoriteleri bunu kanıtlamış bulunuyor. Buna rağmen bu rivayet bir şekilde bazı kafalarda dolaşmaya devam ediyor. Bu değerlendirmeyi bir taraftan dindar bir insan olarak öte yandan batılı bir gözle bakarak yapmaya çalışacağım. Gördüğünüz gibi bu durumda bile şark ile garp arasına sıkışmış bir görüntü vermekten kendimi alamıyorum. Ben böyleysem varın diğer insanları, toplumumuzu siz düşünün(!)

Işın özü

Müslümanların kimlik bunalımında yatıyor!

Ve bu kafa karışıklığı…
İnsanların dinini laikiyle bilmemesinden fazlasıyla yararlanan simsarların, Allah ile kul arasında arabuluculuğa soyunanların devreye girmesiyle içinden çıkılmaz bir hal alarak Arapsaçına dönüyor. Tek çare, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ünde vurgulamaya çalıştığı gibi öze dönmekte yatıyor! Her şeyin özünden yola çıkarak ve özü esas alarak ulaşmak istediğimiz noktaya gelebileceğimize dair inancımı muhafaza ediyorum.

Yıl 2001…

11. Eylül, batı dünyası yeni bir düşman ile tanışıyor. Dolaylı yollardan da olsa kendi şeytanını yine kendisi uyandırmış bulunuyor ve bu şeytan 13 yıl sonra yüz ve şekil değiştirerek (El Kaide’nin yerine) IŞID olacaktır. Konuya devam etmeden önce burada bir parantez açmak zorundayım ki aslında bariz olan herkes tarafından anlaşılsın. Terörün tabiatında yatan korku yaratarak hedefe ulaşmak olgusu    

korkunun katlanmasıyla orantılıdır. Yani ne kadar çok >>> dehşet <<< saçarsan o derece korku yaratarak karşındakini sindirdiğini sanırsın. Ancak bilim ve hayatın gerçekleri bunun bir yere kadar geçerli olduğunu kanıtlamaktadır. Çünkü insan psikolojisi böyle durumlar karşısında bile, “bir kıvılcım” veya bir liderin önderliğinde bu duruma karşı koyacak yapıdadır. Yani bıçak – gerçekten – kemiğe dayandı mı, insan korkusunu yenebilir çünkü içgüdüleri ona hayatta kalmayı – hayatını sürdürmeyi emreder(!) Ve insan böyle durumlar karşısında kendi hayatını başkaları için feda etmeye hazır hale gelir. Buna rağmen terör örgütleri “başarılı olabilmek” için, korku kelimesini kullanmayarak dehşet saçmayı yeğlerler. Nereye kadar? İnsanları, yukarıda ifade etmeye çalıştığım noktaya getirene kadar! Korku1 ne yazık ki en etkili otokontrol ve sindirme mekanizmalarından biridir. El Kaide’nin öncellikli hedefleri arasında yer alan emperyalizm ile mücadele ve direnişin, başkaldırının - isyanın aksine IŞID’in hedefi öncelikle bir devlet kurmak olduğu görülmektedir2. Bu ve ideolojik temelde Taliban ile eşgüdüm içeresinde hareket ettiğini gözlemleyebildiğimiz gibi uygulamada, yani hedeflerine ulaşma yolunda daha gaddar, daha acımasız olduğunu söylersek bunun yanlış olmayacağı kanısındayım. Bu çağda, bu gelişmişlik çağında, insan kafası kesmenin, insan yüreğini dişlemenin ne insanlıkla nede herhangi bir dini inanç ile ilişkilendirmenin mümkün olmayacağı aşikârdır. Bugün IŞID 10 milyon insanın yaşadığı bir bölgeyi kontrolü altında tutmakta olup yayıldığı alan3 ve barındırdığı insan bakımından “devlet kurma” hedefine ulaştığı düşünülebilir. Artık “kutsal mücahitler” mağaralarda yaşamayı bırakmış, binlerce Avrupa’da yetişmiş, kimlik bunalımında bulunan, kendilerini yaşadıkları toplumlardan dışlanmış sayan, sözde şehit olmaya gönüllü gencin desteğine sahip bir terör “devleti” görümündedir4. Aralık 2011’den sonra ABD askerlerinin Irak’ı terk etmesiyle Bağdat ikiye bölünmüştür. Bir tarafta Sünniler diğer tarafta Şiiler. Şiiler Irak yönetiminden arda kalan kurum ve kuruluşların “himayesinde” yaşamlarını sürdürürken Sünniler, bu korumadan ve kollamadan yoksun öç alma hayalleri kurmaya başlarlar. İşte böyle bir ortamda IŞID devreye girmektedir. Sünnilere öç alma vaatlerinde bulunurken, Şiileri “ateş ile imtihan” etmekle tehdit etmektedir. Bağdat’ın IŞID için ayrıca bir önemi daha vardır, Saddam Hüseyin’in ABD tarafından askeri güç ile devrilmesinden sonra dünya kamuoyunun dikkati Bağdat üzerine çevrilmiştir. Bu şehirde gelişen en ufak bir hadise, bir şekilde, dünya basınında yer almaktadır. Evet, IŞID çağımızın imkânlarını en iyi değerlendiren Terör örgütlerinin başında yer almaktadır5. Tüm terör örgütleri gibi Işık’ında bölgede “uyuyan” hücreleri bulunuyor ve gerek duyulduğunda bu hücreler uyandırılarak “faaliyete” geçiriliyor. Burada dikkati çeken bir olgu olarak genelde terör örgütlerinin ama özelde IŞID’ın istihbarat faaliyetlerine dikkati çekmek lazım. Tabiri caiz ise istihbarat toplamada, bölgede bulunan birçok devlet kurumlarını ardında bırakacak bir örgütlenmeye ve daha da önemlisi toplanan istihbaratı “doğru” değerlendirebilecek bir alt yapıya sahip olmasıdır. Bu örgütlenmenin başında Abu Bakr al-Baghdadi (Ebu Bekir Bağdadi) diye bence ruh hastası birisi bulunmaktadır. Eğitim hayatında ve düşünce yapısında birçok “evrim” geçirdikten sonra, son kararı olarak Selefi İslam’ında karar kılmıştır6. Ki, bu anlayış “bedevi kültürünün” en katı, en acımasız, bence en hastalıklı yorum şeklidir. Burada yine bir parantez açmakta fayda var; herkes tarafından bilinen ama nadiren dile getirilen bir gerçeği tekrar göz önüne getirmemiz lazım, nasıl PKK başta Diyarbakır hapishanesi olmak üzere diğer hapishanelerden ve orada “görev” yapan bazı ruh hastalarının işkencelerinden “faydalanarak” taraftar topladıysa, IŞID ve diğer dinci teröristlerde ABD’nin başta Guantanamo Kampı olmak üzere diğer “gizli” kamplarında örgütlenmeye başlamış olmasıdır. Yani yukarıda belirmeye çalıştığım gibi baskı “tepki” yaratmıştır. Kapa parantez.  Sünnilerin 2003 yılında ABD’ye savaş ilan etmesiyle Ebu Bekir Bağdadi ve örgütü tarih sahnesine çıkar. Kısa sürede yakalanarak Irakta bulunan Camp Bucca’ya 6 aylığına götürülür. Burada El Kaide virüsüne yakalanır. Aynı zamanda, tezatta bak, hapishanede Saddam taraftarı subaylarla tanışarak ortak düşman ABD’ye ve işbirlikçi Şii hükümetine karşı işbirliğinin ilk temaslarını sağlar7. Bu temaslar bugünkü yönetimin çekirdek kadrosunu oluşturacaktır8. Çünkü bu insan müsveddeleri hapishanelerde tüm işkencelere, baskılara dayanmış “erkek” olduklarını kanıtlayarak bu kadrolara girmeyi “hak” etmiştir. Amerikalılar Irak’ı terk ettiklerinde El Kaide filen Irakta etkisizleştirilmiş, ülke güvenliği ABD tarafından eğitilen Irak askerlerine emanet edilmiş, milyarlarca dolarlık askeri donanım böylelikle el değiştirmiş durumdaydı. Ve birileri bu anı, sinsice arka planda beklemekteydi. 2011 yıllının yaz aylarında Suriye’de iç savaş patlak verince Ebu Bekir Bağdadi etki alanını Suriye’ye doğru genişletmeyi kararı alır. Çünkü IŞID, Irakta beklentileri doğrultusunda etkili olamamış, birçok yöneticisi ve destekcisi9 yeraltında çekilmek zorunda kalmıştı. Böylece IŞID, Suriye’de isim değiştirerek birkaç yüz kişilik bir kadroyla El Nusra Cephesini kurar. Bu “cephenin” öncelikli amacı Suriye’de o dönem etkin olan muhalif güçler arasında etkili bir konum elde etmek, sonrasında veya aynı anda Esad’a karşı savaşmaktı. Veeeeeee…

2012 yılının Temmuz ayına gelindiğinde AKP zihniyeti, Suriye sınır kapılarımızı bir takım karanlık kişilerin geçişine açar. Bu kişilerin El Nusra Cephesine katıldığı düşünülmektedir. Bugün Devlet’ül İslamiye ile Türkiye Cumhuriyeti sınır boyu birkaç yüz kilometre kadardır. Bu yetmiyormuş gibi, rezilliğe bakar mısınız, Gaziantep, son iki yıldır IŞID’ın gönüllü toplama “kampına” dönüşmüş durumdadır. Mağripten, Avrupa’dan binlerce genç burada toplanmaktadır. Mesela 3000 Tunuslu, 2000 Faslı, 1000 Fransız bu zaman zarfında Gaziantep’ten bu katliama katılmıştır. Ve bu gençler, savaşı, terörü meslek edinmiş ve El Kaide saflarında çatışmış insanlar tarafından karşılanarak, eğitilmektedirler.  Suriyeli ama Türkiye’de ikamet eden bir silah kaçakçısına göre Çeçenistan’dan IŞID saflarında cihatta katılmak için gelen 25 – 35 yaşlarında insanların, elinde o kadar çok para varmış ki pazarlık etmeksizin istedikleri silahların ücretini10 ödüyorlarmış. Böylesine bir destek karşısında bu “başarıyı” çok görmemek lazım. Nitekim 2014 başlarında IŞID, Suriye’de işgal altında tutuğu bölgelerde rakip gurupları alt ettiğini ilan ederek hâkimiyetini tüm dünyaya duyurur. Bu arada Arap baharından aradıklarını bulamayan Sünni Araplar, akıl almaz gaddarlıkla11 sürdürülen “reklam kampanyalarıyla” IŞID saflarına katılımlarını sürdürecektir. Bu “zaferden” sonra dünya çapında “tüm” cihatçıların ortak savaş çiğliği:

 

Dawlat al islamiya baqiya

 

olacaktır. Ve Rakka, IŞID tarafından işgal edildiğinde, gecikmeksizin IŞID gerçek yüzünü tüm dünyaya gösterecektir. İslam’ın altın çağını12 canlandırmak vaatleri, yerini Kalaşnikov mermilerine bırakacak, el ve kafa kesmeler, çarmıha germeler ile sürecektir. Şüphesiz bu psikolojik baskı sayesinde IŞID birçok muharebeyi kazanmış, halkıda şimdilik sindirmiş görünmektedir. Öyle ki mesela Musul’un Sahel al-Ayman bölgesinde öncellikle camileri fetih ederek hoparlörlerden “zafer” diye bağırmaları iki kilometre çapında duyulmaktaymış. Onlarca camiden, eşzamanlı bu çiğlikler yankılanınca mevcut askerler silahlarını bırakarak kaçmaya başlamışlar. Aynı zamanda başka bir talihsizlikte IŞID’a yaramıştır. Musul’un birkaç saat içeresinde IŞID’ın eline geçmesine bir “yanlış anlamanın” sebep olduğu Musul valisi tarafından iddia edilmektedir. Musul halkı saldırganların değişik guruplara ait muhaliflerinden oluştuğunu sanarak, IŞID’ı kısmen sevgi tezahüratlarıyla karşıladığını söylemektedir. Gerçekler ise halk tarafından ancak iş işten geçtikten sonra anlaşılmıştır. Görüldüğü gibi düzen bir kez bozulmaya görsün, kimin eli kimin cebinde, kim kimdir artık kimse bilmez. Ne Irak nede Suriye güçleri böyle bir karmaşada etkili olabilmişlerdir. Ve böyle bir karışıklıktan yararlanan IŞID tarihte az görülen bir zafere imza atabilmiştir. Bir düşünün, birkaç bin kişilik düzensiz ama eli silahlı insan müsveddesi, düzenli ve 50.000 kişilik bir orduyu “çatışmadan” dağıtabilmiştir. Böylelikle IŞID’ın eline 3 milyar dolarlık, Amerikalıların Irak ordusuna bıraktıkları gıcır gıcır askeri donanım ve Musul havalimanında terk edilen iki askeri savaş uçağı düşecektir. İşte size etrafına dehşet saçmanın psikolojik faydalarından “güzel” bir örnek(!)  Artık IŞID eli silahlı terörist olmaktan çıkarak bir ordu donanımına sahiptir13   

Yetmedi Musul merkez bankasında olan para ile 200 kilo altın ve diğer bankalarda bulunan yaklaşık 450 milyon dolar böylelikle IŞID’ın ellerine geçer. Paranın miktarı konusunda kesin bir bilgi olmamasına karşın bu rakam tahmin edilmektedir.

Bu “zaferden” sonra ve buraya lütfen dikkat ediniz, Bağdadi Irak ve Suriye arasında çizilen sınırı

 

“iptal” ederek halifeliği14 ilan etmekle emperyalizme açıkça kafa tutmuştur15.  Batılı devletlerin bu tahrik karşısında sesiz kalmaları haliyle beklenmezdi. Ve batı gerekenleri yapmaya başladı. Bu bağlamda konuyla dolaylı yollardan ilgisi olduğu için yazıyorum, bu tarafımdan bir tez, kanıtlayamam ama midem bulandı bir kere. Başta Almanların Kürtlere silah yardımında bulunması ve bu yardımı yaparken IŞID’ı bahane etmesi hayli düşündürücüdür. Bir gün gelirde Türk Silahlı Kuvvetlerinin karşısına düzenli bir Kürt ordusu çıkarılırsa hiç şaşmayacağım. Neyse biz yine konumuza dönelim. Bağdadi ve eli kanlı örgütü nasıl batıya karşı kafa tutmasın ki? Netice itibarıyla savaş uçağından tutun, tank, top, yüklü para, 40000 eli silahlı insan müsveddesinin yanı sıra, Irak ve Suriye harabelerinden arda kalan bölge üzerinde kayıtsız şartsız egemenliğe sahip!

Bu konuların uzmanı ve özellikle Müslüman dünyasında yaşananlarla ilgili sosyolog toplum bilimciler, bilhassa akademisyenlerin çaresizliğini ve bunalımını, ABD’nin dikte ettiği16 “küreselleşen yenidünya düzenine” bağlıyor. Bu yüzdende bu yoğun algı karşısında çareyi radikalleşen bir İslam’da aramaktaymışlar. Bu tavır almayı, bu köktenci anlayışı, bu insanlık dışılığını, bu “bahane” gerçekten kabul edilebilir kılar mı sizlerin takdirine bırakıyorum. Ancak hakkaniyet namına şu cümleyi kurmadan da edemiyorum: Değişik zamanlarda, değişik kültürlere ve inançlara sahip insanlarda, insanlığı bir tarafa bırakarak hayvanlaşıyorlardı(!)

Özrü, kabahatinden büyük!

             

Bu tespit bir özür anlamında algılanmamalıdır, sadece bir tespittir, o kadar. Maktab Khalid, IŞID ve Kürt bölgesi arasında kalan sınır kenti. Ve köprünün yanlış tarafına denk gelenler IŞID baskısı altında yaşamak zorunda kalıyorlar. Kaçamak bakışlar, kilitlenen çeneler, asık suratlar, yanlış zaman ve mekânda yanlış bir kelime sarf etmekten, yanlış bir harekette bulunmaktan korkanlar. Bu kentte bulunan tek açık sınır kapısından, Kerkük’e doğru sınır ticaretine soyunan binler. Ve böyle bir dünyaya kadın olarak gelme şansızlığı yaşayanlar, Kürt bölgesinde, Peşmergeler arasında bile yüzlerini açmaktan çekiniyorlar çünkü IŞID’ın kolları uzun, gözleri keskin, kulaklar has has ve dipsiz bir kuyu kadar derin! Belirsiz, karanlık, istikbal ve ümit vaat etmeyen bir gelecek17

Buna rağmen ve işin ilginç yanı da bu, IŞID insanları elinden kaçırmamak için hegemonyasında bulunanlara bir devletin vatandaşlarına sunduğu hizmetleri sunma azminde olduğudur. Bu hizmetlerin finansmanının (maddi külfetinin) %82’sini egemenliği altındaki toprakların doğal kaynaklarından karışlamaktadır. Başka bir ifade şekliyle IŞID maddi açıdan >>> tam bağımsız <<< bir terör “devletidir”. Tahminlere göre IŞID kontrolünde 20 kadar petrol alanı bulunmaktadır. Bu 20 alan, Irak’ın %10 ve Suriye’nin %60 petrol alanına denk gelmektedir. Bu ise 500.000 ile 1.000.00018 dolar arası günlük kazanca eşdeğerdir. Grafik I 

Veeeeeee…    

Yine AKP zihniyetinin “yönetimi” altında inleyen Türkiye devrede. Saddam ve ambargo döneminden kalma Kürt ve Iraklı, çok iyi derecede organize olmuş ve güçlü, kaçakçılık şebekeleri Türkiye üzerinden bu petrolleri uluslararası piyasaya sürmektedir19. Bu tablo karşısında, iki ihtimal karşımıza çıkmaktadır.

a. IŞID’ın uzun vadeli bölgede yerleşerek kendi ticari menfaatleri doğrultusunda Akdeniz’e ve limana önem vermesi    

b. Kurulmaya çalışılan “büyük Kürdistan” için IŞID’in kullanılarak Akdeniz’e açılması ve sonralarında bu toprakların “büyük Kürdistan’a” dahil edilmesi. Attığımı mı sanıyorsunuz? Söyler misiniz hangi resmi gerekçe ile, yani hukuki gerekçe ile, Suriye’den veya Türkiye’den parça kopararak “büyük Kürdistan’a”  Akdeniz sahillerinde liman açacaksınız. Olmaz değil mi? Ama mesela önce Suriye’den iç savaş ve IŞID gerekçesiyle, Kürtlere toprak kazandırırsanız pekâlâ olur.

 

Abu Leith isimli Suriyeli bir silah kaçakçısına göre bu tür ticari faaliyetler ile yalnız >>> bir <<< müşteriden günde 10 milyon dolar kazanmak mümkünmüş(!) İyi para değil mi? Irak gayri milli hasılanın en azından %15’i IŞID’in elinde. Bu ise 35 milyar € demektir. Hele su ve suya bağlı tarımdan elde ettiklerinden hiç söz etmeyelim20. IŞID’in elinde ayrıca fosfor ve doğalgaz gibi yüzlerce milyar dolarlık doğal kaynaklar bulunmaktadır. IŞID borsada21 işlem gören bir şirket olsa, değeri 2000 milyar dolar olurmuş(!) Genelde siyasal İslamcılar ama özelde IŞID’in amacı coğrafyamızda diğer hükümet ve siyasi modellere22 karşın inandırıcı bir seçenek olarak görülmektir. Bu seçeneği oluşturmanın en “kolay ve inandırıcı” yolu ise “halka hizmet” adında “göstermelik” ama asıl amacı ve hedefi gizleyen faaliyetlerde23 bulunmaktır. Buda ancak >>> çok para <<< ile gerçekleştirebilirler. Bu yüzden birçok “ürünü” değerinin altında satarak alıcı bulmaktadırlar24. Ancak şark kurnazları, tıpkı Türkiye’deki emsalleri gibi, para “üretmekte” çok mahir olmaları, parayı yoktan var etmekle – alın teriyle” üretmeyerek, icat ettikleri ve değişik vesilelerle halkın omuzlarına yükledikleri vergiler ile oluşturmaları da gözden kaçmamaktadır. Gerekirse, önceden bahaneler uydurarak ilhak ettiklerini yine asıl sahiplerine satarak25. Bu bağlamda IŞID’in bölgesinde halen faaliyetlerini yürüten ve hiç bir yaptırıma uğramayan 24 bankayı da gösterebiliriz. Öyle ki bu bankalar tüm hızlarıyla uluslararası sermaye piyasasında faaliyette bulunmaktadır. Bilindiği üzere uluslararası bankacılık piyasası faiz sistemi üzerine kuruludur. Akla gelen, hani Müslümanlıkta faiz haramdı?

Milleti enayi yerine koyuyorlar!

Veeeeeee…

IŞID’in bundan sonra atacağı adım ile yine Türkiye, daha doğrusu AKP işin içinde. Dikkatli okuyun lütfen belki Reza Zarrab meselesini çözersiniz. IŞID’in para birimini altın değerine bağlayarak altın para bastırmasıGrafik II bölge ticaretini etkiledi. “Mal” alışverişinin altın ile yapılması, altının tekrar paraya çevrilmesi ise genelde Türkiye üzerinden gerçekleştiriliyor. Bu “kısa” değerlendirmeden de görüleceği gibi AK üzerindeki kara(lar) çoktur!

    

Son söz

Mesele dincileri26 askeri olarak yenmek değil…

Mesele bölgemizde mevcut sistemler içeresinde uzlaşmayı sağlamada!

Mesele AKP zihniyeti gibi AK gösterip kara çalanlarda!         

Gazi Mustafa Kemal Paşanın altı ilkesi Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik, Laiklik, Devletçilik ve İnkılapçılık bu yolda çözüme götürecektir, yeter ki bu ilkeler sözde kalmasın!    

 

1. Aslında dini inançlara yakıştıramadığım ama ne yazık ki zaruri ve etkili olan bir sekil. Hak dinleri tarafından çokça kullanılmaktadır. Cennet – Cehennem ikilisi, kabir azabı vs.    

2. Bkz. PKK

3. Fransa’nım yarısı kadar

4. Daha önceki makalelerimde devlet olmanın gerekleri üzerinde yazdığım için ayrıntıya girmek istemiyorum. Ancak milletler cemiyeti tarafından kabul edilmeyen ve tanınmayan bir “yönetim” ve topluluğa hukuki açıdan devlet demenin anlamsız olduğunu takdir edersiniz. Acıda olsa buna Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini örnek olarak gösterebiliriz.   

5. kitle iletişim araçları

6. Sanki gerçekten birçok İslam, birçok Müslüman anlayışı varmış gibi(!). İşte tam bu yüzen Atatürk’ün

“öze dönüş” anlayışı önemlidir. Birileri çıkarak kafasına göre kutsal dinimizi yorumlayacak, taraftar toplayacak, bundan bir “mezhep” doğacak ve insanlar buna göre yaşayacak. Bence bu “hastalıklı” bir anlayıştır. Allah’ın kitabında, Kur’an-ı Kerim’de ne yazıyorsa, ne tavsiye veya emir ediliyorsa o yapılmalıdır. Tüm Hak dinlerinin özünde ahlaklı, sorumluluk sahibi, bilinçli ve bilgili insan yatmaktadır.

7. Anlatıyorum, anlatıyorum ama kimse anlamak istemiyor. Siyasette bazı durumlar karşısında aslında imkânsız olan işbirlikleri kaçınılmaz olur. Ortada ortak bir düşman, ortak bir sorun varsa, milli menfaatler karşısında geçicide olsa İşbirliği yapılabilir, yapılmalıdır. Bkz. Bugünkü Yunanistan hükümetine.            

8. Yirmi beş kişiden oluşan kadronun 17’si burada tanışmıştır

9. 5000 civarında

10. 105000 Dolar

11. İnsan yakmalar, kafa kesmeler, insan kalbi dişlemeler gibi

12. Yada İslam Rönesans’ı olarak adlandırılan 8. Yüzyıldan 13. Yüzyılla kadar süren dönem

13. Unutulmamalıdır ki IŞID saflarında birçok gönüllü subay yer almaktadır.   

14. Tüm dinci terörist guruplar arasında bir tek IŞID halifeliği ilan edebilmiştir

15. 16 Mayıs 1916’da Sykes-Picot gizli antlaşma

16. Bir şeyi zorla kabul ettirmek

17. Erkekler bile sigara içemiyorlar, içkiden hiç bahis etmeyelim, çünkü kati bir IŞID yasağı var, yakalananın vay haline. Bu durum bana, ister istemez,  Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan’ı hatırlatıyor.

18. PKK uyuşturucu ve kaçakçılık çetesi Europol 2013 raporuna göre Avrupa’da yılda 20 milyon € gelir elde ediyormuş, 2011 yılında Zeynel kod adlı Turan Türköz ifadesinde PKK’nin 100 milyon dolar kazandığını iddia etmiş(!). “Vergi” adı altında aldığı haraçlar ve diğer gelir kaynakları çabası. Din ve etnitise iyi bir gelir kaynağıdır. Türkiye Cumhuriyetinin seçilmiş AKP çetesine bakmak sanırım yeterince doyurucu cevaplar verecektir.

19. Belki AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’ın neden bu kadar Peşmerge lideri Barzani ve IŞID ile içli dışlı olduğunu şimdi daha iyi anlamışsınızdır. İhtimal dâhilindedir ki RTE servetinin bir bölümü bu tür ilişkilerden kaynaklandığı, ayrıca AKP’nin ihtiyaç duyduğu sıcak paranın bir bölümünün böyle karşılanıyor olmasıdır. Yoksa neden bu denli geniş çaplı bir kaçakçılığa göz yumulsun ki?

20. Yıllardan beri yazıyorum, Fırat ve Dicle ve PKK ama kim kime dum duma  

21. Dünyada ilk borsanın Hollanda’da kurulduğunu biliyor muydunuz?

22. Bunların başında Atatürk’ün kurduğu, AKP’nin yıkmaya çalıştığı Laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti geliyor

23. Mesela AKP’nin sağlık alanındaki ama artık çökme noktasına gelen veya Cemaatin “dil ve eğitim” alanlarındaki faaliyetleri

24. Mesela IŞID petrolü, doğalgazı. AKP ise “özelleştirme” adı altında kamu mallarını peşkeş çekmesi gibi 

25. Güzel bir örnek olarak 2b arazi satış rezilliğini veya İstanbul’da halen yıkımları süren ve sonradan yine halka satılacak olan, aynı anda ama değiştirilen imarlar ile “fazladan” yaratılan rant kapıları gibi 

26. Veya PKK ve benzerleri

PDF olarak indir

                                                                      ***

12.02.2015

Bu nasıl bir İslam anlayışı?

Devlet’ül İslamiye’yi yazmaya devam ediyorum…
İnanın dehşet kelimesi bile kifayetsiz kalıyor…
Yerine hangi kelimeyi kullanabileceğimi bilmiyorum!

Bu nasıl bir İslam anlayışıdır ki…
İslamiyet’te girişte…
Hadi erkeklerde anladım da…
Aşağını…
İslamiyet’ten çıkmak istediğinde yukarını kesiyorlar?

Hani Müslümanlıkta zorlama yoktu…
Bu mu Peygamber Efendimizin öğretisi?
Bu mu Allah’ın, Kur’an-ı Kerim’de yazdırdığı?
Bu hangi hastalıklı ruhun dışkısı?
Bu herifler keski, bıçkı makinası mı?

                                                                      ***

13.02.2015

Sizin aklınızı, gelmişinizi, geçmişinizi ...!

Lafa bak...
Söz konusu olan silahların yurtdışına çıkarılmasıymış, silahları bırakmak değilmiş, silahların Türkiye'ye karşı kullanılmamasıymış, mışmış - mışmış da mışmış...
Enayi uyutuyorlar....
Ulan namusuz pezevenkler...
Siz kimi kandırıyorsunuz?

O silahlar ömür boyu bir tehdit olarak ortada kalmayacak mı?
Ben sizin aklınızı, gelmişinizi, geçmişinizi ...!

                                                                        *

Nerdeyse güme gidiyordu, tarihe not düşelim

Devlet’ül İslamiye’yi yazmaya öyle dalmışım ki...
Bu sabah haberlerde konu oldu...
Neredeyse unutuyordum, ABD'de bilindiği üzere üç Müslüman genç öldürüldü...
Her gün dünyanın dört tarafında insan ölüyor...
Hele açlıktan ölen bebeklerden hiç söz etmeyelim...
"Bizim" padişah I. Mahvedin yine konuştu ama bu sefer öyle konuştu ki...
Asla ISID ile olan bağlantısını inkar edemez...
Amerika bu katliamı neden açık kınamıyormuş muş, kınamadığı içinde ISID'a söz söyleme hakkına sahip değilmiş miş!

Yapma "paşam"...
Millet artık ağzını bıraktı, kıçıyla gülüyor sana!

                                                                        *

Söz yalnızca bir söz olarak kalır söylenen sözün ardından bu sözü pekiştiren eylem gelmeyince!

                                                                      ***

14.02.2015

Yine dinciler, yine Hz. Muhammed, yine ölüm

Bu kez Danimarka...
1 ölü!

                                                                      ***

15.02.2015

Hz. Muhammed başta olmak üzere tüm Peygamberler

Iman ve dualar mucizelere vesile olabilir...
Ama mucizeler asla zorlanamaz!

Peygamber efendimiz zorbalığın, yobazlığın, kaba kuvvetin simgesi olamaz...
Onun adını kullanarak, yine onun adında insan öldürülmez....
Can alarak saygı kazanılamaz!

                                                                        *

Orta

İşçi Partisi...
Vatan Partisi oldu, bu isim değişikliği ile aslında CHP'nin savunması gereken değerlere sahip çıktığını, çıkacağını gösterdi. Eski ve zamanında "hızlı" bir solcu olmama rağmen, Doğu Bey ve partisinden uzak durma nedenlerimin başında savunduğu, simgelediği değerleri benimseyemeyişimdi. Bazı konularda görüşlerimiz arasında dünyalar vardı.

Y-CHP, tiksinti ve iticiliği ile emsalini aramaktadır. Bu durumda AKP dahi Y-CHP'den mert ve dürüst bir görünüm veriyor.

Ancak buradan Vatan Partisine bir uyarıda bulunmayı bir görev bilirim...
Asla değişmeyen siyasi görüşüm Gazi Mustafa Kemal'in savunduğu ilkeler olmakla birlikte 6 ilke çerçevesinde yeri ve zamanı geldiğinde kimi zaman ortanın solu, kimi zaman ortanın sağında bu değerleri savunmam olmuştur.

Doğu Bey,
gerçekten bir kitle partisi olma ve bu ülkeyi düştüğü bataklıktan çıkarmak istiyorsanız, yönetiminde olduğunuz partiyi ortaya doğru çekmeniz faydalı olacaktır. Y-CHP Sosyal Demokrat olmayı bile beceremeyecek kadar basiretsiz!!!

                                                                      ***

16.02.2015

Gözler

Fotoğrafa bakıyorum...
Hayat dolu pırıl pırıl gözler...
Ve hayvanın gözleri...
İhtiras ve kan dolu....
Kendisine Allahtan rahmet, ailesine sabır diliyorum!

Eğer bu hayvanlara kadın dur demeyecekse, kim diyecek?
Kim?

                                                                      ***

17.02.2015

İki kuruşunuza sahip çıkın

Bugün özellikle dünya çapında borsalara ve altın fiyatlarına dikkat edin...
Önümüzdeki zaman biriminde kapitalizmin çöküşüne şahit olabiliriz...
Küçük bir ülkede olsada Yunanistan devletinin iflas ile karşı karşıya gelmesi...
Olasılıklar içeresindedir!

Borsaların önümüzdeki günlerde verecekleri "tepkiler"...
Deflasyon / enflasyon beklentilerini tetikler mi hep birlikte göreceğiz...
Doların daha fazla değer kazanması hepimizin cebinde büyük delikler açabilir!

Örneğin Yunanistan'ın Almanlara olan borcu 80 milyar €...
Buda her Almanın 1050 € üzerine bir bardak su içmesi...
Ayni zamanda Türkiye'nin borçlarının da katlanması demektir!

Dünyada 805 milyon insan aç...
Birileri ceplerini doldururken milyonların aç kalmasının değerlendirmesini sizlere birikiyorum.

                                                                        *

Varsa iki elin çal başına

Ne eş de...
Ne çoluk, çocuk, ne hısım - akraba...
Hele dost dediklerine hiç güvenme!

Yaşayarak görüyoruz...
Düşmeye gör...
Yukarıda saydıklarımın hepsi*...
Arazi!

Varsa iki elin çal başına...
Elinde varsa bir - iki...
Kötü günleri düşün ve sakla...
Çünkü kötü gününde güvenebileceğin tek şey...
O bir - iki!

*İstisnalar kaideyi bozmaz

                                                                        *

Öffffffff çok şükür

Dolar Avrupa para birimine karşı alçalışa geçti...
Doların çıkması piyasaları çok etkiler...
Gerçi dananın kuyruğu Cumaya kadar hala kopabilir...
Cuma Yunanistan anlaşması için son gün.

                                                                      ***

18.02.2015

Medeni cesaret üzerine

Medeni cesaret üzerine kaçıncı yazıdır bilmiyorum...
Bildiğim bir saat kadar önce bir akrabamla yaptığım kısa sohbet üzerine gerçekten üzülmem oldu. Aslında öyle demek istemediğini bildiğim halde...
Hariçten gazel okumak kolay olur demeye benzer bir durum çıktı ortaya...
Haliyle hariçten gazel okumuyorum...
Her koyun kendi bacağından asıldığı misali...
Herkes yaşadığını görüyor, biliyor!

İster sanal, ister gerçek hayatta mevcut duruma tepki gösteren herkes...
Bir şekilde medeni cesaretini ortaya koyuyor...
Koymasına koyuyor ama...
Evet, ama aynı zamda mevcut sistemi de kendi elleriyle - destekliyor...
Kafanız mı karıştı?

Bak dostum, arkadaşım, kardeşim...
Sen elektrikte "kayıp - kacak" ödüyor musun?
Ödüyorsun!
Sen arabana benzin alırken "uysal koyun" misali, fahiş fiyatları ödüyor musun?
Ödüyorsun!
Sen emlak, gelir, alım - satım, KDV, bilmem ne vergisi ödüyor musun?
Ödüyorsun!
Sen, bu zihniyeti maddi - manevi desteklediğini bildiğin halde bilmem ne şirketinin, bilmem ne ürününü alıyor, tüketiyor musun?
Hem de öyle bir yapıyorsun ki sanki sana bedava veriyorlar!
Ve bu listeyi uzattıkça uzatabilirim(!)

O halde dolaylı yollardan da olsa sen bu sistemi destekliyorsun!
Nasıl mı?
Ödediğin vergilerle!

Peki, çare ne olmalı?
Esas sorun burada başlıyor zaten...
1. Fedakârlığı hep başkasından beklemeden elini taşın altına SEN sokacaksın...
2. Her bir birey durduğu yerde, durduğu yerin hakkını verecek ki oradan geçmeye kalkan, buradan geçisin olmadığını anlasın. Çanakkale'yi düşünün
3. Birisi başlar, gerisi gelir! Medeni cesaretin "tek" olumsuz yanı, kendi özgür iradenle verdiğin kararın, gerekirse bedelini ödemen gerektiği olacaktır. Bu bedeli ödemeye hazır olanların sayısı artığı oranda karşı tarafın gücü azalacaktır!

Bedel ödemeye hazır mısın?
Ödemeye hazır değilsen şikâyet etmeye de hakkın yok!

                                                                      ***

19.02.2015

Soysal sitem ve AKP

Adı üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi…
Varoşlardan gelip, yüksek duvarlı sarayların ardına varan bir öykünün hikayesi…
Bu hikayenin mutlu sonla biteceğini…
Bu rüyanın ilelebet süreceğini sanıyorlar…
Binlerce korumanın ardında saklanarak!

Ne vaatlerle gelmişlerdi hâlbuki…
Önceleri…
Göstermelikte olsa bir şeyler yapıyor, yapmaya çalışıyorlardı…
Ama gün geçtikçe gücün, paranın, havuzlu villaların, hizmetçilerin, yalakların…
İki kuruş menfaat için AKP’lilerin bir tarafını yalamaktan çekinmeyenlerinde gazına gelerek…
Zevk-ü sefaya daldılar!

İktidarlarının devamını gerçekten çok önemli olan ve devlet olmanın kaideleri arasında sayılan sağlık sistemine dayadılar. Neler yapıldı, neler, ne göstermelik hizmetler. Ve sonunda taşıma suyla değirmeni döndüremeyeceklerini anladılar. Önce eczacıların, sonra doktorların yakasına yapıştılar. Düzenleme adı altında önce eczacıları sonra doktorları, dolaylı yollardan da milleti düzdüler(!)

Eczacılar, doktorlar isyan ediyorlar…
Parası olan özele, senin benim gibiler ise devlet hastanesine…
Özellikle doktorlar, hasta yakınlarının kendilerine şiddet uygulamasından yakınıyorlar. Ve haklılarda(!) bir yere kadar. Çünkü bu çorbada tuzu olanların bir tarafılar. Diğer taraf hastalar ve yakınları ve tabi bunu yönetmek, denetlemekle sorumlu iktidar.

Anneannem 87 yaşında…
Kolon kanseri…
Kanamayı durduramıyorlar…
Kadın, deyim yerindeyse kurbanlık koyun misali kan revan içinde…
Annem, dayılarım, teyzem başında…
Doktordan anneannemin durumu hakkında bilgi almak istiyorlar…
Ki bu onların en doğal hakkı…
“Normal” olduğunu dışında bir cevap alamıyorlar!

Ya arkadaş…
Tamam, doktor olmuşsun…
Yıllarını bu mesleğe vermişsin, can kurtarıyorsun, açıları dindiriyorsun…
İyi ki varsınız, Allah hepinizden razı olsun, tüm sağlık çalışanlarından…
Biliyorum, mesleğinle kendi arana mesafe koymazsan bunca acıya dayanamazsın…
Buda aslında senin de bir insan olduğunu gösteriyor…
Ama karşındaki de bir insan, hem de korkuyor – telaş içeresinde…
Bu insanları sakinleştirecek iki kelime, umut verecek bir sözün yok mu?
Her şey mi para bu dünyada?
Muhtemelen sana baskı uyguluyorlar, az zamanda daha çok hasta bakmanı istiyorlar…
Ama sende bir insansın, yapabildiğinin fazlasını yapamazsın…
İki kelime için her zaman vakit bulman hem seni vicdanen rahatlatır hem karşındakini!

                                                                        *

Komşuda pişer, bize düşmez

Bak komşuna, iyi bak ve öğren...
Yunanistan'da sol bir parti insanları vergi ödememeye çağırıyor...
Mevcut sistemi ve AB'yi protesto etmek için...
Dün yazmıştım, Medeni cesaret üzerine diye...
Kızdınız, çünkü muhtemelen üstünüze alındınız...
Zaten alınmanız için yazmıştım!

Ama sizde haklısınız...
Bizde muhalif bir parti yok ki...
İnsanlar ardından gitsin...
Parti insanlara cesaret versin!

                                                                        *

Erdoğan ve armut

Dün akşam yazacaktım üşendim...
Ajanstan geçti...
Asya'da bir ziraat çalışanı bir icadıyla piyasayı silip süpürüyor...
Aynı şey bizde yapılsa...
Hem Vallahi hem Billahi yapan köşe olur!

Fikir aslında basit...
Tabii birisinin aklına gelip de yapana kadar...
Yaptır Buda kalıpları...
Armut meyve vermeden kalıbı dalına yerleştir...
Armut kalıbın içine büyüsün ve Buda şeklini alsın...
Topla Buda armudunu sür piyasaya!

şimdi bu kalıbı Erdoğan şeklinde düşünün...
Türkiye'nin "yarısı" bu Armudun peşinde :) (Gerçekten de öyle değil mi?)
Bir düşünsenize kocasının kollarında değil ama Erdoğan'ın fotoğrafı karşısında eriyen TÜRBANLI sürtükleri...
Bu fikir Türkiye'de tutar!

                                                                      ***

24.02.2015

Farz oldu

Bir gün böyle bir şey yazacağımı rüyamda görmüş olsaydım, hayra yorardım...
Türkiye Büyük Millet Meclisi artık o kadar kirlendi...
Türkiye Büyük Millet Meclisi o kadar yoldan çıktı ki...
Artık onu ne herhangi bir deterjan temizleyebilir...
Nede herhangi bir kimyasal madde dezenfekte edebilir...
Yok artık gerçekten farz oldu!

Tüm milletvekilleriyle birlikte...
Hangi partiden olursa olsun...
AK Sarayla birlikte...
Türkiye Büyük Millet Meclisini bu heriflerin başına yıkmak farz oldu!

                                                                        *

### Dikkat ### Dikkat ###

Genelde Avrupa ama özelde Almanya'da ikamet edenlerin dikkatine...
078766427 numaralı bir telefondan arandığınızda dikkatli olmalısınız...
Kesinlikle şahsi verilerinizi mesela doğum tarihi, adressiniz, hele hesap numaraları gibi bilgileri arayanlara vermemelisiniz!

Arayan gerçekten düzgün ve kibar bir Türkçeyle konuşan erkek veya kadın olabiliyor.
Arandığınız tarih ve saati mutlaka not edin. Arayanlar sahtekar ve dolandırıcıdır. Aman dikkat!!!
Almanya'da yaşayanlar için...
Telefon şirketine veya polise şikâyet pek netice vermiyor...

En iyisi bu adresten şikâyetinizi bildirmeniz olacaktır.
Bundesnetzagentur

Ufak bir not: Kısa bir araştırmadan sonra edindiğim bilgiler; yukardaki numara bir sosyal medya numarasıymış. Genelde İsviçre'den aranıyorsunuz. Telekom müşterileri için 08003301000 numarasını çevirin "Beratung" diyerek yukardaki numarayı >>> Blacklist" e alınmasını rica edin

                                                                      ***

25.02.2015

Eşek ve semer üzerine

İnsan eşek olunca semer vuran çok olur derler ya...
Gerçekten doğru ve sanırım hepimiz hayatımızda bir şekilde bu tecrübeyi yaptık...
İş yerinde, aile veya dost ortamında hatta bazen hiç tanımadığımız kişiler tarafından bile "eşek" yerine konmaya çalışıldık!

Aslında sorulması gereken soru...
Suç eşekte mi, semer vurmaya çalışanda mı yoksa eşeğin sahibinde mi?
Şüphesiz eşek bir yük hayvanı..
Eh, insan dediğin canlıda, sırtına vurulan yük oranında ya kendisinden hiç beklenmedik şekilde bu görevleri başarıyla yerine getirerek kendini aşıyor yada bu yükün altında ezilerek "eşek cennetini" boyluyor!

Evet, meydan boş kaldı ve boşalan meydanda it - uğursuz çifte telli atar oldu...
Çünkü değnek vesayet altında...
Çünkü eşek olmak istemeyenler, eşekliği kabul etmeyenler, mevcut güçlerini koordine edemeyecek kadar bencil! Kimse ortak menfaatler uğruna durdukları noktadan bir adım ileri veya geri atmak istemiyor. Yani tam bir Gordion düğümü!
Bir babayiğit lazım kılıcı çekerek bu düğümü çözecek!

                                                                      ***

26.02.2015

Perestroyka ve Glasnost

Yüzlerce yıllık bir imparatorluğun sonunu getirmişti...
Rusya böyle çöktü...
Gorbaçov sağ olsun...
Türkiye ve üç Y...
Türkiye ve kör topal demokrasisi...
Daha çok demokrasi diye diye...
Sonumuz Rusya'ya dönecek...
Henüz dümeni çevirebiliriz...
Henüz(!)

                                                                      ***

27.02.2015

Bakmayın siz onların anlaştık dediklerine

Dün...
Rusya'yı örnek göstermiştim...
Bugün Yunanistan'ı!

Ayrıntılarına girmek istemiyorum çünkü yine uzunca bir makale olur...
Yunanistan'ın Avrupa Birliğine girmesi bir ihmaller zinciri...
Ve Goldman Sachs isimli uluslar arası yatırım ve danışmanlık şirketinin mali hesapları türlü ama yasal "dalavereler" ile "düzenlmesinin" bir sonucudur!

Ancak hepimiz biliyoruzki yalancının mumu yatsıya kadar yanar

Ne teknolojik, ne sanayi, ne ziraat, nede bilimsel yönde herhangi bir atılımı olmayan ve kısır, sıcak paraya dayalı bir ekonomiye sahip Türkiye...
Eninde sonunda...
Bunun lami, cimi yok...
Yolu Yunanistan'ın yolu olacaktır...
Çünkü sen istediğin kadar istatistikleri, hesabı - kitabı ihtiyaca göre düzenlesen bile gerçekler eninde sonunda meydana çıkar!

                                                                      ***

01.03.2015

Felsefi görüşler

İnsan ne zaman gerçekten ölür?
Seveni ve hatırlayanı, yarattığı veya yaratmaya çalıştıklarından bir eser kalmayınca!

Peki, bir toplum ve o toplumun oluşturduğu devlet ne zaman çöker veya ölür?
Eğitimin ilkelerindendir...
Öğretmek veya aktarmak istediğin bir şeyi anlaşılamıyorsa...
Ya aktarmaya çalıştığında yada eğitmende bir sorun vardır...
Nefret ölümsüzdür ve nesilden nesille aktarılır...
Adalet ve özgürlük temeli üzerine büyüyen bir toplumu, öyle kolay kolay hiç bir şey sarsamaz. Ancak toplum adalet ve özgülüğe olan inancını yitirmeye başladığı oranda önceleri çökmeye başlayarak sonunda ölür!

Türkiye Büyük Millet Meclisi...
Türkiye Cumhuriyetinin milletvekilleri...
Türkiye Cumhuriyetini temsil eden sizlersiniz...
Bizlerin, yani halkın sesi sizlersiniz...
Sesiniz çıksın...
Dünyaya haykırın, Türkiye Cumhuriyeti ölümsüzdür...
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk...
Ve arkadaşları, dünden bugüne şehitlerimizin kanı ile sulandığı bu topraklar...
Ölümsüzdür...
Sesiniz çıksın...
Dünyaya haykırın, Türkiye Cumhuriyeti ölümsüzdür diye!

                                                                        *

Ne günlere kaldık

Barışın hüküm sürdüğü günlerde oğullar, babalarını...
Savaş zamanlarında analar ağlarken, babalar oğullarını gömer..
Sabah kalkıyoruz...
Erdoğan ve Öcalan'la...
Öyle ki...
Gece yatağımıza onlarla giriyoruz...
Ve birileri analar ağlamasın diyerek bize bunu yutturmaya çalışıyor...
Ne günlere kaldık...
Hırsızlarla, katillerle yatıp - kalkar olduk(!)

                                                                      ***

05.03.2015

Anam mısın, babam mısın?

Ulan pezevenk...
Senin işin gücün yok mu?
Dolar rekor düzeylere erişmiş…
Gençler tırım tırım iş ararken…
Ülke teröriste, bölücüye, dinciye teslim edilmişken…
Çarşı – Pazar el yakıyorken…
Sana ne benim sigaramdan?
Reşit bir insan olarak…
Seni…
Benim şahsi işlerime burnunu sokmaktan men ederim!!!

                                                                        *

Müsait

Beraber yürürüz bu yollardan…
Toplum müsait…
Kanunlar müsait…
Başımızdaki “hükümet” müsait…
O halde…
Durmak yok…
Bu yolda kadın öldürmeye devam!

                                                                        *

Kahve

Kahveyi sever misiniz?
Biliyorum, Türkiye denince çay akla gelir ama...
Mesleğimin bir getirisidir kahve...
On - on beş fincan kahve, iki paket sigara(!)

Hele Türk kahvesine hiç dayanamam...
Yakında...
Bu zihniyet Tük kahvesinden, Türk kelimesini çıkarmaya çalışırsa hiç şaşırmam!

                                                                        *

Av mevsimi bittiğinde

Av ve avcı…
Kadın ve erkek…
Biri kaçarken diğeri kovalar…
Yakalama, sahip olma, şevk ve azimdir itici güç…
Kadın olsun erkek olsun, av mevsiminde bakımlı, çekici ve dikkatlidir!

Hayat bu…
Papazın her gün pilav yemediği gibi…
Avcıda çoğu zaman muradına eremez…
Ama pes etmeyi de aklından geçirmez…
O kaçtıysa…
Yerini alacak başkası gelir…
Ve av mevsimi…
Avlanma, o heyecan devam eder!

Uzatmayalım…
Şans avcının yüzüne güldüğünde…
Rahatlar, gevşer, dikkati dağılır ve bir süreliğinde olsa kendini koyuverir…
İşte bu anlardır birilerinin çıkıp da reklam arası dediği!

Kemalist değimi bir İngiliz icadıdır…
Ve izlemekte olduğumuz bu “muhteşem” sahne…
Bu akıl almaz senaryo…
Oyuncular bu toprakların çürük – çarık, kokuşmuş meyvesi bile olsa…
Muhtemelen bir İngiliz – Amerikan ortak yapımı!

Kemalist derler…
Atatürkçü derler…
Ulusalcılar derler bizlere…
Sanki…
Bu üç kavram arasında bir fark varmışçasına…
Üççüde neticede sonuna kadar mücadele demek!

Avcının pür dikkat olduğu…
Pes etmediği, kendini koyuvermeden…
Şartlar ve imkânlar dâhilinde yenileyerek, kendini halkına – vatanına adamak demek…
Çünkü bu küresel oyunun sonu…
Back to the roots yani öze dönüştür!

                                                                      ***

07.03.2015

Her şey olmuş günah

Eskiler hatırlarlar...
Ayıp diye bir kavram vardı...
Genel kabul gören ahlak kurallarına aykırı davranışlara dikkat çekmek için kullanılırdı bu kelime. Günah kelimesi ise dinen sakıncalı davranışları tanımlamak için kullanılmakta(ydı)...
Ey millet...
Önce bir dilini öğren...
Kelimelerin anlamlarını öğren...
Sonra günah mı, ayıp mı karar ver!

Karar ver ki...
Çoluk çocuk doğruları öğrenerek büyüsün!

                                                                      ***

08.03.2015

Nokta

Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır
«Savunma hattı yoktur, savunma sathı vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz. Onun için küçük büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük büyük her birlik, ilk durabildiği noktada yeniden düşmana cephe kurup savaşa devam eder. Yanındaki birliğin çekilmeye mecbur olduğunu gören birlikler ona tâbi olamaz. Bulunduğu mevzide sonuna kadar dayanmaya ve karşı koymaya mecburdur.»

Dün gece yine ağrılardan uyuyamadım...
İlaçların dozajını yükseltmem gerekiyor ama daha 49 yaşındayım. Dozajı daha da yükseltirsem sonu uyuşturucu(!) Onunda sonu, miktarı "her geçen gün" daha da yükseltmek olacaktır. Anlayacağınız benim ki hayat değil. İşte, yakın çevreme - ona buna ne kadar faydalı olabilirsem, ayakta kalmaya çalışıyorum o kadar. Gece yarısı
Steve Jobs (Apple) biyografisini tekrar izledim ve bir anda kafamda dank etti!
Atatürk'ün ve Steve Jobs'un sözlerini bir araya getirdin mi, ortaya bir tablo çıkıyor. Belki yetkili insanlara bir rehber olabilir diye yazıyorum.

Steve Jobs'un sevdiğim, taktir ettiğim sözleri...
Bir gün bir sohbet esnasında şu cümleyi kurduğu söylenir:
"... Bir biriyle alakalı görünmeyen noktaları birleştirmek... Ve bu birleştirilen noktaların meydana getirdiği gücü, "yeniliği" pazarlamak. İnsanların ihtiyacı olmadığı halde bu yeniliğe ilgisini*... "

Bir tarafta biat kültürü ile yoğrulmuş, sorgulamaktan - düşünmekten uzak >>> bir <<< kitle öte tarafta darmadağın, bu "güce" nasıl karşı koyabileceğini, ne yapacağını, nasıl yapacağını bilmeyen insanlar. Herkes durduğu noktadan taviz vermek istemiyor.
Güzel (!)
O halde Atatürk'ün ne dediğini bir daha okumakta fayda var...
Ve sonra Steve Jobs'un sözlerini düşünmek gerek.

* Steve Jobs başarısını bu taktiğe bağlamaktadır

                                                                      ***

09.03.2015

Atatürkçüler, Kemalistler, ulusalcılar öldü diyenlere

Ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, mahvolur.
                                                                                                Gazi Mustafa Kemal Atatürk

                                                                      ***

10.03.2015

Sanat ve Frau Kühn

96 yaşında...
Yaşayan tarih desek yeridir...
Ailesinden, eşinden, dostundan hayata kalan hiç kimse kalmadı...
20 - 25 senelik dostluğumuz var...
Bundan bir kaç ay öncesinde laf döndü dolaştı...
Ortadoğu’nun tarihi eserlerine, özellikle ama Fransız ve İngiliz "tarih hırsızlığına" geldi!

Kadıncağız:
“Londra’ya, Paris’e getirmeyip de ne yapacaklardı? “Siz” bu tarihi eserlerin değerini bilmezsiniz ki!” dedi.

Önceleri içimden çok kızmıştım ona ama…
Aklıma IŞID, Taliban ve tabii Recep Tayyip gelince…
Kadına yerden göğe kadar hak verdim, neyimize sahip çıkabildik ki tarihimize sahip çıkabilelim…
Yukarıda bir delik…
Aşağıda bir delik…
Ye, iç, sıç…
Dönem, dönem bu durum değişse de…
İstisnalar kaideyi bozmaz!

                                                                        *

Herkesin elinde bir cep

Gelecek satırlara öncelikle bana yakın olanlar kızacak ama...
Durup bir an için bile düşünecek olurlarsa eğer...
Bana hak vereceklerini düşünüyorum...
Adam sende ne düşünüp duruyorsun...
Kim kızarsa kızsın, kim darılacaksa darılsın!

Evet, günümüzde herkesin elinde bir cep...
Bir kesmiyor artık...
Kapının önünde iki araba, bilmem kaç çift ayakkabı, bir o kadar manto...
Adı üzerinde evlenen evleniyor...
Hele birkaç tane çocuğun varsa yandın...
Her haneye elektrik, ısıtma, gıda, beyaz eşya, ıvır zıvır...
Nede olsa anandan saraylı çıkmışın...
Mobilyanın en pahalısı, en ağırı olmalı...
Sonra konu komşu ne der?
Masraflara yetişmek için hababam çalış...
Yine de yetmiyor, yetmiyor işte(!)

Çok değil...
Aradan yarım yüzyıl bile geçmedi...
Ataların, gelin - kaynana kurardı siniyi ortaya...
İki tabak bir düzine kaşık, top top somun yani başında...
Herkes salardı kaşığını tarhanaya!
İnsanlar bir yerde oturur, bir yerde - bir arada yer, bir yerde ısınırdı...
Dolayısıyla masraflar birer kez yapılırdı...
Ama artık "adam" oldun...
Birey oldun değil mi?

Ne batılı olmayı becerebiliyoruz...
Nede doğulu...
Bir karar ver artık sen nesin, kimsin?
Ya batılı gibi birey ol, ona göre yaşa, kendi hayatının sorumluluğunu üstlen...
Aile dediğini unut...
Yada doğulu ol(!) aile kavramını yaşat...
Hastalıkta, sıkıntıda, dert ve kederde, hüzün ve ölümde...
Doğum ve sevinçte ailem dediklerinle birlikte ol!

Sakın ama sakın...
Şimdi yaptığın gibi iki arada - bir derede kalma!

                                                                      ***

11.03.2015

Aynı evde iki yabancı gibi

Bundan 40 belki 50 yıl önce birbirini görmüş, beğenmiş ve evlenmiş...
Çoluğa çocuğa karışmış...
Bunca yıl hayatın zorluklarını birlikte göğüslemiş...
Birlikte ihtiyarlamış insanlar...
Ne oldu da şimdi iki yabancı gibi aynı evin içeresinde yaşıyorsunuz?
Düşman kardeşler gibi birbirinizin kuyusunu kazmaya çalışıyorsunuz(!)
Aşkınızın, sevginizin meyvelerini birbirinize karşı adeta silah gibi kullanmaya çalışıyorsunuz.

Karşındakine saygını yitirmeye başladığında...
Sevgide yavaş yavaş yok olmaya başlıyor...
Saygını yitirme...
Eski dost düşman olmaz der atalarımız!

                                                                      ***

12.03.2015

Churchill

Batı dünyasının gelmiş geçmiş en büyük siyasi “dehalarından” biri…
Emperyalizm denen kavramın adeta vücut bulmuş hali…
Atatürk…
Kendisine sınırlarını göstermişti…
Buraya kadar, bir adım daha fazlasını atamazsın dedi…
Atamadı da!

Rahmetli nineni…
O gün bu gün namus dediklerini…
İngiliz’in, Fransız’ın, İtalya’nın ve Yunan’ın altından alan…
Atatürk ve silah arkadaşları…
Ve binlerce isimsiz kahraman…
Sen bu insanlara dil uzatmaya utanmıyor musun?

Sen…
Nasıl bir namussuz, şerefsiz, ahlaksız insansın ki…
Bu kahraman, vatanseverlerin itibarını “ayaklar altına” almaya…
Onların kan, akıl ve alın teriyle…
Yoktan var ettiğini yıkmaya kalkıyorsun?

Başaramayacaksın…
Ben ve benim gibi düşünenler, bizlerin yetiştirdiği evlatlar yaşadığı sürece başaramayacaksın…
Bu toprakların birlik ve bütünlüğünü yıkamayacaksın!

                                                                        *

Odisseas

Süleyman Demirel'in unutulmaz bir sözü vardır:
"Demokrasilerde çareler tükenmez. Dün dündür, bugün bugündür"

Odisseas...
Kurnaz Yunanlı diye tarihe geçmiştir...
Bizans oyunları ise efsanevidir…
Yunan, borç batağından çıkamayınca çareyi Alman devletinin yunan toprakları üzerindeki mallarına el koymakta bulmuştur. Daha doğrusu bunu yapmakla tehdit etmektedir, amaç İkinci Dünya Savaşı esnasında Almanların verdiği zararı tahsil etmektir. Bu malların arasında Goethe Enstitüsü de vardır. Görünüşte kültür enstitüsü olan ama bazen “kuşkulu” faaliyetlerde de bulunabilen bir kurum.

                                                                        *

Her gün, bir gün

Bugün İnternette devlet yasaklarına karşı dayanışma günüymüş...
Özellikle Çin'de bazı blokçuların sayfalarına girişler yasaklı...
Dünya çapında bazı gazeteciler bu yasakları delme girişiminde...
Düşünce özgürlüğü...
Tüm despotların korkulu rüyasıdır...
Yaşasın insanlık onuru...
Yaşasın insanların hürriyeti...
Kimse...
Ama hiç kimse beynime zincir vuramaz...
Düşüncelerimi, hayallerimi, arzularımı gasp edemez!!!

                                                                      ***

Bilmem nesini bilmem ne ettiğimin dünyası

Yıllardan beri dilimin döndüğü kadar tam da bu durumu anlatmaya çalışıyorum.

Ameliyat öncesi dükkânı kapatmak zorunda kaldığımda maddi bakımdan gerçekten büyük sıkıntılar yaşadık. Onlarca senedir müşterimiz olan bazı Almanlar bize gelerek borç para teklif ettiler. Dikkatinizi çekerim, müşteri. Müşteri olma dışında herhangi bir samimiyet yok!
Keza ben bilmiyorum tabii, annem anlatıyor...
Kaza sonrası, akın akın Alman, Türk ve diğer milletlerden insanlar gelerek üç - beş herkes imkânına göre yardım ve para teklif etmişler.

İnsan olmak...
İnsani duygulara sahip olabilmek ne dine, ne ırka, ne renge bakar...
İnsan olmak için insan olmak yeter.

Eskiden müşterimdi...
Borsacı, hali vakti yerinde. Aile, ne bileyim dışarıdan görebildiğim kadar tam bir uyumlu tablo. Her şey yolunda...
Demin geldi, gözleri yaşlı...
Elimi uzattım tokalaşmak için sert bir şekilde kendine doğru çekerek kapıdan dışarı çıkardı. "Biliyor musun mide kanseri olmuşum"
Yok arkadaş...
Bu dünyada rahat, huzur diye bir şey yok, yok, yok!

                                                                      ***

13.03.2015

Başı bırak, gerekirse kıçını da açar!

Başlık için peşinen özür dilerim…
Ama gerçek bu!

Bugün Almanya’da eğitim kurumlarındaki başörtüsü genelgesi…
Anayasa mahkemesi tarafından geçersiz sayıldı…
İnanın…
Almanya, başını açmayanlar sındırışı edilecektir diye diretse…
Bu başını göstermelik örtenlerin >>> hepsi <<<…
Başı bırak, gerekirse kıçını da açar!

Not: Samimi dini duygular ile hareket edenler bu kitlenin dışındadır çünkü onların giyim ve kuşamı bile bu zibidilerden çok farklı

                                                                        *

Hırsız, diktatör özentisi, ahlaksız, yalancı ve ütüne birde namusuz...
Unuttuğum bir şey kaldı mı?
Genci hemen serbest bırakın!!!

                                                                      ***

14.03.2015

Demokrasi dediğin işte böyle bir şey

"Bizim" zibidiler...
Ama özellikle Cumhurun hırsızı...
İleri demokrasi diye ne olduğu belirsiz bir şey tutturmuşlar, bu yollarda beraber gidiyorlar. Nasılsa seçmenin bir kısmı dünyadan bir haber!

Dün Almanya'nın Wuppertal kentinde "miting" günüydü...
Faşisti, birlikte - barış ve huzur içeresinde yaşamak - açık toplum isteyenler ve...
Selefiler...
Üç miting aynı günde, aynı kentte - merkezinde...
1000 kadar polis gösteri ve toplantı özgürlüğünün koruyucusu olarak sokaklarda...
Kent kilitlendi, esnaf için dün kara gündü...
Polis sözcüsüne soruldu:
"şart mıydı, üç birbirine tamamen zıt göstericilerin ayni gün şehri kilitlemesi" diye...
Polis sözcüsü:
"Anayasamız gereği herkes toplanma ve görüşlerini ifade etmekte özgürdür. Şiddete başvurulmadıktan sonra müdahale etme hakkımız yok"

Vallahi...
Ne yalan söyleyeyim...
Demokrasinin ilerisi değil, demokrasinin kendisi...
Anayasanın temel ilkeleri bana yeter!

                                                                        *

Ihr macht einen großen Fehler

Ich bin Moslem...
Ich lebe seit mehr als 47 Jahren unter euch...
Und ich rate und empfehle euch aus Tiefstem herzen...
Vorsicht bei gewissen Entscheidungen...
Der Prophet Muhammad riet seinen Anhängern...
Trotz ihres Glaubensbekenntnisses sich ihrer Umgebung anzupassen...
Ihr habt es hier in der Regel nicht mit aus tiefster Seele empfundenen gottgläubigen Menschen zu tun, sondern mit Menschen, die die Religion für ihre politischen Vorstellungen ausnutzen wollen. Das beste Beispiel ist und bleibt die derzeitige Regierung in der Türkei.

Türkçe tercümesi:

Büyük bir hata yapıyorsunuz

Müslümanım...
47 senedir aranızda yaşıyorum...
Tüm samimiyetimle ifade ediyorum ki, aldığınız bazı kararlarda dikkatli olun. Peygamber efendimiz bile, Müslüman olmalarına rağmen ümmetine yaşadıkları yere uymayı tavsiye etmiştir. Karşınızdakiler genelde samimi dini duygular ile hareket eden insanlar değildir. Daha çok dini siyasi görüşlerini hayata geçirmeye çalışanlardır. Bunun en güzel örneği ise şu an Türkiye'deki iktidardır.

                                                                      ***

15.03.2015

Orospu karı yemekleri II

Dünyaya kadın olarak gelseymişim eminim çok cilveli bir sürtük olurdum...
:)
Bugün orospu karı yemeklerinden iki tarif vermek istiyorum...
Birincisi...
Bildiğiniz sigara böreği gibi görünse de...
Türk, Yunan ve Çin "ortak" yapımı bir Dayday böreğidir. Evdekiler, bayıldı. Hani yemede yanında yat cinsi vardır ya...
İşte öyle bir şey!

Perşembeyi Cumaya bağlayan gece saat üç suları...
Her zamanki gibi fırladım yataktan...
Televizyonda Yunanistan'ı ve ekonomisini gösteriyorlar, ilgimi çekti izlemeye başladım. Bir ara laf döndü dolaştı hayvancılığa ve yoğurda geldi. Yunan yoğurdunun koyun sütünden ve süzme koyun sütünden bir kilo yoğurt elde etmek için dört kilo koyun sütüne ihtiyaç duyulduğunu biliyor muydunuz?

Koyun yoğurdu ve kıymadan bir börek tarifi verdiler...
Görüntü muhteşem...
Malzemesi bize uyuyor, aklıma hemen çok sevdiğim Çinlilerin benzer bir böreği geldi. Almanya'da Frühlingsrolle diye geçiyor...
Türkçeye tercüme edecek olursak "ilkbahar sarması" diyebiliriz, tamamı sebzeden...
Tabii sağlıklı her türlü yiyeceği "ret" etiğimden aklıma bir kompozisyon geldi!

Sabah doğru çarşıya...
Süzme Yunan koyun yoğurdunu nerden bulacaksın?
Süzme inek yoğurdu aldım (dikkat en az %10 yağlı süzme olması şart)..
Bildiğiniz harç hazırladım, ben tarifi 320 gram ile bir kilo arası kıyma için veriyorum. Denemelik olacağı için kasaptan 250 gram kıyma istedim, 320 oldu. Boş ver dedim...

Malzemeler:

Kıyma...
Birer tane biber kırmızı ve yeşil...
Bir kahve kaşığı tuz...
İki soğan tercihen bir kırmızı bir beyaz...
İki avuç soya fasulyesi...
iki yemek kaşığı süzme yoğurt (dikkat 1 kiloya kadar iki kaşık. Fazlası kıymayı sulandırıyor)
Bir paket hazır üçgen yufka!

Orospu karı böreği olduğu için ben her şeyi iri kıyım doğradım...
Ve bir tava kullandım (bulaşık çıkmasın diye)
Harcı kavurun, kıyma kavrulmasına yakın soya fasulyesini ekleyin ve bir iki dakika daha kavurun. En sonunda iki kaşık yoğurdu ekleyin. Sigara böreği gibi sarıp kızartın.

Püf noktası: Süzme yoğurta bulunan yağ lezzet veriyor. Onun için süzme yoğurt şart!

Devam edecek...

                                                                      ***

16.03.2015

Neo Osmanlının lale devri

Zevk ve sefa devri diye anılır Lale devri...
12 yıl sürmüştür, 1718'den 1730'a...
Şüphesiz...
Bu dünyada baki olan Allahtan başkası değildir...
Ve insandan olan, insani olan her şeyin bir sonu vardır!

Yıprandılar...
Hırsızlıklar, yalan - dolanlar, sahtekârlıklar, rüşvet, adam kayırma ve paraleller ile...
Seçim yaklaştı...
Ve başörtüsü denen 1 metre karelik bez parçasına yine dört elle sarıldılar...
Nasıldı? hah, buldum...
Ey kurban olduğumunum bez parçası sen nelere kadirsin!

                                                                        *

Kadının fendi 15+6=16 damat masada kaldı

Alman haberlerine konu oldu...
Türkiye'de yayınlandım bilmiyorum...
Hindistan'da görücü üslü evlenecek bir çift...
Gelin adayına damadın fotoğrafını gösteriyorlar...
Tamam diyor, tahsilli bir kız...
Tahsilli bir koca istiyor haliyle...
Nikah günü gelinin yanına başkası oturuyor...
Gelin imzayı atmadan damada soruyor...
"15+6" ne eder diye...
Damat 16 deyince kız masadan kalkıyor(!)

Ey bu milletin fedakar kadınları...
Kökeniniz neye dayanırsa dayansın...
Sizler bu kültürün evlatlarısınız...
Bu milletin kadınları yalnız fedakar değildir...
İffetine de sahip çıkar...
Aklına da!
Bu zihniyete karşı baş kaldırmak, bu gidişata dur demek...
Hem kendiniz hem de sizden doğacak kız çocuklarınıza karşı boynunuzun borcudur!

                                                                      ***

17.03.2015

Bir fırının öyküsü ve çıkarılacak dersler

33 senelik dükkân sahibiyiz…
Oturduğumuz yerde…
Annem dükkânı açtığında bu işi yapan bizden başkası yoktu…
Yıllar içeresinde aynı işi yapmak için...
Bize rakip olmak, elimizden müşterileri almak için ne dükkânlar açıldı…
Açıldı ve kapandı!

Köyün yerlisi…
Belki 40, 50 senelik bir fırın…
Son beş – on senedir sinek avlar olmuştu…
Çünkü bir rakip gelmiş…
Dükkân ardına dükkân açıyor ve çok ama çok iyi işliyordu…
Ürünleri gerçekten çok lezzetliydi…
Ama süreç içeresinde kalitesini düşürdü!

Eski dükkân sahibi 6 ay kadar öncesi fırını başka bir zincire sattı…
Arkadaş ister inan ister inanma…
Sabahları fırının önünde kuyruk dükkândan sokaklara taşıyor!

Bizim dükkânımız…
Allaha çok şükür akmasa da bizi namerde muhtaç etmedi!

Kısadan hisse…
Su uyur, düşman uyumaz…
Kaliteyi düşürmeyeceksin…
Karşındakinin insan olduğunu, ona insan gibi davranman gerektiğini asla unutmayacaksın…
Zaman ve mekân şartlarına göre, kendini kaliteyi düşürmeden, yenileyeceksin…
Sen…
Bu devletin kurucu partisi olabilirsin…
Ama sen bu partinin ilkelerine sahip çıkmazsan…
Birileri gelir ve yerini doldurur!

                                                                      ***

18.03.2015

Çanakkale

Gazeteler, köşe yazarları...
Söylenecek her türlü söz söylenmiş, yürekte O duyguyu hissetmeyene zaten bugünün, Atatürk ve arkadaşlarının, akan kanın, gösterilen fedakârlığın önem ve ehemmiyetini anlatamazsın. Anzak torunları bile dedelerini düzenli olarak rahmet ile anarken bizim soysuzlar yalan üzerine yalan üreterek bu kahramanları aşağılama çabasında. Bu yüzden ben bir şey yazmayacağım, bir tek sorum var:
Bir toplum 100 yıl içeresinde gerçekten bu kadar değişebilir mi? Yoksa hepimizin yüreğinin bir yerinde... Acaba bu ruh hala yaşıyor mu?

                                                                        *

İyi yapıyorlar, vallahi iyi yapıyorlar

Bugün Frankfurt'ta...
AB Merkez Bankası açılışı yapılacaktı...
Şiddet hiç bir şekilde ve hiç bir gerekçeyle onaylanamaz ama...
Vahşi kapitalizm...
Adı ütünde vahşi başka dil anlamaz(!)

                                                                        *

Camiden çıkıyorlar adam öldürmeye

Tunus da...
Cami çıkışı fanatik şeriatçılar insanlara saldırdı...
21 ölü...
Ve bunlara sorsanız Müslümanız derler...
Merak ediyorum...
Bu heriflere Camilerde ne öğretiliyor?

                                                                      ***

19.03.2015

Sen dincisin ben dindar

İnsanın gerçekten zoruna gidiyor...
Daha düne kadar Kasımpaşa sırtlarında tecavüz edecek eşek arayanlar...
Bugün çoluk - çocuk, yandaş - yoldaş, hep birlikte...
Milletin A'sına koyuyorlar!

Bu nasıl bir iş?
Anlamadım gitti arkadaş!

                                                                        *

Başta oğlum olmak üzere geleceğin tüm genç siyasetçilerine

Bugün oğlum eğitim hayatında önemli bir adım daha attı...
Üniversite bünyesinde 6 hafta staj şart koşuluyor...
Hessen eyaleti bazında çok önemli bir toplantıda...
"Önemli" bir siyasetçinin ilgisini çekmiş...
Yanında "çalışma" teklifi almış(!)
Heyecandan konuşamayacak kadar etkilenmiş koca herifim...
:)

Bir babadan...
Yıllardır siyasetin çeşitlerine bizzat şahit olmuş birisinden bir kaç naçizane öğüt...
Biraz olsun kafanız çalışıyorsa...
Gençliğin verdiği esneklik ve girişkenlikle...
Gençliğin özü yeni fikirlerle...
Kısa zamanda kariyer merdivenlerini üçer beşer çıkma ihtimaliniz yüksektir...
Ancak...
Eriştiğiniz mertebede gözü olanlar, sizi çekemeyenler başta olmak üzere...
Geldiğiniz noktadan ayağınızı kaydırmak isteyenler olacaktır...
Unutmayınız ki yüksek - yüksek mevkilerde rüzgar sert eser...
Temeliniz sağlam olmasa...
Sırtınızı dayadığınız kaya yeterince korunak sağlamıyorsa...
Yani arkanız sağlam değilse o mevkide tutunamazsınız...
Çünkü yüksek - yüksek mevkilerde güneş inanılmaz sıcak ve parlak olur...
Ikarus misali yere çakılırsınız.

                                                                      ***

20.03.2015

Samimiyetin sınırları

Genelde insanlarda ama özellikle biz Türklerde bir hastalık var ki...
İnsana illallah dedirtiyor...
Her zaman olmasa da, beşeri ilişkilerin olağan bir sonucudur samimiyet...
Ancak insanlar arasında samimiyet olsa bile...
Her şeyin bir haddi, huduttu, sınırı vardır...
İnsan dediğin, her halükarda kendini bilmeli...
Ve sınırları zorlamamalıdır!

                                                                        *

Ben gamlı baykuş

Biliyorum...
İnsan her zaman ciddi olmamalıdır...
Ama insanın içindeki güneş sönmeye yüz tutmuşa...
Yüzü de, sözü de o güneşten, aydınlıktan uzak oluyor!

Ben gamlı baykuş olarak...
Tüm oturan öküzlere sesleniyorum...
Kalk...
Kalk ayağa ve diren...
Gelmişine, geçmişine, geleceğine sahip çık!

                                                                      ***

21.03.2015

Yeter artık, Allah - Peygamber aşkı için yeter artık deyin

Bilmiyorum yabancı basını takip ediyor musunuz?
Ediyorsanız eğer...
Dikkatinizi çekmiştir...
Daha beş dakika önce Alman televizyonunda...
Iman hatipler, alevi vatandaşlarımıza zorunlu din dersi, 700 okulun ZORUNLU imam hatibe çevrilmesi konu oldu!

Buna benzer İngilizce veya Almanca haberlerde neler neler konu ediliyor...
Özellikle AK-Saray ve merdivenlere dizilen ve sözde geçmişin askerini canlandıran soytarı gösterisi...
Adamlar artık ağzını bıraktı kıçıyla gülüyorlar!

Hiç kimsenin...
Ama hiç kimsenin bu milleti bu denli aşağılamaya, aşağılatmaya - alay konusu yapmaya hakkı yok!

                                                                        *

Atatürk’ün evlatları

Evladı Osmaniye uluslararası konjonktüründe yardımı ile bastırdı…
Atatürk’ün oğulları da, kızları da apışıp kaldı…
Hele askerlerini hiç sormayın…
Meğer topu ama en azından Kurmay subaylarında tavşan kadar yürek yokmuş…
Heriflerin birde üstüne üstlük bir demokratlığı tutu ki…
Saraylı pezevengin ileri demokrasisi solda sıfır kaldı!

Neticede…
Türkiye…
Kahpelerin, orospu çocuklarının, yüreksiz tavşanların eline kaldı…
Artık para...
Din, iman ve namus oldu…
Hem de öyle bir oldu ki…
Binlerce insanın katili mahpushaneden ahkâm keser oldu…
Ancak buna bile şaşırmamak lazım…
Burası Türkiye, yüce mahkemenin tespiti ile irticanın odağı olan bir parti…
Hırsız bir başbakan…
Hırsızların imparatoru olan bir Cumhurbaşkanı tarafından yönetilen bir ülkede…
İrili – ufaklı hırsızlar da söz sahibi olur…
Katillerde!

                                                                        *

Aldatılana aldanma Mehmet

Bu cennet vatan için ölüme giden sen değil misin Mehmet?
Şehitlik mertebesine erdiğinde…
Senin ardından gözyaşı döken annen, baban, kardeşin, yavuklun değil mi Mehmet?
Şehit olup da ardında bıraktıklarına dilenciye sadaka verir gibi maaş bağlayanlara, senin ölümüne sebep olan tetikçilerin çete başı ile müzakere edenlere aldanma!

Bu vatan için kolun, bacağın koptuğunda…
Seninle birlikte, seninle her gün ölen senin sevdiklerin değil mi Mehmet?
Kanınla, canınla, kahramanlığınla…
Ananın ak sütü gibi sana helal gazi unvanını ve bu milletin sana minnetinin ifadesi olan gazi maaşını bile bir şekilde gasp edenlere aldanma!
Aldatılana…
Aldanana ahmak derler Mehmet!

                                                                        *

Siyasal Islama dur demek lazım, hemen!

Yemen elden gidiyor...
Ortalık fena karışacak!

                                                                        *

Bizi kalbimizden vurdunuz

Ama...
Öldürmeyen Allah öldürmüyor işte...
Hala yaşıyoruz...
Kendimizi toparlayınca kökünüze kibrit suyu dökeceğiz...
Sözümüz, söz!

                                                                      ***

22.03.2015

J. W. Von Goethe’nin Faust eserinden

Goethe’nin çok sevdiğim bir sözü vardır:
“Hier bin ich Mensch, hier darf ich sein”

Türkçeye tercüme edecek olursak:
Burada insanım, burada insanca varlığımı sürdürebilirim

Tabii kesin bir şey diyemem ama öyle inanıyorum ki rahmetli Atatürk’ün de hayalinde insanların, insanca yaşayabileceği, varlıklarını sürdürebilecekleri bir toplum ve ülke vardı. Gel gör ki yoktan var edilen bu ülke ne hallere getirildi!

Saygıdeğer Hanımlar ve Beyler,
Çok kan aktı…
Çok gözyaşı döküldü…
Çok insani dram yaşandı ve yaşanıyor…
Bir savaşı bitirmek başlatmaktan çok daha zordur!

Ve…
Böylesine büyük ve hayati bir meselenin altından hırsız, arsız, yalancı ve dolandırıcıların kalkması mümkün değildir!!!

                                                                        *

Kur’an’da aldatışlar ve aldanışlar arasında dikkat çekilenler, küçükten büyüğe doğru şöyle sıralanabilir…
Yaldızlı-süslü laflarla aldatma, aldanma. (En’am, 112)
Beldelerde egemenlik kurmak, gezip dolaşmakla aldatma, aldanma. (Ali İmran, 196; Gafir, 4)
Dine sokulan uydurma ve iftiralarla aldatma, aldanma. (Ali İmran, 24; Enfal, 49)
Hurafeler, uydurmalar, anlamını bilmeden okuyuşlarla aldatma, aldanma. (Hadid, 14)
Sefil-rezil yaşayışla aldatma, aldanma. (Ali İmran, 185; En’am, 70, 130; A’raf, 51; Lukman, 33; Fatır, 5; Hadid, 20)
Allah ile aldatma, aldanma. (Lukman, 33; Fatır, 5; Hadid, 14)
*
Aldatış ve aldanışın en yıkıcısı, Allah ile aldatma’dır. Kur’an’da şöyle buyuruyor: Sakın, aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın!
*
İnsanoğlunun en kahırlı bunalımları, Allah’ın araç yapıldığı aldatıştan kaynaklanan bunalımlardır. En zehirli zulümler de, bu aldatıştan doğar. En kalıcı, en yıkıcı bozgunlar, bu aldatışın vücut verdiği bozgunlardır. Tarih buna tanıktır.
*
Kur’an’daki “Allah ile aldatılmayın” ihtarına rağmen, Türk halkı dinine olan derin saygısı yüzünden Allah ile aldatılıyor.
*
Allah ile aldatmak; dinimizi, çıkar, koltuk, baskı, egemenlik aracı yapan bir sanayi koludur. İşin esası bakımından, ne dini vardır, ne de imanı… Onun dini imanı, Tanrısı, ibadeti, hep çıkarıdır, hesabıdır. Allah ile aldatanlar dokunulmaz, eleştirilmez bir “tahakküm teolojisi” oluşturmuşlardır. Türkiye’de bu teolojiyi egemen kılmak istiyorlar.
*
Bu bir Haçlı-İngiliz siyasetidir. Atatürk bu şeytani siyaseti, taa 1920’de dünyaya tanıtıyor. İngilizlerin siyasetinin “İslam’ı İslam’la yok etme siyaseti” olduğunu ilan ediyor.
*
Türkiye’de bugün dayatılan tez, Allah ile aldatma veya “siyasal İslam” tezidir. Atatürk’ün mirası, bütün ihtişamına rağmen, bir tez olmaktan çıkarılmış bulunuyor. İç ve dış hıyanetler, Türkiye’ye oynanan bu oyunda, ne yazık ki, başarılı olmuştur. Türk siyasetinin, imansızlıkları, gafletleri, dalaletleri, nefsaniyetleri, ciddiyetsizlikleri, tutarsızlıkları, kirlilikleri, işi bu noktaya getirdi. Atatürk’ün mirasını yeniden tez yapabilmenin ilk şartı, işi buraya getiren “Allah ile aldatma” siyasetine son vermektir.
*
Allah ile aldatma zulmünün en ağırları, kadın ve kadın hakları konusunda işlenmektedir. Türkiye’de bugün kadın, özellikle örtünme meselesinin istismarı aracılığıyla, Allah ile aldatan zümrelerin temel sömürü aracı olarak öne çıkarılmaktadır.
*
Türkiye’de sosyal devleti çöküşün eşiğine getiren sebeplerin başında, Allah ile aldatanların yarattığı “sadaka kültürü” ve bu kültürün yarattığı “sömürü merhametçiliği” gelmektedir. AKP iktidarı, bu yıkıcı sebebin saltanat dönemini temsil etmektedir. Allah ile aldatanlar, iane çadırlarıyla yetinecek bir toplum özlemektedir.
*
BOP’un temel hedefi, Ortadoğu’da İsrail’den daha büyük devlet bırakmamaktır. Yaşadığımız günlerin ABD ve AB’sinde, Türkiye’yle ilgili ilk hedef, Türk Ordusu’nu etkisizleştirmek olarak dikkat çekiyor. Laikliğe saldırıyı emperyalizmin Haçlı kurmayları kotarıyor. Müslümanlar, burada sadece taşeronluk yapıyor. Türkiye’yi Allah ile aldatma zehrinin panzehiri, ancak, İslam’ın gerçeği içinden çıkarılabilir.
*
Nedir bu derseniz… Profesör Yaşar Nuri Öztürk’ün “Allah ile Aldatmak” isimli kitabından alıntılardır.
*
Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer, bu kitabı okuduktan sonra Profesör Yaşar Nuri Öztürk’e telefon etmiş ve “bu kitap Cumhuriyet’in manevi manifestosudur” demişti. Aynen katılıyorum… Cumhuriyet’e dair, Nutuk’tan sonra yazılmış en değerli kitaptır.
*
Ve, hani şimdilerde Tayyip Erdoğan hepimize “şapşal” muamelesi yaparak “aldatıldım” filan diyor ya… Bu kitabı okumasını tavsiye ediyorum!
*
Okusun ki… Yaldızlı-süslü laflarla yalan söylemenin, iftira atmanın, milletin parasıyla gezip tozmanın, gösteriş yapmanın, şatafatın, hırsızlığın, yolsuzluğun, koltuk şehvetinin, şahsi çıkar hesaplarının, fakir fukara istismarının, baskı düzeni kurmanın, dini-imanı siyasete alet etmenin, Allah ile aldatma’nın Kuran’a aykırı olduğunu görsün.
Okusun ki, aldatılmasın!

Yilmaz Özdil Sözü 22.03.2015

                                                                        *

Bir yerden patlak veriyor be arkadaş

Hiç hoşlanmam...
Aslını ve yaşını inkar edenden...
Hadi hanımlarda bir yere kadar su götürüyor da...
Erkeğin yaşını gizleme çabalarını asla hoş görmem mümkün olmuyor!

Saçını, bıyıklarını, kaşını boyatırsın...
Ellerindeki, yüzündeki kırışıklar seni ele verir...
Hadi diyelim kırışıklıklara ve beyaza "çare" buldun...
Bu sefer yürüyüşün, hareketlerin seni ele verir...
Uzatmayalım...
Yani sen ne kadar çabalasan da...
Bir yerden patlak veriyor be arkadaş!

Aslında...
Bu hayatin her alanı için geçerli bir kural...
Siyaset içinde...
Eninde sonunda bir yerden patlak veriyor be arkadaş!

                                                                      ***

23.03.2015

Beraber yürüdük biz bu yollarda

Yolun sonu...
Yassıada, yağlı urgan!

                                                                        *

Bebek

Sizi bilmem ama ben uyuyan bir bebeğe baktığımda...
Huzuru, mutluluğu, masumiyeti buluyorum...
O kadar bıktım ki kavgadan, gürültüden, kahpe feleğin cilvelerinden...
Bebeklerde aradığımı buluyorum!

Pezevengin evlenmeye de niyeti yok ki...
"Baba evlenmek istiyorum" dese...
Dünden tezi yok hemen evlendireceğim!

Hayatımız orospu karı hayatına döndü...
Kavga, gürültü, bağrış - çağırış, sürekli bir tedirginlik...
Her şey çabuk - çabuk, her şey para, her şey menfaat...
Orospu karı yemekleri...
Orospu karı siyaseti...
Orospu karı haberciliği...
Orospu karı tezgâhları...
Ve orospu karı yaşamı(!)

Huzur istiyorum...
Mutluluk istiyorum...
İstikrar istiyorum...
Çok mu istiyorum, bilmem ki?

                                                                      ***

24.03.2015

Çok özür dileyerek yazıyorum

Yıllardan beri dilimde tüy bitti...
şu görüntüye bir bakar mısınız...
Yiyorlar birbirlerini...
Mahalle karılarını geçtiler...
Yakında orospu karıları da geçerlerse hiç şaşırmayacağım!

Bu ne ya?
Tiksindim, midem bulanıyor...
Kusmamak için kendimi zor tutuyorum!

                                                                      ***

Windows 10 ve Kriptoloji üzerine

2015 yaz aylarında Windows 10'un satışa başlanması olasıdır...
Profesyonel açıdan Windows 2000'den sonra en "güvenilir" ve "sorunsuz" çalışan işletim sistemi olması beklentisi çok yüksek*. Windows 7, 8 ve 8.1 kullanıcılarına update üzerinden ücretsiz sunulacağı yazılmakta. Buraya kadar olağan bir durum gibi görünen manzara, Microsoft'un >>> korsan <<< 7 ve üzeri sistemlere de bu update olanağını sunması olacakmış(!?) Ancak bu sunuş yasal anlamda bir "korsanı kabullenme" olarak algılanmamalıymış**. Bu olanaktan faydalanmanızı öneririm.

Gelelim Türkiye'ye...
Herifler kedi - köpek oyunu oynasalar da...
Böyle bir seçmen kitlesi ile...
Ve böyle bir "muhalefet" ile seçime girdikten sonra tekrar iktidara gelmeleri olasıdır. İhtimaller arasında saray filozofunun muradına ermesi de vardır...
İşte bu yüzden bizlerin iletişim kanalarımızı açık tutmamız daha da büyük bir önem kazanmaktadır. Kassel ve Siegen üniversitelerinin ortak bir çalışmasını sizlere önermek istiyorum:

CrypTool

Temel tüm şifreleme sistemlerinin bir yandan öğretildiği öte yandan uygulamalı olarak deney yapabileceğiniz bir yazılım***.

https://www.cryptool.org/en/

* Windows yanında piyasada bulunan istisnasız her işletim sisteminin o veya bu şekilde sorunları vardır.
** Büyük bir ihtimalle bu hamle ile rakiplerine darbe indireceğini sanıyorum
*** Şifrelenen şifreleniyor

                                                                      ***

25.03.2015

Hayata kalmak için ölü taklidi yapmak

Ezelden beri canlılar hayata kalabilmek için ölü taklidi yapmaktadır…
Bu, kendinden güçlü düşman karşısında…
Gerçekten ölmemek, yok olmamak için etkili bir strateji olarak nesilden nesile sürdürülür…
Ve yaşam…
Öyle veya böyle…
Hiç akıl almayacak yerlerde bile kendine bir alan açabilmektedir…
Yani hayat bir şekilde devam eder!

Buraya kadar doğal…
Buraya kadar bir nevi tabiat kanunu olarak tabir edebileceğimiz durum siyasete gelince geçerliliğini kaybediyor. Çünkü siyaseten ölü taklidi yapmak süreç içeresinde gerçekten yok olmaya giden yoldur.
Açıkçası, Kılıçdaroğlu Türkiye Cumhuriyetinin kurucu partisini mezara götüren kişi olarak tarihe geçme aşamasındadır.

Eski Yunanda bile…
Demokrasi…
Büyük düşünürler tarafından eleştirilmiştir çünkü demokrasi dediğin bir fahişe* misalidir…
Ağzı güzel laf yapan…
Parayı bastıran…
Düdüğü çalar!

*Sayın Çakır, yukarı ki satırları okuduysanız eğer lütfen yine tenkit etmeyiniz bu bir benzetmedir. Karşıt cinsten bunlara oğlan denir. Ama daha iyi anlaşılabilmesi için bu kelimeyi kullanmayı tercih ettim. Her hangi bir cinsiyet ayrımı yapmadığımı ayrıca belirtirim.

                                                                        *

Ey Tayyip gel gör devlete saygınlık, şahıssa saygı, insana saygı nasıl olur

Baştan söylüyorum...
Kimse sözlerimi yanlış anlayarak o veya bu tarafa çekmesin...
Ne yazıyorsam o!

Sanki dünyada ilk defa uçak kazası oluyor...
Sanki dünyada ilk defa insan ölüyor...
Sanki kazalarda ilk defa çocuk veya genç ölüyor(!)

Ölenlere Allahtan rahmet, ailelerine sabır dilerim...
Ama...
Gir haber ajanslarına, Google, Yahoo'ya, diğer arama motorlarına...
Avrupa başta olmak üzere taa Asya'ya uçak şirketlerinin sitelerine...
Hepsi bir şekilde taziyelerini, üzüntülerini ifade ediyor...
Bırak dünyada Türk'ün saygınlığını...
Ulan Osmanlının bile vardıysa eğer saygınlığını yerle bir ettin!

Bir devletin saygınlığı...
Saraylarla, Camilerle değil...
İnsana, insanlığa sağladığı katkılarla ölçülür!

                                                                        *

PR

Public Relation...
Üzerindeki parlak yaldızlar dökülmeye başladıkça...
Gerçekler meydana çıkar!

                                                                        *

Çok yaptın be Recep

Dinden imandan söz edip durursun...
Osmanlıya hayransın ama Osmanlının hatalarından ders çıkarmayı bilmemişin...
Atatürk'ü düşman belemişin ama onu hiç anlamaya çalışmamış, onun eserlerinin değerini hiç bilmemişsin...
İnsanlar sana teveccüh gösterdikçe sen ne oldum budalası olmaya başlamışın...
Eline güç vermişler...
Gücü iyiye, güzele, doğru olana kullanamamışsın...
Okulda sana boşuna paytak dememişler be Recep!

Çok yaptın be Recep...
Atatürk ve arkadaşları kurmuş...
Ondan sonra gelenler...
İnsan olmanın, onurun, izzetinefsin bedelini ödemeye hazır, az olanı çoğaltmaya çalışırken...
Sen kendi onurunla yetinmeyip bu yüce milletin onurunu da ayaklar altına almışsın...
Bugün Soner Yalçın ne güzel tarif etmiş yazısında...
Atatürk hep yapmış, yüceltmiş...
Sen hep yıkmış ama yapamamışsın!

İtiraf et Recep...
Beceriksizsin!
Becerebildiğin tek şey...
Bunu da yüksek bir başarıyla yaptığını yazmalıyım...
Bu gariban milletin, fakir - fukaranın sahip olduğu milli serveti...
Çok ustaca çaldın...
Milleti öyle bir kandırdın ki...
İnsanlar sana haram olanı neredeyse helal edecek...
Bravo doğrusu bravo!

Ah be Recep...
Bilmez misin düşmez kalkmaz bir Allah...
Bir gün gelir o güvendiğin yüksek, yüksek dağlara kar yağır...
Güvendiğin o dağlar, sığındığın o liman...
Seni yolda bırakır!

Genç demedin...
İhtiyar demedin...
Önüne geleni silindir gibi ezdin...
O silindir...
Bir gün senin üzerinden de geçecek!

Çok yaptın be Recep...
Senin sonun darağacı olacak!

                                                                        *

Breh, breh, breh

İnsanlar tatilden veya bir iş seyahatinden geliyor...
Takdiri ilahi mi demek lazım bilmiyorum...
Bir uçak kazasında yaşamlarını yitiriyorlar...
Alman ve Fransız başbakanları...
Olay yerinde geriye kalanlara taziyelerini bildiriyorlar ki...
Ardından basın açıklaması yapsınlar!

Bizde...
İnsanlar çoluğuna - çocuğuna ekmek götürebilmek için...
Yerin yedi kat dibinde pisi pisine ölüyorlar...
150 değil...
301 insan ekmek için ölüyor...
Ve geriye kalanlar...
Aileler, sevenleri üstüne üstlük birde dayak yiyorlar!

                                                                      ***

26.03.2015

Hangi Osmanlı?

Yine sözlerime sizlerden özür dileyerek başlamak istiyorum...
Ama...
İnsanı zorla pis pis konuşturuyorlar......
Ne küçüğünü nede büyüğünü bilebiliyorsun...
Tekrar, tekrar özür dileyerek içimi dökmek istiyorum.

Evet, hangi Osmanlı?
Evlat-ı Osmaniye diye sokaklara dökülüyor...
Bileme kimin askerleriyiz diye g.tlerini yırtıyorlar!

İyi güzelde...
Hangi Osmanlının askeri...
Hangi Osmanlının evladısınız?

Ben size benim kiminle guru duyduğumu...
Kiminle övündüğümü, kimin neslinden geldiğimle gurur duyduğumu ilan etmek istiyorum!

Geçmişten bugüne geldiğimizde...
Selçuk Beyin, Osman Gazinin, Şeyh Edebali'nin, Fatih Sultan Mehmet'in ve daha nicelerine…
Ki, Fatih Sultan Mehmet'in hayranıyım, bilgisine - kültürüne, adam gibi adam olmasına! Yani Kanuni Sultan Süleyman'a gelene kadar tüme büyüklerimizin torunu olmakla övünüyorum. Ancak Kanuni Sultan Süleyman'ın bazı konularda takındığı tavır ile gittikçe Osmanlıdan soğumaya başlıyorum. Ve geçmişime baktığımda karanlık gökyüzünde yıldız gibi parlayan Atatürk ve arkadaşlarını görüyorum onlarla da iftar ediyor, böyle insanların “torunu”, aynı toprakların, kültürün insanı olmaktan gurur duyuyorum. Evet, insanız ve insan olarak istisnasız hepimiz hata yapabiliriz…

Ama insan olarak yozlaşmamak, yobazlaşmamak gerek!

Açın tarih kitaplarını…
Hep aynı yazar okumadan, değişik kaynakları da ele alarak inceleyin…
Ve düşünün!
Göreceğiniz gittikçe yozlaşan, sevk-ü sefaya dalan "insanlar" olacaktır. Avrupa’da matbua makineleri toplumun bilgilenerek ilerlemesini sağlarken, Osmanlı bu ve benzeri gelişmeleri özellikle ama askeri alandaki gelişmelere sırtını çevirmiştir. Akılları başlarına geldiğinde ise iş işten çoktan geçmişti. Ben böyle insan müsveddelerinin torunu değilim ve asla onlarla övünemem. Gelelim yakın tarihimize…
Bu insan müsveddelerinin son temsilcisi Vahdettin…
Ve Vahdetinden sonra gelen, eski iştihamın özlemini geçken tiplere…
Adnan Menderes ile başlayan ve son örneği Recep Tayyip Erdoğan’a…
Bunlar tarif ettiğim Osmanlının torunları değil, Vahdettin’in sol taşağından düşmüş…
Vatan haini, menfaatperest insanlardır. Hayalperest zavallı tipler ve artlarından koşan acınası insan yığınları.

                                                                      ***

29.03.2015

 

Koy torbaya nasılsa hepsi koyun, korkma(!) ve son kale Türkiye

 

Nasılsa hak - hukuk bilende, tanıyanda yok…

Din, iman, Allah, Peygamber birer sözden ibaret…

Koy torbaya…

Kafana göre yönet, ihtiyaçlarına göre düzenle…

Nasılsa hepsi koyun, korkma(!)

 

Uzun zamandan beri kafamı meşgul eden bir soru var…

Acaba diyorum…

ABD’nin, Sovyetler Birliğine karşı oluşturduğu yeşil kuşak projesi…

Putin’in azizliğine mi uğradı?

 

Siyaset böyle bir şey işte…

Dün düşman olan bir an sonra dost veya tam tersi olabiliyor…

Bundan uzun yıllar önce ne demiştik…

Iran, Irak, Suriye sonunda Türkiye…

İran’da duvara tosladılar, uğraşıyorlar ama henüz bir yol bulamadıkları için eski bir özdeyişe yöneldiler: “Bükemediğin eli öpeceksin”…

Irak, kahpeliğin kitabını yazarak Saddam mı devirdi ve anasının bilmem nesini gördü…

Suriye öyle bir direniyor ki, şimdilik amaçlarına ulaşamayacaklar gibi gözüküyor…

Ve son kale Türkiye…

Diğer kaleler düşmeden Türkiye’nin kolay yutulur lokma olmadığını biliyorlar!    

 

Temel anlamda üç olasılık var…

Ya İslam coğrafyasında emperyalizme ve sömürü düzenine karşı gerçekten bir tür uyanma var, ya da Rusya kendisine karşı oluşturulan “savunma duvarını” AB(D) aleyhine, dincileri kullanarak, çevirmeyi başarmış ve AB(D)’ye karşı bir tür zırh gibi kullanmaya başladı. Veya son ihtimal olarak “yeni dünya düzeni” çerçevesinde kendi toplumlarını daha tepkisiz yönetebilmek için Sovyetler Birliğinin çöküşünden sonra, tüm bu gelişmeler yeni bir düşman yaratma çalışmaları.       

 

Suriye ve Iran örneğinden de anlaşılacağı gibi halk desteğini almış bir düzen veya siyasi lider öyle kolay kolay değiştirilemiyor. Ayrıca bölgesel ittifaklarda öyle yabana atılacak türden değil!

                                                                      ***

30.03.2015

 

Kaçınılmaz sonun anlamsız geciktirilmesi

 

Arkadaş…

Ha bugün, ha yarın…

Hapisse mapise girerim diye korkma…

Girsen bile orada çok kalmayacaksın…

Çünkü seni, bazı yandaş ve yoldaşını mutlaka asacağız…

Ha yarın, ha bugün…

Ama birgün mutlaka!

                                                                      ***

31.03.2015

Müebbet

 

İnsanoğlu arada da olsa atasözü dinlemeli…

Genelde…

İnsan denen varlığın kafasındaki saçlar boşuna ağrımaz…

Tabiri caiz ise…

Her bir beyaz saç teli, olumlu - olumsuz bir tecrübenin eseri!

 

Ve yine insan denen varlığın…

En amansız cellattı insan…

Ama…

İnsan denen cellattan daha da merhametsiz olan…

Vicdan!

 

Ey insan…

Ömür boyu vicdan azabı duyacağın şeyi yapma…

Bu müebbet muhasebesinin sonu yok…

Ebedi cehennem azabı misali…

Son pişmanlık fayda etmez!

                                                                      ***

01.04.2015

Molla deyip geçme

Dün akşam ilgimi çeken bir belgeseli izledim...
Konu Irandı...
İran'da molla yönetimi altında öncelikle insan...
Ama özellikle kadın!

Nasıl söze başlasam bilmem ki...
Bugün ki Iranlalar büyük bir medeniyetin tortuları...
Molla dahi olsalar...
Bu medeniyetten bir şeyler kapmışlar...
Yemin ediyorum...
Bizim zibidilerden, görgüsüz, sonradan görmelerden...
Hem vallahi, hem billahi...
Daha medeni, daha çağdaş bir görünüm sergiliyorlar!

Allah kimseyi sonradan görme yapmasın!!!

                                                                      ***

02.04.2015

Afgan

İlk defa sizden bir şey rica edeceğim, gelecek satırları lütfen okuyun!

Bir tanıdıkla öğle yemeği için bir Türk restorana gittik...
Oradan geleli on – on beş dakika oluyor…
Gittiğimiz yer öyle doluydu ki iğne atsan yere düşmeyecek şekilde...
Garson önden biz arkasından restoranda ilerliyoruz...
Neyse cam kenarında uzun bir masada bir çift oturuyordu...
Yanlarında karşılıklı iki yer boş, orayı gösterdi...
Garsonun yer göstermesine rağmen beyefendiden müsaade isteyerek oturduk...
Erkek, kot pantolon – gömlek, kafasında bir kep. Yani gayet spor giyinmiş…
Eşi olduğunu tahmin ettiğim hanımefendi ise üstünde koyu mavi bir hırka…
Altında açık renk bir bluz, ayağında kot pantolon ve başı örtülü…
Gayet uyumlu hanım, hanımcık bir görüntü veriyordu…
Başımızla selam verdikten sonra masaya oturduk…
Bir, iki dakika geçmeden…
Önce erkek ardından kadın Almanca hoş geldiniz dedi…
Böyle bir davranışa yıllardır tanık olmadığım için önce şaşırdım, sonranda çift ilgimi çekti…
Çatalı, bıçağı tutmaları, ses tonları, hal ve hareketleriyle…
Nezaket kurallarına mükemmel bir şekilde hâkimdiler…
Bu nazik davranışa gereken yanıtı verdikten sonra herkes kendi içine döndü…
Biz sohbete onlar sohbete daldılar…
Beli belirsiz ama hayatımda hiç duymadığım bir dil ile konuşuyorlardı…
Ancak elimde olmayan nedenlerden dolayı göz ucuyla ara ara çifti izlemeye başladım…
Nefret ettiğim ve kesinlikle hoş görmediğim bir davranışı kendim yapıyordum…
Ancak, orta yaşlı insanlar olmalarına rağmen öyle şefkat ve sevgi dolu bir sohbetleri, birbirlerine öyle nazik jestleri vardı ki, inanın, kendimi alamadım!

Bizden önce sipariş verdikleri için garson bir süre sonra elinde bir tabak masaya geldi…
Kısa bir tereddütten sonra, tabağı erkeğin önüne koydu…
Garson masadan uzaklaştıktan sonra erkek tabağa hiç dokunmadan kadına sundu…
Kadın yine nazik bir el hareketiyle tabağı almak istemedi…
Zaten bir – iki dakikaya kalmadı ikinci yemekte geldi…
Bir süre sonra bizim yemeklerde gelince herkes yemeğe başladı…
Yemek arası verildiğinde dayanamadım ve erkeğe yönelerek sorum:
“Nereden geliyorsunuz?”
“Afganistan’dan!”
Tanıdığım da dayanamadı: “Çok güzel Almanca konuşuyorsunuz” dedi…
Akabinde kadın: “İnsan yaşadığı yere uyarak, diline >>> hakim <<< olmalı” diyerek tanıdığıma cevap vermiş oldu!

Kısadan hisse:
Yıllardır benim yazdıklarımı okuyanlar öyle sanıyorum ki zaten biliyorlar…
Ne olduğunun, kim olduğunun benim için hiç bir önemi yok!
Ne insan ne cinsiyet ayrımı yaparım…
İlk ve tek dikkat ettiğim şey karşımdaki insan mı değil mi(!)
Bir masada üç Müslüman bir Hristiyan, hem de ne Hristiyan, gerçekten Allah yolunda iyi bir insan!
Bunlarda Müslüman…
Bizdekilerde Müslüman…
Ama acaba hangisi İnsan?

                                                                        *

Dijital veraset

Ölüm...
Birçok insan için kabus anlamı taşımaktadır. Üzerine konuşulmasından, düşünülmesinden hoşlanmaz. Onunki sesiz bir kabulleniştir ve ölüm ona "uzaktır" (!)
Halbuki ölüm hayatın, var olmanın, itikatlı bir insan için yok olmadan belki başka bir boyutta, başka bir dünyada devam etmenin yoludur. Ve O ölümden korkmaz!

Benim öyle bir derdim yok...
Ölüm, hayatımın bir parçası ve sürekli yoldaşım...
Belki bu yüzden bu konuda >>> zamanında <<< yapılması gerekenleri yapmak, üzerine düşünüp - yazmak bana zor gelmiyor. Sorumlu bir insan olarak ölümü de düşünerek gereken tüm tedbirleri zamanında almış bulunuyorum.
Ancak bir bilişimci olarak...
Sizler hatırlatmak istediğim bir mesele var. Çağımızda insanlığın büyük bir bölümü artık ardından yalnız maddi miras bırakmıyor. Maddiyatın yani sıra dijital "değerlerde" bırakmaktadır ve ölümünden sonra bu "değerlerin" ne olacağını, kime bırakılacağını düşünmesi gerekiyor.

Daha iyi anlayabilmeniz için konuyu biraz açacağım...
Çektiğiniz veya yayınladığınız bir fotoğraf, bir makale veya herhangi başka bir dijital veri üzerinde, şayet "eser" sahibi sizseniz telif hakkınız bulunmaktadır. Ölümünüzden sonra bu hak kim(ler)e intikal edecek? Veya mesela Facebook, Twitter, e-Mail hesaplarınız ne olacak? Dijital şifrelerinizi, sertifikalarınızı ölümünüzden sonra kime emanet edeceksiniz? Bu konular üzerinde hiç kafa yordunuz mu?

Almanya'da bile bu konuda yasama muğlak ve gevşek davranarak toplumu bağlayıcı kanunlar çıkarmamış durumdadır. Bu yüzden yaşadığınız yerin kanunlarını incelemeniz ve ona göre tedbir almanızı tavsiye ederim. Mesleğimde olduğu için benim bu konuda ardımda bırakabileceğim birçok şey var.

Bu yazıyı fırsat bilerek dijital verasetimi de açıklamak istiyorum:

Eğer maddi veya manevi herhangi bir değeri varsa...
1. Yazdığım ve yazacağım siyasi veya toplumsal makalelerimin tümü Türk milletinin malıdır. Herhangi bir One Click Hoster veya benzerleri tarafından maddi veya ticari menfaat sağlamak için kullanılamaz.
2. Fotoğraflar, çizimler ve dijital grafikler, derlemelerimin özellikle ama Cumhuriyet Kronolojisi ve 1919'dan başlamak üzere günümüze kadar süre gelen, seri, gazete arşivim başta olmak üzere bugüne kadar yazdığım ve gelecekte yazacağım yazılımların tüm hak sahipleri yasal mirasçılarım olan eşim ve oğlum; onlar bu haktan faydalanmak istemedikleri taktirde kız kardeşimin ve onun çocuklarınındır.

Önder Gürbüz 02.04.2015 Almanya

                                                                        *

Boşuna bekleme bu hasta ölmez

Osmanlı için "hasta adam" tabirini kullandınız...
Ölmedi...
Üstüne üstlük Anka kuşu misali küllerinden yeniden doğdu...
Doğdu, gelişti, serpildi...
Bu sefer bu yeni Türkiye'nin...
Türkiye Cumhuriyeti devletin kurucusuna ve arkadaşlarına...
Onun, onların fikirlerine, maddi ve manevi mirasına sardınız...
Yetmedi çünkü tedbirliydiniz...
Türlü belalar, senaryolar üreterek kaleyi içten fetih etmeye kalktınız...
Ama...
Unutmayınız ki...
Anadolu kardeşliği, Anadolu kültürü o kadar köklü bir "tutkal" ki...
Bu milleti bölmeye, bu aziz vatanı parçalamaya kudretiniz asla yetmeyecek...
Bu "hasta" ölmez...
Boşuna beklemeyin!

                                                                      ***

06.04.2015

Türkiye'nin hali

Herkes gelecek seçimlerde ne olacak diye kendine sorduruyor...
Türlü türlü analizler piyasaya hakim...
Bence bu seçimin sonuçları şimdiden belli...
Aslında zahmet edipte seçime gitmeye bile değmez...
Bu seçimin sonuçlarını diğer seçimlerde olduğu gibi...
Küstahlık ve "cesaret" belirleyecek(!)

                                                                      ***

07.04.2015

Zübük'lerden kim korkar?

Okuyan, düşünen, vatan ve millet sevgisi dolu bir yürek...
Baskıdan, tehditten hiç korkar - yıllar mı?
Bu millet özgürlüğü için can vermiş, kan akıtmıştır...
Sizin gibi zibidilerden...
Zübük'lerden hiç korkup, tırsar mı?

Bozuk musluk, tıkanan lavabo misali...
Musluktan damlayan her damla...
Eninde sonunda lavabonun taşmasına neden olacaktır...
Süre dolmak üzere...
Yaptıklarınızın hesabı önünüze konulacak...
Bakalım altından nasıl kalkacaksınız?

                                                                      ***

08.04.2015

Müneccim boku yemedim ama

Kibarcası müneccim sakızı çiğnemedim ama...
Bu "öngörüde" bulunmak için kahin olmak veya çok zeki olmak gerekmiyor...
Tarih bilgisi yeterli!

Zübük toplamış muhtarları konuşuyor...
Konuşsun bakalım...
Dünya çapında...
Tarihte halk...
Tüm zorbaların, diktatörlerin başına saraylarını yıkmıştır...
Bununda akıbeti aynı olacak...
Ne AK Saray kalacak ne Erdoğan(giler)!

                                                                        *

Kiss

Yok...
Sizin aklınıza gelen değil...
Kaldı ki internetten kimi öpecektim?
Tamam...
İhtiyarladık ama sanal alemde, sanal öpücükler atacak kadar da bunamadım!

Bilim henüz internet üzerinden tat ve duyu alma sorununu çözemedi...
Çalışmalar yoğun ama öyle sanıyorum ki, bir süre daha bu tür "hazlardan" mahrum kalacağız(!)

Madem söz bilişimden açıldı...
Bilişimin şaşmaz iki kuralını birlikte hatırlayalım:

1. Never change a running system
2. Kiss

Birinci kurallı Erdoğan'a atfen ikincisini ise beceriksiz, pısırığa göre siyaseten yorumlayacağım.

Evet...
Never change a running system
Çalışan bir sistemi kurcaladın mı...
Başına akla, hayale gelmez dertler açarsın...
En iyisi mi sen, kak götünü otur bir kenarda...
Sen paytak Recep bu kurulalı çiğnedin ve bunun bedelini ödeyeceksin. Bedel ödemeye hazır olduğunu da biliyorum "Kefenimizi giydik" lafları boşuna söylenmedi. Ve bu kefeni büyük bir zevk ile bizler sana giydireceğiz. Bu böyle biline!
Hem sonra senin yaptığın hiç bir şey düzeltilemez değildir. Büyük Atatürk bu sistemin temellerini iyi atmıştır.

Gelelim yenilikçi soytarıya, almış eline -yeni- baltayı koca çınarı devirmeye çalışıyor. Allah akıl dağıtırken sen hangi kuburda debeleniyordun?
Bu Cumhuriyetin kurucu partisinin içini o kadar boş mu sandın ki, bir - iki hamleyle yıkılsın?

Bak...
Sana KISS kısaltmasının bilişimde ne anlamlar taşıyabildiğini buradan yazacağım:
Keep it simple, stupid.
Keep it simple [and] stupid
Keep it short and simple
Keep it simple and smart
Keep it simple and straightforward
Keep it safe and sound
Keep it sweet and simple
Keep it small and simple
Keep it simple and safe
Keep it strictly simple
Keep it sober and significant

                                                                        *

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu

Bir iki gündür dikkatimi çekiyor...
Bir Allah'ın yazarı - çizeri de konuya değinmedi ya...
Milletvekili adayı olabilmek için bürokratlar tek tek istifa ederken...
Bir zamanlar...
Istıfa etmeden hem başbakanlığı hem de Cumhurbaşkanlığını birlikte yürüten Padişah I Mahvedin neden hak, hukuk, kanun tanımıyor?
Benim bildiğim kanunlar istisnasız herkes için geçerli (değil mi yoksa?)

                                                                        *

Sahi kayıp trilyon, deniz feneri, kol saati, ayakkabı kutuları, vesaire, vesaire , vesaire ne oldu?

                                                                        *

Kardan adam oluyor da, kardan kadın neden olmuyor

Öğrenciler kardan kadın yapmış...
Bir kadın öğretmen öğrencileriyle poz vermiş...
Kaymakamlık idari soruşturma açmış...
İyide...
Bu kadın düşmanlığının sebeplerini anlamakta zorlanıyorum...
Ulan...
Her türlü hayvani içgüdülerini bir kadın ile yaşıyorsun...
Bayram - seyran kadın eli öpüyor, yaşlı kadınlara saygıda kusur etmiyorsun...
Bu kadın düşmanlığı neden?

                                                                      ***

09.04.2015

Kendinize hep sorduğunuz soru

Neden hep bu herifi seçiyorlar?
İşte yanıtı:
Öküzü adam sandıkları için!

                                                                        *

Eyüp Gökhan Özekin

"Olmasaydı da olurduk" fikrinin "babası"...
Doğrudur...
O, olmasaydı da olurdu...
Ancak ninesini bir Fransız'ın mı, Yunanın mı yoksa bir İtalya'nın mı becerdiğini kolay kolay bilemeyecekti(!)

                                                                      ***

10.04.2015

Siz daha uyumaya devam edin

Dün çok önemli bir gelişme yaşandı...
Alman medyası bu haberin önemine istinaden gereken önemi verirken...
Bence Türk medyasında yansımaları geçiştirme şeklindeydi!

Genelde AB(D) ama özelde Merkel siyaseti gereği AB(D) toplumunu birtakım gelişmelere hazırlama operasyonunun bir adımı daha atıldı.
Küçük bir şey gibi görünse de C. Bayık vasıtasıyla PKK'nın Alman halkından, geçmişte gerçekleştirdikleri şiddet eylemleri için özür dilemesi önemlidir(!)
Bu PKK'nin siyasallaşma eğiliminde atılmış bir adım daha olarak görülmelidir.
Ve sözüm ona "çözüm sürecin" denen olayda bağımsız Kürdistan'a giden bir adım daha olarak değerlendirilmelidir. Adım adım gerçekleşen bu uzun vadeli planın ne yazık ki baş aktörlerinden biri olan Almanya, kadim Türk - Alman dostluğuna büyük bir darbe daha vurmuştur.

Sizlere sesleniyorum...
Din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin sizlere...
Recep Tayyip Erdoğan denen baş hırsıza...
AKP denen talan partisine ve tüm vatan hainlerine dur deyiniz...
Önümüzdeki seçim son fırsat...
Ondan sonra çok geç olacak!

                                                                        *

Namussuz pezevenk

Savcı öldürüldü...
Görüntüler teröristi, terörü "özendiriyor" gerekçesiyle yasaklandı...
Hatta Google, YouTube vesaire bir günlüğüne de olsa erişim engeline takıldı...
İyide...
Bu devleti "yönetmekle" sorumlu olanlar >>>bizzat<<< teröristle müzakere masasına oturunca neden bir şey olmuyor?

                                                                        *

Ben terörist değil anarşistim

Ya arkadaş ne büyük başım varmış...
Millettin ayağı takılsa benden biliyor...
Kaldı ki...
Terörist ile anarşist arasındaki farkı bilmeyen asla muhatabım olamaz!

Millet gider Mersine...
Ben mutlaka giderim terine(!)...
Aykırı adamım, hep böyleydim, hep böyle kalacağım...
Atası çoban olanla işim olmaz...
Ama bu aynı zamanda çobanı aşağıladığım anlamına da gelmez!

İnsandır davam ve insanların oluşturduğu toplum!

Böyle gelmiş böyle gider…
Az okumuşlukla, çok okumuşlukla ilgili değildir…
Hatta görgü ve geleneklerin bile çoğu zaman önemi yoktur…
İnsan…
Toplum içeresinde sürü psikolojisinin etkisine girer…
Ve bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyerek toplumun içeresine “erimeye” gayret gösterir…
Bu…
Tabiat ananın tüm canlılara ortak kıldığı hayatta kalma refleksidir!

Toplumlar istisnasız koyun misalidir…
Ve bu koyun sürüsüne çoban(lar) gerek…
Ancak…
Toplumun dışında ama sürekli yakın temas sağlama çabasında olanlarda vardır…
Bunlar kurtlardır…
Toplumdan koparabildiğini kar sayar!

Birde çobanın, koyunların kadim dostu vardır…
Çoban köpekleri…
İnsanın hayvanlar âleminde en eski dostu köpek…
Toplumlarda köpek kelimesi genelde aşağılamak, küfür etmek için kullanılsa da…
Bu, bu dört ayaklı dosta büyük bir haksızlıktır…
İşte bu çoban köpekleri sürünün etrafında sürekli gezinerek…
Koyun sürüsünü tehlikelerden ama özellikle kurtlardan korumaya çalışır!

Ben mesela…
Ailemin çoban köpeğiyim…
Sürekli etraflarında, sürekli gözüm üstlerinde…
Kuzucukları, koyunları tehlikelerden koruma çabasında…
Keza…
Mensubu olduğum toplumları da gerektiğinde uyarmaya çalışırım…
Bu kimi zaman Alman, kimi zaman Türk toplumu olabiliyor…
Ben buyum…
Ne fazlası, ne eksiği!

                                                                        *

Erdoğan'dan Kılıçdaroğlu'na

Düttürü düt, düt düt, düt, dü, d, ...
Geberseler de kurtulsak!

                                                                     ***

11.04.2015

Oyumun rengini açıklıyorum

Yazdığım ve yazacaklarım haliyle beni bağlar...
Ama öyle inanıyorum ki...
Gelecek cümleleri gerçekten sülalem adına kaleme alabilirim!

Sülale boyu...
"Doğma - büyüme" Cumhuriyet Halk Partiliyiz...
Atatürk ilke ve inkılapları yaşam tarzımızın birer parçası...
Toplumun koyduğu kurallara, kanunlara...
Atatürk ilke ve inkılapları ile çatışmadığı sürece saygılı olur, uymaya çalışırız...
Kur'an-ı Kerimde yazılana inanır, mümkün mertebe ona göre yaşamaya çalışırız...
Çünkü Atatürk ilke ve inkılapları kesinlikle Kur'an-ı Kerimde yazılı olan ile çatışmaz!

Bilime, Fen'e...
Gerçekten bilgili, kültürlü insana saygıda kusur etmez, söylediklerini dikkate alırız...
Adam gibi adam ile yetinmez...
İnsan gibi insan olduğuna da dikkat ederiz!

İçim kan ağlasa da...
Oyumu KESINLIKLE Yeni Cumhuriyet Halk Partisine vermem, veremem...
Çünkü bu partinin başına geçenlerin Atatürk ilke ve inkılapları ile uzaktan yakından bir ilgisinin kalmadığını yeterince gözlemleme fırsatımız oldu. Yeni Cumhuriyet Halk Partisinin izlediği istikamet benim hedeflerime ters!

Bu yüzden...
Türk siyaset sahnesine baktığımda arda kalan tek parti var...
Atatürk...
Çağdaşlaşma...
Çağdaşlaşma derken geçmişinde sahip çıkan...
Vatan - millet diyen...
Ve bunda samimi olduklarına inandığım...
Oyum Vatan Partisine!!!

                                                                     ***

Seçimler öncesi hırsızın marifetlerini hatırlamakta fayda var

https://cablegatesearch.wikileaks.org/search.php

                                                                      ***

13.04.2015

Sonunda arda kalan

Hepimiz biliyoruz ki...
Para geldiği gibi gider...
Yine gelir, yine gider...
Güzellik kalıcı değildir...
Her şey sağlık ile başlar...
Kuşkunun fazlası bazen ölümcül olabilir...
Bazen ise şüpheler insanın hareket alanını kısıtlar...
Her şeyin azı karar, fazlası zarar...
Sonunda arda kalan ailen ve gerçek dostlar!

                                                                      ***

14.04.2014

Başlığı dünya çapında üç yüzün üzerinde “şubesi” ve yılda düz hesap 30 milyar € cirosuyla bir şirketten “ödünç” aldım. Ürünlerini kendi değimleriyle “democratic design” ile üretiyorlarmış!?

 

Konu bu şirket değil…

Konumuz sanayileşme, demokrasi, liberal ekonomi ve sözüm ona demokratikleşen toplumların sömürü düzenine nasıl “alet” edildikleri ve tabi cingözler!

 

Bunu için öncellikle bazı kavramlara bakmamız gerekecek. İnsanlığın sanayi devrimi ve bu devrimin hala süregelen evrimleriyle “uzlaşma” çabalarını anlamamız zaruridir. Bu zaruret bazı gelişmelere bakış açımızı değiştireceği gibi, bir takım gelişmelerin “doğal” sonuçlarını da anlamamızı kolaylaştıracaktır. Bugün “çağdaş insanlık” sanayi devrimi 4.0 evresine girme aşamasındadır. Ve insanlığı öyle görünüyor ki güzel günler beklemiyor! Her türlü devrimin kaçınılmaz sonucu olan sosyal değişimler ve buna bağlı bireyin yaşam tarzının değişmesi her zaman bireyin lehine gelişmiyor.        

 

Bugünlerde pazarlamacılar, akılı tezgâh(tarlar,) sanayide söz sahibi olanları Industry 4.0’a ikna etme çabasındalar. Birçok insan sanayi devrimini okuldan kalma bilgileriyle 18. Yüzyılın bir evresi olarak görürken, gerçekte yaşanan aşamalarının farkında bile değiller çünkü içine doğduğumuz ve ömrümüzün sonuna kadar parçası olduğumuz düzen bunu gerektiriyor.

 

- Genel hatlarıyla 1712 – 1850 arası yaşanan sosyo – ekonomik gelişmeler ve birtakım icatlar ile sanayi devrimi başlamıştı1. Bugün bu evreye Sanayi 1.0 denmekte.

- 18. Yüzyılından 19. Yüzyılın başlarına kadar yaşanan gelişmeler Sanayi 2.0 olarak değerlendirilmektedir. 

- Ve bela her zaman geliyorum demez! Dünyanın başına bir taraftan inanılmaz imkânlar sunarken bireyin, birey yolu ile toplumu3 değişmesine vesile olacak gelişmeler 19. Yüzyılın ortalarına doğru   

başlayacak ve bu gelişmeye Sanayi 3.0 denecektir. Bir düşünün, Karl Mars’ın 1867 yılında yayınlamaya başladığı Kapital isimli yapıtta yazdıkları günümüzde dahi geçerliliğini korumaktadır. Bu açıdan bakıldığında insanın ve insan işgücünün sömürüsü tüm hızıyla sürmektedir. Richard Morley (1969) ve Odo J. Struger bugün tanıdığımız sanayinin gelişmesine Programlanabilir Mantiksal Denetleyici (PCL)

Modicon 084 adı altında “Solid – State Sequential Logic Solver” endüstriye sokarak durdurulamaz gelişmelere yol açmışlardır. Dünya artık değişmiştir ve asla eskisi gibi olması mümkün değildir.

20. Yüzyıl bu ve benzeri çok önemli gelişmelere4 ev sahipliği yaparak 21. Yüzyıl ve Sanayi devrimi 4.0’a kapıları aralamıştır.     

 

İnsanoğlunun sanayileşme tarihinde kısa bir gezinti yaptıktan sonra günümüze gelebiliriz. 19. Yüzyıl sanayi devriminin ve buna bağlı toplumsal sancıların etkileri günümüze kadar sürmektedir. Belki farkında olmayabilirsiniz ama sanayi patronlarının maliyeti düşürerek, kârı arttırdıkça artırma faaliyetleri başta çevreye, eninde sonunda ama insana ve topluma – insanlığın zararınadır. Çünkü aklınıza gelebilecek her açıdan dengeler bozulmuş veya bozulmaya başlamıştır.

İnsan işgücünün gittikçe teknolojik gelişmelere kurban edilmesi, eninde sonunda toplumsal bir infiale yol açması kaçınılmaz olacaktır. Yediğimiz içtiğimizden tutun, giyimimizden, izlediğimiz – okuduğumuza, hatta düşüncelerimize kadar her şey bu faaliyetin bir kurbanıdır. Bilinçaltı çalışmaları ile yönlendirilen insan kendi açgözlülüğünün kurbanı olacaktır.

 

Örnekler mi istiyorsunuz? Buyurun…

7 milyar insan…

Tek yumurta ikizlerinin haricinde birbirimize benziyor muyuz?  Halliyle ortak özelliklerimiz var ama her birimiz karakteriyle, yüzüyle, parmak iziyle farklı farklı birer canlıyız. Peki, her gün düşünmeden çiğneyip geçtiğiniz toprağın bile bir kaç metre ara ile mikro – biyolojik özellikleri açısından farklılıklar arz ettiğini, aynı tür ağaç olmasına rağmen, mesela elma ağaçları, her bir ağacın kendine özel DNA karakteristiği taşıdığını biliyor muydunuz?

Ve gözünü para hırsı bürümüş kimi insan…

Maliyeti düşürmek için genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırarak piyasaya sürmektedir. Bahane; bu kadar insanı bu kadar kısa sürece ve en önemlisi bu kadar ucuza başka türlü besleyemeyiz(!) Sizce bu doğru olabilir mi? Evet, bir beslenme ve içecek sorunu şüphesiz baş gösterecektir. Ama bu sorunu çözmenin başka yolları gerçekten yok mu? 

Yoksa sorun salt maliyet ve kâr oranına indirgenebilecek kadar “basit” midir?

Ve bu “düşünce(sizliğin)nin” itici gücü, “tüm” dinamiği Amerika Birleşik Devletidir. Kâr ve kazanma güdüsü öylesine ikna edici, o kadar cazip bir nedendir ki, geçenlerde Avrupa Birliği bile, tüm tepkilere rağmen, bu güdüye ve ABD baskısına yenik düşerek GDO’su değiştirilmiş ürünlerin Avrupa Birliğine ithal edilmesine izin vermiştir. Yani almayacağınız ABD öncülüğünde küreselleşen bir dünyada para kazanmanın, yani ticaretin önünde sınır kalmamıştır(!) Peki, durum gerçekten böyle midir?

 

Bunu daha iyi anlamak için gelin ben size Yunanlıların demokrasiye nasıl ve hangi sebeplerden dolayı eriştiklerini kısaca anlatayım ki konumuza dönebilelim. Eski yunanda, Yunanlılar küçük küçük beylikler demeyelim de şehirlerde organize oluyorlarmış. Bu şehirlerin en güçlülerinden biri de Atina. Ve özellikle Atinalıların gözü Anadolu topraklarındaymış. Sorun o toprakların o zamanlar Pers hanedanının egemenliği altında olmasıymış. Atinalıların Persler ile çatışması güç dengesi açısından oldukça zormuş. Atinalılar düşünmüş taşınmış ne yapabiliriz diye, ara ara çatışmaya giren Yunanlılar halkın her kademesinden insanlarmış ancak bugün bile geçerliliğini koruyan bir sınıflandırma o zamanlar bile hâkimmiş. Alt, orta ve üst sınıf, yani fakir, orta halli ve zengin insanlar. Toplumun en büyük kısmını, bugün olduğu gibi fakirler oluşturuyormuş. İyide savaşa gidecek insanların çoğunluğu fakir ise onları nasıl savaşa motive (dürtü) edersin?  Para vererek, kaynağı nereden bulacaksın? Zenginden isteme? Zengin parasını o günde bugünde fakire vermekten hoşlanmaz!

Çareyi fakiri alınacak kararlarda söz sahibi yapmakta bulmuşlar. Anında paraya gerek yok, gerekirse demagoglar (lafebesi, lafazan) sayesinde halk yine istenildiği şekilde yönlendirebilir. 

                     

Biz yine kaldığımız yerden devam edelim…

Evet, durum gerçekten böyle değildir çünkü insan dediğin, bazen bile olsa, haksızlığa karşı durma, haksızlığa – adaletsizliğe başkaldırma özelliğine sahiptir. Bu yüzden birçok şeye kılıf hazırlamak kaçınılmazdır. Bu kılıfların etkililerini gösterebilmesi için ise bazı koşulları yaratmak gerek. Bunların başında insanı kimliğinden, tüm tanıdığı bildiği değerler manzumesinden soyutlamaktır gelir ki, insan istenilen kalıba sığsın, istenilen sonuçlara en verimli şekilde ulaşılsın. Bu çalışmanın iki ayağı vardır. Kendi toplumsal iç dinamiklerine ve hedef alınan topluma karşı. Kendi iç dinamiklerini, toplumu hazırlamanın en kolay yolu gerçek veya farazi bir düşman yaratmaktan geçer. Yani bir tehdit unsuru oluşturulur. Bu “tehdit” toplumu bir arada tutarken gelebilecek iç ve dış tepkilere karşı hazırlar. Hedef alınan toplumdaki çalışmalar daha meşakkatlidir ve zaman ister. Hedef alınan toplumu hazırlamanın yolu ise çelişki yaratarak kendini, gelmişini ve geleceğini sorgulamasından geçer. Kendini sorgulayan ister insan, ister toplum olsun geçicide olsa bir “kimlik” bunalımına girer. Toplum mühendislerinin beklediği andır bu an!

Gerekli müdahalelerle, bu suni bunalım artırılır. Ve öncelikli hedef toplumu bir arada tutmaya yarayan değerlerdir. Dil, din, kültür veya salt milli bilinç gibi! Bu değerler manzumesi toplum tarafından ciddi şekilde sorgulanmaya başlamasıyla “sınırsız, deli para kazanmanın” önü açılmaya başlar. Artık ne insan nede toplum perde arkasında dönen dolapları, gerçekleri sorgulayacak, nede görecek durumdadır. Çünkü insan ve toplum kendisiyle ilgilidir ve başka şeylere vakit ayıracak veya ilgilenecek durumda değildir. Konuyu toparlayacak olursak, idrak edebileceğiniz gibi aslında demokrasi, ta başından beri büyük kitleleri, köpeğin önüne atılan kemik misali bir oyalama ile yönetme sistemidir. Çünkü karar alıcılar dünde, bugünde toplumsal inancın aksine azınlıkta kalan zümrelerdir. Büyük kitleler daha öncede ifade ettiğim gibi demagoglar sayesinde istenildiği, gerektiği şekilde yönlendirilebilir5. Gelelim demokrasilerde ekonomik sisteme. Adı ne olursa olsun ister parlamenter, ister başkanlık, ister parlamenter monarşi, ister sosyal demokrasi, ister doğrudan demokrasi veya temsili demokrasi. Bir şekilde kenarından köşesinden veya ortasında, arz – talep ile “kapitalist” sistemin “selam” veriyor. Mesele tüm bu saydığım sistemlerde devletin, piyasayı denetim ve yönlendirme görevini ne denli hayata geçirerek ciddiye aldığı ile ilgilidir. Misal liberal ekonomilerde ilke, devletin mümkün olduğu kadar piyasalara müdahale etmemesi ve bireysel girişimciye özgür girişimcilik hakkı tanımasıyla ilgilidir. İşte tam bu arz – talep, özgür girişimcilik ve devletin denetim görevini ciddiye almaması durumunda6 vahşi kapitalizm değdiğimiz insan işgücü sömürüsüne kapılar ardına kadar açılıyor. Konuyu buraya kadar getirdiğimiz için müsaadenizle bir parantez açıp vahşi kapitalizm çarkının işleyiş ve çarkın dişlilerine bakalım. Bu çarkın işleyebilmesi için odağında rüşvet verenin ve alanın olması lazım. Rüşvet veren konumunda olan girişimci7 (cingöz) ve ilgili girişimin denetiminden sorumlu olan devlet görevlisi. Bu ikilinin yansıra bu ilişkiden nemalananlarda olabiliyor. İşte bu rüşvet yumağı Soma Madden Faciası gibi olaylara sebebiyet verebiliyor. Cingözlerin kolu devlet bürokrasisinde ne kadar yukarıya uzanabiliyorsa, cingözler o denli pervasız ve insan hayatına, emeğine saygısız olabiliyor. Buna birde Türkiye Cumhuriyetindeki gibi siyasete “doğrudan veya dolaylı” yolardan bağlı hukukta eklenince gerisini izah etmeme gerek bile kalmıyor8. Bazı özel durumlarda ki, bunun dünya çapında az örneği vardır, mesela Şilili Augusto Pinochet veya en son örneklerinden >>> Türkiyeli <<< Recep Tayyip Erdoğan. Burada “paranın muslukları” yukarıdan aşağıya doğru açılır. Yapılan yolsuzluklar, hırsızlıklar, her türlü ahlak dişi davranışlarla kazanılan büyük paralar genelde, aşağıdan yukarıya doğru verilen veya alınan >>> “komisyonlar” <<< ile kazanılır. Vurgunun hacmi ne kadar büyük olursa alınan komisyon o oranda artar. Unutulmamalıdır ki, iyi bir pazarlamacının en büyük özelliği, şahısları bir araya getirerek komisyonunu aldıktan sonra kenara çekilmesidir. Böylelikle ellerini kirletmez; çünkü o, sadece insanlar arası arabuluculuk yapmıştır. Tabii böyle bir durumun siyasi ahlak açısından kabulü farklı bir alanda tartışma konusu olabilir. Kapa parantez! Kaybeden… Her zamanki gibi; üretici ve tüketici olurken arabulucular köşeyi dönüyor!

 

Görülebileceği gibi ekonomik sistem mükemmel bir şekilde birbirine uyumlu, birbirine bağımlı bir şekilde çalışıyor. Bilinçaltında yaratılan sözde ihtiyaçlar ve sanayi tarafından ürünlere yerleştirilen kasıtlı “son tüketim” tarihleri sürekli bir gelir kaynağı teşkil ederken insanın bitmek tükenmek bilmeyen arzuları bu kaynağın enerjisini oluşturuyor. İyi’de ne zaman kadar?

Dünyanın kapasitesi sınırsız değil ki, ne petrol, ne ham maddeler, ne su, ne gıda her şeyin bir sınırı var, her şey bir gün gelecek tükenecek! Ortadoğu’da eskiden petrol en değerli maddeydiyse, artık ve gelecekte artan önemde su olacaktır. Ortadoğu’yu besleyen su kaynaklarının önemli bir bölümü Türk topraklarında. Çağdaş teknolojinin olmazsa olmazı nadir toprak elementlerinin çok büyük bölümü Çin toprakları üzerinde. Gelecekteki savaşların artan sayıda “ham madde” savaşları olacağını söylemek için kâhin olmak gerekmiyor. 

 

Ve çağımızın aynı zamanda nimeti ve laneti olan…

Mesafe ve zamanın sayesinde kısaldığı, her şeyin birbirine bağlandığı, birbirinden bağımlı olduğu ağlar! Önümüzdeki zaman biriminde iş hayatının vazgeçilmelerinden olacak…

Smart Factory ve Cyber-Physical Systems’ler!

 

Sanayi devrimi 4.0 çağına hoş geldiniz

           

1. Bu icatların başında James Watt tarafından –verimliliği– arttırılan buhar makinesi gelir.

2. Üretim hatlarının devreye girmesi, elektriğin üretimde enerji kaynağı olarak kullanılması (doğru hatırlıyorsam ilk defa 1860’da İspanya’da kullanılmaya başlanmıştır) , telefonun icadı gibi gelişmeler bu evrenin belirleyici ögelerindendir

3. Dikkatinizi çekerim bu yöntemi “toplumsal bir devrim” amaçlayan tüm taraflar kullanmaktadır.

4. Bu Yüzyılın bence en dikkat çekici icatları arasında transistor gelir. Transistorlar sayesinde teknoloji gittikçe küçülmeye ve verimliliği artmaya başlamıştır. 

5. Bakınız günümüz Türkiye’sine

6. Bakınız günümüz Türkiye’sine

7. Her girişimci ticari ve siyasi ahlak yoksunu değildir. Girişimcilik başka bir şey cingöz girişimciler başka bir şeydir

8. Siyaset, ticaret ve hukuk üçgeni Türkiye gibi ülkelerde iktidar, yani yasama çoğunluğunu elinde bulunduranların Ahlaksızlıkları ile birleşince “yandı gülüm, keten helva”  

PDF

                                                                      ***

15.04.2015

Soru

Annesini telefon ile uykudan kaldıran...
Ve...
"Anne, ağabeyim bana hep aptal diyor, ben aptal mıyım?" diye sorana...
Ne demeli bilmem ki?

Ben bu soruyu...
Dünya alem okusun diye bu köşeden yanıtlamak istiyorum...
Hatta, yanıtlamak zorundayım!

Sevgili kardeşim...
Dünyaya geç gelmene rağmen hep başıma dert oldun...
Sen evden bir çıktın...
Eve iki diye geri döndün...
Çocukların 365 günün ortalama 300 günü bizde...
Başımın üstünde yerleri var...
Ancak "dert" birken iki oldu!

Ve sen...
Oldum olası inekçiydin...
Ama inekçi olmak ille akıllı olmak anlamına gelmez...
Daha çok senin dayanma gücünü ve gayretini gösterir...
Saftın, hala safsın...
Saf olmak, arı olmak, insanlık vasıfları arasında en güzellerinden biridir...
Ancak saf, saflığından dolayı karşısındakini kendi gibi bilir...
Hayatın gerçekleri ise çok farklıdır...
Tecrübe ise esastır!

50 senelik hayat mücadelemde...
Aklına gelebilecek her türlü pisliği gördüm...
Acı sefaleti de...
Şuursuz zenginliği de!

Ben sana aptal diyorsam...
Bir takım olaylar karşısında ve burasını vurgulayarak yazıyorum...
Bazen...
Edindiğim tecrübelerin bedelini ağır ödediğim içindir...
Bu yüzden Allahtan niyazım...
Allah...
Ne seni, ne aileni kötüyle karşılaştırmasın...
Sen hep benim "aptal" kardeşim kal(!)

                                                                      ***

16.04.2015

Buna da şükür

Kaç gündür manşetlerden düşmüyor...
AK Saray, hırsız ve ailesi için yeni yapılan konut...
Yok hamam, hela altın kaplamaymış miş ...
Ya heriflerin aklına som altının içine sıçma...
Som altından yapılma küvetler içeresinde banyo yapmak gelseydi halimiz nice olurdu?

                                                                        *

Cicim ayları bitince

-Ne olmuş, ne olmuş?
-Ananın bilmem nesi olmuş(!)
-Ölmüş anamı karıştırma, söyle ne olmuş - ne olmuş?
-Oturan öküz, her lafın peşinden koşacağına kalk bir işe yara (...)
...
-Manda boku, işe yaramaz herif - otur yerine!

Beşeri ilişkilerde...
Bu ve benzeri diyalogları...
Bir süre sonra...
Büyük bir arzu ve aşk ile başlayan ilişkilerde bile duymanız mümkündür!

Hatta öyle ki...
Canım, cicim aylarından sonra gelen sıçım ayları...
50 senelik bir beraberlikten sonra bile başlayabiliyor...
Ancak 50 sene sonra gelen sıçım ayları insana daha ağır koyarmış(!)...

Bu anlattıklarım gerçek hayattan ve tecrübelerle sabittir.

Son olarak, kısadan hisse:
En iyisi mümkün olan en kısa sürede sıçım aylarına geçerek, acısıyla - tatlısıyla, gündelik hayatı birlikte yaşamak

                                                                        *

Ulan arkadaş bu kadın milletinden vallahi billahi korkmak lazım

Sıçan, örümcek vesaire gördüklerinde avazları çıktığı kadar bağıranlar...
Konu güzellik olunca birden bire Arslan kesiliyorlar...
Uzakdoğulu kadınlarda son moda olan bir güzellik yöntemini geçenlerde televizyonda izleyince midem döndü...
Hanımefendiler koltuğa yatıyor, saatlerce yüzlerinde salyangoz gezdiriyorlar...
Salyangoz yada namı diğer sümüklüböcek sözde ciltlerini güzelleştiriyormuş.

Seansı sadece 180 $

Ne desem acaba...
Allah akıl fikir versin!

                                                                        *

Hayatın içinden

1960'lar...
İkinci dünya savaşının tüm dehşetini yaşamış...
Yıllarca Nazi rejimi için Fransa'da tercümanlık yapmış...
Nazilerin insana, yaşama hakkına - bakış açılarını her açıdan görmüş...
Ama özellikle Nazilerin kadına davranışlarına bizzat şahit olmuş birisi!
İtalya'nın Milano kentinde bir kilisenin önünde...

Nazi subayları ertesi gün için hazır olmasını, sabah erken yola çıkacaklarını söylerler. Ertesi sabah saat 6 sularında karargâhın önünde beklemeye başlar, birkaç kilometre ötede Fransız belediyesinde, belediye başkanı ve yerleşmenin ileri gelenleriyle bir toplantıya gireceklerdir. Hava kapalı, yağmur yağdı yağacak. Subaylar saat yediye doğru kapıda belirirler, şoför arabayı kapının önünde hazır ederek subayların merdivenden inmesini beklemeden arka kapıyı açar. Subaylar arabanın yanında belirdiklerinde sağlam bir topuk selamı çakar. İki subay arka koltuğa yerleşir, yanlarında iki kişinin daha sığabileceği kadar yer vardır. Şoför yanındaki koltuk boştur. Kadın, subaylardan biriyle göz göze geldiğinde "ben ne olacağım" gibi bir hareket yapar. Subay: "Uzak değil, arabanın yanında yürü" der(!)
Araba kadının yetişebileceği bir hızla yola koyulur. Bu arada yağmur yağmaya başlar.

Yılardan 1950'ler, yer Almanya...
Evli bir kadının, erkeğin izni olmadan çalışması yasaktır. Evin reisi erkektir ve bu uygulama ancak yıllar sonra kaldırılacaktır.

Kadın merakını yenemeyerek kilisenin içeresine girer...
Kilisenin camları, freskolar cezbedicidir...
Dona kalır, nereye bakacağını şaşırmış bir halde etrafında gördüklerini adeta hafızasına kazımaya çalışır. Kilise büyüktür ve o, bir şapelden diğerine gezmeye başlar. Birden bir el çıplak omuzlarına dokunur.
Orta yaşlı bir adam kadına İtalyanca söylenmektedir. Kadının İtalyancası yetersizdir ama adamın kendisine söylendiği her halinden belidir. Birden 30'lu yaşlarda genç ve yakışıklı bir adam sahneye çıkar. Sırtındaki ceketi çıkararak kadının omuzlarına dikkatlice koyar. Söylenen adamın yüzünde bir gülümseme belirir ve sesiz sedasız yanlarından ayrılır.

Centilmence davranışı ile adeta şövalye ruhlu bu adam kimdir?

Olaylar o kadar çabuk gelişmiştir ki kadın ancak kendisine teşekkür etme fırsatı bulur. Ve kaderin cilvesine bakın ki...
Adam tüm ailesini Nazi kapında yitirmiş bir Yahudi çıkar. Ailesi onu çok geç olmadan Amerika'ya yollamış canını öyle kurtarmıştır. Ve o, şimdi bir Alman kadınını öfkeli ve bağnaz bir İtalya'nın elinden alarak insanlığını göstermiştir.

Bu anlattıklarım gerçektir. Ve tüm anlayanlara atfedilmiştir.

                                                                      ***

20.04.2015

Kuşku

Neden 24 Nisan'da...
Başka bir gün değil?
Neden 5 Mayıs, 18 Haziran veya başka herhangi bir gün değil de 24 Nisan?
23 Nisan 1923'e herhangi bir şekilde atıfta mı bulunmak...
Türkiye Cumhuriyetinin ilanı ve hemen ertesine gelen "sözde büyük felaket" arasında bir bağ kurmayı mı amaçlıyorsunuz?

Sizler...
Saygıdeğer Beyefendiler, cici hanımlar...
Sizler ne kadar baskı kurmaya çalışırsanız çalışın...
Böyle önemli bir iddia >>> hiç bir neden veya gerekçeden dolayı kuşkuya yer bırakmayacak bir şekilde ispatlanmadıktan sonra <<< bir iddia olmaktan öteye geçemez. Ve ispatlanamayan bir iddianın hukuki hiç bir değeri yoktur! İşte bu yüzden yukarıda sözde büyük felaket kelimelerini tırnak içeresine almış bulunuyorum.

Şu anda iktidarda olan sözde hükümet yıllar öncesi, seçim "kazanmış olsa" bile değişik nedenlerden doyalı günümüzde meşruiyetini yitirmiş durumdadır. Bu yüzden oluşturduğunuz baskı neticesinde bu "hükümetten" bu konuda taviz almış olsanız bile, resmi ve tüm Türk milletini temsil eden bir hükümet kurularak bu konuda - çok taraflı ve uluslararası usul ve hukuka uygun- bilimsel araştırmalar yapılmadıktan sonra tarafımızdan hiç bir hukuki mesuliyet kabul edilmemektedir ve kesinlikle edilmeyecektir. Bu bilimsel çalışmanın neticesi lehte veya aleyhte olsun Yüce Türk Milleti tarihi sorumluluklarından, mesuliyetlerinden kaçınacak bir millet asla olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır:

Not: Değişik millet hükümetleri tarafından bugünün "soykırım" olarak tanınması hukuki bir zemin yaratma çabalarından başkası değildir. Ancak yine de "ufak" bir ayrıntı var ve bilindiği üzere şeytan ayrıntıda yatmaktadır. İspat!!! İspatlayamadıktan sonra iddia ötesine geçemez!

                                                                      ***

21.04.2015

Üç kuruş

Yıllarca üç kuruşluk adamlara devlet teslim edersen olacağı bu...
Sorun..
Üç kuruşluk adamların yerine talip olanların beş kuruşluk adam olmaları...
Yok mu memlekete altın lira değerinde adam?

                                                                        *

Operasyonla gelen, operasyonla gider

Sizi bilmem ama ben Kemal Kılçdaroğlu'nun nasıl "meşhur" edilerek CHP başkanlık koltuğuna oturtulduğunu hala unutmadım. Birlikte hatırlayalım, İki bölümlü operasyonun ilk ayağı Dengir Mir Mehmet Fırat'ın "belge ve bilgilere" dayanan "temizleme" olayıydı. Sonradan patlak veren Deniz Baykal'ın uygunsuz görüntüleri ve istifası bu cibilliyetsize CHP'nin kapı ve pencerelerini ardına kadar açtı. Netice Y-CHP diye ne olduğu belirsiz bir parti(!)

                                                                      ***

22.04.2015

Mesele soykırım değil, mesele 21. Yüzyıl eşiğinde (…)

Bazı “güvendiğim” kaynakları okuyunca…
Biraz düşünülerek, bazı birbirleriyle alakasız gibi görünen konuları ama özellikle kimi ülkelerin “milli mesele” haline getirdikleri, “Ermeni soykırım” iddiası çerçevesinde uzun ve kısa süreli olmak üzere menfaatlerini belirli ve birbirleriyle bir ilintiye sokunca…
Bende öyle bir izlenim oluşuyor ki…
Sanki mesele sözde “büyük felaket” diye adlandırılan sözde “Ermeni Soykırımı” değil de 21. Yüzyıl eşiğinde bu topraklara düzenlenecek bilmem kaçıncı haçlı seferiymiş gibi geliyor(!)

Bilindiği üzere haçlı seferinin itici gücü Vatikan’dı…
Papa, meselenin özünde genelde para yatmasına karşın, toplumu harekete geçirmek için dini duyguları suiistimal ederek insanları galeyana getiriyordu. Dün işe yarayan bu yöntem bugün içinde etkisinden hiç bir şey kaybetmiş değildir. Yazılı ve görsel basında yer alan haberlerde Ermeni kökenli vatandaşlarımızın Hristiyan kimlikleri öne çıkarılarak, genelde dünya ama özelde Avrupa toplumu muhtemel gelişmelere hazırlanmaya çalışılmaktadır. Atatürk milliyetçisiyim diyen insanların görevi ise bu çirkin ve menfaatperest oyunu bozmaktır. Tarihi gerçekleri saptırarak farazi iddialarla konuyu gündemde tutmanın amacı, meselenin zaman aşımına uğramamasıdır(!)

Türkiye Cumhuriyetinin konuyu uluslararası bilim heyetine taşıma gayretleri ve karşı tarafın bunu ısrarla ret etmesi bu aşamada çok önemlidir. Özellikle Almanya’da “bir – iki gündür” yaşanan bu konuyu tanıma eğilimi de çok önemlidir çünkü unutulmamalıdır ki Osmanlı İmparatorluğu ve Almanya o dönemde müttefikti. Talat Paşanın günahını, Osmanlı İmparatorluğunun gafletini bugünlerde sırtımıza yüklenmeye çalışılması en hafif tabiriyle hakkaniyetli değildir!!!

Ama gerçekten acı olan...
Kürt kökenli vatandaşlarımızı temsil ettiğini iddia eden bazı "ileri" gelenlerin kalkıp Ermeni katliamından dolayı, ataları namına, mağdur torunlarından özür dilemeleridir. Haliyle bir devletin öncelikli görevleri arasında din, dil, ırk gözetmeksizin TÜM vatandaşlarının mal ve can güvenliğini sağlamaktır. Ancak bu, günümüz teknolojisine rağmen bugün bile tam anlamıyla gerçekleştirilememektedir. Kaldı ki böyle bir ütopyanın birinci dünya harbi esnasında gerçekleştirilebilmesi mümkün olamazdı. Zamanında Ermeni vatandaşlarımızın bir kısmının Rus ve muhtemelen Fransız telkinlerine kanarak kendi komşusunu katletmesi, Türk ordularını çete savaşlarıyla Rus ordusu önünde zayıf düşürülmesini sağlamak vatana - kendi milletine ihanet değildir de nedir? Unutulmamalıdır ki günümüzde bile böyle ihanetlerin cezası ölümdür. İddialarda yer alan ölüm vakası sayıları ise hangi "bilimsel" verilere dayandırıldığı kaynak gösterilmediği için fazlasıyla kuşkuludur.

Yukarıda yazdıklarımdan böylesine üzücü olayları inkar ettiğim izlenimi çıkarılamaz. Kuşkusuz iki tarafı da üzen ve hala unutulmayan, unutturulmayan olayların vuku bulmuş olması olasıdır. Ve yaşanan her ölüm, gereksiz ve bir ölüm fazlasıdır.

                                                                        *

Cephe

Cephede kazanıp masada kaybeden biz...
Son on üç senedir cephe mücadelesi vermeden...
Teslimiyet bayrağını çekenler kimler?

                                                                        *

Türkiye'de öyle insanlar var ki

Türkiye'de öyle insanlar var ki...
Oy için...
Kendi anasını, karısını veya kızını...
Alemin herifinin altına yatırmaktan çekinmez...
Onlar için...
Oy için her türlü yol ve yöntem mubahtır...
Maalesef acı gerçek bu...
Cok yazık sana Türkiye'm, çok yazık!

                                                                        *

Ermeni kızı Karin

Gençlik tabii...
Kan fokur fokur...
Cepte para, altında araba...
Umurunda mı dünya?
Gelsin kızlar, gitsin karılar!

Hayır...
Ben ırkçı değilim...
Tam aksine Anadolu medeniyetine, Anadolu insanlığına, Anadolu kardeşliğine inanlardanım. Benim için karşımdakinin dilinin, dininin, ırkının hiç bir önemi yoktur. Beni ilgilendiren; insan mı ona bakarım. Öyle ki en samimi dostlarımdan biri Yılmaz adında bir Ermeni'ydi. gırtlak gırtlağa soykırım meselesini tartışmışlıgımız vardır. Buna rağmen dosttuk, uzun yıllar oluyor birbirimizi gözden kaçıralı, dostluğumuz ise en azından benim açımdan baki!

Tıpkı...
Karin'e karşı his ettiklerim gibi...
Neredeyse otuz yıl oluyor...
Masumane flörtün dışında bir şey geçmedi aramızda...
Ama Karin...
Hem hafızama, hem kalbime kazıldı!

                                                                      ***

23.04.2014

Soykırım iddialarına...
Kutlu doğum haftası soytarılıklarına...
Kısacası...
Tüm engelleme ve saptırma çabalarına karşın...
23 Nisan...
Türkiye Cumhuriyeti...
Ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü unutturamayacaksınız!

Sizlerin yetiştirdiği...
Sizlerin etkisi ve telkini altında kalan...
Kindar ve de çok "dindar" gençlere rağmen...
Bu milletin...
Anadolu'nun evlatları...
Ne Peygamber efendimizi...
Ne Gazi Paşayı unutacak...
Ve Türkiye Cumhuriyetini...
Al bayrağımızı...
Tüm kültürel değerlerimizi...
Gelecek nesillere olması gerektiği gibi aktaracaktır!

Atatürk ve arkadaşlarının torunları...
Kin ve nefretten uzak...
Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı...
İnsanca ve kardeşçe birlikte yaşamanın...
Hak ve hukukun yolunu mutlaka bulacaktır!

O günler gelene kadar ise...
Ne iç nede diş baskılara boyun eğmeden...
Doğru bildiği...
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün göstermiş olduğu yoldan...
Bir milim dahi sapmayacaktır...
Bu böyle biline...
Bu böyle tarihe yazıla!

                                                                        *

Ananızın bilmem nesi

İnsanı pis pis konuşturuyorlar...
Her sene aynı tiyatro...
ABD başkanı, o - bu soykırım diyecek mi, demeyecek mi...
Ne lan bu?

Tarihi gerçekler...
Birilerinin iki dudakları arasından çıkacak sözlere mi bağlı?
Türk milleti...
Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu kadar mi aciz?

Desen ne olur, demesen ne olur?
Gerçekler neyse o...
Yürüüü inek arabası, ense tıraşını görelim!!!

                                                                        *

İşte Anadolu

İster Türk, ister Kürt, ister Ermeni, ister Laz, ister Çerkez, ister ne olursan ol...
Ama önce dinle...
Gözlerini kapa ve bu ezgilere kulak ver......
Eğer yüreğinde bin bir türlü dalgalanma, hüzün, yas ve de mutluluk...
Gözlerinde yaş his etmezsen...
Ya sen bu toprakların evladı değilsin...
Yada bu toprakların evladı olmana rağmen duygu yoksunu bir zavallısın(!)

                                                                        *

O, en kolay yöntemi seçti

Kalp kırmak kolaydır...
Kırıp dökmek her zaman kolaydır...
Yoktan var etmek...
Kırılanı tekrar onarmak...
Hele kırılan gönüllü tamir etmek...
Zordur be dostum...
Tamir ettiğini sanırsın ama...
İzi mutlaka bir şekilde kalır!

Sevgi...
Bağların en güçlüsüdür...
O, en kolay yöntemi seçti...
Ayırdı, böldü - bölüştürdü...
Kırıp döktü...
Kan aktı kan...
Buna rağmen ata yadigârı söz der ki...
Zaman her şeyin ilacıdır...
Af etmek büyüklüktür...
Anadolu terbiyesi bunu gerektir...
Sevgi...
Bağların en güçlüsüdür!

                                                                      ***

24.04.2015

Vay Allahsız, Peygamberiz tepsi vay. Sen bana direnirsin ha?!

Malum uykuyla aram yok...
Tavuklarla yatar, horozlardan >>> önce <<< kalkarım...
Öğrencilik yıllarımdan kalma alışkanlık işte...
Yıllar sonra fabrika ayarlarıma döndüm!

Aradaki fark, ihtiyarlık...
Tabi kazadan kalma sağlık sorunları da ihtiyarlıkla birlikte arttı...
Eskiden gecenin sessizliğinde ders çalışırdım...
Ancak artık gözler görmüyor, hafıza ise can çekişiyor...
Işın yoksa okuduğunu tekrar tekrar oku...
Jeton geç düşüyor ne yaparsın?

Anlayacağınız can sıkıntısı...
Hanım bugünlerde kadınlıktan istifa ettiği için yemek işi bana kaldı...
Dün akşam orospu karı lahmacunu* yaptım..
Afiyetle yedik...
Hanıma, bulaşıkları bırak ben hal ederim dedim...
Gece yarısı kalktım...
Kendime güzel bir kahve, bulaşıkları bulaşık makinesine...
Tepsi kaldı ortada(!)

Uleen ben senin tepsi gibi...
Ama ne yaparsın söz verdik...
Arkadaş...
Annem sağ olsun kız kardeşim gelene kadar...
12 sene beni kız gibi yetiştirdi...
Evde her türlü işi yapabiliyorum...
Dikiş dahil, nefret ettiğim ütü!

Tepsideki lekeler inanılmaz bir dirayet ile bana ve tele, süngere direniyor...
Tepem attı mı önümde kimse durmasın...
Ya ben öleceğim ya o...
O kadar yani...
Bu artık benim ve tepsi arasında bir mesele oldu...
Ya ben öleceğim ya tepsi...
Anlayacağınız...
İzzet-i nefs meselesi!

Baktım olacak gibi değil...
Ölecek olan benim...
Eğildim...
Açtım lavoba altındaki dolabı...
İlk elime geçen fırın temizlemede kullanılan sprey...
Hah dedim yanıkları temizleme...
Muhtemelen yüzümde geniş bir gülümseme...
Koyarsın tepsiyi lavobanın ortasına...
Sıkarsın spreyi Allah ne verdiyse...
İçimden bitti bu iş dedim...
Sen kaybettin oğlum, Önder kazandı...
:)

Tepsiyi kenara koydum...
İlaç önce bir kire işlesin dedim...
Lavabo ilaçtan bembeyaz...
Sorun yok...
Su ve bez hal eder...
Birde ne göreyim...
Gözlerime inanamadım...
Hanımlar dikkat(!)
Tip dahil, teknolojide birçok "icat" tesadüf eseridir...
Lavabo...
Sanki çarşıdan yeni alınmış...
Pırıl, pırıl, ışıl - ışıl!
Bilmeyenlere duyurulur...
Ben mesela bilmiyordum.
:)

*Tarifini bir ara veririm.

                                                                        *

Cehaletimden ötürü özür diler, ithamımdan dolayı utanç duyduğumu özellikle belirtmek isterim

Hrant Dink...
Hiç şüphesiz bu toprakların öz evlatlarından biri...
Kendisine saygım sonsuz.

...

Kontrol etmedim...
Ama rahmetlinin sözlerinden şüphe duyacak durumda da değilim!
http://www.cnnturk.com/…/t…/hrant-dinkin-kaleminden-24-nisan

                                                                        *

Türkiye'nin eli çok fazla zayıfladı

Dün akşam Alman Cumhurbaşkanı...
Bugün Alman parlamentosu...
Genel hatlarıyla 1915 olaylarını "soykırım" olarak niteledi!

Dikkat çeken...
Tüm partilerin bu konuda "tam" bir uzlaşı içeresinde hareket etmesidir...
Hükümet "soykırım" ifadesini yumuşatmaya çalışsa da...
Böylelikle Türkiye'nin eli fazlasıyla zayıflamış durumdadır...
Ama Türkiye için...
Bu ithamdan, bu zan altında bırakılmaktan...
Kurtulmanın yolları tamamen kapanmamıştır...
Yeter ki akıllı politikalar üretebilsin!

Gerçekten üzücü olan...
Cem Özdemir gibi soysuzların...
Böyle has has konularda havlayabilmesidir!

                                                                      ***

25.04.2015

Çakır Emine

Rahmetli babaannemin lakabı...
Üzülerek ifade etmeliyim ki...
Hala bazı meseleler söz konusu olunca...
Millet olarak kafamızı, deve kuşu misali, kuma gömebiliyoruz...
Tehlikenin var olduğu bilincinde ama biz tehlikeyi görmediğimiz taktirde, tehlikenin de bizi görmeyeceğini sanarak(!)

Bu...
Hayatın gerçeklerine...
Meselenin tabiatına ters bir durumdur...
Gerçekçi olarak...
Sorunlara gerçekçi çözümler üretmediğimiz sürece kaybetmeye mahkumuz!

Kendinize neden babaannemin lakabını başlık olarak seçtiğimi sorabilirsiniz...
Çünkü Çakır Emine'nin hayatı...
Bizim hayatımız...
Belki bir gün, aynı başlık altında kaleme alırım...
Ancak lakabı başlık olarak seçmemin nedeni başka...
Dedem...
Gümülcineli...
Öz be öz Türk...
Konuyu ayrıntılarıyla yazmayacağım...
Birinci dünya savaşının kargaşalı günleri...
Dedem ve babaannem evlenirler...
Babaannem, babama hamile kalır...
Dedem Yunan tebalı olduğu gerekçesiyle Yunanistan'a geri sürülür...
Yıllarca Türkiye'ye geri dönemez...
Ne resmen, ne kaçak...
Çakır Emine rahmetli halam ve babamla ortada kalır(!)

Demem o ki...
Geçmişte de, günümüzde de o kadar çok siyasi hata yapılıyor...
Bir konu etraflıca ve >>> sonuna <<< kadar düşünülmeden o kadar çok kararlar alınıyor ki...
Ceremesinde, çilesinde suçsuz, günahsız insanlar çekiyor!

                                                                      ***

26.04.2015

Bu ne kin, bu ne nefret?

Türkiye'de akrabalarım teyze oğlu için kindar derler...
Aman Allah'ım, söyle kindarmış - böyle inatçıymış...
Eh insan beterin beterini görmeyince, göz önündekini bir şey sanır!

Beni izinden izine tanıyor, biliyorlar...
Sert mizacımdan dolayı zaten adım çıktı da, birde benim bu taraflarımı tanımaya başlasalar sanırım teyze oğlu solda sıfır kalır. Bunları neden mi yazıyorum?
Çünkü unutamıyorum...
Bana yapılan iyiliğinde, kötülüğü de asla unutmam...
Kendinde en nefret ettiğin tarafın ne diye sorsalar...
Tam da bu tarafım derim!

Yazdıklarımdan ve daha yazacaklarımdan hiç bir zaman kendimi soyutlamadım
Siz(ler)e karşı bir eleştiride bulunuyorsam eğer...
Bu aynı zamanda benim içinde gereçlidir!

Çuvaldızı kendine, iğneyi başkasına batır diye boşuna söylememiş atalarımız...
Önce kendi kapının önünü temizleyeceksin ki...
Sokağın kirinden dolayı komşuna kızabilesin!

Ne zamandır sizleri izliyor, yazdıklarınızı anlamaya çalışıyorum...
Kendimce, amatörce analizler yapıyorum...
Tabii salt Facebook'ta değil, daha benzeri ve daha da önemlisi herkesin giremediği Dark Net sayfalarında. Evet, Dark Net bir tane değildir, değişik Dark Net'ler vardır, bilişim, radikal görüşlerin sarf edildiği siyaset, pornografi, yasa dişi ticaret sayfaları vesaire vesaire...
Hepsinin ortak yanı...
İnsanların hoşgörüden, anlayıştan, empati duyabilmekten gittikçe uzaklaşması...
Ne oluyoruz arkadaşlar?
Dostlar, ne oluyor bize?
Atatürk milliyetçisine...
Anadolu kültürüne hiç yakışan tutumlar mıdır bunlar?
Bu ne kin, bu ne nefret?

Yok Ermenilerden nefret ediyormuş...
Yok Kürtler şöyleymiş, böyleymiş...
Yok dinciler, yok laikler, yok şu, yok bu!

Allah bile kulunu af ederken...
Sen...
Kim oluyorsun?

Ortak bir gelecek için...
Gördüğünü, görmemek...
Duyduğunu, duymamak...
Bazen ise geçmişi görmemezlikten gelerek...
Nokta koyabilmek lazım!

                                                                        *

1915 olayları, hukuki açıdan neden Soykırım olarak nitelenmez

Başlı başına uzunca bir makalenin konusudur...
Ancak meselenin bam teli "herkes tarafından anlaşılabilecek kadar basittir"...
Bu konuda uzun uzadıysa ahkam kesecek değilim...
En önemli noktasına değinerek...
Dost ve arkadaşların eline "önemli" bir gerekçe...
Ve savunma aracı vermek istiyorum!

Kim kimi...
Neden...
Hangi şartlar altında öldürdü, katletti bu yazının esasını teşkil etmemektedir!

Azınlıklar ve soykırım ifadesinin tarihçesi oldukça gerilere gider...
Evet, insanoğlu var olduğundan beri...
İnsan denen varlık birbirini öldürmüştür, öldürmektedir...
Savaş geçmişte de, günümüzde de, gelecekte de olacaktır...
Ve maalesef suçsuz günahsız başta kadın ve çocuklar olmak üzere...
İnsanlar ölecektir!

Hukuken...
Soykırım ifadesinin ardında yatan birilerinin*, başka birilerini** >>> kasıtlı <<< beli bir plan ve program çerçevesinde topluca imha etmesi anlamını taşımaktadır. Bu soykırımın vesile ve nedenleri farklı olabilir. Maddi veya manevi menfaat, kin, nefret gibi. İddia edildiğinin aksine, en azından benim bugüne kadar okuduklarımda Osmanlı devletine ve hukuki mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyetine kasten Ermeni kökenli vatandaşlarını öldürdüğüne dair bir kanıt sunulamamıştır. Tabi benim okumamış olamam hiç bir şey ifade etmez. Ancak Türkiye Cumhuriyetine karşı 1915 olaylarında yaşanan ölümlerden dolayı bir kasıt kanıtlanamadığı sürece soykırım ifadesi yersiz ve hukuki hiç bir zemine dayanmamaktadır.

Daha iyi anlaşılabilmesi için Almanya'yı örnek vermek istiyorum...
Videolar, toplu mezarlar, toplama kampları, gaz odaları, fotoğraflar, olayı bizzat yaşamış şahitlerin ifadeleri ve burası Türkiye'yi ilgilendiriyor zamanın dış temsilcilikler tarafından toplanan ve ülkelerine yollanan, arşivlenen istihbarı bilgiler.
Tüm bunlar yoğun bir şekilde Almanya'nın önüne konunca Almanların inkar etme şansları kalmamıştır. Türkiye'nin önüne konan böyle kanıtlar mevcut mudur?

* Bu genelde devlet gücünü elinde bulunduran ve o devlet adına hareket eden
** Bu genelde azınlıkta kalan devlet gücüne nazaran daha zayıf konumda olan veya kendi adına devlet gücüne sahip olmayan

                                                                      ***

27.04.2015

1915 olaylarında öncelikli olarak kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanıtlanması gerekenler

Dünkü yazımda da ifade ettiğim gibi ölümcül vakalarda kasıt hukuken çok önemlidir. Toplu ölümlere geçmeden önce, daha iyi anlaşılabilmesi için, bireysel öldürme olaylarına bakalım:

Kriminolojide öncelikle neden aranmaktadır. Filen gerçekleşen öldürme olaylarında neden en azından fiil kadar önem taşımaktadır. Örnek olarak tecavüze uğrayacak bir kadının kendini savunma amacı taşırken, eylemi gerçekleştirmeye çalışanı öldürmesi olarak gösterebiliriz. Burada gerçekleşen ölüm ve tecavüz olmasına karşın nefsi müdafaa söz konusudur. Ve eğer bir ceza verilecekse >>> neden <<< hafifletici sebep olarak değerlendirilir. Öldüren her zaman öldürme fiilini kasıtla gerçekleştirmiyor, örnek olarak kendimi gösterebilirim; 1989 yılında yaşanan olayda eşim ve evladımı kaybettim, kasıt var mıydı, hayır, kendim aylarca komada yattım buna rağmen eşim üzerinde otopsi yapıldı. Belki ben önceden öldürdüm ve kaza süsü verdim diye. Ve talihsiz olay kaza olarak kabul edildi. Bunun yani sıra öldürmeye azim ettirenlerde vardır, bunlar olayı gerçekleştiren kadar kanun önünde suçludur. Çünkü sebep olmuşlardır, örnek olarak namus cinayetlerini gösterebiliriz. Umarım bu konu yeterince anlaşılmıştır. Gelelim Almanya ve Hitler dönemine, daha Hitler iktidara gelmeden "Mein Kampf" isimli yapıtında Yahudilere karşı kin ve nefret söylemleriyle dikkati çekiyordu. Yani ileriki yıllarda bu kin ve nefret söylemlerinin fiili icraata dönüşeceği belliydi (işte tamda bu yüzden dünyanın neredeyse her ülkesine halkı kin ve nefret söylemleri ile galeyana getirmek suçtur. Bu sebepten dolayı Recep Tayyip Erdoğan diğer suçlarının yanı sıra bu yüzden de yargılanacaktır).

Gelelim 1915 olaylarına:

-İddia: Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bu olayların aydınlanmasında samimi olmadığı, olayı zaman aşımına uğratmaya ve delileri karartmaya çalıştığı.
- İspatlanması gereken: Bu konunun aydınlanmasında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin de menfaatine olduğu, en azından ama toplumsal barış adına bunu gerçekten istediğini, samimi olduğuna tarafları ikna etmek.

-İddia: 1915'de Ermeni halkına karşı soykırım gerçekleşmiştir. Neden olarak Ermenilerin mal varlıkları ve Hristiyan dinine mensup olmaları gösterilmektedir.
-İspatlanması gereken: Varsa böyle bir durum bunların münferit ve Osmanlı Devleti hükümeti tarafından kasıtlı, bir program ve plan dahilinde gerçekleştirilmediğidir.

-İddia: Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri, Türk milletinin gerçekleri öğrenmesinden çekinmesi
- İspatlanması gereken: Bunun böyle olmadığı, hükümetler tarafından düzenlenecek değişik etkinliklerle, halkı bilgilendirmek namına bu savın çürütülmesi.

- İddia: Hrant Dink cinayetinin günümüze kadar sürüncemede bırakılması Türk milletinin Ermeni vatandaşlarına karşı hala açıkça düşmanlığını göstermektedir.
- İspatlanması gereken: Tüm yönleriyle şeffaf bir yargılama ve Türk milletinin ırkçılığa karşı olduğunu gösteren ve gerekirse yeni veya mevcut kanunların yeniden düzenlenmesiyle altının çizilmesi.

- İddia: Türk milletinin gerçekler dile getirildiğinde bunu inkar yoluna giderek "anlamsız" küskünlükler yaratması.
- İspatlanması gereken: Daha önceleri de defalarca dile getirmeye çalıştığım gibi önce insan sonra millet olarak gerçeklerle yüzleşmeyi öğrenmeliyiz. Salt bu konuda değil, birçok yönden bir hayal aleminde yaşadığımız yadsınamayacak bir gerçek!

-İddia: Başta Alman, Amerikan, İsveç, Danimarkalı hemşire, diplomat, doktor, gazeteci, askeriye ve misyonerlerin kaleme aldığı ve Osmanlı İmparatorluğunun vasiyetini ama özellikle Ermeni halkının durumunu gösteren raporlar.
- İspatlanması gereken: Osmanlı İmparatorluğunun soykırım kastı taşımadan vaziyete hakim olmadığını gösteren belge ve bilgilerin açıkça paylaşılması. Özellikle bu şahit ifadelerinin ve aynı zamanda sübjektif değerlendirmelere dayanan "kanıtların" çürütülmesi kaçınılmaz ve zaruridir.

-İddia: Tecrit esnasında Ermeni halkına trenlerde, çöl geçerken vesaire "refakat" eden devlet görevlilerinin bunu fırsat bilerek Ermeni halkını soyması, işkence etmesi, başkaca tehditlere karşı korumaması, aç bırakması, tifo hastalığına yakalanmalarına rağmen gereken tıbbi müdahalenin yapılmaması ve hatta kendi elleriyle öldürmesi.
-İspatlanması gereken: Bunun böyle olmadığı, olduysa bile münferit olaylar olarak görülmesi gerektiği. Planlı, programlı ve kasıtlı olmadığıdır.

-İddia: Tüm bu olayların planlanmış olduğu
-İspatlanması gereken: Planlamanın olmadığı, savaş kargaşası, sorumluların basiretsiz - beceriksizliği ve bürokrasinin iflazı

-İddia: Tüm Anadolu bir tek mezarlık, başka bir ifadeyle mezbaha görünümünde ihtiyar, kadın, çocuk ve hatta bebek demeden insanların ölüme götürülmesi
-İspatlanması gereken: Açıkçası böyle bir iddia karşısında neyi ispatlayabileceğimizi, neyi ispatlamamız gerektiğini bilmiyorum

-İddia: 20. Yüzyıl başlarında altı ilde toplam iki milyon Ermeni'nin Anadolu'da yaşadığı.
-İspatlanması gereken: Doğru hatırlıyorsam eğer Osmanlı İmparatorluğunun arşivleri tarihi İskenderiye kenti arşivlerinden sonra dünyada kapsamı açısından ikinci geliyor. Durum böyleyken bu iddiayı çürütmek çok zor olmasa gerek. Netice itibarıyla Osmanlı kayıtlarına göre ne kadar Ermeni'nin Anadolu'da yaşadığı ortaya çıkması gerek.

-İddia: Ermeni toplumunun Hristiyan olmalarından dolayı Osmanlı tarafından ikinci sınıf vatandaş olarak muamele görmesi, dini inançlarından dolayı bazı özel hakların tanınmasına karşın daha yüksek vergilere tabii tutulması, kısmi bir özerklik tanınmasına karşın Müslümanlar karşısında hukuken ayni haklara sahip olmaması.
-İspatlanması gereken: Tarihi bilgilerim beni yanıltmıyorsa eğer aksini ispatlamamız mümkün olmayacaktır.

-İddia: 1895'de yüksek vergilendirmeye ve Müslümanlarla aynı haklara sahip olmamalarından dolayı yaşanan ve 200000 Ermeni'nin canına mâl olan Ermeni "isyanı"
-İspatlanması gereken: Kendinden menkul

-İddia: 1908'de yaşanan Jön Türk devrimiyle "Türkiye Türklerindir" ideolojisi çerçevesinde Osmanlı toprakları üzerinde "safkan" Türk toplumu yaratmak. 1912 yılında yaşanan ve ağır toprak kayıplarıyla neticelenen olaylardan Osmanlı Hristiyanlarını sorumlu tutmak. Bu ırkçı yaklaşımın başını çekenler Enver, Talat ve Cemal Paşalar.
-İspatlanması gereken: Yanılıyor olabilirim tabii, inkâr etmenin kime ve neye faydası olur?

-İddia: Türk milletinin ezeli hastalığı; Şovenizm ve maalesef kendini dev aynasında görme, kendini olduğundan farklı gösterme
-İspatlanması gereken: Öyle inanıyorum ki bu konuda inkar hiç bir işe yaramaz, tam aksine artık gerçekçi olmanın zamanı geldi de geçiyor bile!

-İddia: Rus ordusunun 1914 kış aylarında Osmanlıya saldırması, iki orduda Ermenilerin savaşmasına rağmen; Jön Türklerin bunu fırsat bilerek iki Hristiyan tarafın birleşerek Osmanlıya karşı durmaları ve o muharebenin bu yüzden kaybedilmesi
-İspatlanması gereken: Bana bazen öyle geliyor ki sanki onlarca yıl sonra yaşanacak Yahudi soykırımının gerekçeleri (kin, nefret, kendi beceriksizliğinin sorumluluğunu ak koyun - kara koyun misali başka kitlelere yüklemek, diğerlerinin çalışkanlık ve akıl ile elde etikleri maddi manevi başarının kıskanılması) bu olaya da yansıtılmak isteniyor. Bilmiyorum bu nasıl ve hangi deliller ile ispatlanabilir.

-İddia: Van meselesi, Türk ordusunun Van'da direnen Ermeniler ile çatışması ve bu çatışmanın Rus ordusu Van'ı ele geçirdikten sonra nihayete ermesi
-İspatlanması gereken: Ciddi deliler ile saldırının nedenlerinin ispatlanması

-İddia: Osmanlı hükümetinin savaş meydanlarından yüzlerce kilometre uzakta yaşasalar bile >>> tüm <<< Ermenileri kendi sahneye koydukları senaryolarla (Ermenilerin Türk köylerine saldırmasını örnek verebiliriz) zan altında bırakarak topluca tecritte "bahane" üretmeleri. Salt bunun için Ermenileri ismen anmadan kanuni düzenlemeler ile casusluk faaliyetinde veya işbirliğinde bulunan yerleşim yerlerinin İmparatorluğun başka bölgelerine sürülmeleri
-İspatlanması gereken: Bunun böyle olmadığı. Bu savın tamamen hayal ürünü olduğu

-İddia: 24-25 Nisan'da İstanbul'da tutuklanan 850 "aydın". Aralarında on Piskopos,
40 doktor, 10 avukat
-İspatlanması gereken: tutuklama gerekçeleri

-İddia: Amerikalı büyükelçi Henry Morgenthau (1913-1916) "...diplomatik nezaketin gereklerini yerine getirdikten sonra Talat Paşa bana dedi ki; Ermeni meselesinde size bu konuda görüşlerimizi bildirmek istiyoruz. Ermenilere karşı tavır almamızın üç nedeni vardır:
---Birincisi, Türkiye sayesinde zenginleştiler
---İkincisi, kesin olarak Türkler üzerinde bir hakimiyet kurarak kendi devletlerini kurmaya kararlılar.
---Üçüncüsü, düşmanlarımızı resmen cesaretlendirerek Kafkaslarda hezimete uğramamıza neden oldular ve yenilgimizin ana sebeplerinden biri onların takındıkları tavırla izah edilebilir. Bu yüzden aldığımız kesin karara göre daha bu savaş bitmeden Ermenileri etkisizleştirmemiz gerekecek
-İspatlanması gereken: Bu cümlelerin gerçekten söylenip söylenmediği

24 Mayıs 1915'de Fransa, Rusya ve İngiltere tarihte ilk defa Osmanlı İmparatorluğunda Ermenilere karşı yaşananları İnsanlığa karşı işlenen suç olarak niteleyeceklerdir.

"...bende öyle bir izlenim oluştu ki, sanki Talat Paşa Türkiye'nin kayıtsız şartsız diktatörüdür... Zamanın birçok güçlü devlet adamıyla röportaj yapmama karşın, Talat Paşa, Berlin ve cehennem arasında en güçlü, en görkemli kişiliğe sahipti..."
Amerikalı gazeteci Samuel S. McClure 1915-1916

"...Tutuklanan Ermeni erkekleri tahtalar arasına sıkıştırılarak, ayakları at misali çiviler ile sabitlendikten sonra sakalları, kaşları, parmaklarındaki tırnakları, dişleri söküldükten sonra baş aşağı asılıyorlardı.. Birçoğu öldüler ama bazıları tüm bu işkencelere rağmen hayatta kaldılar ve biz böylelikle bu yaralanmaları görebildik...."
Alma Johansson Muş'ta İsveç misyon hemşiresi 1901-1916

"...Birçok Müslüman Türk ve Arap gözyaşlarını saklayamadan, başlarını çaresiz sallayarak, tüm bunların devlet büyüklerinin emriyle gerçekleştiğine inanamayarak..."
Alman öğretmen Martin Niepage Halep 1913-1917

"...Bir kaç gündür şehirde bir dedikodu ağızdan ağıza yayılıyordu ama biz, bu söylentiye inanamıyorduk... Ta ki 28 Haziran 1915'de tüm Ermenilerin şehri 5 gün içeresinde terk etmeler gerektiği resmen duyuruluncaya kadar...Bu emrin o zamanın şartları altında gerçekten ne demek olduğunu tasavvur bile edemezsiniz... Düzenlenecek bir toplu katliam bile bu sürgün emrinin yanında insancıl kalırdı, bir katliam karşısında her zaman bazılarının bu katliamdan kurtulma şansları vardır ama bir sürgün toplu ölüm demek..."
Leslie A. Davis Amerikan konsolosu 1914-1917

"... Salt Ermeni olmak tutuklanmak ve sürgüne yollanmak için yetiyordu, devlete karşı bir suç işleyip işlemediğine bakılmaksızın..."
Oskar Heizer Amerikan konsolos 1915-1917

"Tüm halkı, Ermeni soykırımından dolayı suçlayamayacaklarını, halkın "Ermeni katliamından" habersiz - haberdar olsalar bile bunu onaylamadıklarını, katliama katlanmak durumunda kaldıklarını, birçok devlet memurunun İstanbul'dan veya üstlerinden gelen emirleri yerine getirmek istemedikleri..."
Alman sıhhiyeci subayı Armin T. Wegner 1915-1916

Devamını okumak için...

                                                                      ***

28.04.2015

Cehennem ateşini körükleyen elbet bir gün bu ateşin kurbanı olacaktır

                                                                        *

Türkiye

Ortadoğu bataklığına açılan kapı...
Türkiye, son on üç senedir lanetlilerin hüküm sürdüğü, hurafelerin, batıl inançların yaşayanlar üzerinde güç sahibi olduğu ve gölgelerin can alırken büyük servet sahibi olduğu ülke!

                                                                        *

Ermeni soykırım iddialarıyla yakından ilgilenmek isteyenler için güzel bir kaynak

Afyon Kocatepe Üniversitesi Açık Erişim Sistemi
http://acikerisim.aku.edu.tr:8080/xmlui/

Google'de biraz arasanız hemen bulursunuz
HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER
4 cilt yaklaşık 2000 sayfa
Yayına hazirlayan
Prof. Dr. M. Metin HÜLAGÜ
Doç. Dr. Şakir BATMAZ
Yrd. Doç. Dr. Gülbadi ALAN

                                                                        *

Eyyy Tayyip senin şu çılgın projeler ne oldu?

Millet boşuna ağzını bırakıp kıçıyla gülmüyor sana...
Bak haberlerden yeni geçi...
Danimarka deniz altından Almanya'ya karasal bağlantı kurmak için 18 Km'lik tünele onay verdi...
18 Km...
"Senin" Avrasya tünelin ne kadardı?
5,4 Km...
Eloğlu yaparken sen hayal kurmaya devam et!

                                                                      ***

29.04.2015

Ben ne Ermeni'yim, nede Ermenilerin avukatı

Şu dünyada öyle insanlar var ki...
Eşek sudan gelene kadar dövsen...
Tekme tokat girişip, üstüne çıkarak zıp zıp zıplasan...
Hatta oturup lıkır lıkır kanını içsen...
Yüreğin...
Yine ferahlamaz, yine ferahlamaz!

Ya arkadaş...
Bu nasıl bir zihniyettir ki boş - boş lakırdılarla...
Hiç bir dayanağı olmayan iddialarla gün geçirsin...
Yetmedi birde bu lakırdılara inanacak bir araba dolusu, affedersiniz, öküz bulsun?

Ben ne yaptım?
Ne yapmaya çalışıyorum?

Ermeni soykırımı oldu - olmadı benim yanıtlayabileceğim bir soru değil...
Bazı fikirlerim var, yok değil ama kanıtlayamadığım şeyi de ulu orta anlatacak kadarı aklımı peynir ekmekle yemedim. Öyle karşı tarafın dediklerini bilmeden soykırım olmamıştır, yoktur demek kolay!

İddialara deliller ile yanıt vermek, iddiaları çürütmek her babayiğidin harcı değildir!
Okumadan, dinlemeden neyi yanıtlıyorsun sen?

                                                                      ***

30.04.2015

Nasıldı?

Tamam hatırladım...
İşçiler kardeş, patron kalleş..
Hadi patron kalleş diyelim...
İşçilerin kardeşliği...
Hani hep deriz ya, kardeşiz diye...
Nerede bu kardeşlik?
Yarın 1 Mayıs...
Acaba diyorum...
Bizim kardeşliğimiz, düşman kardeşlik olmasın?

                                                                        *

Pamir

Küçük Pamir'i hatırlarsınız muhtemelen...
Mahkeme karar almış, anneye - babaya ceza yok...
Allah zaten cezaların en fecisini kesmiş...
Bu karar gösteriyor ki hala vicdan sahibi hakimlerimiz var!

                                                                        *

Hayat böyle

Yok teyzeciğim, hayat böyle değil...
Hayatın böyle olmadığını gösteren bunca ülke varken...
Sen neden böyle olduğunu kabulleniyorsun?

Misal yaşadığım Almanya...
Daha yetmiş yıl önce yerle bir edilmiş bir ülke...
Bugün dünyanın ekonomik devlerinden...
Günahım kadar sevmem Merkel'i...
Ama kadın ülkeyi öyle bir yönetiyor ki...
Hayali değil, gerçek ekonomik rekorlar kırılıyor...
Tamam...
Orta sınıf diye tabir edilenler burada da gittikçe eriyor ama...
Toplumu derinden etkileyecek kadar değil...
Ya Türkiye?

Çarşıyı - pazarı benden iyi bilirsin...
Mutfaktaki tencereyi nasıl kaynattığını da bir sen bir Allah bilir...
Bak bayramda seyranda bırak torunlarına, çocuklarına harçlık vermeyi...
Kesecek hayvan bulamıyorsun...
Peki, neden biliyor musun?

Oy verdiğin, ülkeyi iyi yönetsinler diye seçtiğin insanlar...
Bakma aslında bunlara insan bile denmez...
Üretmeden tüketmeyi, kendi el emeği ile yapmadan hazır almayı...
Senin cebini değil kendi ceplerini...
Senin çoluk çocuğunu değil kendi çoluk çocuklarını, ta gelin ve damatlarına kadar düşündükleri için...
Sen cebindeki üç kuruşla, her şeyi pahalı alıyorsun...
Ülkeyi soyup - soğana cevirdiler...
Sen hala bunlara oy verecek misin?

                                                                        *

Vicdan

Yok...
Yok ben vicdanı ile cüzdanı arasına sıkışanlardan değilim...
Varsa cüdanda bir şeyler, vicdan...
Yoksa eğer vicdan azabı kazanır!

                                                                        *

Sormak lazım

Ulen Tayyip...
Dünya aleme haddini bildiriyorsun...
Sen haddini biliyor musun?

                                                                        *

Çılgınlık mi desem cinnet mi, Türkiye ve AKP

Ruh ve sinir hastalıkları kalıtsal olabiliyor...
Merak ettiğim acaba çılgınlık veya cinnet halinin...
Bulaşıcılığı olup olmadığıdır...
Gerçi atalarımızın "üzüm üzüme baka baka kararır" demesi böyle bir olasılığa imkan tanıyor ama...

                                                                       *

Kendini sevmek ömür boyu sürecek bir romantizmin (duygusal eğilim) başlangıcıdır*

Allah biliyor ya...
Olabildiğimce insanlardan uzak kalabilmek için yıllar önce bilişimi seçtim...
Psikoloji, sonralarında özelde toplum psikolojisi, insanlardan uzak durmak isteyen bir kişi için ne kadar önem taşıyabilir?

Aslında yanıtı çok basit...
Hiç bir önemi olmaz...
Ancak...
Bilgisayarların insanlar tarafından kullanıldığını akıl edemedim...
Bilişimin özel bir alanında ömrümü geçirdiğim için bazı temel psikolojik eğitimler, stajlar zorunlu olmuştu...
Zorla köpek ava gider mi?
Konudan sıkıldım, boğuldum ama...
Zaman içeresinde siyaset ile yakından ilgili olduğum için toplum psikolojisine merak sardım!

Bundan yıllar önce Recep Tayyip Erdoğan için Ambivalenz "teşhisi" koymuştum...
Tabi ki doktor değilim...
Haliyle psikoloji biliminin derinliklerinin yakınından bile geçmedim...
Ve özellikle psikolog hatun kişilerden her zaman çekindim...
Çünkü hem hatun hem de psikolog oldu mu...
Ve erkeğin beyni başka bir tarafına kaydımı...
Tecrübelerle sabit, hiç mi hiç şansın yok!

Yani anlayacağınız benimki...
Zamanını ciddi bir mevzuyla geçirirken, ciddiyetten uzak amatörce bir uğraş!

Ama,,,
Konulan bir teşhise ciddi itirazım var...
Bir doktor, Recep Tayyip Erdoğan için Narsisizm (özseverlik) teşhisi koymuş...
Zamanında okumuştum...
Tıbbi terimi aklıma gelmiyor...
Narsisizm'in bir "üst" seviyesi var...
Recep Tayyip Erdoğan'a o teşhis bence daha çok uyuyor!

Not: İçinizde bu terimi bilen bir Tıpçı varsa ve bana terimi hatırlatırsa çok sevinirim.

*Oscar Wilde

                                                                     ***

02.05.2015

izm

Komünizm
Kapitalizm
Marksizm
Faşizm
Bürokratizm
Şovenizm
Materyalizm
Izim de izim!

Benim için asıl olan iki izm vardır:
1. Kemalizm
2. Hümanizm

                                                                     ***

04.05.2015

Haddini bil yukarıda senden büyük Allah var

İnsan ne oldum budalası olmayacak...
Şımarmayacak...
Yolundan sapmayarak tevazu sahibi kalacak...
Allah verdiği gibi almasını da biliyor!

Rahmetli babasına hayatımı borçluyum...
Ailece ağır, gerçekten çok ağır sağlık sorunları yaşıyorduk hala yaşıyoruz...
O olmasaydı, ben şimdi olmazdım...
Makineleri çoktan kapatmışlardı...
Rahmetli babası da kendisi de, türüne az rastlanır nadir doktorlardan!

Ben bir diyeyim siz iki, üç diye düşünün...
Yaklaşık bir dönüm...
Koca koca çam ağaçlar arasında üç katlı bir >>> malikâne <<<
Muayenehanesi kendine ait...
Üç katlı, tam donanımlı en az 600 metre kare kullanım alanı olan bir bina...
Salt iki binanın maddi değeri >>> en azından <<< 1,5 - 2 milyon €...
Başka taraflarda hanlar, hamamlar, bankada gani gani para!

Nerden mi biliyorum...
Doktorumuz ama özel bir münasebetimizde vardı!

Baba öleli yıllar oldu...
Oğlu...
Wiesbaden'in beli başlı hastanelerinden birinde operatör...
Babasının muayenehanesinin başına geçti...
Yıllarca gayet normal olan...
Birden bire sapıttı...
Ben dahil tüm müşterileri tek tek kaybetti*...
Kumar ve içki...
Ne han kaldı ne hamam!

Bugün bana telefon etti...
Yardımına ihtiyacım var lütfen gel...
Yapma - etme, yok, ısrar edince kalktım gittim...
"Gelirken bana iki bira bir votka getirir misin" diye sordu...
Daha öncelerinde bana bir iş yüzünden borcu vardı...
Babasının hatırına ses çıkarmamıştım...
Şimdi birde içki götür...
Aldım içecekleri gittim yanına...
O kos koca muayenehane darma dağin...
Kendisi tekerlekli sandalyede...
Üstü başı perişan...
Hayırdır doktor?
Muayenehaneyi kapatarak...
İzmir'e taşınıyorum...
Orada çalışacağım(!)

Bu haliyle dilenciye benzeyen...
Hangi hastalara bakacak bilmiyorum...
Gerçekten çok iyi bir doktordu...
Ne hale geldi...
Servetin alası vardı...
Beş kuruşsuz kaldı!!!

Yazık...
Gerçekten çok yazık...
Allah kimseyi bu durumlara düşürmesin.

*onun yüzünden en az on yıl geç emekli oldum

                                                                       *

Kime inanalım?

Basına bakarsan...
Gazeteler, köşe yazarları, Halk TV, Ulusal Kanal falan...
Hele kamuoyu yoklamaları...
AKP yandı, bitti, kül oldu...
İyide...
Bunca rezalet, hırsızlık, rüşvet, soygun, yalan ve talandan sonra...
Heriflerin haline bakarsan gayet sakinler...
Seçimleri kaybedecek ve sonrasında hesap verecek adamın hali böyle mi olur?

Geriye kalıyor iki olasılık...
Ya seçimler cepte keklik...
Yada hesap sorulmayacağından eminler(!)

                                                                       *

Kim ne derse desin

Yurtdışı oylarını yine garantilediler...
Nasıl mı?
Herifler milletin ruh halini, duygu ve düşüncelerini...
Ama özellikle ne denli menfaatperest olduğunu o kadar iyi anlamışlar ki...
Davul tozu - minare gölgesi...
Almanya vaatleri ile oyları garantiledi(!)

                                                                     ***

05.05.2015

Şiir

Bu sabah haberlerde izlediniz mi bilmiyorum?
Hani bir şiir vardı, camiler miğfer, minareler süngü diye...
Hani dini siyasete alet etmekten hapis falan yatmıştı...
Bilmemenin doğurduğu...
Devletin en üst kademesine geçtiği için hiç çekinmeden...
Korkmadan...
Kalabalığın önünde ayni şiiri dilendirdi!

Oku bakalım...
Dini siyasete alet et bakalım...
Ne zaman kadar?

                                                                       *

İnsanlık demokrasiye kavuşmasını savaşa borçludur

Bilmeyenler* için...
Savaş mücadele demek, kanının - canının son damlasına kadar...
Mücadele etmeyen, mücadeleden kaçınan...
Baştan savaşı kaybetmiş sayılır!

*bana inanmayan kendi araştırıp öğrensin

                                                                       *

2015 seçimleri, patronlar ne diyor ama özellikle dış yatırımcının yaklaşımı nedir?

Son on sene içeresinde miras yedi tavırları ve dış yatırımcıya yönelik faiz uygulamaları, kanuni düzenlemeleriyle Recep Tayyip Erdoğan denen ne olduğu belirsiz canlı...
400 milyar Dolar yatırım yaptırmayı başardı(!)
Tabii bu bir başarı sayılabilirse...
Çünkü kimse 400 milyar Dolar yatırımı babasının hayrına yapmaz...
Kaç 400 milyar Doların yurtdışına çıktığına da bakmak lazım!

Neyse hedeflenen yüzde 4 büyüme gerçekleşmeyecek gibi...
Dış analistlerin verileri 2,5 - 3,5 civarında...
Ama tüm tarafların ortak kanısı...
Bu gerginlik ortamının daha fazla sürdürülemeyeceği...
Kutuplaşma siyaseti hem siyasi hem ekonomik olarak erişebileceği...
Türkiye Cumhuriyetinin kaldırabileceği son noktaya gelmiş olması!

                                                                     ***

06.05.2015

Ben kafamı bilmem ne yapayım

Çünkü bizler hala helal, alın teri falan dediğimiz için...
Başlık...
Biraz terbiyesiz oldu, özür dilerim...
Ama devamını okuduğunuzda, vurgun nasıl yapıldığını öğrendiğinizde...
Her halde başlığı da, beni de mazur görürsünüz(!)

Bir ilaç...
Kutusu 33 bin 875 TL
Avrupa'da kutu fiyatı 1785 €...
Çarp düz hesap üçe...
5355 TL!

33875 - 5355=28520 TL kutu başına cepte(!)
Ondan sonra millete helal, haram...
Namus, Kur'an, iman, imam hikayeleri anlat...
Vay benim saf Müslüman din kardeşim, vayyyyyy!!!

Seni ayakta düzüyorlar haberin yok.

                                                                       *

Türk tipi başkanlık sistemi alaturka tuvalet işine benzer

Tamam...
Hemen itiraz etmeyin....
Son tıbbi araştırmaları bende okudum...
Alaturka tipi tuvalette hacetini gidermek...
İnsan vücut yapısı açısından, alafranga tuvalete nazaran daha sağlıklıymış(!)

Ancak...
Kabul edersiniz ki...
İnsan alafranga tuvalete daha rahat oturuyor, kendini daha iyi his ediyor...
Bu açıdan bakıldığında...
Türk tipi başkanlık sistemi...
Rahatsızlık verecek...
Yetmedi...
İnsanlar kendini eskiye nazaran daha mutsuz ve kötü his edecek(!)

                                                                       *

İtiraf etmeliyim ki

Her zaman ister faşizm...
İster şovenizm olsun bana itici gelmiştir...
Haliyle Türk kimliğimle, milletimle, kültürümle, dilimle gurur duymuşumdur...
Hele Gazi Mustafa Kemal Atatürk benim için başlı başına bir kıvanç kaynağıdır!

Ama...
İnsandan olan...
İnsani olan her şey ham meyveye benzer...
Nerede insandan olanda...
Mevla'mın ahengi, uyumu...
Mükemmeli...
Nerede o lezzeti?

Bu yüzden bana ister faşizm, ister şovenizm yavan gelir!

                                                                     ***

07.05.2015

Mesele

Gırtlağına kadar çamura battığında...
Burnun pis kokulardan nefes alamayacak duruma geldiğinde...
Gözlerin yaşanan sefaleti görmeye dayamadığında bile...
İnsani vasıflarını koruyup, insan evladı olarak kalabilmekte!

Dostlar, arkadaşlar, kardeşler...
Bu toplum gittikçe insanlığını yitirmeye başladı...
Yapılan yorumlara, paylaşımlara baktıkça...
Kinin, öfkenin, nefrettin, şiddetin...
Ekilen tohumların...
Filizlendiğini görerek içim kan ağlıyor!

Soruyorsunuz neden bu kadar yazıyorsun diye...
Atatürk bu vatanı ve milleti...
Türk gençliğine emanet etti...
Ben çocuklarımın kin ve nefret ortamında değil...
Sevgi ve şefkat ile birbirlerine kenetlendiği...
Düşüncelerin özgürce telaffuz edilebildiği bir ortamda yetişmelerini istiyorum!

Bu dünyada...
Kinin, öfkenin, nefrettin, şiddetin dışında da...
Bir şeyler olabileceğini, binlerce yılda gelişen bazı değerlerin...
Hoşgörü ve özgürlüğün farkına varmalarını istediğim için yazıyorum!

                                                                     ***

08.05.2015

Muhtemel bir tuzağa düşmemek için azami dikkat

Ve sonunda baklayı ağızlarından çıkardılar...
Eğer verilen haberlere inanabilirsek:

-Toprak talepleri yokmuş...
-Toprak taleplerini Türkiye dilendiriyormuş...
-Ermeni Soykırımını Osmanlı yapmış, Türkiye Cumhuriyeti neden bunu üstüne alıyormuş(!)

Yıllar önce, gerçekten belki on beş, yirmi sene oluyor çok değerli bir yazarın kaleminden okumuştum. Bu konuda yazdığım son yazılarda da dilendirmeyi düşündüm ama hafızama güvenemediğim için yazmamıştım. Dün söz konusu haberleri dinleyince kadar. Tekrar "olduğu gibi" hatırladım. Gazi ve İsmet paşalar kaybedilen savaşın ardından ilk barış konferanslarında yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinin, çöken Osmanlı İmparatorluğunun >>> hukuki mirasçısı olmadığını <<< kabul ettirmişti. Böylelikle ödenmesi gereken önemli tazminat miktarlarından Türkiye Cumhuriyetini kurtarmıştı. Artık gerçeklerin tüm yönleriyle ele alınmasının zamanı gelmiştir. Bu konu bir daha açılmamak üzere kapanması lazım. Ancak böyle adımların ciddi bir devlet yönetimi gerektirdiğini de unutmayarak.

                                                                     ***

7 Haziran sonrası

Hiç ihtimal vermiyorum ya...
CHP seçim kampanyası ve dillendirilenleri ile bir iktidar değişikliği...
Eskeza gerçekleşecek olsa bile...
İvedilikle toplumsal barışın, adalete olan inancın...
Gelir adaletsizliğindeki korkunç uçurumların kapatılması gerek!

Umudum yok...
Ama başta Recep Tayyip Erdoğan ve ailesi...
Tüm bu gidişatta sorumluluk taşıyanların...
Abdullah Öcalan denen soysuzun...
Yargılanarak...
Asılması...
Cesetlerini de...
Bu yüce milletin topraklarını daha fazla kirletmemeleri için...
Mariana çukurunda batırılması gerek!

                                                                     ***

AKP mitingleri

Nasıldı?
Paralel, CHP ve HDP...
İndir bindir paralel!

Allah, Peygamber aşkı için...
Elinizi vicdanınıza koyarak söyleyin...
Bu vatanı kim yönetiyor?

AKP...
Başbakan koltuğunda:
Ahmet Davutoglu...
Cumhurbaşkanlığı koltuğunda:
Recep Tayyip Erdoğan...
Sizi tutan mı var?

Paralel de paralel...
İndir bindir paralel...
Paralel aşağı, paralel yukarı...
Tut pezevenkleri kulağından getir Türkiye'ye...
Seni tutan mı var?

Ha evinde Arslan...
Sokakta sıçansan bilemem tabi!

                                                                     ***

Elemtere fiş, kem gözlere şiş
Kül fakiriyiz Elhamdülillah!


Allaha çok şükür...
Evde çoluk çocuğun sağlığı yerinde...
Alacaklı yok ki kapıya dayansın...
Tek borç bankaya...
O da bir kaç seneye kalmaz, Allah'ın izniyle bitecek...
Anlayacağınız, kendi yağımızda kavrulup duruyoruz...
Ancak...
Bir konuda kül fakiriyiz(!)

Haaa, salt biz miyiz kül fakiri olan?
Yok, artan sayıda etrafımda gözlemlediğim bir durum...
Taaa Türkiyelere kadar...
En azından büyük şehirlerde sıkça gözlemlemeye başladığım bir olgu!

İyi gün dostunu ne eyleyim...
Kötü günümde bana elini uzatmadıkça?
Yerinde bana iki çift tatlı yada acı söz söylemedikçe(!)

Evet, yuvarlanıp gidiyoruz çok şükür...
Ama yardıma ihtiyaç duyduğumda elini uzatan bir Allah'ın kulu yok...
Elemtere fiş, kem gözlere şiş
Kül fakiriyiz Elhamdülillah!

                                                                     ***

10.05.2015

Başta kara Mediha'mım olmak üzere tüm annelerin bugünü kutlu olsun. Aslında değil bir gün, 365 günü anneler günü olsa, yine de sizlerin hakkını ödeyemeyiz. Bu yaşta bile canım acısa yine ilk söz anne oluyor, iyi ki varsınız, Allah hepinize sağlıklı, mutlu ve bereketli ömürler versin

                                                                       *

Bekaretimi evlene kadar koruyacağıma dair (...)

Başlığa bakarak sapıttı mı bu herif demeyin...
Hele anneler gününde böyle şeyler yazılır mı diye hiç sormayın...
Tam sırası, çünkü anneler kendi tecrübelerinden faydalanarak kızlarına (...)

Amerika Birleşik Devletleri...
Bilindiği üzere Avrupa'ya nazaran sofu sayılır...
1990'lı yıllarından günümüze gittikçe artan bir sayıda, "değişik" bir törene şahit oluyor. Öyle garip bir tören ki "çağdaş" Avrupalı bu töreni anlamakta zorlanıyor. Gerçi söyle 25-30 yıl geriye gidip kendi okul çağımdaki kız - erkek ilişkilerini düşündüğümde, bugünlere nazaran gençlik bu konuda çok farklı düşünüyordu. Bugünlere nazaran çok daha özgür ve "çılgın" hareket ediyordu. Artık cinsellik konusunda Avrupa gençliğinde de "geriye" dönük bir değişiklik gözlemlemek mümkün. Ama bunun ayrıntılarına sonra değiniriz. Önce şu garip törene bir bakalım:

Buluğ çağına giren genç kızlar, babalarının eşliğinde, gelinliğe benzer bir elbiseyle bu törene katılıyorlar. Şahitler ve davetliler önünde babalarına karşı bekaretlerini evliliğe kadar koruyacaklarına dair söz veriyorlar. Gerçi araştırmalar bu sözü verenlerin yüzde 80'ninin bu söze sadık kalmadıklarını gösteriyor ama olsun(!)

Şimdi tüm bunları, tam da bugün neden yazdığımı kendinize sorabilirsiniz. Hani hep birlikte 77 milyon şikâyet ediyoruz ya, hani birbirimizi beğenmiyoruz ya...
Kim kimi neden beğenmediğini, kabul etmek istemediğini bilemem ama bildiğim aslında kendimizi, kendimize şikâyet ettiğimizdir. Çünkü öyle veya böyle hepimizin bu çarkın birer dişlisiyiz. İster Ortadoğu, ister Türkiye, ister Avrupa veya Amerika, Asya hepimiz yalnızca insanız. Duygu ve düşüncelerimize, zaaflarımıza, ihtiraslarımıza yenik düşen insanız!

Not: Hani hep paralel de paralel diye, paralel dansı yapanlar var ya...
Hani belki kendinize sormuşsunuzdur paralel neden Pennsylvania'da diye...
Amerikalıların sofuluğu ama özellikle Pennsylvania'da Mormonlar'ın varlığı ile daha rahat hareket edebildiklerine inanıyorum. Belki şaşıracaksınız ama muhafazakâr dedirdiğimiz insanlar bazı konularda dinler ötesi birlikte hareket edebiliyorlar. Dünya çapında, kültüre ve dini inançlara bakmaksızın insanlık bazı öz değerleri tekrar keşfetme yolunda. Hayırlısı olsun.

                                                                     ***

11.05.2015

Bırak şimdi emekliye ikramiyeyi, sen bir tek söz ver yeter!

Oyum CHP'ye...
Ama Y-CHP'ye değil...
Cumhuriyet Halk Partisi dururken...
Beni başka partilere oy verme durumunda bırakma!

Senden tek söz istiyorum...
Erkek sözü...
Adam sözü...
"Ben ve başkanlık koltuğunda oturduğum parti Atatürk ilke ve inkılaplarına bağılıyız, bu inkılapların yeniden yorumlanmasına gerek yok çünkü ilke ve inkılaplar zamansızdır" de...
Oyumda...
Canımda...
Kanımda...
Cumhuriyet Halk Partisinindir!

Her ihtimale karşı, ne olur ne olmaz ben sana bu ilke ve inkılapları tekrar hatırlatmak istiyorum:

Cumhuriyetçilik
Halkçılık
Milliyetçilik
Laiklik
Devletçilik
İnkılapçılık

Ulus devlet, tam bağımsızlık, ulusal egemenlik ve çağdaşlaşma hedeflerine sadakatini bildir, meydanlardan bunu açıkla...
Dünya alem buna şahit olsun!!!

                                                                       *

Bir yazdım, pir yazdım

Anında olumlu - olumsuz tepki aldım..
Arkadaşlar sizlere bir şey sormak istiyorum, hani bu soru bir durumu izah etmek içindir...

Allah aşkına...
İnsan, neden seni seviyorum cümlesini duymaktan bıkmaz?
Hatta aralıklar ile de olsa tekrarlanmasını ister?

İnsan psikolojisiyle ilgilidir...
İnsan bir durumun teyidini ister...
İnsan iltifatlara ve beğenilmeye açtır...
Çünkü insan doyumsuz ve unutkandır!

Allah aşkı için...
K. Kilçdaroğlu değil mi...
"Yeni" söylemini ortaya atan...
Evet, Cumhuriyet Halk Partisinin başkanıdır...
Ama...
Birinin ağzından nasıl "ben Türk'üm" kelimesini duyamazsanız...
Diğerinin ağzından da, haberleri ciddi şekilde takip etmeme rağmen; en azından Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılığını duymadım. Tam aksine bağlılığını teyit eden ve bunu kamuoyuna bildirenler CHP saflarından dışlandı.

Demek ki neymiş?
İnsan beli aralıklarla da olsa nasıl seni seviyorum cümlesini duymak istiyorsa...
Bir parti başkanından da o partinin temsil ettiği ilkeleri duymak ister(!)
Ben...
Yeniye karşı değilim...
Ancak yeni...
Bir yapının temellerini "dinamitlemeye" kalktığında karşı dururum!

                                                                       *

Seçim sistemi ve yüzde on meselesi

13 yıldır seçim kaybediliyor...
Nedenleri muhtelif...
Ancak son bir - iki seçimdir bir çağrı yapılmakta...
Bu çağrıyı önümüzdeki seçim için tekrarlamakta fayda var...
AKP "iktidarı"...
Ve hırsızların bir numaralı İmparatorundan kurtulmak isteyenler...
Gerçekten Recep Tayyip Erdoğan'dan...
O bet sesinden, söyleminden, o tiksinti verici görüntüsünden bıkanlar...

>>> Particiliği bir tarafa bırakarak <<<

Seçim bölgelerinde >>> muhalif <<< en güçlü adayı desteklemelidir...
İnsanların bunu - sorunsuz - yapabilmesinin önünü de...
Muhalif partiler bir adayda anlaşarak seçmene bildirmesinden geçer!

                                                                     ***

12.05.2015

Kedi - ciğer meselesi

Kedi ciğeri alana kadar...
Mırnav, mırnav...
Bacak arandan geçer, ...
Bacaklarına sürtünür...
Kısacası her türlü yolu dener ki...
Senin gönlün olsun!

Ciğeri kaptı mı, ara ki bulasın...
Siyasetçi ki, istisnaları da vardır...
Kediye benzer...
Oyu aldı mı, ne söz kalır nede vaat...
Anlayacağınız ciğeri vermeden, yani oyunuzu vermeden...
Işı sağlama alın!

Ne hırsız, ne arsız...
Hele yüzsüzü yanınıza bile yaklaştırmayın...
Ar damarı çatlamışların ne sözüne ne sıfatına itibar etmeyin!

Siz tencereyi zor kaynatırken...
Alt tarafı patates alamayacak durumdayken...
Saraylarda oturan, sanki kendi alın teriyle almış gibi özel jetlerle dünyada fink atanlara artık dur deyin!

                                                                       *

Ne Şam'ın şekeri ne Arap'ın yüzü

Her insan topluluğunda iyisi de vardır kötüsü de...
Kimse kimsenden üstünde değildir...
Hatta öyle inanıyorum ki her insan yüreğinin bir köşesinde...
Küçük ve masum bir çocuk misali...
İyilik, koruyup - kollama ve acıma duygusunu beraberinde taşır!

Daha önceleri defalarca dile getirmişimdir...
Eski Arap'ı severim...
Kültürü ve bilimi ile insanlığa sayısız değerler katmıştır...
Ama bugün Arap coğrafyasına baktığımda...
Boş gözlerle bakıyorum...
Hiç bir katma değeri olmayan, sefil hayatlar...
Ve bu sefaletin, kim ne derse desin, başlıca nedeni...
Dört elle sımsıkı sarılmış, sarmaş dolaş cehalet!

Ve birileri çıkıp...
Millet bir tanesini nasıl doğru dürüst besleyip, okutacağım diye düşünürken...
Üç tane diyor...
Üçte yetmez beş olsun diyecek ama herkes onun gibi hırsız değil ki...
Söylemeye çekiniyor!

Lafı uzatmayalım...
Göğsümü gere gere dünyanın dört bir tarafında…
Ben Atatürkçüyüm…
Atatürk milliyetçisiyim derim, diyorum zaten…
İster inanın ister inanmayın…
Kendini bilen, az buçuk mürekkep yalamış eloğlu dönüp de sormaz bile…
Nasıl Atatürkçü, ne demek Atatürk diye…
Gel gör ki aynı eloğlu söz konusu Osmanoğulları olduğunda…
Anında ağız değiştirebiliyor…
Neden?

Çünkü birileri yalan söylüyor…
Birileri tarihi gerçekleri saptırıyor!

Yukarıda söz konusu olan birilerine sorsanız…
Osmanlı söyle, Osmanlı böyle…
Hakkı, adaleti, dini özgürlüklere varana kadar…
Öf,öf, öf…
Osmanlı neymiş de biz bilmiyormuşuz veya…
Kaç yüz yıl Osmanlı boyunduruğu altında kalmış Yunan, Bulgar, Yugoslav ve daha niceleri…
Onca zamanda bunun farkına varamamış…
Bu insanlar herhalde algı sorunu yaşayan beyin özürlüleriydi(!)
Yoksa neden ikide birde irili, ufaklı isyan çıkarmışlardı ki?

Osmanlı o kadar hoşgörü sahibiydi ki…
Kendi din kardeşleri, ayni kitaba inanan insanları…
Farklı mezhepten oldukları için bile (…)

Ve üzerinde güneşin batmadığı iddia edilen başka bir imparatorluğa bakalım…
193 ülkenin 53 hala gönüllü olarak bu “imparatorluğun himayesinde”…
Dikkatinizi çekerim 2015 yılındayız…
Internet çağında, bilgi ve birikimin “herkese” açık olduğu bir dönemde…
53 bağımsız ülke “ortak” bir geçmiş ve gelecek için…
Bir şekilde bir arada…
İlginç olan bu ülkelerin birçoğu bir zamanlar sömürgeydi!

Osmanlı torunlarına sormak lazım…
Madem Osmanlı sizlerin insanlara anlattığınız gibiydi…
Neden Osmanlı, bir İngiliz kadar olamadı?
Neden günümüzde bile bir zamanların sömürgeleri…
İngiliz’e, İngiliz Kraliçesine bağlılıklarını bildirme ihtiyacı his ediyor?

Nerede…
Nerede senin ah o kadar bağlı olduğun, din kardeşin Araplar?
Nerede onların Osmanlıya bağlılıklarının ifadesi…
Mekke’de…
Osmanlıdan kalan son kaleyi (Ecyad), tarihi eseri yıkan Suudiler değil miydi?

                                                                     ***

14.05.2015

Bu sefer milli iradeye pisi pisi yetmeyecek

Duydunuz mu bilmem?
Yurtdışında yaşayan vatandaşlar oy vermeye başladı...
Seçim sandıklarının sakladığı...
Ve belirli kişilerde olması gereken anahtarların yedekleri çıktı!

Bence hiç zahmet edip seçime gitmeyin...
Pisi pisiler olmazsa...
Yedek anahtarlarla nasılsa hal edecekler(!)

                                                                       *

7 Haziranı 8 Hazirana bağlayan gece ama en geç resmi sonuçlar açıkladığı gün

Türkiye...
Mahşer gününü andırmalı!

Üçüncü dünya savaşı çıkmışçasına...
Can pazarı yaşanıyormuşçasına...
İnsanlar...
Çoluk - çocuk, ihtiyar, genç, kadın - erkek sokaklara dökülmeli!

Benden söylemesi...
Zamanında hazırlığın yapılması gerek...
Çünkü...
Hırsızların en ahlaksızları kol geziyor!

                                                                     ***

15.05.2015

Bardak meselesi veya…
Meğer memlekete insandan çok hayvan varmış(!?)


Masanın üstüne bir bardak su...
Kimisi bardağı dolu görerek, öyle olduğunu iddia eder...
Bir başkası bardak ağzına kadar dolu değil diyerek itirazda bulunur!

Yani "meşhur" Zeki Alasya, Metin Akpınar komedisindeki gibi...
Hasip ile Nasip meselesi...
Maksat muhalefet olsun...
Kim haklı, kim haksız beli değil…
Çünkü ikisi de kendi açılarında doğruyu söylüyor!

Hâlbuki cisim ortada!

Somutu bir taraf ederek…
Soyut ile uğraşıyoruz…
Tecrübenin her türlüsü, ister olumlu – ister olumsuz değerlidir…
Yeter ki ders çıkarmasını bilebilelim!

                                                                       *

Mağaradan çıkıp adam oldum sananlar

İnanın başka bir millete bu yoğunlukta gözlemleme imkânım olmadı...
Kendi milletimi hor gördüğümden değil...
Bilakis girişimci ruhlarını taktir etmeme rağmen...
Böyle rezilliğe dayanmak, sessiz kalmak mümkün olmuyor!

Türk ile iş yapmam, hatta Türk müşterileri eskiden geri çevirirdim...
Artık emekli oldum da böyle dertlerim kalmadı...
Eğitimlisi, eğitimsizi...
İşten anlasın, anlamasın...
İnsanın başına Ordinaryüs Profesör kesiliyor!

Hani bunları yazıyorum ama...
Kendimi bu durumdan soyutlamıyorum...
Benim avantajım bilişimci olmam ve istediğim bilgiye çok kısa zamanda erişmem...
Ve gözlerimin ise artık tarayıcıya benzer işlev görmesinden geliyor...
İlgi alanım geniş olduğu, ufkumu kısıtlamadığım için...
Birçok konuya el atıyorum...
Ama genel hatlarıyla "doğru" bilgi aktardığıma azami dikkat ediyorum!

Adamlar nerden geliyor, evvelden ne iş yapıyorlardı bilmiyorum...
İnşaat alt yapısıyla ilgili, almış eline kürek ve kazmayı...
Bir - iki iş makinesi...
Ne plandan haberi var, ne konudan...
Ama sorsan bu işlerde onun üstüne yok...
Su, elektrik, kanalizasyon, telekomünikasyon...
Ne ararsan var 1 - 1,5 metre ayağının altında, planlı - projeli...
Mesele planı - projeyi okuyabilmekte, çalışmalar esnasında nelerin gerekebileceği, ne kadar hafriyat çıkabileceğini kestirmekte!

Ama sorsan bu işlerde onun üstüne yok...

                                                                       *

Paçalarından akıyor

B.k mu arasın, başka türlü pislik mi?
Her türlüsü mevcut ve paçalarında akıyor...
Ama onlar el alemin kadınlarının başıyla, orasıyla - burasıyla uğraşıyor...
Yetmiyor...
Kaç çocuk yapacaklarına...
Hangi şartlar altında dünyaya getireceklerinde karar veriyor!

Ve tüm bunları yaparken...
Başörtülü bacılar vurgusu yapılıyor...
Benim başım kel mi?

Hodri meydan...
Bundan sonra "benim" başı açık bacılarıma söz söyleyenin alnını karışlarım...
G.tün yiyorsa, birazcık erkeksen...
Çık karşıma, başı açık bacılarımın iffetine dil uzat!!!

                                                                       *

Sana mi kaldı 99

Bir kulağımızın arkasını becermedikleri kalmıştı...
Çok şükür, yakında bunu da yaparlar...
Onlarda, bizde rahata kavuşuruz(!)

İnsanı pis pis yazmaya zorluyorlar...
99 kişinin altından kalkıp yine de namus abidesi olanlar...
Sizlere ve pezevenklerinize sesleniyorum!

Başı örtülü ya...
99 kişinin altından kalkıp gelse önemi yok!*

Başı örtülü ya...
Her seferinde iman nikâhı kıyarak, 99 kişinin altına yatsa önemi yok!

Yakın çevremde yaşanmış iki olay...
Yurtdışında yaşayıp da böyle olaylara...
Uzaktan yakından şahit olmamış insan az olsa gerek...
Rahmetli zamanlarında, aynı dönem evlenmiştik...
Ailece görüşüyorduk, bir aralar birbirimizden koptuk...
Yıllar sonra karşılaştığımızda eşi kendi arzusuyla kapanmıştı...
Bana ne dedim onlar yollarına, biz yolumuza...
Aradan beş - on sene geçiyor ve duyuyoruz ki...
Arkadaşım, eşini başkasıyla yatakta yakalamış(!)
O dönemlerde tanıştığımız başka yeni evli bir çift...
Bu sefer başı açık...
Evlenmek nasıl Allah'ın emriyse, anlaşamayınca ayrılmakta öyle...
Uzatmayalım...
Boyunca oğulları var ama...
Evli bir adamla birlikte(!)

Yani...
Ahlak, din, namus dediğin...
Başını örtmekle olmuyor...
İnsan, yürek, vicdan ve akıl işi Ahlak, din, namus dediğin!

Sana mı kaldı milletin ahlak polisi olmak?

*Tövbe ederek "temiz" bir hayata dönenleri tenzih ederim

                                                                       *

Bu kadarı da fazla artık

Herifi padişah yaptılar...
Gülüp geçtik...
Herifi dünya lideri ilan ettiler...
Bizi bırakın, dünya ağzını bıraktı kıçıyla güldü...
Herifi peygamber ilan ettiler...
Kendimize hırsız peygamber olur mu diye sorduk...
Herife Allah'ın vasıflarını yakıştırdılar...
Tövbe üzerine tövbe ettik...
Herifin götüyle bile uğraştılar...
Kılı mılı oldular, iğrendik...
Ama...
Bir yandaşın sayfasında ne göreyim istersiniz?

"Erdoğan ne yapmış diye soranlara, Ferhat olup daği deldiğini" anlatıyor...
Her halde bolu daği tünelini demek istiyor...
Yapmayın beee...
Bu kadar yavşaklık sizlere bile yakışmıyor!

                                                                     ***

16.05.2015

AKP bir yanlış yorumun neticesidir

Dilde olan…
Atatürk…
Türkiye Cumhuriyetini kurdu!

Şüphesiz doğru bir ifade…
Ama daha doğrusu Atatürk liderliğinde Türkiye Cumhuriyetinin kurucuları O ve arkadaşları…
Dünde, bugünde, yarında siyaset dediğin bir ekip işidir!

Türkiye Cumhuriyetinin kurucuları…
Öyle inanıyorum ki…
Türk toplumunun yapısını ve tarihini de dikkate alarak…
Milletin…
Siyasi temelini cumhuriyetçi, demokratik parlamenter sistem üzerine oturtmuşlardır!
Neden?
Aslında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve inkılaplarını dikkate almadığınızda bu soruya doğru yanıt vermeniz pek mümkün olmayacaktır.

İsterseniz gelin beraber bu ilkelerden ikisini irdeleyelim…
Halkçılık…
Bence önde gelen ve kesinlikle dikkate alınması gereken ilkelerin başında geliyor…
Halk, yani merkezinde insan olan nesne…
İnsan…
Doğusundan - ölümüne sürekli bir değişime uğrayan varlık…
Varlık ve varlıklar için yapılan siyaset…
Halkın, halk tarafından halk için yönetimine soyunanların…
Nasıl varlık hayatı boyunca bir değişime uğruyorsa…
Siyasetlerini de zamanın şartlarına ve halkın gereksinimlerine göre…
Zaman zaman yeniden ayarlamaları gerekir!

Soruyorum*…
Bu sizce şimdiye kadar siyasetçiler tarafından ama özellikle Atatürkçü geçinenler tarafından dikkate alınmış mıdır? Gerçekten halkın gereksinimleri gözetilerek, zamanın şartlarına göre gerekli tedbirler alınmış mıdır? Yoksa katı ve yanlış bir siyasetti sözde Atatürkçülük diye mi savunmuşlardır?

Geçelim…

İkinci ilke devrimciliktir…
Bence, yanlış düşünüyor olabilirim, devrimcilik ilkesi halkçılık ilkesinin devamı niteliğindedir ve yine halkın daha geniş kapsamlı ihtiyaçlarını gözetmektedir. Bu ihtiyaçlar ekonomik gereksinimlerden tutun eğitime kadar, çağdaş gelişmeleri halk menfaatine uygun yurdumuzda hayata geçirmeyi içerir.

O halde…
Atatürk ilke ve inkılaplarını olması gerektiği gibi hayata geçirerek…
Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletinin devamını pekâlâ Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında parlamenter bir sistem ile yürütmeye devam edebiliriz.

Yeter ki…
Halkın, halk tarafından halk için yönetimine soyunanlar…
Kendi menfaatlerini için değil…
Halkın menfaatlerini doğrultusunda hareket etsin!

* Rahmetli Bülent Ecevit tarafından dikkate alınmaya çalışılmıştır. Bu yüzden zaten halk, kendisine Karaoğlan lakabını takmıştır

                                                                       *

Sayın hırsız mı, Sayın katil mı?

Sayın kelimesinin de içini boşalttılar...
Hırsız da, katilde Sayın oldu...
Ve bu garabet duruma itiraz eden, ettiğine - edeceğine pişman ediliyor...
Halbuki demokrasilerde...
Herkes anayasanın çizdiği çerçeve sınırlarında hukuk önünde eşittir...
Ve aynı haklara, görevlere sahiptir...
Gayet tabii ki devlet içinde sorumluluğu alan veya devlet adına görev yapan insanlara yasalar bir takım farklı hak ve yükümlülükler getirmiştir. Ancak ilke eşitlik ilkesidir!

                                                                     ***

17.05.2015

Ayağını denk al

Geçtiğin her sınır, kart ile yaptığın her alış – veriş, her telefon konuşman, yanından geçtiğin her baz istasyonu, yolladığın her faks, yazdığın her mail, ziyaret ettiğin her site, her tıklaman, arkadaşın…

Sınırsız kapasiteye sahip ama kesinlikle güvenlikli olmaya bir gücün elinde(!)

Ayağını denk al

                                                                       *

Dünya dönüyor, dünya ile birlikte insanda dönüyor

İnternetin de yardımıyla dünya ve dünya ile birlikte…
Dünya çapında ekonomik sistemlerde değişime uğramaktadır…
Kapitalizm, Komünizm, Sosyalizm ve liberal ekonomilerden…
Sessiz, sedasız, çoğu zaman fark edilmeyecek şekilde…
Dünya, Sharing Economy yani işbirliği yapan topluluklara dönüşmektedir…
Bu ekonomik sistemin odak noktasında Common Open Access yani ortak açık erişim bulunmaktadır*!

Bugün biliyoruz ki tekerleğin icadı Sümerlilerden çok önce gerçekleşmişdir1. Buna rağmen bir buluşu yeniden, geliştirerek tekrar tekrar “icat” etmede insanın üstüne yoktur. Yukarıda kısaca, önümüzdeki zaman biriminde bizleri bekleyen muhtemel ekonomik gidişattı gözler önüne sermeye çalıştım. Ekonomik sistem ile birlikte siyasi sisteminde değişmesi olasılıklar arasındadır. Çağımızda devlet denilen soyut kavramın somut gücü, vatandaşlarına hizmetin her türlüsünü götürebileceği gibi, aynı güç yanlış ellerde, vatandaşları üzerinde baskı ve şiddette uygulayabilmektedir. Bu yüzden demokrasilerde yürütmenin yanı sıra yasama ve yargı mekanizmaları bu gücü dengeleyici unsurlar olarak vardır2. Bunun anlamı böyle bir sistem içeresinde, kayıtsız - şartsız maddi veya siyasi gücü elinde bulundurulanların bile yargılanabileceğidir. 1970’lerde dünya çapında halk tarafından, halkı yönetmek için seçilmiş 35 demokratik hükümet vardı. Bugünlere geldiğimizde dikkatinizi çekerim 193 devlet içeresinde bu sayı 110-115’e kadar yükselmiştir.
Son yıllarda bu konuda bir gerileme kaydetmek mümkün olmasına rağmen bu son derece olumlu bir gelişme olarak görülmelidir. Afrika’da bile artık gelişen bir orta sınıf görmek mümkün olmuştur.

Çağdaş batılı demokrasilerde artık insanlar salt neyin söylediğine değil, nasıl söylendiğine de dikkat etmektedir. İnsanlar, siyasal sahne üzerinde yer alan “oyuncuları”, yaptıklarını, yapmak istediklerini sorgulamaya başlamıştır. Bu köklü bir değişimdir. Hatta batılı toplum içeresinde kimileri3 var ki bu kadarıyla yetinmeyip, siyasal sahnenin kendisini sorgulamaya başlamıştır.

Günümüzde birçok hükümet veya ekonomik, siyasal sistemler bütünü4 kendi toplumlarını yaratılan suni veya gerçek tehditler ile bir arada tutmaya çalışmaktadır. Bunların başında 11 Eylül, İslamofobi, ekonomik mülteci akımları başı çekmektedir. Bu durum hükümetlerin gücünü değil bir durum ile başa çıkamayacak kadar güçsüz olduklarını göstermektedir. Türkiye’yi bu konuda “güzel” bir örnek olarak görebiliriz. Somut bir tehdidin olmamasına rağmen… İkide birde tekrarlanan darbe, ekonomik istikrarsızlık, bölünme, irtica gibi kavramlar ile toplum sindirilerek baskı altında tutulmaktadır(!)

Bir şeyi değiştirmek istiyorsanız eğer, öncelikle bu değiştirmek istediğiniz şeyi iyi anlamanız gerekiyor.
Söz konusu güç olduğunda…
Mesela devlet gücü ve bu güç bir baskı oluşturuyorsa, bu gücün karşısına mutlaka başka bir güç, dengeleyici unsur olarak dikilecektir. Gösterilen direnç bu güç tarafından alt edilmeye çalışılsa da zamanımızda bu artık pek mümkün olmamaktadır5. Çünkü gelişen teknolojinin ve artan bilgi birikimiyle yoğrulan gençlerindir artık yarınlar. Farklı düşünce yapılarıyla kendilerine, yine farklı yarınlar hazırlayacaklardır. Yaratılan bu farkındalıklar kimileri tarafından mevcut sisteme karşı bir tehdit olarak algılanmaktadır6.

Mevcut demokratik sistemler vatandaşlarına belirli oranda güvence vermeye çalışırken, kendi içlerinde bir çelişki (paradoks) yaratmaktadır. Çünkü yaratılmaya çalışılan güvence aynı zamanda bireyin özgürlüklerini de kısıtlayabilmektedir7.
Bir sorunu görmemezlikten gelmek, aldırmamak o sorunun çözümüne katkıda bulunmaz. Tam aksine sorun, zamanla büyüyerek altından kalkılamayacak haller alabilir. Dünyamızın neredeyse hiç bir bölgesinde saf kan bir ırk bulunmamaktadır. Farklı dünya görüşleri, farklı ırklar – kültürler, farklı yaşam tarzlarını, en azından şimdilik, bir arada barındırmanın en iyi yolu demokratik sistemlerdir. Tüm bu farklılıkların getirdiği “çatışma ortamını”, hoşnutsuzlukları “dile” getirmenin geleneksel yöntemi meydanlarda toplanarak siyasi sorumluların dikkatini çekmektir.

Ancak günümüzde protesto etmenin başka yolları da vardır. Ben mesela yazarak ve yayınlayarak hoşnutsuzluğumu dile getiriyorum. Geleneksel demokrasilerde dikkati çeken, artan sayıda eleştirilerin dillendirilmesidir. Bu Amerika Birleşik Devletlerinde de böyledir Avrupa’da da!
Ancak demokratik değerler manzumesinin ön koşulu bilinçli, bilgili ve sorumluk taşımaya hazır insandır. İnsan kalitesi düştükçe toplumun, yaşanan demokrasinin de niteliği düşmektedir.

Dolayısıyla…
Özetlemek gerekirse…
Türkiye’de AKP güçlü değildir…
Muhalefet partileri yetersiz ve güçsüzdür!

Demokrasi tarif edilemez, demokrasi yaşanır, demokrasi mükemmeliyetten uzaktır, demokrasi belirli bir çerçeve etrafında sürekli bir değişim içeresindedir ve yukarıda tarif edilen insan niteliklerini önkoşul olarak kabul eder.

* Bu konuda Jeremy Rifkin’in yayınlamış olduğu kitapları tavsiye ederim
1. Son arkeolojik bulgulara göre
2. Kuvvetler ayrılığı ilkesi
3. Edward Snowden, Julian Assange, Chelsea Manning gibi
4. AB(D) veya uzak doğu ekonomik birlikler gibi
5. Mesela Gezi Park direnci gibi
6. Bakınız Türkiye Cumhuriyetinin ilanından bugünlere kadar yaşanan gelişmelere
7. Mesela güvenlik kameraları

                                                                       *

Dün yazmaya fırsat bulamamıştım

Recep'çiğim...
Mısıra bak...
Sonunu gör!

                                                                       *

Boşuna ümitlenmeyin

Gerçekler farklılık arz etse de...
Ne yapıp yapacaklar ve bu seçimi "kaybetmeyecekler"...
Seçim güvenliği, daha da önemlisi seçmenin oyunun hiç bir güvenliği yok...
YSK dahil kozlar heriflerin elinde...
Peki, ne yapacağız?

Mutlaka yurtdışından "bağımsız" gözlemci davet edilmeli...
Ve sandık görevlileri işlerini çok ciddiye almalıdır!

                                                                     ***

18.05.2015

Suçun itirafı

http://www.gurbuz.net/Turk/Mursi%20Erdogan%20idam.mp4

                                                                       *

Sahi neden?

Yıllardır bu konuda araştırma yaparım ama bugüne kadar üstün körü cevaplar dışında tatmin edici bir sonuca ulaşamadım...

Kafamı kurcalayan soru:

Kutsal din kitaplarında...
Onca olayın, felaketin anlatılmasına karşın...
İbret alınması gereken onca vaka dile getirilirken...
Neden uzaktan - yakından dinozorlardan söz edilmez?

Hemen hak dinler ve kutsal kitapları insanlar için diyerek kestirip atmayın...
Atmamanız gerek çünkü felaketin "her türlüsü" bu kitaplarda tarif edilirken böyle bir olaydan bahis edilmemesini çok garipsiyorum.

                                                                       *

Grup psikolojisinin kıskacında

Psikolojide Dunning – Kruger etkisi diye tarif edilen…
Ehliyetsiz kişinin kendi veya karşısındakinin bilgi ve/veya yeteneklerini yanlış değerlendirmesi…
Türkçemizde >>> cahil cesareti <<< diye de tabir edilir(!)

İster eğitimli, ister eğitimsiz olsun…
İnsan sosyal bir varlık olarak bulunduğu çevrenin etkisinde kalır…
Kimileri buna >>> mahalle baskısı <<< da der…
Ancak cahil insan biat kültürünün etkisi altında…
Sormadan, sorgulamadan…
Birde çevresinin yönlendirmesine maruz kaldığında…
Kahpeler…
Yüzde 49’da alır yüzde 75’de!

                                                                       *

Siyasi parti başkanlarının söyleşilerini televizyonlarda dinledikçe

Bende...
İster istemez söyle bir kanat oluşuyor...
Suni döllenme ile bir yerlere gelenden hayır yok!

Bu vatanın gerçek evlatları o koltuklarda oturup çalışmaya başlamadıktan sonra...
Durmak yok, aynen devam(!)

                                                                     ***

19.05.2015

Beyin ölümü ve organ nakli

Tatsız bir konu...
Kimse ölümü düşünmek istemez...
Kimse ölümü kendine veya yakınına da yakıştırmakta istemez...
Ve yine yazacaklarımla kimseyi tesir altında bırakmakta istemem...
Ancak dikkatinizi bu konuya çekmek istiyorum çünkü tıp dünyasında bu konu yine tartışılmaya başlandı.

Çok düşünmüşümdür...
Kendimde olsaydım, aklım - başım yerinde olsaydı...
Acaba zamanında oğlumu hayatta tutan makinelerin kapatılmasına izin verimiydim!

Nitekim aynısını rahmetli babamda yapmıştım...
Baş hekimi makineleri kapatmaya kalkarsa mahkemelerde süründüreceğimi söyleyince, gerçekten sonuna kadar gereken yapılmıştı.

Son araştırmalara göre, tabi doktor değilim, aktarırken hata yapabilirim...
Beyin ölümü gerçekleşen insanın bilinçaltının...
Bir şeklide hala çalışmaya devam ettiği tespit edilmişmiş...
Organlar zaten çalışan kalp sayesinde taze oksijenli kan ile ihtiyaçları karşılanıyor...
Sorun...
Ahlaki açıdan beyin ölümü gerçeklesen insanın gerçekten ölmüş sayılıp sayılamayacağı. Ben kendi adıma şu kararı aldım:

İçimde sağlam, başkasıyla paylaşabileceğim bir şeyler kaldıysa bile...
Gerçekten ölümüm tespit edildikten sonra olduğum gibi toprağa verilmek istiyorum. Neticede, Mevla'm gerek görseydi...
Bir şekilde insan yedek parça depoları da oluştururdu...
Nokta

                                                                     ***

Dada ve 19 Mayıs

Bu konuda bugün hiç bir şey yazmayacaktım...
Ama beş dakika önce dada aradı, her halde televizyonda izledi...
Merak etmiş...
Bugünün ne anlama geldiğini soruyor...
Gerekenleri anlattım...
Dada ve dayday'ın bayramını da kutladım tabii!

Hiç şüphem yok...
Türkiye Cumhuriyetinde böyle milyonlarca evlat yetiştiriyorlar...
Hiç kimse...
Bu dünyadaki hiç bir güç ve kudret...
Kalplerimizden ne Atatürk sevgisini nede vatan millet sevgisini silemeyecek!!!

Atatürk'ü ayrıca anmamıza da gerek yok...
O ve eserleri kalbimizde...
Mirasının ağır yükünü severek omuzlarımızda taşıyoruz zaten...
Hepinizin Gençlik ve Spor bayramı kutlu olsun!

                                                                       *

Ben bu vakıf ve bağış işinden bir şey anlamadım

Bilal oğlan yapıyor...
Ondan esinlenerek bende yapayım dedim...
Ağır engeli "patronlar" vakfını kurdum...
Bizim isçilere dedim...
Bundan sonra buradan para kazanmak istiyorsanız...
Vakfa kazancınızın yüzde onunu bağışlayacaksınız(!)

Yanaşmıyorlar...
Abi yapma etme bak örnekleri falan var diyorum...
Yanaşmıyorlar...
Bir yerde yanlış yapıyorum ama nerede?

Acaba Bilal oğlana yazsam...
Bir kurs murs açıp o engin bilgisini para karşılığı bizlerle paylaşır mi?

                                                                     ***

20.05.2015

İşte budur!

İhtiyar, genç tüm vatanseverlere selam olsun...
Atatürk ve arkadaşlarını...
Türkiye Cumhuriyetini...
Vatan, millet sevgisini unutturamayacaksınız!

Siz yıkmaya çalışacaksınız...
Bizler tekrar ayağa dikeceğiz!

                                                                       *

Öyle yada böyle HDP (BDP) Recep Tayyip Erdoğan'ın kaderini tayin edecektir

Kahin olmak gerekmiyor...
HDP yüzde onun altında kaldığında oylar AKP'ye...
HDP yüzde onu geçerse AKP - HDP koalisyonu kesine yakın bir olasılık(!)
Moruğun partisini unut...
Y-CHP bunca olaya rağmen K.K. değimi ile yüzde 30-35 civarında olacakmış ve birde buna utanmadan seviniyor!
Vatan Partisi, söylem doğru - eğleme fırsatı olmadı henüz ama D. P. başında olduğu sürece eğleme fırsatı da olacak gibi görünmüyor. Geriye ne kalıyor?

Al başını vur duvara Türkiye'm!

                                                                       *

Geldiğimiz nokta itibarıyla

Avaz avaz ne diye bağırıyordu?
Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanıyım...
Ne yapacaktı?
Diyarbakır'ı Ortadoğu'nun yıldızı...
Bunları söyleyen kimdi...
Recep Tayyip Erdoğan...
HDP, BDP gibi partiler Kürt milliyetçiliğinin...
Ayrışmanın, bölücülüğün odağında değil mi?
Tam merkezinde!
Demirtaş'ın sözüne nereye kadar güvenirsin diye sorsalar...
En fazla...
İki adim ötesine gitmem!

Yandı götüm dediğin anda....
Çok geç kalmış olacaksın!

                                                                     ***

21.05.2015

Yazmayayım diyorum, olmuyor! Götümden çatlayacağım

Uydu merkezinin açılışını yapıyorlar...
Geçen gün doğru hatırlıyorsam İspanyada Türkiye için deneme uçuşu yapan askeri uçak düşmüştü...
Alman haberlerinde kazanın nedenini bir iki gün önce açıkladılar...
Yazılım hatası!

Askeri tesisatını dışarıdan alıyorsun...
Aldıklarınla savaşa girecek olsan...
"Ulusal" değişiklikler yapmış olsan bile...
Yazılımlarda bakalım her türlü arka kapıyı (backdoor) buldun mu?
Herif düğmeye basmasıyla senin askerlerinin ruhuna El Fatiha!

Atom santrali kuracaksın teknoloji dışarıdan...
Uydu merkezi kuruyorsun, teknoloji dahil her halde elemanlar bile dışarıdan...
Uydunun, atom santralinin yazılımı dışarıdan...
Gün gelecek...
Dışarıdan birileri ananı, karını, kızını, bacını...
Dışarıdan, dışarıdan becerecek...
Sen hala anlamamazliktan geleceksin!

                                                                       *

İki gram beyin sahibi herkese sesleniyorum

Profesör konuşuyor...
Bilim insanlarına, akademisyenlere, mürekkep yalamış ve biraz olsun düşünüp sağduyu sahibi olan herkese saygım vardır.
Ama "ün" ve unvan sahibi olmasına rağmen bilerek, kasten yalan söyleyenden midem bulanır!

Neymiş 81 ille Üniversiteyi AKP getirmiş(!)
Tek kelimeyle...
Çüşşş!!!

Konuştukça batıyorsunuz...
Gerçekler ile hayalleri, yalanları artık birbirinden ayıramayacak durumdasınız!

Lütfen...
Hepinizden rica ediyorum...
Oy verirken AKP dışında kime verirseniz verin...
Ama artık kesinlikle bu Aa Kaa Peee'ye vermeyin!

                                                                       *

Yok mu?

Hırsız çıkmış yine başörtüsü edebiyatı yapıyor...
Yok mu bir Allah'ın kulu...
Sevabına...
Artık millet bir kafasını dinlesin diye...
Şu Emine'nin donunu kafasına geçirsin...
Belki utanır da susar artık(!)

                                                                     ***

22.05.2015

Mahallemizin kadını - kızı, mahallemizin namusu

Dün "Yok mu?" başlıklı yazıma vatandaşın tepkisi bayağı bir kafamı yordu...
Vatandaşı anlamaya çalıştım...
Ne his ediyor, o tepkiyi neden verdi diye...
Vardığım sonucu sizlerle paylaşmak istiyorum!

Doğru veya yanlış bir analiz mi...
Açıkçası bilmiyorum...
Ancak başlıkla yakından ilgili olduğuna eminim!

İnsanları yalın bir şekilde iki tipe ayıracak olursak...
Yüzeysel kişilik ve derinlik sahibi insan neticesine varırız...
Bu iki insan tipi yetiştikleri ortamın ve aldıkları eğitimin ürünleridir!

Yüzeysel kişiliğe sahip insan...
Görüşleriyle ve hayat tarzıyla tek boyutlu bir varlıktır...
Bu varlığı dünyamızda ilk canlı, tek hücreli organizmalara benzetebiliriz...
Derdi...
Karnını doyurmak ve üremektir!

Halbuki dünya, bilindiği üzere birden fazla boyutludur...
Ancak bu varlığın bunları görmesi mümkün değildir...
Tıpkı tüm insanların ortak özelliği olan kızılötesi ışığı görememek gibi bu varlıklarda yapıları itibarıyla hayatın akışını basite indirgerler çünkü bakış açıları ancak buna müsaade eder. Bu yüzden bu insanlara yaklaşım çok farklı, onlarında anlayabileceği düzeyde ve dilde olması gerekir. Bu tür bir iletişime sokak dillide diyebiliriz.

Doğrudur...
Tüm hak dinlerinin bununla birlikte dikta rejimlerinin dışında, insan tarafından icat edilen toplumsal yaşamı denetleme ve düzenleme sistemleri bireyleri sosyal sorumluluk almaya "davet" eder. Ancak...
Ve sorunda kanımca burada başlıyor; hayat dediğimiz salt siyah ve beyazdan ibaret değildir! Bu tür "tek hücreli organizmalar" ama siyah ve beyazdan başka bir şey görmezler, görseler bile "bununla mi uğraşacağım" diyerek görmemezlikten gelir, çevrelerindeki insanlarında kendilerinin gibi olmasını tercih ederler. Durum böyle olunca, mesela Kur'an-ı Kerimde bahsi geçen yaşadıkları toplum içeresinde sorumluluk alma vazifesini de yine kendilerine göre siyah - beyaz yorumlarlar.
İçgüdüsel olarak sorumluluğu ne hikmet ise bacak arasına indirgemelerine bir izah bulamamakla birlikte bu ilginç durum hepimizin aşina olduğu trajikomik durumlara meydan verir. Mahallenin namusu bazı namus bekçilerine emanet edilir!?

Size, elalemin namus bekçiliği görevini kim, hangi hakla verdi?

Cahil cesareti ile durumdan vazife çıkaranlara zamanında dur denmediğinde, yüz bulan zamanı geldiğinde astarını da isteyecektir! Nitekim de yaşayarak şahit olduğumuz gibi böyle olmaktadır. Halbuki hak dinlerinde sosyal sorumluluk almak;
kendinin dışında insanların can ve mal güvenliğine de sanki kendi mal ve can güvenliği söz konusuymuş gibi dikkat etmek, zor durumda olan - dara düşen insana yardım elini uzatmak. Gerekirse fiziki güç açısından daha zayıf durumda olan bir kadına yardımcı olmak anlamındadır. Bu örnekler haliyle çoğaltılabilir ancak ne demek istediğimi anladığınızı sanıyorum. Bildiğim kadarıyla hiç bir hak dininde toplu günah olmadığı gibi toplu sevapta yoktur. Günah da, sevapta bireyseldir.

                                                                       *

Türkiye konuşur...
Elalem yapar!


Çılgın projeler...
Yüz yılın projesi...
"Bizim" güzide siyasetçilerimiz sallayıp duruyor...
Yok(!)
Bu konuda yok birbirlerinden bir farkları!

Konuyla ilgilenenlere Kore'yi örnek vermek istiyorum...
New Songdo City
Türkiye konuşur...
Elalem yapar!

                                                                     ***

23.05.2015

Abdest ve ötesi

Tayyip…
Senin gücün gözün gördüğü ufka kadar…
Ben…
Senin ufkunun ötesinde yaşıyorum…
Zihnim hür…
Düşüncelerim hür…
Bedeni derdest1 edebilirsin…
Ama Allah’ın bana bahşettiği duyularımı ve beynimi asla etkileyemesin!

Hak dinlerinde…
Temizlik…
Güzel ahlak kadar önemlidir…
Galat-ı meşhurdur2…
İnsan, temizliği maddeten ve manen anlamalıdır…
Önemli olan manevi temizliktir…
Bedenen kirlide olsan, yürek temizse…
Allah’ın huzurunda duaların mutlaka duyulacaktır!

Toprakla kirden arınabilir misin?
Belki…
Üstün körü, ütün körü temizlik mi olurmuş?
Hele Allah’ın huzuruna çıkmaya niyetliysen!

Ama Allah sana bu imkânı tanımış…
Anlaman, anlayabilmen için…
Sana yasakladığını, açlıktan öleceğine yiyebilirsin diye buyurmuş…
Cihadı dahi ikilemiş…
Büyük ve küçük cihat diye…
Büyük ise nefisle mücadele!

O halde…
Abdest ile bedenini temiz tutun say…
Müslüman olan mesela…
Güzel bir kadın gördüğünde…
Yüreği…
Düşünceleri kirlenirse ne olur?

Sen Kadını sarıp – sarmalasan da…
Yüreğin ve düşüncelerin kirli olduktan sonra…
Şevk ve serveti hayatının odağına koyduktan sonra…
Beş vakit namaz öncesi…
Beş vakit abdest alsan da neye yarar?

1 ele geçirme
2 Herkesin doğru bildiği yanlış

Yazarın notu: Bence vaftiz olmakta abdest almak arasında manevi bir bağlantı var. İkisi de insanın tanrı önüne arınarak çıkma gayretinin birer göstergesidir.

                                                                     ***

25.05.2015

Street Credibility*

Şunun şurasında ne kaldı?
Ancak umudum yok(!)

Bildiğim tek şey...
Her şey gibi...
Gün gelecek ve AKP'de tarihin tozlu sayfalarına karışacak...
Bildiğim tek şey...
Muhalefet liderinin bile bunca yapılana rağmen...
Vatana, millete ihanete varan olaylara rağmen...
Sorumluları asmayacağı sözünü vermesi...
Bildiğim tek şey...
Bir hukuk devletinde, su sızdırmayacak deliler sunulduğunda...
Vatana, millete ihanetin ölümle cezalandırılabileceği...
Avrupa Birliği ölüm cezasına karşıymış...
Yürüüü...
Ense tıraşını görelim!

* Siyaseten, sokak diline hakim, siyaseten sokaklara hakim. Vatan - millet kavramını sokaklara hakim kılamadığımız sürece, Türkiye'de herkesin yaptığı yanına kar kalacak.

                                                                       *

A benim geri zekâlı evladım

Yavrucuğum...
Sizler daha dünyaya gelmeden ben sabahlara kadar şifre hackliyordum...
Sizler daha ananızın memesine yapışıkken, ben, bilişim güvenliği üzerine tezler tasarlıyordum!

Haliyle...
Internet üzerinden sitemi hacklamaya çalışabilirsiniz...
Neticede benim denetimimin dışında...
Sunucu providere emanet...
Ancak ben...
Piyasanın en iyileriyle çalışmağa alışkınım!

Kaldı ki...
Sitelerimi HTML dışında programlamam...
Bilmez misin HTML'e saldırı alanı son derece kısıtlı?

                                                                     ***

27.05.2015

Cihan padişahı birinci kıçımın kenarı

İmamın orduları…
İmamların öcü…
Karayılanlar tarafından zehirlenmiş kitleler…
İmansız, içi boşaltılmış bir Müslümanlık…
Türkiye’nin hali!

Bilmiyordum yeni öğrendim…
Ailede ağır hastam var…
Ameliyat masasından kalkması, Allaha kalmış…
Doktor ümitsiz…
İstanbul’da uzman başka bir operatör doktor çok daha ümitli konuşmuş…
Dayıma dedim, oraya kaldıralım…
Bir hastane, diğer hastanenin tahlillerini kabul etmiyormuş…
Tüm tahliller yeniden yapılmalıymış, buda gereksiz iki hafta kadar zaman kaybıymış…
Durum acil, ölüm kapıda…
Maksat Sosyal Sigortaları söğüşlemek!

Yeni Türkiye gerçeği işte budur!

                                                                       *

Lafı güzaf

El âlem yapar…
AK Parti hayal satar!

                                                                       *

Görüntü kirliliği

İstanbul’dayım…
Hava kasvetli…
Sıcak desem, değil…
Hava koşullarına alışık değilsen…
Nem benim gibi kalp hastaları için ölümcül olabiliyor!

Adım atmaya halim yok…
Ancak yapılması zorunlu işler var…
Tükenen güç…
Ahval sormuyor!

İstanbul…
Oldum olası yaşanacak bir kent değildi…
Trafik karmaşası çekilmez bir hal almış…
Kalabalıklar adeta bireyi yutuyor…
Öğütüp yok ediyor…
Seçim için her köşe başına asılan parti bayrakları…
Flamalar…
Kenti boğuyor…
İnsana nefes almaya imkan birikmiyor!

                                                                     ***

29.05.2015

Eyyy kadın, söyle

Sen aklını peynir ekmekle mi yedin?
Herif senin üstüne kuma alacak…
Sen veya kumanın hiç bir kanuni hakkı olmayacak…
Herif istediği gibi sizi kullanacak…
Söyle sen aklını peynir ekmekle mi yedin?

Söyle kadın…
Konuş…
Sen aklını peynir ekmekle mi yedin?
Yavrunu, küçücük kızını…
Kuzunu…
Hayvanın altına nasıl yatıracaksın?
O hayvanın, kuzunun bedenide…
Ruhunda yapacağı tahribatı bir hayal etsene…
Söyle kadın…
Konuş…
Sen aklını peynir ekmekle mi yedin?

Seçime bir kaç gün kala…
AYM’nin kararı utanç vericidir…
Din dediler, iman dediler…
Seni köle ettiler kadın…
Söyle kadın…
Konuş…
Sen aklını peynir ekmekle mi yedin?

                                                                     ***

31.05.2015

Refah varsa huzurda gelir

Mesele adil paylaşımda…
Mesele işbirliğinde…
Mesele ortak bir hedef uğruna birlikteliği sağlayabilmekte…
Mesele ulvi hedef uğruna özveride bulunabilmekte!

                                                                     ***

01.06.2015

At gözlüğü

Yaş 50…
İçimdeki çocukta benimle birlikte ihtiyarladı…
Her geçen sene…
Yeni tecrübeler, her yeni tecrübe bir adım daha olgunluk(!)

Hayat…
Olanla yetinmenin garabetini öğreti…
Duraksama bir tarafa…
Yetindikçe, iki adım geri – bir adım ileri gidiyorsun…
Hâlbuki…
Almanların deyimi ile “Das beste ist gerade gut genug!”
Yani en iyisi…
Ancak yeterlidir!

Yetindikçe…
Acıdıkça, acınacak hale düşüyorsun…
Kendinden istediğin, hayattan beklediğin…
Arzuların…
Ufkunun sınırlarını zorlamalı…
Zorlamalı ki içindeki hırsın kıvılcımları sönmesin!

Biri hırsız…
Ama biat etmeye, boyun eğmeye, yetinmeye alıştırılmış insanların güvenini kazanmış…
Halkın en azından bir kısmının gözdesi…
Ne yaparsan yap, ne söylersen söyle güveni sarsamıyorsun(!)

Diğerine…
Bir zamanlar Gandi Kemal diyorlardı…
Yok, efendim bilmem kaç kardeşi varmış…
Hepsi ameleymiş…
Kendisi hırsız değilmiş, dürüstmüş…
Ne mutlu ona…
Kendi, ailesinin şerefi…
Ama hırsızla mücadele edecek…
İnsanları ikna edecek yeterlilik gösteremiyor!

Sen…
Kötünün iyisiyle yetindikçe…
Tablonun bütününü değil yalnız bir kısmını gördüğün sürece…
Etrafına at gözlüğü ile bakmaya devam ettikçe…
Sen yetersize, hırsıza, kalitesize teveccüh gösterdikçe…
Ölçün, çıtan kısıtlı oldukça…
Sen isteklerinde tevazu gösterdikçe…
Gelip…
Tepene çıkan…
Seni aldatan, kandıran…
Ağzına s.çan daha çok olur!

                                                                       *

Ömrün güvencesi var mı?

Vatandaş soruyor...
Neden başkanlık sitemine karşısınız?

Bu dünya Sultan Süleyman'a bile kalmamış...
Erdoğan'a mı kalacak?
Kanuni nerede, Tayyip nerede...

Hadi diyelim ki sen haklısın vatandaş...
Tayyip başkanlığa layık...
Her türlü güç, her türlü yetki başkanın elinde...
İyi de...
Tayyip dünyaya kazık mı dikecek?
Bu soytarının vadesi hiç mi dolmayacak?
Bu herif öldükten sonra ne olacak?
Bunu hiç düşündün mü?

İşte bu yüzden başkanlığa hayır diyorum!

                                                                     ***

Alışmadık, alışmayacağız

Neymiş millet siyasal simge türbana kamusal alanda alışmışmış...
Sen öyle san...
Devlet dairesinde...
Kamusal alanda, özel sektörde...
Bizler türbana alışmadık...
Alıştırmayacaksınız da!

Kimsenin...
Samimi dini duygularla hareket eden kardeşlerimizle bir alıp veremediği yok...
Baş illa bağlanması gerekiyorsa...
Bağla...
Ama siyasallaştırılmış yumurta kafalı olarak ortalıkta dolaşma...
Yıllar önce yazmıştım...
Milli bir kıyafet modeli gerekli...
Bu ihtiyaç dünden bugüne daha da acil bir gereksinimdir!

Aslında bu model uzun süreden beri var...
Anadolu kadının, tarlada - toprakta böyle bir meselesi yok...
Mesela şehirli hanımlar Osmanlı sarayından esinlenebilirler...
Veya hepimizin kabulü olan...
Babaanne modelinin gerçekten suyumu çıktı?

Hepinizin kandili kutlu olsun!

                                                                       *

yiğitlik üzerine

Meydan kavgasında...
Bildiğim yiğitler teke tek dövüşür...
Arada onun bunun yumruğu gelir ama...
ilke teke tektir...
AKP kahpe kavgasında...
yiğitlikten eser yok...
Baş borazan bir ilde...
Padişah bozuntusu, özenti...
diğer bir ilde oy avcılığında!

Gariban muhalefet...
halini hiç sorma(!)

                                                                     ***

03.06.2015

Mustafa

Nasıl insanlarsınız sizler?
Sizleri anlamam mümkün değil!
Mustafa “belgeselini” izlediniz mi bilmem…
Bu ısmarlama ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü…
Olduğundan farklı gösteren rezaletin altına kim imza atmıştı?
Can Dündar!

Ne oluyor size?
Bir zamanlar Türk Silahlı Kuvvetler diye bir kurum vardı…
Adamların birden bire demokratlığı tutuğu gibi…
Sizlerde şimdi bilmem ne havarisi kesildiniz…
Sanki 12 seneden beri anlayamadınız…
Bu bilmem nenin çocuğuna…
İzlediği yolda destek olduğunuz sürece sırtınızı sıvazlar…
Sonra yarı yolda bırakır!

                                                                       *

Emine’yi Kılıçdaroğlu ile karıştırdı galiba

Ne tuvaletmiş ama…
Bir gün bu zavallı piyonu savunacağım aklıma gelmezdi ama…
Hayat böyle bir şey işte…
Emine…
Ne çabuk unuttu…
Ömründe az mı tuvalet temizledi…
Gerekirse…
İnsan ekmek parası kazanmak…
Veya evinin, çoluğunun – çocuğunun sağlığı için tuvalette temizler…
Bu ayıp değildir…
Ayıp olan bunu başkasını aşağılamak için dile getirilmesidir!

Not: Emine örneğini verdim çünkü genelde kadındır evin temizliği ile ilgilenen. Ben mesela gerektiğinde evimde bu işi de yaptım, gocunulacak bir şey değil.

                                                                       *

Namahrem

Altın jübilelerini*…
İyisiyle, kötüsüyle doldurmuş…
Bir yastığa baş koymuş insanlar!

Bu yazacaklarım Türkiye’nin her hangi bir yerinde…
Her gün defalarca yaşanabilecek bir vakadır…
Eşlerden erkeğin arkaya kalması tersinden daha kötü bir durumdur!

Ama öyle olduğunu farz edelim…
Arda kalan erkek olsun…
Eşini, hayat arkadaşını...
50 senede eşinin her santimetre karesini tanımaya fırsat bulan…
Hayat arkadaşını son yolculuğunda…
Ebediyeti karşılayacağı kabrine yatıramıyor…
Neden?
Çünkü namahrem sayılıyormuş…
Peki, mevtayı toprağa yatıran adamlar…
Rahmetlinin helalîsi mi sayılıyor?

Bu nasıl bir mantık?
Bu nasıl bir anlayış?

*evliliğin 50 yıl dönümü

                                                                       *

Var mı?

Baba ocağı…
Ana kucağı gibisi var mı?

                                                                       *

Türk’sen Türklüğünü bil

Lafla peynir gemisi yürümez der atalarımız…
Türk’sen Türklüğünü bileceksin…
Her şeyden evvel…
Türk dediğin…
Dürüsttür…
Merttir, yüreğinde kahpeliği barındırmaz…
Güçlüdür…
Özgürlüğünü yaşamak için feda etmesi gerekse, ölümü tercih eder…
Ezilse bile, zincire vurulsa dahi…
İçindeki özgürlük dürtüsü onu hürriyetine kavuşturur…
Türk…
Hayata kalma azmiyle ünlüdür…
Simgesi boşuna bozkurt değildir…
Kurt, hayatta kalma becerisiyle tanınır…
Efendidir…
Terbiye onun küçük yaştan ölüme kadar refakatçisidir…
Türk kadınının iffeti asla sorgulanamaz…
O ne yapması gerektiğini…
Erkeği ile ölmesini de bilir…
Türk…
Dili ile…
Örf ve adetleriyle bir bütündür…
Saygı Türk için esastır!

                                                                       *

Madem minareler süngü

O halde Türk süngüsünü tercih ederim…
Dikkatinizi çekti mi bilmem?
İstanbul’un bazı semtlerinde özellikle yeni yapılan camilerde minareler…
Arap minarelerini andırıyor.

Hani bu herifler Osmanlı torunuydu…
Nerede atadan kalma…
Kalem gibi zarif minareler, nerede?

Arap özentisi, iğrenç mahlukatlar!

                                                                       *

Imanım gevredi

Başlarım böyle bekârlık sultanlıktır zırvalarına...
Tamam iyi tarafları gerçekten var ama...
Bulaşık yıkamaktan imanım gevredi...
Orospu karı yemeği de yapsam...
Tencere, tava yine çıkıyor...
Yok arkadaş...
Ya hatunu yedeklemek lazım, yada onunla Türkiye'ye gelmek lazım!

                                                                     ***

04.06.2015

Yurtdışı Türkler kaçıncı sınıf vatandaş?

Akıl almaz bir iddia…

“…Yurtdışında yaşayan bir insan Türkiye gerçeklerini nereden bilecek…Bu insanların oy vermesi sence doğru mu?... ”

Bunu söyleyen Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan bir vatandaş, ne desem bilmem ki?
Bizler bilgi ve fikir sahibi değiliz ki(!)…
Bizler bilmem kaç TV kanalı vasıtasıyla Türkiye’deki gelişmelerden haberdar değiliz ki(!)…
Bizler bilmem kaç gazete vasıtasıyla Türkiye’deki gelişmelerden haberdar değiliz ki(!)…
Bizler bu ülkenin pasaportunu, kimi zaman gururla – bazen utançla* taşımıyoruz ki(!)…
Çünkü…
Biz insan değiliz ki(!)…

*Mesela bir yerden bir yere gitmek için vize uygulamaları

                                                                     ***

05.06.2015

Uzaylılar her yerde

Çok şükür...
Kazasız belasız evime döndüm...
Hayatımda tek başıma geçirdiğim en zor 10 gün...
Çok fenaydım...
Anlaşılan artık yaşında verdiği etkiyle...
İklim değişikliklerine öyle kolay kolay adapte olamayacağım...
İzin güzel bir şey ama insanın evi gibisi olmuyor!

Düzenin...
Alıştığın ortam...
Mesela İnternete giriş hızın...
50000 MB/s burada...
7 MB/s Türkiye'de...
Hele cep telefonuyla internete girenleri anlamam mümkün değil...
Ceple internet mi olurmuş? Olduğunu biliyorum tabii...
Ama benim işim değil!

Her "izin" sonrası olduğu gibi...
Bu senede Türkiye'de sosyal ve siyasal izlenimlerimi not etmek istiyorum...
Üç tespit:

1. İnsanlar büyük oranda ekonomik sıkıntı içeresinde. Her zamankinden fazla bu sefer göze çarpıyor. İşsizlik çok önemli bir konu. Ekonomik sıkıntı had safhada. Seçimlerde bu sıkıntı belirleyici olabilir.
2. Gençler arasında bilgi ve bilinçsizlik ama özellikle doğru dürüst eğitim almamışlar arasında daha da artmış. Bu konu kendi içeresinde bir değerlendirmeye değer. Önümüzdeki günlerde TAV başlığı altında yayınlamayı düşünüyorum.
3. Ve son izlenimim, uzaylılar artık her yerde. Yumurta kafalı süprüntüleri artık İstanbullun en nezih semtlerinde de görmeniz mümkün. Bu olgu düşündürücüdür.

                                                                     ***

06.06.2015

Büyük bir olasılıkla bu iş azınlık hükümeti ve 1 yıl içeresinde yeniden seçime gider

Ne yapıp yapıp bu seçimleri kazanmaları lazım...
Her yol mubah...
Ancak koalisyon olasılığına rağmen RTE görevi yine AKP'ye vermeye çalışacaktır...

Turkey-2015-Election-Prospects

http://www.gurbuz.net/Turk/Turkey-2015-Election-Prospects.pdf

Kaynakça:
http://www.jamesinturkey.com/elections/turkeys-general-election-2015/rolling-average/
http://www.jamesinturkey.com/elections/turkeys-general-election-2015/

                                                                       *

Yarın

Umarım sağduyu kazanır...
Umarım insanlarımız "tek adam" zalimliğine son verir...
Umarım yapılanlar, hırsızlıklar cezasız kalmaz...
Umarım ki bazı "istihbarat" sitelerine göre MHP veya HDP sözlerinde durarak AKP ile bir koalisyon hükümeti kurmaz...
Umarım bu ülke Kasımpaşa rezilliğine bir son verir!

                                                                       *

Katı Kemalizm'den ılımlı Islama

Altı ilke...
Evrensel değere sahip altı ilke...
Uygulandığında, gerçekten bu ilkelere sahip çıkıldığında...
Önce insana sonra topluma faydalı ilkeler!

Günümüze gelebilen üç Hak dini...
Hepsinin ortak tarafı, özü...
Ahlak sahibi insan...
Allah'ın kelamı...
Uygulandığında, gerçekten bu önerilere gönül kapısı aralandığında...
Önce insana sonra topluma faydalı!

Ve bizler...
Ne Atatürk ilkelerine...
Nede Allah'ın kelamına sahip çıkabildik...
...
Yıllardır uygulanan...
Atatürk namına içi boşaltılmış...
Kas katı, yüreksiz...
Bir Atatürkçülük(!)
Yıllardır uygulanan...
Allahü teâlânın önerilerinden çok uzak...
Allah namına içi boşaltılmış...
Yüreksiz ve akılsız...
Bir Müslümanlık(!)

İkisi de yanlış...
İkisi de bana çok uzak!

                                                                       *

Küçük, küçücük meselelerin insanlarıyız vesselam

Ne alaka...
Kız kardeşimin evinde trabzanlar* kırmızı...
Ustaya sordum...
"Bunlar boyanır mı?"
"Yok! Plastikten, boya tutmaz. Yaptıran her halde Aleviydi(!)"
Haydaaaaaaaaaaaaaaaa...
Her halde kızılbaş terimi aklına gelmişti ustanın!

Ömrümüzü böyle ufacık tefecik meselelerle tüketiyoruz...
Hayatımız, tüm enerjimiz...
Böyle incir çekirdeğini doldurmayacak konularla dolu...
Yok sen Kürt'sün, ben Türk...
Yok sen Alevisin, ben Şii...
Yok sen Yahudi'sin, ben Müslüman...
Ne bu ya?

Hepimizin özünde, bir yerlerde...
Anası sarımsak, babası soğan yatmıyor mu?

Özünü inkar eden...
Kendini olduğundan farklı gösteren...
Bu yüzden başına olmadık işler gelen...
Bu zihniyet değil mi?

*Merdivenlerde tutunduğunuz yer

                                                                     ***

07.06.2015

???

Önemli oranda oy kaybına uğramış olsalar bile...
Yine en çok oyun bu parti üzerinde toplanacağını tahmin etmek zor değil...
Şüphesiz tarih Bahçeliyi kınayacaktır...
Kılıçdaroğlu denendiğinde ise...
Değerlendirmenin çok daha acımasız olacağı...
Bu vebalin faturasının ona çıkarılacağına...
Üst üste seçim kaybeden buna rağmen koltuğa yapışan insan müsveddesi olarak anılacağına şüphem yok!

Bu seçimden sonrada koltuğunu boşaltmazsa...
Bu adamın bu topraklarda yatacağı yer yok demektir!

                                                                       *

Seçiyorsunuz, seçiliyorsunuz ama neye göre?

Türkiye'de, milletvekili, koltuk sayısı D'Hondt sistemine göre hesaplanıyor...
Bunu biliyor muydunuz?

Daha ayrıntılı bilgi için:
http://tr.wikipedia.org/wiki/D%27Hondt_sistemi

                                                                       *

Türkiye

Tencere, tava hazır mı?
Terlikleri dolaba...
Ayakkabılar kapının önüne!

Sokaklara dökülmeye hazırlanıyor musunuz?

                                                                       *

Kılıçdaroğlu istifa!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

                                                                       *

HDP'yi bilmem ama bundan sonra MHP'ye dikkat

Bu ilk olmaz...
Oy dağılımı böyle devam eder...
Koalisyon ihtimali doğarsa...
MHP'ye dikkat(!)

                                                                      *

Gitti, gitti, gitti

Başkanlık elden gitti...
:)

                                                                       *

Göbekçik

Hep birlikte bir göbekçik atalım
:)

                                                                       *

Seçimin kazananı HDP

Bölücülük kastı taşımayan tüm HDP seçmenlerini kutlarım...
Bizlerin yapamadığını...
Birlik ve beraberliğin güzel bir örneğini göstermiş oldunuz.

                                                                       *

Bu iş neye benziyor biliyor musunuz?

Farz edelim ki K.K. bir kadın olsun...
Dünyadaki SON kadın...
Ve ben onlarca yıl kadın yüzü görmemiş olsam...
Yine K.K.'nin yüzüne bakmam...
Tenezzül etmem!!!

                                                                       *

Affedersiniz

Recep Tayyip Erdoğan'a açık mesaj:

Eyyy Recep...
Milli irade dedin...
Başkanlık istiyorum...
400 milletvekili istiyorum...
İstiyorum da istiyorum...
Dedin de dedin...
Sonunda...
Aldın mı babayı?

                                                                       *

Neyi merak ediyorum biliyor musunuz?

Acaba...
Bilal oğlan...
Şimdi AK Sarayda yandı kıçım diye oda oda dolaşıyorumdur?

                                                                       *

Gelin

Ayağın yere bassın...
Çuvaldızı kendine, iğneyi başkasına...
Uyan gaflet uykusundan diye AKP seçmenine seslenen sen...
Kendi gözlerini açsan iyi olur!

Seçim üzerine seçim kaybeden...
Bir - iki puan artışı zafer diye ilan eden...
Ve bunun peşinden giden sen...
Kendini neden avutup durursun?
Hadi geçen seçimde Y-CHP'nin bir bölüm oyu MHP'ye gitti dedin...
Eyvallah...
Bu sefer HDP diyorsun...
Asıl sen uyan gaflet uykusundan!

AKP ile Y-CHP arasında 16 puan...
Bu iş neye benzer biliyorsun aslında sen...
Oynamasını bilmeyen...
Gelin yerim dar dermiş, uyan gaflet uykusundan!

                                                                     ***

08.06.2015

Tartışmanın faydası yok! Kaybeden Türkiyeliler - kazanan Türk milleti oldu. Ancak DAHA yolun başındayız, rahatlamak - gevşemek yok, Tayyip ve zihniyetini YOK etmeden bu tehlike geçmemiştir. Yapılanların faturasını henüz önüne koyamadıktan sonra; daha hiç bir şey kaybedilmiş veya kazanılmış değildir!!!

                                                                       *

Bahçeli

Erkeksen...
Birazcık olsun şeref ve haysiyet sahibiysen...
Verdiğin sözü unutma!

                                                                       *

Dün göstermiş olduğunuz sağduyunun şerefine Türk milletine armağanım olsun

Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 1923 - 2010 v.2

Tam 1300 sayfa...
PDF formatında, içiriği aranabilir nitelikte...
Maalesef eklerini henüz yayınlayamıyorum...
Olmayan enerjimin tümünü...
Uzun bir süredir ailevi sorunçuklara harcamak durumundayım...
Ama bu Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi çalışmalarıma ara verdiğim anlamına gelmez. Çalışmalar tüm hızıyla sürüyor. Bundan bir süre önce zamanı geldiğinde sizlerden yârdim isteyeceğimi söylemiştim. 100 binlerce aranabilir içerikken söz ediyorum. Oğluma vasiyetimdir, yayınlayamadan ölürsem oğlum bu çalışmayı sürdürecektir.

Her şey...
Tüm uğraşımız önce çocuklarımızın geleceği...
Sonra bizlerin rahat, refah ve huzur içeresinde yaşayabilmemiz için.

Tüm Atatürk milliyetçileri önünde saygıyla eğiliyorum

Önder

Indir

                                                                       *

Demek ki neymiş?

Türkiye gibi demokrasisi ve halk bilinci az gelişmiş ülkelerde bile...
Demokrasinin...
İstenildiğinde inilip - binilebilecek bir vasıta olmadığı görülmüştür...
Çünkü...
Demokrasinin, demokratik bir toplumun kuralları vardır...
Ve herkes, istisnasız herkes bu kurallara uymak zorundadır!

Demokrasinin en belirgin özelliği...
Şeffaf, denetlenebilir ve hesap sorulabilir olmasıdır...
Eyyy geleceğin Tayyipleri...
Bu size ders olsun!

                                                                       *

Aşk insanın gözünü kör etmemeli

Söylemesi kolay...
Gerçekleştirmesi çok zor...
Bizzat tecrübelerle sabit bir durum...
Maalesef...
Sevgi, sevdiğinin hatalarını, yanlışlarını görmemezlikten gelmeyi beraberinde getiriyor!

Bir gözün kapalı olsa bile...
Diğer gözünü daha da açacaksın!

Al Recep Tayyip Erdoğan'ı vur Kemal Kılıçdaroğluna!
Tayyip'e aşık olsan bile...
Kılıçdaroğlunu sevsen bile...
Aşk gözünü kör etmemeli...
Sevdiğinin doğrusunu da - yanlışını da görebilmelisin!

                                                                      *

MHP

Seçim başarısını Bahçeli hanesine yazmak yanlış olur...
Neden mi?
Artan o bir - iki puan...
Paralelin desteği de ondan!

                                                                      *

Almanya uçuyor

Almanya aldı başını gidiyor...
Bir ekonomik rekordan diğerine koşuyor...
Ve koalisyon hükümetiyle yönetilir...
Büyük koalisyon hükümeti ile!

Mantık bunu emrediyor...
Zor günlerde...
Ülkenin büyük siyasal oluşumları...
Vatan millet diyerek...
Bir araya gelerek, kafa kafaya vererek ülkenin sorunlarına şifa olur!

At gözlüklerini bir tarafa bırakırlar...
Küçük küçük meseleleri değil tablonun bütününe bakarlar...
El ele, omuz omuza verip, ülkenin dertlerine derman olurlar!

Bilmem anlatabiliyor muyum?

                                                                       *

Hedef

İki...
İkisi de Atanın koltuğunda oturuyor!

Recep Tayyip Erdoğan ve ailesi...
Yandaş ve yoldaş dahil...
Cezalandırıldığını göreyim...
Yeni hedefim...
Sensin Kılıçdaroğlu şimdiden bilesin...
Senin o koltuğu boşalttığın anı görmeden...
Bana rahat - huzur yok!

Bir uşağı...
Başka bir uşak ile değiştirdikten sonra...
Bu dava benim için kapanmamıştır!

                                                                     ***

09.06.2015

Ülkede pezevek bir tane - iki tane değil ki

Oldum olası uç noktalardan nefret etmişimdir...
Çünkü bir tarafın ya duvar yada uçurumdur...
Kendi kendine manevra alanını kısıtlıyorsun...
Halbuki siyaset veya ülke menfaatleri gerekli hallerde hareket sahası isteyebilir!

Böyle uç noktalardan örnekler vermek gerekirse...
Her şeyden evvel kafatası partilerini vermek gerekir...
Misal BDP, MHP gibi...
Veya aşırı sağ veya sol uçlar...
Örneğin Vatan Partisi gibi, adı güzel - kendi güzel, ilkeleri güzel bir parti...
Buna rağmen, gönül bu partiden yana olsa da el, oy vermeye gitmiyor!

Enteli, danteli bir kenara bırakır...
Eldeki "malzemeye" bakarsak bu "malzemeden" bir b.k olmaz diyemeyiz...
Çünkü kendimiz bu "malzemenin" birer parçasıyız...
O halde var olanı en güzel şekilde değerlendirmenin yolunu aramalıyız!

Kısır döngüler...
Kısa vadeli menfaatler peşinde koşan sözde parti liderleri...
Koltuk, makam, mevki, ün ve unvan sevdasıyla...
Ulvi hedefi gözden kaçırıyor...
Bulundukları makama getirilme sebeplerini unutuyorlar...
Millet ve vatanın menfaatleri her şeyden önce gelir...
Uzlaşı gerekiyorsa...
Ülke menfaatleri bunu emrediyorsa...
En uç noktalar bile bir masa etrafında toplanmalı, gereğini yerine getirmelidir!

                                                                       *

İki Abdullah bir darağacı ve Recep Tayyip Erdoğan

Bir Abdullah'ın sesi bu aralar pek çıkmıyor...
Diğeri yine ötmeye başladı...
Kayıp trilyon...
Deniz Feneri davası ve daha niceleri unutulmadı...
Unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız...
Binlerce insanın...
Bebeklerin...
Kanı yerde dururken...
Elbet bir gün gelecek...
Iki Abdullah - bir Erdoğan o darağacında sallanacak!

                                                                       *

Bu arada

Deprem kapıda...
Rant uğruna en olmadık yerlerde "Kentsel dönüşümü" gerçekleştiren...
Milletin evini - barkını başına yıkan...
Bu "düzenlemede" sırada olanlar unutulmamalıdır!

Evet, yeni düzenlemeler gereklidir...
Özellikle İstanbul'da...
Ama yeni kurulacak hükümet ki...
Umuyorum CHP - MHP ve HDP koalisyonu olur...
Bu duruma el koymalı ve gereğini en düzgün şekilde yerine getirmelidir.

                                                                       *

Cehaleti yönetilebilir kılmak

Demagogların eline bırakılmamalıdır...
Cehaleti bugünden yarına yok edemeyeceğinize göre...
Cehalete ayak uydurmak istemediğinize göre...
Cehaletle yaşamak zorunda kalmamak için...
Cehaleti yönetebilmenin yolunu aramalı...
En azından ama bu durumu kontrol altında tutmaya özen göstermeliyiz!

                                                                      *

G.t korkusu

Onlar Erdoğan'ı korumuyorlar...
Erdoğan'ın topun ağzına sürülmesi demek...
Gerisinin de çorap söküğü gibi gelmesi demek...
Yani bir nevi nefsi müdafaa...
Strateji ona göre belirlenmeli...
Ve fatura ona göre hazırlanmalıdır!

                                                                      *

Recepçiğim

2023 hayallerin suya mı düştü?
Yok yani...
Kendinden o kadar emindin...
O kadar pervasız konuşuyordun...
Kindar ve de dindar bir gençlik istiyordun...
Tüm o çılgın projelerin ne olacak şimdi?

                                                                      *

AK Saray

Önerimi tekrarlamak istiyorum: Atatürk Orman Çiftliğine yakışan bu binanın Milli kütüphaneye dönüştürülmesidir. Cehalete karşı, tek adamlığa karşı, despotizm ve diktatörlüğe karşı --- ibret-i alem --- için ebedi bir anıt ve içeriği ile (yani kitapları ve bu kitaplardaki bilgiler ile) cehalete karşı şifa olması dileği ile!!!

                                                                      *

Sağlıklı bir toplum yapısı

İçin sağlıklı ve geniş tabanlı bir orta sınıfın oluşması gerek...
Siyasi açıdan böyle bir yapıya sahip toplum bir çok farklı görüşü hazmedebilir...
Dincisinden tutun ateistine...
Sağcısından tutun solcusuna kadar içinde "sorunsuz" barındırır!

Ekonomik refaha erişen bir toplumda...
Cehalet söz konusu olmaz çünkü eşit bir eğitimin zemini...
Böyle toplumlarda olağandır!

Türkiye Cumhuriyeti ve bu toplumun insanları...
Demokratik reşitliğini, geçte olsa gösterebilmiştir...
Tüm samimiyetimle inanıyorum ki...
Yıllardır Türkiye Cumhuriyetinde eksikliğini his ettiğimiz Türk solu...
Cumhuriyet Halk Partisinin...
İşlevini tam anlamıyla dolduramadığı sosyal demokratlığına rağmen...
Kendini Gezi olaylarında hissettirmiş...
Tezahürünü ise seçimlerde HDP'ye oy vererek göstermiştir...
Bu açıdan bakıldığında...
Bir musibet bin nasihatten değerlidir özdeyişi bir kez daha haklılığını ispatlamıştır!

                                                                      *

Kimse Türkiye adına çalışmıyor

Biliyorum henüz çok erken...
İnşallah sezilerim beni yanıltır...
Ama öyle görünüyor ki...
Bu zibidiler kolay kolay anlaşamayacak(!)

                                                                      *

Paralel aşağı paralel yukarı

Çarşı pazar el yakıyor...
Çoluk çocuk evde işsiz güçsüz oturuyor...
Paralel aşağı paralel yukarı..
Millet senin paralelinle mı uğraşacak?

Not: Fethullah Gülen sakın avuçlarını ovuşturma, sevinme...
Gerçekten milliyetçi bir hükümet gelsin...
Seni kulağından tutup Türkiye'ye getirmesini bilir...
Ondan sonra başına gelecekleri sen düşün!

                                                                       *

Sağır mısın be adam?

Sen nasıl bir Allahsız, Peygambersiz belasın ki...
Bunca seçim yenilgisine rağmen hala Atatürk'ün kurduğu partinin başındasın...
Derhal istifa et!

Rezil rüsva oldun...
Bu kadar yüzsüzlüğü nasıl hazmediyorsun anlamak mümkün değil...
Kemal Kılıçdaroğlu...
Kaldır o b.k g.tünü o koltuktan!

                                                                       *

K.K.'ya karşı durduğum için tepki veriyorsunuz

En doğal hakkınız...
Herkes fikirlerini söylemekte özgürdür!

Ama Allah, Peygamber aşkı için elinizi vicdanınıza koyarak söyleyin:

Kendisine neden Atatürk'ün ilkelerine sahip çıkmadığı, neden ulusal düşünceye gereken önemi vermediği sorulduğunda verdiği yanıt:
Aç adama bunları anlatamazsınız, ekonomi...

Artık kusura bakmayın RTE'den alıntı yapacağım...
Eyyy Kemal Kılıçdaroğlu, millet atanın peşinden yalın ayak - başı kabak, yarı aç - yarı tok ölüme gitti, ölüme!!!
Var mı bunun ötesi...
Var mı ölümden ötesi?
Sen bu milleti ne sandın?

Sen hangi yüzle hala o koltukta oturuyorsun?
Y-CHP derhal olağanüstü kongreye giderek bu zibidiyi cehennemin dibine yollamalıdır!

                                                                     ***

10.06.2015

Beyaz (AK) işkence*

Herkesi AKP'ye ama özellikle Recep Tayyip Erdoğan'a karşı uzun süreli psikolojik işkenceden tazminat davası açmaya davet ediyorum. Daha etkili olması için bir araya gelerek toplu dava açılması, bireysel davalardan hem daha ucuz hem daha etkili olur kanısındayım.

*Bu terim benim icadım değil ABD'nin uyguladığı psikolojik bir işkence yöntemine verilen addır

                                                                     ***

11.06.2015

AKP'ye sesleniş

Ne oldu, oldu...
Gün bugündür...
İçinizdeki çürük elmaları ayıklama zamanıdır...
Recep Tayyip Erdoğan'dan başlamak üzere temizlenin...
Aklanın...
Sonra bu devletin, milletin partisi olduğunuzu...
Demokrasiyi, tahammüllerini, devlet geleneklerini...
Bu devletin kurucusuna, bu vatan için kanını - canını feda edenlere saygılı olduğunuzu gösterin!

Birliğin - beraberliğin gereklerini yerine getirin!

Unutmayın sepetteki tek çürük elma...
Diğerlerinin de çürümesine vesile olur!

                                                                      *

Kemal Kılıçdaroğlu istifa(!)

                                                                      *

Berlin

Günlerden beri yazacağım, fırsat olmadı...
Hani birileri var ya...
İlla dinci olduklarını, illa >sözde< Müslümanlıklarını dışa vurma ihtiyacı his edenler..
İşte onlardan biri...
Berlin idaresinde görevli, mahkemeye başvurmuş...
İlla görev başında "inancı" gereği başını örtmeliymiş...
Tabii örtüş şekli türban...
Yani yumurta kafalı*, uzaylı..
Amirleri ısrarında devam ettiği taktirde...
Kendisini "iç hizmetlere" alacaklarından söz ediyorlar ki...
Yerden göğe kadar haklılar...
Onun inançları gereği başını örtme hakkı varsa...
Devlet dairesine gelen ve bu inancı paylaşmayanında bu görüntüye >maruz< kalmama hakkı var!

Demokrasinin gereği, tahammülleri de budur zaten...
Bu yüzden kamusal alanda dini simgelerin yeri yoktur...
Hele devlet kurumlarında hiç yoktur!

*Şule baş namı diğer siyasi simge türban

                                                                      *

Ayyyyyyyyyyyy, çok şükür(!)

Korkmuştum...
Arsız hırsız...
17-25 Recep yine televizyonlarda konuşuyor...
Günlerden beri telaşlanmıştım...
Eğri oturup doğru konuşalım...
Elbirliği ile asalım...
Ama...
Onsuz siyaset bayağı bir yavan olacak(!)
:)

                                                                     ***

12.06.2015

Tezat, tezat, tezat veya Allah insana neden akıl vermiş ki?

Vallahi billahi röntgenci değilim...
Mesleğimin bir getirisi...
Çoğu insan gibi...
Çevreme bakar - kör değilim...
Bilişim mimarisi, güvenliği pür dikkat ister...
Bir hatanız yüzbinlere, milyonlara...
Hatta bazı durumlarda telafisi mümkün olmayan sonuçlara neden olabilir!

Öğle yemeği için Rüdesheim'deyim...
Almanya'nın turistik açıdan dünyada en tanınmış yerleşim yerlerinden biri...
Her zaman gittiğim restorandayım...
Siparişim gelmiş ben tam aç kurt gibi yemeğe saldıracağım...
Bir koku...
Sanırsınız ki cennet bahçelerinden kopup gelmiş, sizin burnunuza değmiş*...
Bu kadar güzel yani...
Gayriihtiyari başımı kaldırdım...
Ana, buda ne böyle...
Karalar içeresinde, kafadan aşağı - yerleri süpürürcesine siyahlara bürünmüş dört hatun. Ameliyat sonrası hareket edememeden dolayı çok kilo aldım, benim iki katım niteliğinde birde adam var yanlarında!

Yanımdaki masaya oturdular...
Şimdiye kadar kadınları arkadan görmüştüm, şimdi karşımda oturuyorlar...
Bilmem bilir misiniz veya farkına vardınız mı?
Genelde Arapların ama özelde Pers kadınlarının...
Gözleri, kaşları ve kirpikleri çok güzel oluyor...
Kadınlardan biri peçeli...
Üçünün başı kapalı ama ufaktan saçları gözüküyor1...
Üçünün yaş ortalaması 20 - 25 civarı olsa gerek...
Allah şahidimdir...
Aklımdan en ufak kötü bir düşünce geçmedi2...
Ancak güzeli severim, hayranıyım...
Ağzı açık ayran budalası gibi güzel olana bakarım...
Bu bir kadın, erkek, eşya, araba, tabiat veya herhangi bir şey olabilir...
Önemli olan estetik olması!

Neyse kızlardan birinde öyle bir kirpikler var ki...
Ok olmuş yürek delip geçiyor...
Kaşlar jilet misali yüreği lime lime ediyor...
Gözler kömür karası lime lime edilen yüreği her an pişirmeye hazır...
Allah bazısını özene bözene yaratıyor!

Erkek garsonu çağırıp siparişi veriyor...
Aradan kısa bir süre sonra bin bir gece masallarına taş çıkartacak bir sofra döşeniyor. İnanın ömrümde gerçekten çok lüks restoranlar dahil bir çok yerde yemek yedim ama Avrupa'da böyle masa döşetildiğini görmedim3. Aslında bir Avrupalı gözüyle bakıldığında görgüsüzlük denilebilecek nitelikte. Neyse...
Kızlar ve adam o tabak senin bu tabak benim, şu balıktan - bu makarnada, aman ha bu salatadan bana da bırak, şu pizzanın tadına bakayım, karidesi bitirme falan yemeğe koyuldular. Benim gözüm çarşafa bürünmüş peçeli hatunda. Ne yapayım, hayatımda peçeli birsinin yemek yiyişini görmemişim. Merak ettim tabii...
Kadın durdu durdu...
Baktı olacak gibi değil, peçeyi çıkardı...
Başladı yemeğe(!)

İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor...
Nerde kaldı ar? Nerde kaldı namus?
Bu nasıl perhiz, bu ne lahana turşusu?

*Cennetin çiçek bahçeleri ancak bu kadar güzel koksa gerek. Alman, İngiliz, Japon falan olsa parfümün markasını öğrenip hemen hanıma alacaktım
1 Bizim zibidiler gibi adını bilmediğim genelde siyah veya beyaz renkte başörtüsü altına takılan bir paçavra var ya... Bunların böyle bir derdi yok başları kapalı ama gözü kesinlikle rahatsız etmeyen estetik bir görüntü veriyorlar
2. Oğlum yaşında çocuklar
3 Açık - kapalı büfeden bahis etmiyorum

                                                                      *

Bugün 5. gün

Kemal Kılıçdaroğlu derhal istifa et!

                                                                      *

Neden anlamamakta ısrar ediyorsunuz?

Bırakın A-Ka-Pe'den, Recep Tayyip Erdoğan'dan hesap sormayı...
Bu zibidi sürüsü kendi kıçını toplayabilirse oturup şükredin!

Sözüm hepinize, istisnasız hepinize...
Bu fırsatı bir daha kolay kolay yakalayamayabilirsiniz...
Şans dediğiniz, zamanda fırsatları değerlendirebilmeyi bilebilmektir!

Köhnemiş düşünceler, Nuh nebiden kalmış görüşler ile daha nereye kadar...
Söyleyin, nereye kadar gidebileceğimizi düşünüyorsunuz?

Öngörü sahibi olmayan, zamanında gereken tedbirleri almayan...
Siyasi partiler ve sözüm ona liderleri...
Bu insanlar maslahatgüzarlıktan yani vasiyeti idare etmekten başka bir şey yapmıyorlar…
Türk toplumunu değil bir adım öteye taşımak…
Tam aksine gittikçe geriletiyorlar!

Farlı bir şekilde izah etmeye çalışayım…
Siyasi bir partinin asli görevleri arasında muhtemel gelişmelere karşı hazırlıklı olmak ve >zaman< kaybetmeden gelişmelere göre önceden alınan tedbirleri yürürlüğe koymaktır!
Soruyorum…
Seçimlerin yapılacağı beli miydi?
Evet…
AKP’nin iktidar olacağı belli miydi?
Ufakta olsa bir ihtimal olamayabilecek bir durum ile karşılaşılabilirdi…
AKP dışında iktidar arayışı olabilir miydi?
Evet!
Eğri oturup doğru konuşalım…
Ana muhalefet partisi bile alabileceği oyu ancak %35 olarak görüyor muydu?
Evet!
O halde tek başına iktidar olma ihtimali var mıydı?
Hayır!
Koalisyon ihtimali öngörülebilir miydi?
Kesinlikle evet!

Neden zamanında tedbir alınmadı???

Bu >bunak< heriflerle Türkiye bir yere varamaz…
Anlayın artık…
Bu adamların yerine genç dinamik vizyon sahibi insanlar gelmedikçe Türkiye’de hiç bir şey değişmez!

                                                                      *

Milliyetçi Hareket Partisinden kim hesap soracak?

Tarih(!)

Tarih sorsa ne yazar?
Biz öldükten sonra çocuklarımız bütün gerçeği öğrense bile...
Bize şu an için faydası yok...
Bu hesap hem şimdi, derhal sorulmalı!!!

                                                                     ***

13.06.2015

Kambur

Bugün itibarıyla seçimlerden çıkalı 6. gün oluyor...
Henüz ne bir netice, ne bir umut ışığı var!

Biliyorum sabah sabah böyle başlamak iyi değildir...
Bu yüzden sizlerden çok özür diliyorum...
Ama, yazacaklarımdan ben sorumlu olmadığım kanısındayım...
Sözlerime bir beddua ile başlayacağım:

Vatan - millet için çözümsüzlüğü çözüm gören...
Vatan - millet menfaatlerini kendi ikbali için göz ardı eden...
Vatan - millet namına çözüm üretmeyi ret eden...
Uzlaşmasını - konuşmasını bilmeyen...
Kendi sabit fikirleri dışında her şeyi ret eden...
Tüm siyasete soyunanları, özellikle ama siyaset sahnesinde liderlik konumunda - söz sahibi herkesi ve onların yedi ceddini lanetliyor, hepinizi Allaha havale ediyorum!!!

Bu tatsız başlangıçtan sonra sözlerime devam etmek istiyorum...
Bu bir hayal mi bilemem...
Ancak gerçekleşmemesi içinde çok büyük engellerde görmüyorum...
İnsan istedikten sonra, gerçekten istedikten sonra her şeyi başarır...
Koca dağları bile devirir!

Siyasetçi dediğinin ufku geniş olur, diğer insanlardan geniş...
Siyasetçi dediğin ifadeleriyle kendi hareket alanını kısıtlamaz, vatan - millet menfaatleri için her zaman açık bir kapı bırakır...
Sayın Süleyman Demirel'in ifadesiyle...
Demokrasilerde çareler tükenmez!

İnsanın sırtında taşıdığı kambur, insanın hareketliliğini kısıtlar...
Bu "özür" insanın elinde olmadan Allah'ın taktiridir ki...
Her şeye rağmen insan bununla yaşamasını bilir, acıda olsa öğrenir...
Bazı kamburları ise...
İnsan kendi isteği ile veya toplumun telkini ile sırtına yükler...
İşte böyle kamburlar Allah'ın taktirine karşın...
Sırttan fırlatılıp atılabilir...
Tabii gerçekten istendiği taktirde!

Örnek vermek gerekirse...
Türk siyaset sahnesinde uzun zamandan beri veya başarısızlıklarına rağmen...
G.tleri liderlik koltuğuna yapışanlar...
Adıyla sanıyla Devlet Bahçeli veya Kemal Kılıçdaroğlu...
Keza...
Kürt kökenli vatandaşlarımızda Abdullah Öcalan'ı doğal lider görenler gibi...
Bu kamburları sırtımızdan atabilsek...
Bak gör...
Bu vatan, bu millet nasıl hareketlenip şaha kalkacak!

                                                                      *

Tayyip'e dikkat

Hala öğrenemeyenlere bir hatırlatma...
Bu zibidi ne diyorsa...
Siz tam tersini anlamalısınız!

Bu sessizlik hayra alamet değil...
Dikkatli ve en olmadık şeye hazırlıklı olmakta fayda var!

                                                                       *

Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış

Olsun!

Aslında yok birbirinizden farkınız...
Hadi MHP seçmenini mazur görelim, AKP - MHP seçmeni birbirine çok yakın...
Da...
Sizlere ne oluyor?
Hem AKP seçmenini kınayacaksın...
Takıldı g.t kılları Recep'in peşine gidiyor diyeceksin hem de kendin hiç sorgulamadan, düşünmeden K.K.'nin kıçına takılacaksın(!)

Hatta AKP - MHP seçmeninden daha riyakar olacaksın...
Onlar...
Hiç olmazsa Atatürk'e, ilke ve inkılaplarına karşı çıktıklarını açık açık söylüyorlar!

Ben bu kadar ikiyüzlülüğe dayanamıyorum artık.

                                                                        *

Gerçekler

Gecenin zifiri karanlığında gölge gibidir…
Göz görmez…
Ama nasıl en karanlık gecenin ardından bile güneş doğuyorsa…
Ve güneş doğarken cücelerin gölgeleri bile olduğundan uzun görünüyorsa…
Gerçekler ilelebet kendini saklayamaz...
Yeter ki sen gerçekleri görmek iste…
Gözlerini aç ve gölgelerin kendini gösterdiği o kısa anı bekle!

                                                                     ***

14.06.2015

Ulan Recep, hala piçlik peşinde misin?

Yeter artık...
Rezil herif...
Hala Cumhurbaşkanını halk yüzde 52 ile seçti iddiasındasın(!)
Tıpkı AKP'yi halkın yarısı seçtiği gibi değil mi?

Gördük işte halk oyunun peşinde oldu mu...
Seçim sistemine rağmen götünün üstüne oturtur seni!

Sözde muhalefet...
İthal dinci yerine adam gibi bir adam karşına çıkarmayı başarsaydı...
Sen bok alırdın yüzde 52'yi!

*Değerli okuyuculardan argo tabirler kullandığım için özür dilerim...
Ama bilirsiniz...
Herkesin nabzına göre şeker!

                                                                      *

Kadın, temizlik ve tertip

İnsan...
Başlı başına bir muamma...
Psikolojisiyle, yapısıyla, karakteriyle...
Buna rağmen bazı ortak özelliklerimiz var ki...
Bunları bilir, dikkate alırsan, insan dediğinle fazla sorun yaşamaz...
Çok fazla sükûtu hayale uğramazsın...
Biz erkekler için kadın değini zaten anlamanın imkan ve ihtimali yok...
En azından ben böyle düşünüyorum...
Çoğu zaman anlamak bile istemiyoruz çünkü kapasitemizin ötesinde bir varlık...
Mesela, ne zaman neden ağladığını anlayabilene aşk olsun...
En iyisi mi boş ver, takma kafana!

Buna rağmen kadınsız olmuyor...
İlla kadın...
Sözüm sizlere gençler...
Bir kadının temizlik yapacağı tutarsa eğer...
Sen, en iyisi mi araziye uy...
Uy daaa...
Bir hatun gerçekten temiz mi değil mi nereden anlarsın?
Bunu anlamanın bir kaç yolu var...
Eski bir değimdir...
Anasına bak kızını al...
Gerçeklik payı olan bir cümle...
Evine gittiğinde...
Mümkünse arada bir haber vermeden...
Çaktırmadan dip köşeye bak, özellikle ama tuvalete ve mutfağa...
Kendisine, üstüne, saçına başına verdiği öneme dikkat et...
Bir bardak su iste, bardağı tutuşuna, sana sunuşuna, bardağın duruluğuna bak...
Bir bahaneyle dolaplarını aç ve bak...
Veee...
Bak burası çok önemli...
Eğer arabası varsa, arabanın dip - köşe temizliğine bak...
İnan...
Tecrübelerle sabit, hem de bir - iki kadında gözlemlenmiş bir olgu değil...
Çok, gerçekten birçok kadında dikkatimi çekmiştir...
Bir kadının arabasının içi de temizse...
Ve aradığın diğer özelliklerde varsa o kadını kaçırma!

*Not: bu cümleler kimin için yazıldığını sanırım anlamışsındır SEN :)

                                                                     ***

15.06.2015

Çocuk

İyi aile çocuğu var…
Yaramaz çocuk var…
Uslu çocuk var…
Büyümüş de küçülmüş çocuk var…
Ele avuca sığmayan çocuk var…
Sokak çocuğu var…
Şımarık çocuk var...
Var Allah var…
Ama bir tür çocuk var ki…
Dünya yansa…
Etrafı tarumar olsa…
Ar – namus elden gitse…
Umurunda olmaz…
Çünkü onun kırmızıçizgileri…
Şartı – şurtu vardır…
Onu ne insan, ne toplum…
Ne vatan, nede millet ilgilendirir…
Çünkü merkez kendisidir ve evren onun ekseni etrafında döner…
Menfaatperesttir, bencildir…
O bir orospu çocuğudur!

Çocukların beyni, rüzgârlı bir yerde yakılmış bir muma benzer, ışığı hep kararsızdır (Friedrich Nietzsche)

Siyasetçi…
Çocuktan beter olursa bunun bedelini herkesle birlikte nesiller öder!

                                                                     ***

16.06.2015

Demokraside sınıf atlamak

Kasımpaşalı ileri demokrasinin...
Türkiye'yi nerelere götürdüğünü hep birlikte görüyoruz!

Şimdi öze dönme vaktidir!
Bu ülkenin kurucu ilkeleri etrafında kilitlenme vaktidir!
Demokrasinin sandıktan çıkan "milli iradeden" ibaret olmadığını görme vaktidir!

Demokrasi...
Şeffaf, hesap sorula bilir, tanıdığı her imkana >sorumluluk< yükleyen, çoğunluğun değil çoğulculuğun esas alındığı, bilgili ve bilinçli bir toplum gerektirdiği bir yönetim biçiminin olduğunu, "herkes" tarafından anlaşılması kaçınılmazdır.
Çoğulculuğun tabiatında yatan farklı görüşleri bir çatı altında toplama vaktidir. Buda ancak ve ancak uzlaşma kültürünün gelişmesiyle gerçekleşebilir.
Kuru kalabalık...
İlkesiz - seviyesiz, kaba insanlar ve siyasetçilere teveccüh gösterilmemeli...
Hele etraflıca düşünülmeden sonuçları kestirilemeyen siyasete...
Hiç müsaade edilmemelidir artık!

Kavganın, gürültünün - patırtının yerini...
Saygı ve hoşgörü çerçevesinde anlaşma almalıdır...
İşte böyle bir ortam yaratmayı başarırsak demokraside sınıf atlarız!

                                                                      *

Ödün ve özveri üzerine

Türk dil kurumuna göre ödünün anlamı:
Uzlaşmaya varabilmek için hak, istek veya savlarının bir bölümünden, karşı taraf yararına vazgeçme, ödünleme, ivaz, taviz
Özverinin ise:
Bir amaç uğruna veya gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için kendi çıkarlarından vazgeçme, fedakârlıktır.

Ve baş tacı analarımız...
Bu iki kelimenin vücut bulmuş hali değil de nedir?
Haliyle...
Babada üzerine düşeni yapma gayretinde...
Ama illa anadır özveride bulunan, ödün veren!

Kendini bilen insanın hali bir başka olur...
Bu yüzden erkekte olsa siyasetçi dediğin anaç olmalıdır...
Ama erkek nadiren anaç olabilir, bunu başarması neredeyse imkânsızdır...
İşte salt bu olgu bile göstermektedir ki...
Kadın...
Mutlaka daha çok siyasete el atmalıdır!

                                                                        *

Mürit, yandaş ve de yoldaş

Herifler sizi göklere çıkardı...
Haşa Allah, Peygamber ilan etti...
Sizlerde kendinizi bir b.k sandınız!

Mursi'ye idam onaylandı...
Sıra size de gelecek...
Ve milyonlar bu sahneyi sevkle seyredecek!

                                                                     ***

17.06.2015

Bu gidişle asıldıklarını göremeyeceğiz

Işın en üzücü yanı...
Bırakın asılmayı...
Korkarım yaptıklarının hesabını verdiklerini de göremeyeceğiz!
Neden?
Çünkü hesap sorabilecekler bilmem nelerinin derdinde de ondan!

                                                                       *

Sağduyuya davet

İstisnasız kim olursa olsun...
Yani Recep Tayyip Erdoğan dahil...
Bu ülkenin başına geçenler...
Ama yaptıklarını beğenelim, beğenmeyelim...
Bu ülke için faydalı olduğunu sandıkları >en az< bir çivi çakmışlardır!

Bizlere düşen...
Özellikle ölmüşlerin ardından kötü konuşmak olamaz...
Bu ne inançlarımıza ne bizlere yakışır!

Gerçekçi olmak, zor zanaattır!

                                                                      *

Siyasi dengeler değişiyor, kartlar yeniden dağıtılıyor kimsenin umurunda değil

İki gündür pür dikkat paylaşımlarınıza bakıyorum...
Tık yok!

Çok ilginç bir milletsiniz vesselam...
Herkes görünürde milliyetçi, dindar, futbol sever ve siyasetle yakından ilgili...
Görünürde(!)

Mesela dini konular ikiye ayrılır...
Dünyevi ve ahiret...
Keza siyaset...
Siyasette genel hatlarıyla ikiye ayrılır...
İçişleri ve dışişleri...
Yani madalyonun hep iki yüzü vardır(!)

Ama sizler...
Sırf bir tarafına bakmayı tercih ediyorsunuz!

Amerika Birleşik Devletleri eski doğu blok ülkelerine ağır silah ve 5000 asker yerleştireceğini açıklayalı birkaç gün oluyor, dün Putin atom silahlarında yenilik yapılarak füze kalkanlarını etkisiz kılacağını açıkladı. Yani yeni bir soğuk savaş kapıda!

Dikkatinizden kaçmış olabileceği düşüncesiyle bu kısa açıklamadan sonra...
Hadi sizi kırmayayım...
At gözlüğümüzü takarak salt Türkiye'ye bakalım...
Böyle bir durumun Türkiye için "avantajlarına" bakalım...
Kendi gizli gündemi olan dincilerin işi bitti...
Yeşil kuşağı fes ediyorlar...
Tunus, Mısır, Türkiye gibi ülkelerde bu zibidi sürüsüne ihtiyaç kalmadı artık...
"Eskisi" gibi AB(D) sözünden çıkmayacak...
Çok fazla milliyetçi, ulusal çizgide olmayan idarelere ihtiyaç var...
Ve tabii güçlü ordulara!

Soğuk savaş olgusuyla karşı karşıya kaldığımız bu günlerde...
Dilim Türk demeye varmıyor ama...
Türk Silahlı Küvetlerine ve muhtemel gelişmelere dikkat!

                                                                     ***

18.06.2015

Şirket

Öncellikle bu mübarek günlerde oruç tutan tüm insanların manen yanında olduğumu söylemek isterim. Allah ibadetlerinizi kabul etsin, bu çok uzun oruç süresinde sizlere dayanma gücü versin, Allah yardımcınız olsun!
Ve...
Lütfen oruç tutmanın ne anlama geldiğini...
İbadetin >>>özünün<<< ne anlam taşıdığını bu uzun süre içeresinde...
Tekrar, tekrar hatırlayalım...
Müslümanlığı, dini inançları siyasete alet edip içini boşaltanlara bu mübarek günlerde teveccüh göstermeyerek YETER ARTIK diyelim.

Ellerinde Kur'an-ı Kerim, dillerinde Allah ve Peygamber...
Ama yürekleri imansız, akılları fikirleri dünyevi maddiyatta!

Profesör...
Azınlık hükümeti kurmayacaklarını...
Bir koalisyon ortağı bulup...
Şirket kuracaklarını açıkladık...
Var mı bunun ötesi?
Devlet nere...
Şirket nere?
Devlet dediğin şirket mantığı ile yönetilebilir mi?
Devletin aslı görevi maddi kazanç sağlamak olabilir mi?

Canım, civanım Profesör...
Okumuş Profesör olmuşsun ama...
Ne insan, ne adam olabilmişsin...
Başbakanlık koltuğuna da emaneten oturmuşsun...
Kendini rezil ettiğin yeter gayri!

                                                                      *

Tabiat ve Allah

Dün bahçeyle uğraştım...
Eller kadın eli mübarek...
Kalem - kitap tutmak...
Ve klavye tuşlarına basmaktan başkaca bir şey "görmemişler"...
Bahçe işi gibi "ağır" işlere yakışmıyorlar...
Çimleri biçmeden bahçeye uzun uzun baktım...
Çimlerin yansıra arada yabani otlarda var...
İngiliz çimi istesem, yabani otları temizlemem gerek...
Yabani otlar...
Çim için gerekli güneş enerjisini ve topraktaki besin maddelerine ortak...
Kaldı ki tek tip görüntü...
İnsana, bir şekilde düzen ve buna bağlı güven duygusu veriyor...
Yani bir nevi üniforma...
Ancak Mevla'm bunu uygun görmemiş...
Ne tabiatta nede insanda!

Yaradan...
Neyi yaratıysa gerekli gördüğü için yaratmış...
Tabiat dediğimiz ise buna uymuş...
Biri dışında...
Artık içimizdeki şeytan mı desem, insan mı desem bilmiyorum...
Yabani ot, "faydalı" bitki için zararlı da olsa...
Bir işlevi olduğu için yaratılmış...
İnsanın zararlısı cahil olanıdır...
Faydalısı, dilinde değil gerçekten yüreğinde Allah’ı beraberinde taşıyan, okumuş – bilge insan...
Biri olmasa diğeri de olamaz!

Müslüman olan bilir...
Allah...
Emretmiştir, oku diye...
Bilir...
İncil'de - Tevrat'ta yazılanı da dikkate alması gerektiğini!

                                                                     ***

19.06.2015

Y-CHP lideri ve devlet adamlığı gereği özveri

MHP liderine başbakanlığın teklif edilmesi bir kez daha göstermiştir ki...
Çıkmayan candan umut kesilmez!

HDP'ye kayıtsız şartsız PKK uzantısı diyenler...
Bu gibi gelişmeleri de gözetmelidirler...
Allah bile insana birden fazla imkan sağlarken...
İnsan dediğin nedir ki bu kadar katı olsun...
Herkes...
İkinci bir şansı hak eder...
Umarım HDP bu şansı kullanarak Türkiye partisi olduğunu göstermeyi başarır!

                                                                      *

Dedikodu

Bu yaşa nasıl oldu da geldim bilmiyorum...
Salağım desem doğru olur...
Saflık var, hem de öyle az buzda değil, tanıdığımdan asla kötülük beklemem...
Buna rağmen buradayım, yaşıyorum! Allah'ın himayesiyle...
Doktordan yeni geldim...
Ömrüm boyunca onca doktor görmüşlüğüm var ama üçünün yeri başka...
Toprağı bol olsun, birine hayatımı borçluyum...
Bir diğerine 25 sene sonra ameliyat olmama...
Ve tesadüfen tanıştığım ev doktorum, şu an ayakta durabiliyorsam, iki satır bir şeyler yazabiliyorsam, bunu, onan borçluyum!

Muayenehaneye girdim...
Bugün cuma, saat 12'de kapatıyor...
İçeride in - cin top oynuyor...
12'ye on beş dakika var, aklıma bir şey gelmedi...
Eşi yan odadan çıktı, doktoru sordum, karısına seslendi...
Doktorla birlikte odaya geçtik...
Reçete ihtiyaçlarımı sıraladım, beli doktor çok sıkkın...
Aramızdaki samimiyete istinaden sordum: neyiniz var doktor?
Sormamla birlikte bir çağlayan misali boşaldı!

Acırsın evine alırsın...
Ya karına, ya kocana yada malına göz diker...
Acıma...
Gelir dükkana sana iş sorar...
Gariban görürsün alırsın işe, çekirdekten yetiştirirsin...
Kendine özgüveni geldi mi, biraz palazlandı mı...
Tam karşına yada yanı başına dükkan açar...
Acıma!

Ailemden ilk olarak öğrendiklerim arasında...
Kimsenin yuvasını yıkma, ekmeği ile oynama...
Yuva yıkanın yuvası olmaz, ekmekle oynayanın eli ekmek tutmaz!

Doktorun gözleri dolmaya başladı...
Ağladı ağlayacak...
Herhalde birisi öldü dedim...
Başladı anlatmaya: Bir zamanlar birlikte çalıştığım baş hekim komşu köyde muayenehaneye açmış. Eh ne var bunda diyecek oldum fırsat vermeden devam etti. Eczacılarla anlaşarak benim dükkânı kapattığım dedikodusunu yaymaya başlamışlar. Kafama dank etti, neden muayenehanede inin - cinin top oynadığı!

Dedikodu illeti...
Ne okumuş nede cahil insan ayırt ediyor...
Hele erkeğin dedikoducusu...
Kadına rahat beş basar!

Bilmem anlatabiliyor muyum?

                                                                     ***

22.06.2015

AKP 2.0

Biliyor musunuz...
Belki de dünyanın en ilginç ülkesinde yaşıyoruz(!)

Herkesin kafasına göre takıldığı...
Hak, hukuk, kanun tanımadığı...
Adalet denen olguyu kendi eline aldığı...
Bencilliğin had safhaya vardığı...
Ve artık...
Hırsızlığın, arsızlığın, yüzsüzlüğünde revaçta olduğu bu ülkede...
Benim açımdan en vahim olan nedir biliyor musunuz?

Vurdumduymazlık...
Allah'ın hepimize bahşettiği aklı kullanmamak...
Düşünmemekte ısrarcı olmak!

Tamam, hayat bu...
Herkes değişik nedenlerden dolayı yüksek tahsil yapmamış olabilir...
Yol, yordam bilmeyebilir...
Ama, Allah Peygamber aşkı için...
Kulakta mı sağır? Gözde mi kör?

                                                                     ***

23.06.2015

MHP ne yapmaya çalışıyor?

Kusura bakma Leonardo...
Çorbayı soğutmam lazım...
Olmuyor, yapamıyorum...
Gelişmeleri izledikçe milli şuurumuzu sorgular oluyorum!

Bunak...
Aklı sıra "çözüm süreci" denen ne olduğu...
Ne amaçladığı belirsiz gelişmeleri...
HDP ile koalisyona girmeyerek engelleyeceğini sanıyor...
Halbuki atı alan Üsküdar'ı çoktan geçti...
Kendine milliyetçi diyor ama kendi ikbalinden başkaca bir şey düşündüğü de yok...
Çünkü senaryo gereği "çözüm süreci" öyle veya böyle bir şekilde devam edecek...
Bakınız Kemal Kılıçdaroğlu denen soytarıya ve izlediği siyasi çizgiye!

Doğrudur...
Bende aynı fikirdeyim "Kürt sorunu" diye bir şey yok...
Ki bu bir Alman ifadesidir...
Türk milletinin bir demokrasi, adalet ve gelir dağılımında bir eşitlik sorunu var!

Muhalefette kalmayı tercih edermiş...
Çünkü elini taşın altına koyacak yürek yok...
Siyaseti bir nevi oyuncak olarak görüyor...
Ve siyasette kalite anlayışı Çinli...
Türkiye'nin düştüğü vahim duruma Fransız!

Kendine milliyetçi ama kafatasçı demeyen...
Ulusal bilince sahip...
Atatürk ilke ve inkılaplarına sözde değil özde bağlı...
Ortak bir geleceğe inanan...
Tam bağımsız bir Türkiye ilkesine gönül veren herkesi...
Bu bunakları protesto etmeye davet etmek istiyorum!!!

                                                                       *

Maksat, dostlar alışverişte görsün

Türkiye Cumhuriyetinin çok partili döneme geçmesinin üzerinde yarım asırdan fazla bir zaman geçti. Çok partili dönem demek; farklı görüş ve ilkeler etrafında toplanan insanların bir araya gelerek, kendi görüş ve ilkeleri çerçevesinde bir çatı altında toplanması, bu görüş ve ilkeleri siyaset meydanında "doğru" olarak savunması ve ülkeyi yönetmeye talip olması demek. Bu sistem iki binli yıllara kadarda iyi kötü çalıştı. Ne olduysa iki binlerden sonra bir siyasi oluşumun siyaset sahnesine çıkmasıyla oldu(!) Bugüne kadar ülkeyi yönetmeye talip olan oluşumlar birden bire bu taleplerinden vazgeçtiler.

Anlamadığım...
Madem ülkeyi yönetmek, fikirlerinizi hayata geçirmek gibi bir niyetiniz yok...
Ne b.k yemeye seçimlerde iktidara meydan okuyor...
İnsanlara sözde umut oluyor, insanları aldatıyorsunuz?
MHP muhalefette kalmalıymış...
Ananın bilmem neresi!

Seçimden seçime, toprak misali oy erozyonuna uğrayan...
Bırakın millete, kendisine ve partisine hayrı olmayan uğursuzun yüzsüzlüğü de çabası(!)

Ah...
Yok ki eli sopalı birileri...
Bu heriflerin döve döve aklını başına getirsin.

                                                                      *

Sustukça

Çocuklar ağlaya ağlaya, düşe kalka büyürler...
Yaşlılar ise uyuya uyuya ölürlermiş!

Karşındaki sen sineye çektikçe, sustukça tepene çıkar...
Azdıkça azar, kudurdukça kudururmuş!

Sen...
Sustukça, sineye çektikçe...
Seninle birlikte toplumda siniyor...
Sen sustukça Gezi ruhu ölüyor!

Susmadım...
Susmuyorum...
Susmayacağım!

                                                                      *

Aradığım ama bulamadığım siyasetçi tipi

Neden yoklar artık?

Atatürk gibi yapıcı…
Ecevit gibi dürüst…
Kamran İnan gibi olgun, bilgili ve tecrübeli…
Onur Öymen gibi vatansever…




Atatürk saydığım ve saymadığım nice özelliklere sahip bir liderdi. Rahmetle anıyor, hürmetle kendisi ve eserleri önünde eğiliyorum. Başkaca insanları da saymam Türkiye Cumhuriyetinin daha nice cevherleri olduğunu göstermek içindi.
Neden böyle cevherleri yetiştiremiyoruz artık?

                                                                      ***

24.06.2015

Senarist

Asimetrik psikolojik savaşın devamını* yaşadığımız bu günlerde...
Senaryo gereği yine kafalar allak bulak...
Kimse önünü göremiyor!

İstihbarat örgütlerine yakın siteler...
Daha seçim öncesi bir AKP - HDP koalisyonunu öngörüyordu...
Senaryo bu ya...
BOP senaryosunda milletin direncini ama özellikle Atatürkçü gençliğin direnme kabiliyetini yanlış hesaplayanlar bu sefer daha temkinli. İnsanım, yanılıyor olabilirim ama bana öyle geliyor ki a, b veya c planı tutmayınca çekmeceden başka önlemler paketini çıkardılar.

Daha seçim gecesi ve ertesi sizleri MHP ve Erdoğan'a dikkat diye uyarmıştım...
Özellikle Erdoğan'ın sessizliğini...
Fırtına öncesi sessizlik diye yorumlamak yanlış olmaz...
Şu anda şahit olduğumuz >>>tiyatro<<<...
Bana göre Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını...
Olası bir HDP destekli veya ortaklı büyük koalisyona hazırlama aşamasıdır...
Cumhuriyet Halk Partisinin...
AKP ile bir koalisyona girmesi çok ama çok büyük tepkilere vesile olabilirdi...
Ama bu karmaşada...
>>>Mecbur<<< kaldık maiyetinde karşılaşılacak tepki çok daha az olacaktır...
Böyle bir senaryo karşısında CHP'nin ruhuna Fatiha okunacağı da KESINDIR!

*Elimde bu konuyla ilgili çok güzel bir kaynak var, fırsat bulursam bir özetini yayınlarım

                                                                     ***

25.06.2015

Kendim ettim kendim buldum

Güzel bir şarkıdır...
Yaşıtlarım muhtemelen hatırlayacaklardır...
Bende...
Anısı büyük bir şarkı!

Karadır bu bahtım kara...
Sözüm kâr etmiyor yâre...
...
Adı Emel'di...
Platonik aşkım Figen'den sonra hayatıma giren ikinci kadın...
Yaş 17...
Görücü usulü oldu...
Evlenecektik, söz kesildi...
Ancak evlenmeye müsait olmadığını anlamam uzun sürmedi...
Güzeldi, gerçekten çok şuh...
Saçları ve gözleri kendini ele verdi...
Bir kadının karakterini anlamanın en güzel yolu...
Onun toplum içeresinde hareketlerine dikkat etmektir...
Sözü bozduk...
Sevmiştim, o an dünya başıma yıkıldı…
Okul hayatıma kısa süre sonra nokta koydum…
Ardan aylar geçti…
Gece yarısı telefonlar gelirdi…
Ve bu şarkıyı dinletirlerdi…
Bu tecrübe ile görücü usulü birlikteliklere de nokta koymuş oldum…
Bundan sonra hayat arkadaşımı kendim seçecektim…
Kadın yönününden gerçekten çok şanslıyım...
Ama başıma ne geldiyse de kadın yüzünden gelmiştir…
Yani kendin ediyor, kendin buluyorsun!

Bu kısa girişten sonra gelelim güncel meselelere…
Başçalan dün açıklama yapma gereği duydu…
Cumhurbaşkanına saygısızlık, halka saygısızlıkmış vesaire…
Ne ekersen onu biçersin…
Kendin eder, kendin bulursun!

https://www.youtube.com/watch?v=Xfvt8wzFPJU

                                                                       *

165

Altı ayda 165 can...
Hapis cezası göz korkutmuyor...
Kadın cinayetleri "tüm hızıyla" sürüyor...
Bir öneride bulunmak istiyorum...
Başta çocuklara el süren, tavuk keser gibi kadın kesip biçenleri...
Hapis cezası yerine hadım etmek lazım...
Bu tip insanları gerçekten korkutacak yegane yöntem olduğu inancındayım!

                                                                       *

Pennsylvania nere Ankara nere

Helal olsun koçum sana...
Paralellerin hası, arslanım benim...
Teee Pennsylvania'dan sarılmışsın MHP'nin gırtlağına istediklerini yaptırıyorsun!

Anlamadığım...
Türkiye'de hacının, hocanın ocağına kibrit suyumu döküldü de...
Ekmeleddin İhsanoğlu'nu...
Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına getirmek istiyorsun?

                                                                     ***

26.06.2015

Feleğin Çemberi

Ömründe başına gelmeyen kalmaz...
Çiğ tavuğun başına gelmeyen senin başına gelmiştir...
Sanırsın ki feleğin çemberinden geçtin...
Buna rağmen her insana nasip olmaz feleğin çemberinden geçmek!

Halk değiminde feleğin çemberinden geçen kadın fahişledir, orospudur...
Benim gözümde bu tür kadınlar asla fahişse veya orospu değillerdir...
Ben onlara hayat kadını derim ama orospu diyemem...
Çünkü para karşılığında bedenini "pazara" çıkaran hayat kadını...
Para karşılığında benliğini, ruhunu pazarlayan kelimenin tam anlamıyla orospudur...
Ve orospunun kadını olduğu kadar erkeği de olur...
Tıpkı pezevengi olduğu gibi!

Feleğin Çemberi değimini sözlükten veya internetten araştırdığınızda...
Bu değime en uygun ama bana göre yetersiz açıklama söyle...
Güngörmüş, olgunlaşmış, tecrübeli, hayatın karşısına çıkardığı her türlü zorlukla başa çıkabilen insan tipi. Eksik olan, ders ve dayanma gücü, başka bir değişle her seferinde sıfırdan başlayabilme kabiliyeti! Çünkü insan dediğin bir bakmışsın göklerde, bir bakmışsın yerlerde. Olgunluk ders almış olmayı içerir. Mesela insan tecrübeli olabilir ama insan gerçekten her tecrübeden gereken dersi de çıkarabiliyor mu? Ancak ders çıkarabildiği oranda olgunlaşmaya başlıyorsun!

Aslında...
Genelde her iki cins için geçerli olan...
Özelde erkek için çok önemlidir..
Bir erkeğin güngörmüş, olgun ve feleğin çemberinden geçmiş olması...
Bizim gibi ataerkil toplumlarda başka bir öneme sahiptir
Çünkü böyle bir insan önce kendisi sonra çevresi için faydalı olabilir...
Ders almak, alınan dersi anlatabilmek, ders verebilmek kadar önemlidir!

Türkiye gibi "adam gibi adamların" çok olduğu ülkelerin ortak kaderidir...
Adam sandıklarına aldanmak...
Erkeğin orospusuyla yüz yüze gelmek!

Genel başkanım söyle, genel başkanım böyle...
Ya siz adam mı görmediniz, yoksa sözüm meclisten dışarı...
Aptala mı yatıyorsunuz?

Yine Atatürk'ü örnek vermemek için...
Aç kitapları oku, mesela Washington'u...
Churchill'i, Tito'yu, de Gaulle'u, Adenauer'i vesaire...
Oku da gerçekten feleğin çemberinden geçmiş insanların...
Vatanları - milletleri için ettiklerini, katlandıkları fedakârlıkları, gösterdikleri zekâyı!

                                                                     ***

27.06.2015

Milleti karıştırmayın

Neymiş millete gidilirmiş...
Neymiş millet karar verirmiş...
Neymiş millet ana muhalefet olmasını istemişmiş...
Neymiş , neymiş , neymiş ..
Çekin artık şu kirli ellerinizi milletin üzerinden!

Millet...
Söyleyeceğini söyledi...
Kararını verdi...
Millet gereğini yerine getirmeniz için size oy verdi...
Sizi seçti!

Rezil herifler...
Utanmaz - arlanmaz, yüzsüzler...
Oturun artık bir masa etrafına ve milletin gerçekten istediklerini yerine getirin...
Getiremiyorsanız...
S.ktirin gidin!

                                                                       *

İvedilikle

İnanasım gelmiyor ya...
Gönül bu, ota da b.ka da...
Gönül istiyor...
Hani bir mucize gerçekleşse...
Ve milli bir hükümet kurulabilse...
Ülkeye huzur gelse!

İvedilikle...
Adalet, eğitim, gelir adaletsizliği ve işsizliğe uzun vadeli çözümler üretilebilse...
Herkes istisnasız bilmem kaçıncı sınıf vatandaş muamelesi görmek yerine...
Bu ülkenin birinci sınıf vatandaşı olsa...
Hak ve hukuka güven tekrar inşa edilebilse...
Kavganın, gürültünün yerini huzur ve refah alsa...
Boş lakırdıların, saygısızlığın yerini ciddiyet ve hoşgörü doldursa...
Ah be gönül sana böylesi yasaktı...
O bir yolcu, sen bir hancı...
Gördüğün en son yalancı...
Çok mu istiyorsun gönül?

Bilmem hatırlar mısınız?
Eskiden bir ekmek çaldı diye hesap sorulurdu...
Başta 17-25 Recep'ten, ailesinden, yandaş ve yoldaşından hesap sorulsa...
Fena mı olur?

Bence uyuyor
https://www.youtube.com/watch?v=mhTCIKSIO0g

                                                                     ***

29.06.2015

Dananın kuyruğu

Padişah efendinin kıçının altındaki koltuk tutuştu...
Halbuki...
Türkiye'nin, senin, benim, hepimizin telaşlanması...
Oturup düşünmesi, çareler üretmesi gerekir...
Yıllardır üretmeden harcanan, ceplerde kaybolan...
Mirasyedi, hovardaca carcur edilen, karşılığı olmayan paracıklar...
Gün gelecek geri ödenmesi gerekecek!

Türkiye...
Yunanistan olabilir mi?
Bugün dananın kuyruğu kopacak...
Ve Avrupalı kültürel bağı olmayan Türkiye için...
Yunanistan'ı kurtarmak için harcadığı çabanın binde birini bizim için harcamayacak!

                                                                      *

İstanbul, eşcinseller ve polis

Kimsenin haddine değildir bireyin özeline karışmak...
Toplumda birey...
Toplumsal kurallara uymak, toplumsa bireyin özeline saygılı olmak durumundadır...
Ahlaki erozyon ise istisnasız herkesi ilgilendirir!

Cinsel tercihler kişinin tahammülündedir...
Kim, neyi, nasıl, kiminle...
Kimseyi ilgilendirmemelidir, kendi dört duvarında, kapını kapadın mı...
Mahremdir!

Eşcinsel olduğunu giyim - kuşamınla, tavırlarınla...
Herkesin gözüne sokmak istercesine etrafta dolaşırsan...
Karşılaşacağın tepkiye hazırlıklı olman gerekir...
Avrupa'nın aksine...
Coğrafyamızda durumunun hoşgörüyle karşılanacağını beklemek ise...
En hafif tabiriyle saftiriklik olur!

Ve...
En önemlisi...
Durumunun hukuki açıdan, medeni kanunlar ile korunması - tanınması...
Ama özellikle evlat edinme hakkı...
Fazlasıyla kabulleri zorlayacaktır...
Bir düşün, böyle bir ortamda yetişen çocuk...
Bu çocuğun ileride...
Yapma...
Gözünü seveyim, zorlama!

                                                                       *

83 yaşında; "Türkler çok şanslı, iyi ki Atatürk'ünüz var!"*

Savaşın civcivli yılları...
Ortalık kan gölü, her tarafta can pazarı...
12 yaşında Prusya'dan Almanya'ya at arabasıyla kaçıyorlar...
Yolda...
Rusların köylerini bastığını, babaannesi ve köyün papazını...
Öldürdüklerini öğreniyorlar!

Alman asıllı Prusyalı gözleri yaşlı anlatıyor...
70 sene sonra köyüme gideceğim...
Çok özledim!

Dünyayı gezmiş...
Arabistan'dan - güney Amerika'ya kadar...
Yıllarca Şili'de çalışmış...
Arabistan'ı, Afrika'yı karış karış gezmiş...
Cehaletin ve fakirliğin pençesinde Müslümanları görmüş...
Ve diyor ki "Türkler çok şanslı, iyi ki Atatürk'ünüz var!"

*Yarım saat önce gelen bir müşteri

                                                                       *

Diba modeli

Bana uyku haram...
İlaçları tam saat sabah 3.00 içtim içtim...
İçmedim dayanılmaz ağrılar ve tarifsiz bir halsizlik...
İçtiğim ilaçların etkisini göstermesi 12 saat kadar sürüyor...
Ondan sonra 6 saat kadar nispi bir rahatlama...
Benim faaliyet zamanım, kendime - etrafıma faydalı olabileceğim zaman birimi!

Gece kalktım...
Televizyonda İngiltere'de yaşayan Müslümanlar belgeseli...
Şırfıntılar...
Müslümanlığı başörtüsüne indirgemişler...
Bu cahil cühela sürüsüne gerçek Müslümanlığı...
Allah'ın kelamını, Peygamber efendimizin öğretisini...
Hurafelerden, yalan ve dolanlardan arındırılmış olarak öğretmeden...
Kimse rahat ve huzur bulamayacak!

Annem hep anlatır...
Gençliğinde Diba modeli varmış...
Zamane modası, Pers şahının eşi...
Diba topuzu, Diba giyecekleri çok revaçtaymış...
Tabiri caiz ise...
Moda gelip geçicidir...
Gün gelecek...
Geldikleri gibi türbanlılarda sokaklardan kaybolacak...
Kalıcı olan gerçek iman, dinimizin özü olacak!

                                                                     ***

30.06.2015

Biri yer - biri bakar, kıyamet bundan kopar

Biraz güllelimi, ağlayalım mi bilmiyorum...
Yeminle...
Hem vallahi, hem billahi bana çekmiş olamaz...
Gençliğimde ve ondan sonraki yıllarda...
Hatun kişilerle, dost çevresinde yediğim paraların haddi hesabı yok...
Dedesi - medesi keza...
Kime çekmiş bilmiyorum!

Daha önceleri de yazmıştım, bize yük olmamak için hem okuyor hem çalışıyor...
Tabii babaannesini, annesi arada beni tırtıklamadan da edemiyor...
:)
Geçen sene oğlanı İstanbul'a izine yolladım...
Çekoslovakya'dan iki üniversite arkadaşıyla İstanbul'da buluşacaklar...
Doğru hatırlıyorsam biri Brezilyalı diğeri Afrikalıydı galiba...
Çok şükür dayalı - döşeli ev var, sorun değil yani...
Onlar Atina'dan bizimki Frankfurt'tan yola çıktılar!

Giderayak...
Oğlum bak arkadaşların misafir, sen ev sahibisin dedim...
Al şu parayı çocukları gerektiği gibi ağırla...
Havalimanına geldiğimizde son anda aklıma geldi...
Burak! Döndü bana baktı...
Gel! Koşarak yanıma geldi, gece uçağı olduğu için; al şu parayı da taksi parası yaparsın dedim. Sıkı sıkıya da mutlaka taksiye binmesini tembihledim. Herif...
Taksiye binmemiş otobüsle eve gitmiş...
Galiba çocukların birinci haftasında da böyle bir olay yaşanmış...
Eniştesine anlatmış onlardan duydum...
Arkadaşlarıyla birahane gitmişler Beşiktaş'ta...
Arkadaşlarına bira kendine çay ısmarlamış...
Eniştesi niye kendine çay aldığını sorduğunda...
Biranın tanesi 16 liraymış, çay iki liraymış, o üniversiteliymiş o kadar çok para harcayamazmış...
Eniştesine pes dedirtmiş(!)

Yarım saat önce babaannesiyle konuşuyoruz...
Söz oğlandan açıldı...
Sormuş oğlum paran var mı diye, varmış. Oğlum verdiğim para çoktan bitmiş olması lazım demiş, kızlarla mizlarla dışarıya çıkmıyor musunuz nasıl olurda hala paran olur diye sormuş...
Kızlar çok paraymış...
O bir kıza bu kadar çok para harcarsa mutlaka eşi olmalıymış!

Bak sen kerataya...
İnce hesaplar...
Bilmem bilir misiniz?
Varyemez amca...
Varyemez amcaya taş çıkartır pezevenk :)
Bu heriften kesin adam olur!
:)

                                                                     ***

01.07.2015

K.K.

Kemal ismini severim...
Türk Dil Kurumuna göre: Bilgi ve erdem bakımından olgunluk, yetkinlik, erginlik, eksiksizlik demekmiş...
İnsan ismini taşıyabilmelidir...
İnsan adına layık olmaya gayret göstermelidir...
Ben bunu bilir bunu yazarım!

K.K.
Baş harflerinden oluşan kısaltma insan aklına Kemal Kılıçdaroğlu'nu getiriyor...
Bende ise, nedendir bilmem...
K.K.
Kahpe Kemal...
Kaypak Kemal...
Kancık Kemal'i çağrıştırıyor!

                                                                       *

Bunlar

Siyaset yapmıyorlar...
Orospuluk peşindeler!

                                                                       *

Allah belanızı versin...
CHP'nin de...
MHP'nin de...
HDP'nin de...
Daha doğrusu bu parti yöneticilerinin!

Halk AKP'ye hayır diyor...
Ama bu bilmemenin çocukları AKP'ye destek olmaktan başka bir şey düşünmüyor!

                                                                       *

Devlet Bahçeli, Kemal Kılıçdaroğlu Allah bizi afacan ölümlerine getirsin...
İnim inim inleyerek can verin!

                                                                        *

Hesap vereceksiniz

Yok...
Sanmayın ki bu böyle devam edecek...
Tek tek hesap vereceksiniz...
Askerinden - siyasetçisine...
Bürokratından - menfaatperestlere...
Hesap vereceksiniz!

                                                                        *

Allah'ım

Bu heriflere öyle bir bela ver ki...
Neye uğradıklarını şaşırsınlar...
Bir daha ömürleri boyu...
Kıçlarını değil başkanlık koltuğuna her hangi bir koltuğa oturtamasınlar...
Sırtları yatak yüzü görmesin!

                                                                       *

Satılmış herifler

Kendinizi, benliğinizi, kimliğinizi kaça sattınız?
Sattığınıza değdi mi bari?
Yazıklar olsun sizlere...
Sütü bozuk, kanı bozuk soysuzlar!

                                                                       *

Y-CHP öldü yaşasın CHP

K.K. ile "doğan" Y-CHP...
Yine K.K. eliyle öldürülecek!

Bize düşen bu tecrübeden gereken dersleri çıkararak...
Cumhuriyet Halk Partisine dört elle sarılmak...
Bundan sonra "başımıza" çıkaracağımız adamları...
Sık eleyip ince dokumak olacaktır!

                                                                      ***

02.07.2015

Affınıza sığınarak yazıyorum

Son günlerde yaşadıklarımızı da içine katarak...
Yazacağım cümleyi en geniş anlamıyla anlamanızı rica ediyorum...
Parmak atan oldukça, parmağı yiyende olacaktır!

                                                                       *

Dereyi görmeden paçaları sıvama

Son kurşunu atmadan...
Devlet Bahçeli denen soysuza en usturuplusundan son küfürü salamadan...
Bir bekle...
Daha Y-CHP son sözünü söylemedi!

Not: Lider öngörü sahibi olurdu değil mi? Lider her türlü ihtimali göz önünde bulundurarak tedbir alırdı değil mi? Başkanım, başkanım diyenler, liderin icraatlarına, zaferlerine bakmayıp menfaat peşinde koşanlar... Hepinizi Allaha havale ediyorum! Türk, Türk, Türk diyerek vatanı - milleti pazarlayan soysuzlar!!!
Böyle bir Türk olacağıma gebereyim daha iyi. Ne atadan ne Atatürk'ten nasibini alamamış savatlılar!

                                                                      ***

03.07.2015

Maya buysa şüphe etmek lazım

Bahçeli, “Ekranlarda, gazete köşelerinde, uzatılan mikrofonlarda bize demokrasi dersi vermeye cüret edenler önce vicdan, aidiyet ve ahlak imtihanından geçmeyi denemelidir” dedi. Bahçeli MHP’nin Facebook hesabı üzerinden partisine yönelik suçlamalara oldukça ağır bir üslupla cevap verdi.

Bahçeli, “Ne ibretliktir ki, HDP’yi yok saymamızdan rahatsız olanlar bizi eleştiri yağmuruna tutmaktadır. Herkes meşrebine ve mayasına uygun konuşmaktadır. Ekranlarda, gazete köşelerinde, uzatılan mikrofonlarda bize demokrasi dersi vermeye cüret edenler önce vicdan, aidiyet ve ahlak imtihanından geçmeyi denemelidir. Bizim kimsenin aklına ihtiyacımız yoktur” dedi.

Hep iddia ettim...
İddia etmeye de devam edeceğim...
Bu bunaklar kenara çekilmedikten sonra Türkiye'de hiç bir şey değişmez!

Vicdanım rahat çünkü vatan ve millet diyorum...
Aidiyetim şüpheye mahal vermeyecek kadar açık...
Ahlaki yapımdan en ufak bir şüphem yok ama bunun taktiri beni tanıyanlara...
Meşrebim belli, öz be öz Türk evladiyem...
Mayama gelince senin mayandan daha kaliteli olduğuna eminim!

                                                                       *

Bu millete Atatürk çok...
Erdoğan az gelir...
Sizler AKP ve Erdoğan gibi hırsızlara...
K.K. ve D.B. gibi bunaklara laiksiniz...
Sizler tüm bu yaşananları sonuna kadar hak ediyorsunuz!

                                                                       *

Ve iflas

Resmen Yunanistan borçlarını ödeyemiyor...
Daha önce sırada başkaları var ama...
Türkiye'de bu durumlara düşebilir(!)

                                                                      ***

04.07.2015

Yunanistan örneğinden ders

Günlerdir ekonomi dalından bilim adamlarını izliyor, okuyorum...
Dünya sermayesi dün Yunanistan'ın resmen borçlarını ödeyemeyecek duruma geldiğini ilan etmesiyle bundan sonra ne olacak sorusu daha da alevlendi!

Birçok bilim adamının ortak görüşüne göre Yunanistan ortak para biriminden soyutlanarak tekrar Drahmiye geçmesi, Yunanistan açısından büyük bir fırsat olabilirmiş(!)

Bu fırsatın ne gibi imkanlar sunduğuna geçmeden gelin kısa bir ekonomik Türkiye turu yapalım. Yıllardır döne dolaşa dilendirmeye çalıştığım gibi badem bıyıklı arsız ve yüzsüz hırsızlar, sözde dinciler Türk ekonomisini iflasın eşiğine getirdiler.

Buraya dikkat!

Bunca senedir...
İthal samandan tutun işte tünenleri, köprüleri yapabilecek kapasitede genç yetiştirmek yerine, kindar ve "dindar" imam yetiştirmeyi uygun gördüler. Yetmedi hayvancılıktan - tarıma, sanayiden hiç söz etmeyelim, üniversitelerde uyguladıkları eğitim ve ekonomi modeliyle Türkiye Cumhuriyetini körelttiler. Sıcak ve sanal paraya* dayalı ithal ekonomisi, iç pazara yönelik "refah" algısını ucuz krediler ve kredi kartlarıyla oluşturulan borç batağına insanları sürükledikten sonra "kimse" işsizler ordusuna dikkat etmez oldu. Halbuki bir devletin vatandaşları çalışacak, üretecek ve bu üretime dayalı tüketecek ki düzen dönsün, insanlar vergi ödeyerek devleti ayakta tutsun!

İşte Yunanistan'ın önüne çıkan fırsat bu...
Evet, zaman alacak, çok ter ve emek isteyecek ama bu fırsat değerlendirilebildiği taktirde Yunanistan uzun vadede refaha kavuşacak. Bakın neredeyse ömrünün tamamını Avrupa'da geçirmiş, üst düzey sayılabilecek ekonomik, siyasi ve akademik çevreleri izleme ve gözleme fırsatı bulmuş bir insan olarak yazıyorum;

Avrupalılar hakkında çok şey söylenebilir, yazılabilir...
Ama özellikle son yıllarda akademik çevrelerde oluşan >>> gerçekçilik <<< göz ardı edilemez!

Vahşi kapitalizm, sermayenin doymak bilmeyen iştahı...
Bu çevrelerde de büyük rahatsızlık yaratmaya başladı. Birileri üretecek, ürettiğini kalkınma imkânı tanımadığı başka birilerine dayatacak ve bu düzen ilelebet böyle sürecek, öyle mi?

Evet, Yunanistan fırsatı değerlendirerek bilimsel dalda, sanayisinde hamleler yapabildiği oranda refaha kavuşacak!

*Borsa

                                                                        *

İsyan; ben tavşan değilim!!!

Hanemde çok şükür oruç tutanlar var...
Malum nedenlerden dolayı ben oruç tutmuyorum...
Ancak oruç tutana büyük saygım var...
Tamam hafif yemekler olması gerek...
Sebze - meyve eyvallah...
Ama kardeşim ben tavşan değilim ki...
Otla - sebzeyle karnımı doyurayım...
Bayram gelse de, midem bayram etse!

                                                                        *

Bir Bahçeli - Kılıçdaroğlu değerlendirme denemesi

Mesleğimin getirisi...
Tedbir almak, olasılıkları hesaba katmak...
Şans ve tesadüf faktörünü gözetmek...
Perde arkasını görmeye çalışarak senaryo üretmek...
İnsanları istemeyerek de olsa bazen üzerek, zora sokarak uyarmak...
Tüm bunları severek, isteyerek, zevk alarak yaptım...
Ben ömrümde çalışmadım, hobilerimden birinin gereklerini yerine getirdim...
Üstelik emekli olana kadar 25 sene bunu için birde maaş aldım!

Azmetmek, inanç ve emekle birleşince…
Uğrunda ölünesi hedefe gittikçe yaklaşırsın…
Bu özellikle siyaset için geçerlidir…
Siyaset…
Akıl, bilgi birikimi, tecrübe, öngörü ve analiz yeteneği ile başlar…
Girginlik ve bilek ile devam eder…
Uzlaşma kabiliyeti ile nihayete erer…
Tüm bunlar olgunlaşma sürecinin birer evresidir!

İster siyasi olgunluk olsun, ister beşeri…
Bir süreçtir ve bu süreç içeresinde kabiliyet sahibi insan özeleştiride bulunur…
Eleştiriye açık olur ve gereken dersleri çıkarmaya çalışır!

İki bunak, bir paytak...
Yıllardır Türk siyaset sahnesine hakim...
İstikbalimiz bunlara emanet...
Paytağı bir tarafa bırakalım, o, bu denemenin muhatabı değil...
Son TBMM başkanlık seçimi açıkça şu gerçeği gözler önüne sermiştir...
Ortak hedefler uğruna bile olsa...
Türk siyasetçileri sabit fikirlerden milimetre taviz verecek kabiliyette değiller!

Bu büyük bir eksiklik olmakla birlikte bu kişilerin siyasi olgunluğa erişmediğini de gösterir. Yetmedi, siyaseti oyuncak yerine koyan, mahalle karısı edasıyla laf ebeliğine soyunan bu insanlara değil memleket, koyun sürüsü bile emanet edilmez!

Nitekim de böyle olmaktadır...
Kendi yetersizliklerini, aptalca inatlar ile perdelemeye çalışanlar ellerine geçen fırsatları değerlendirememektedir.

Meziyet...
Ortak hedefler uğruna bir araya gelebilmenin yansıra, eşgüdümlü (koordineli) uzun vadeli çalışma azim ve kararlılığında olabilmektedir!

Ve bu ikisinde de birçok eksiğin yanında yoktur.

                                                                      ***

05.07.2015

Sinek

Sinek küçüktür ama mide bulandırır...
Mesela çorbada...
Ota da konar, boka da konar...
Yapışkandır, yılışıktır, rahatsızlık verir...
Hele bir türü vardır ki, öggg...
At sineği...
Atın kıçına yapışır, at kuyruk salar - kovalar...
O...
Yine atın kıçına yapışır!

Genelde CHP, özelde MHP at sineği gibidir...
AKP'nin götünden ayrılamaz...
AKP kuyruk salar...
CHP ve MHP dayanamaz yine AKP'nin kıçında dolanır!

                                                                       *

İncecik bir çizgidir bizim ki

Şeytan ayrıntıda gizlidir derler...
Bu ayrıntı bazen bir soğan zarı kadar içe olabilir...
Bu zar ince olmasına incedir ama yine de soğanın katlarını birbirinden ayırır...
Buna rağmen soğanın kendisi bir bütündür!

Son günlerde artan sayıda bir paylaşım içeriğinedir itirazım...
Herkesin inançları, soyu - sopu kendinedir...
Doğrudur yanlıştır bunun taktiri yine kişiye özeldir...
Birey inançlarıyla, soyu - sopu ile kıvanç duyabilir...
Ne mutlu ona ama parçası olduğu bütünü asla gözden yitirmeyerek!

Milliyetçilik bir anlamda ulusalcılığı, ulusu içerir...
Yurtsever büyük bir tutkuyla milletini, yurdunu sever...
Ait olduğu toplum, yaşadığı toprak için her türlü özveride bulunmaktan kaçınmaz...
Bunlar duygulardır, insanın içinden - ta yüreğinin derinliklerinden gelir...
Ve incecik bir çizgidir bizim ki...
Çizgiyi aştığını anlamazsın bile çoğu zaman...
Bir bakmışsın çizginin öbür tarafındasın...
Bu taraf görüştür ve bu görüşün adına faşizm denir...
Bu görüş kat'idir, katıdır, hoşgörüden ve saygıdan uzak...
Yüreğinin sesine kulak ver!

                                                                      ***

06.07.2015

### Dikkat ### Dikkat ### Dikkat ####

Bir kaç zamandır dikkatimi çekti ama mantıklı bir açıklama bulamıyordum...
Özetle diyebiliriz ki artık Facebook 19. yüzyıl ahlak anlayışını ve siyasi sansürü algoritmalar ile hayata geçirmiş vaziyettedir!

Yazdığınız bazı paylaşımlar, resimler ve buna benzer içerikler sebepsiz yere "kayboluyor" veya beğeni vs. alamıyorsanız...
Bunu yeni algoritmaya borçlusunuz(!)
Yani bir nevi oto sansür uygulanıyor, geçmiş olsun!

Erdoğan'ı falan bir kenara bırakın...
Bu diktatör özentisi solda sıfır kalır...
Bundan sonra >>> herkes <<< algoritmaların boyunduruğu altına girmiş bulunmaktadır.

Neden mi?

Bilişim sanayisinin yazılmamış kuralıdır; birisi öncülük eder diğerleri en kısa zamanda taklitte başlar!

Kaynak: Almanya'nın saygın FAZ gazetesinin bugün tarihli baskısında okuyabilirsiniz

                                                                      ***

07.07.2015

Bira ile rakı arası ezilmişlik

Almancı, alamancı...
Ausländer, kanacke ve benzer ifadelerin bini bir para...
Kendi aramızda ise en ağrı...
İthal damat veya ithal gelin(!)

Bizlere böyle derler, akılları sıra horlamak - aşağılamak için...
Düz hesap 5 milyon insandan bahis ediyorum...
Bunlardan 3 milyonu Almanya'da yaşıyor...
Gerçekten yaşıyor mu yoksa sürünüyor mu orası da pek beli değil ya, geçelim...
Eziklik...
Genelde Türkün ama özelde yurtdışında yaşan yurttaşın en büyük sorunu...
Bu eziklik duygusundan bir türlü silkinemiyoruz...
Sahipsiziz...
Hem anadan, hem babadan...
Yetim ve öksüzüz!

Doğrudur...
Türkiye'nin dört bir tarafından gelmiş bir yığın insan...
Eğitim düzeyi son derece düşük...
Adab-ı muaşeretten olabildiğince uzaktı birinci nesil...
Böyle bir ikiliden yetişen çocuk...
Yani ikinci nesil görüş ve düşünceleriyle birincisinden çok farklı olamazdı...
İkinci nesil ile başlayan ufak tefek "değişiklikler" üçüncü nesil ile özelikle Almanya'nın asimilasyon politikasına uygun hale geldi!

Benliğimizi, kimliğimizi unutturdular bize...
Bunu zorla yapmadılar, çoğu zaman isteyerek alet olduk...
Örf ve adetlerimizi unuttuk...
Almanya'da yaşayan Türkler arasında boşanma artmış...
Çoluk - çocuk perişan, anadiline hakim değil kimin umurunda?
Tıpkı son yıllarda Türkiye'de yaşayarak şahit olduğumuz gibi...
Bizi, bizden uzaklaştırdılar...
Zorla, zorlamayla değil...
Kendi rızamızla!

                                                                      ***

08.07.2015

Tedbir

Türkün lügatın da olmayan bir kelime...
Halbuki tedbir kelimesinin anlamı hazırlıklı olmak, önlem almak demektir...
Öfff böyle meşakkatli işler bizi bozar...
Her şeyin bir kolayı var değil mi?
Allaha havale et gitsin...
Çok dindarız ya, kıça başa gelince mangalda kül bırakmayan bizler...
Peygamber efendimizin sözünü ne de güzel kulak arkası ederiz...
“Deveni önce sağlam kazığa bağla, sonra Allah'a tevekkül (güven) et”
Ey gidi koca Türk ey...
Sevinçle, güvenle başına taç ettiklerin sayesinde...
Ne günlere kaldın, seni ne hale getirdiler...
Gün gelirde alacaklılar kapıya dayandığında...
Değil kıçındaki donu, koynundaki karıyı alıp dağa kaldırdıklarında ...
Veya gözünün önünde becerdiklerinde...
Aklın başına gelecek ama iş işten geçmiş olacak!

                                                                      ***

09.07.2015

Sirtaki

Ana tarafından atalarım çok, çok uzun süre önce İstanbul'un Anadolu yakasında bir akıncı köyüne yerleşmiş orada yaşıyor. Baba tarafından dedem 19. yüzyılın başında Gümülcine'den Florya'ya gelip ikamete başlamış. Savaş yıllarında Yunan
tebaalı öz be öz Türk olmasına karşın Yunanistan'a geri gönderiliyor. Bir sürü karışıklık, bir sürü hengame. Anlayacağınız, üçüncü neslin çok ötesinde, ben "gerçek" bir İstanbullu - Avrasyalıyım(!)

Artık sağır sultan bile duydu...
Yunanistan büyük mali sıkıntı içeresinde...
Çok okuyan ve düşünen bir insan bile olsanız, insansınız ve bazı durumlarda ancak gözünüzle gördüğünüz, kulağınızla ile duyduğunuz anda gerçeklerin farkına varabiliyorsunuz!

Yaygın kanıya göre...
Yunanlı gününü gün eden, her fırsata sirtaki oynayan bir topluluk...
Gerçekler ise çok farklı...
Dün, Alman kültür kanallarından birinde konuyla ilgili bir televizyon programını izledim ve inanın şok oldum(!)

İnsanlara acımakla birlikte, insanlar bir gerçeği dile getirdiler ki...
Allah milletimizi korusun!
Her an aynısı başımıza gelebilir.

Bir zamanlar orta sınıf diye tabir edebileceğimiz insanlar çöplerde yiyecek arıyor. Kronik hastalar paraları olsa dahi ilaç bulamıyorlar çünkü Avrupa Birliğinden ilaç getirilemiyor ve buna benzer daha birçok kıyamet sahneleri gösterildi. Yani kelimenin tam anlamıyla tam bir felaket!

İhtiyar bir Yunanlı anlatıyor:

"Hayatım boyunca hep çalıştım. Emekli olma zamanım geldiğinde bana 1200€ emekli maaşı alacağım söylendi. Kiracıyım! Yunanistan iflasın eşiğine geldiğinde maaşımı yarı yarıya kestiler. Kiramı ödediğim taktirde aç kalıyorum! Merkel'e kızmıyorum. O, halkını düşünerek hareket ediyor, böyle davranmaya mecbur! Bizim başımızdakiler yıllarca çaldılar..."

Ve Alman televizyon kanalı ekliyor:

"Onlarca yıl Avrupa Birliğinden gelen kaynaklar Yunan halkına ulaştırılmadı, insanlar bu paralardan faydalanamadı, bu paralar bazı karanlık kanalarda kayboldu..."

Birileri...
Az sayıda bazıları...
Milyarları cebe atarken, milyonlar aç kalıyor...
Ben daha ne yazayım, sizlere nasıl anlatayım bilmiyorum!

                                                                       *

Bu yüzden Atatürk milliyetçiliğine vurgu yapıyorum, daha güzel nasıl anlatılabilir?

Sağ-sol çatışırdı o zamanlar…
Dert şuydu:
“Bayrağı kim daha çok seviyor?..”
“Ülkeyi kim daha çok seviyor…”
“Cumhuriyeti kim daha çok seviyor…”
“Atatürk’ü kim daha çok seviyor…”

Türkiye’yi paylaşamazdık kısacası…
Kavga buydu…
İstiklal Marşı’nı söylerken bakardık; kimin boğazında damarlar patlayacak gibi ve kim marşlarımızı söylerken gözleri dolu dolu?..

Böyle midir milliyetçilik?…

Şu hale bak…
Atatürk’ü silene git yapış…
Türkiye’yi bölüp “Kürdistan”ı ilan edene yanaş…
Bir milletin göz bebeği ordusuna kumpas kurana katıl…
Şerefli çocuklarını zindanlarda çürütene sarıl…
Cumhuriyetimizi paspas gibi ezene güç ver…
Kışlalardan “Ne mutlu Türküm diyene” sözünü silenlere… Milli bayramları, ulusal marşları yasaklayanlara dayanak ol…
Aman düşmesinler…

MHP’ye oy verenleri, ya da MHP içinde dizine vuranları tenzih ederim…
Ama böyle değildi milliyetçilik…

Laiklik karşıtı, ümmetçi, şeriatçı mıydı milliyetçi?…
İşte; Atatürk’ün kurduğu partinin “dinsiz” olduğu, MHP’nin geldiği yerin bir parti yöneticisinin dilinden dışa vurumudur…
Daha ne olsun?..
Bu mudur Milliyetçilik?..

Türkiye’nin altını üstünü çalanlar “dindar” parti…
13 senedir “Yetim hakkını çalmayın” diye yırtınanlar da “dinsiz”…
Öyle mi?..

Haliyle sen “dindar parti” ile koalisyon kuracaksın…
Belli…

Bizim için en büyük “milliyetçi” Atatürk’tür…
O “dinsiz” partiyi kuran yani…
Biz “Atatürk milliyetçiliğini” biliriz…
Tırnağı olamazsın…

Bekir Coşkun

                                                                        *

Ama tiyatro yaptınız be(!) korunmasını bilmeyen haliyle gebe kalır

Hem canım cennete, hem elim bilmem neremde olsun istiyorsunuz öyle mi?
Arkadaş...
Ya ben anlatmaktan aciz bir insanım, yazdıklarım tamamen anlaşılmaz...
Yada bazılarınız anlama özürlü!

Yok efendim...
İstanbul polisi, İtalyanlardan yazılım almışmış...
Tüm kişisel bilgilerinizi bilgisayarınızdan polis merkezine aktarabilirmişmiş...

Yüzlerce defa yazdım...
Affınıza sığınarak...
Çok yalın bir dil ile herkesin anlayabileceği dil ile tekrar anlatmaya çalışacağım...
Reşit insanlarız değil mi?
Hepimiz bir kadın ile erkeğin cinsel birlikteliğinden >>> doğabilecek <<< sonuçların farkındayız öyle değil mi?

Cinsel bir birlikteliğin...
Uzun vadeli "sonuçlarına" katlanmamak için değişik yöntemler var...
Prezervatif mesela...
Şevkin - ihtirasın "bir anlık" dalgınlığına veya imalat hatasına kurban olmayan için etkili bir önlem. Yani hayat dediğin yüzde yüz garantili değildir, ufakta olsa her şeyde olduğu gibi bu "işte de" ufak bir riziko var!
O halde...
Sen gereken önlemleri aldığın taktirde neden korkuyorsun?
Bir tarafları yiyorsa...
Sıkıyorsa benim ağımda veya denetimimde bulunan bilgisayarlara...
Bir şey yapsınlar da göreyim!

Bilişim...
Ama özellikle güvenlik konularında esas olan gören göz ve gizliliktir...
Üç kişinin bildiği bir şey, ikisini öldürdüğün taktirde güvendedir!

Kaspersky...
Bu yazılımın 100 kadar türevlerini buldu...
Yani bu İtalyan şirketinin ipliği pazara çıktı...
Sen korkuyorsan...
Ya yaptığını yapmayacaksın yada önlemini alacaksın!

Not: Gizlilik "abidesi" stuxnet Iranda uzun süre keşf edilmeden işlevini görmüştü

                                                                      ***

10.07.2015

Suratında şeytanlar bilmem ne yapıyor

Sabah, öğle, akşam...
Aç, şaşmaz mutlaka görürsün...
Dikkatle yüzüne bak...
Göreceksin...
Suratında şeytanlar bilmem ne yapıyor!

Birde derler ki...
Gözler ruhun aynasıdır, halt etmiş bunu diyen...
Suratına bak...
Ruhunu oku...
Suratında şeytanlar bilmem ne yapıyor!

                                                                      *

Lazım, lazım ama ne lazım?

Allah büyüklerimizi ama özellikle ana ve babalarımızı başımızdan eksik etmesin...
Son zamanlarda, her halde kendim de ihtiyarladığımdan olacak...
İster istemez büyüklerimle daha fazla haşır neşir oldum, olmak "zorunda" kaldım...
Gençlikte...
Evet, değişik nedenlerden dolayı karşı cins lazım...
Tabiat kanunu(!)...
Ama...
İnsan dediğine esas ihtiyarladığında hayat arkadaşı lazım...
Vefalı elini, son ana kadar bırakmayacak sıcacık bir el...
Bir nefes, burukta olsa bir tebessüm!

Erkeğin sona kalması kötü...
Hem de çok kötü...
Kendimden biliyorum ve özellikle yaş geçtikçe...
Yalnızlık zor...
Türkiye'ye zorunlu yalnız gidip geliyorum, rezilim çıkıyor!

Yalnızlık Allaha mahsus derler...
Sevdiğinin, yoldaşının ömrü vefa etmedi...
Yaşlılık zor, yalnızlık dayanılmaz...
Yalnız kaldın...
Allah kapılara baktırmasın...
Allah cümlemize hayırlı evlatlar versin...
Bizleri yıkayıp - paklayacak, doyuracak, koruyacak ve ilgilenecek...
Sevgi, şefkat ve saygıyla bakacak evlatlar nasip etsin!

                                                                       *

Dağdan geldi, hakkıyla bağdakini kovuyor

Hayat görmesini bilene çok şey öğretir...
Hep hayatın olumsuz yöneylerini yazıyorum iktibası bırakmamak için bu satırları "kaleme" alıyorum!

Bazılarımız görse...
Konuşmasına, Türkçesine bakarak...
Salt aşağılamak için "ne olacak Kürt karısı" der işin içinden sıyrılmaya çalışır...
Bende diyorum ki...
Sen o Kürt karısına kurban ol!

Hiç bir zaman saklamadım...
Hep söylerim, yaşadığım müddetçe de söylemeye devam edeceğim...
Din, dil, ırk veya hangi millete mensup olduğunun benim için hiç bir önemi yok...
Benim dikkat ettiğim tek şey insan evladı mısın, değil misin(!)

Elinden bal akıyor...
Yemin ediyorum...
On binlerce dolar para kazanan aşçının elinden bu lezzeti yakalayamazsınız...
Böreği, çöreği, dolması, köftesi yok böyle bir şey...
Bir ordu erkeğin içine sal...
Gözün ardında kalmaz...
Her kadın kocasının adını taşıyamaz!

Cahilmiş...
Sen onun içindeki cevhere bak...
Öğrenme azmini gör, ondan sonra konuş...
Kılık kıyafeti yerinde değilmiş...
Gerçekten bu o kadar önemli mi?

Gerçekten önemli olan...
İnsan evladı mısın, değil misin sen ona bak!

                                                                     ***

11.07.2015

Sevgi fedakârlık ister

Sanki ısmarlamışım...
Ama yemin ediyorum yazdıklarım "gerçek"...
En azından Alman televizyonunun yalancısıyım...
Dün televizyonda bir haber dikkatimi çekti...
Olay Almanya'nın kuzey denizine yakın bir kasabada geçiyor...
Kız babası nesillerdir balıkçı...
Bu mesleği sürdürecek erkek evladı yok!

Genç kadın evlenmek istediği adamı ailesiyle tanıştırmak için eve getirir...
Baba bakıyor bunlar ciddi ciddi evlenmeyi düşünüyor...
Damat adayına diyor ki:

"Kızımı sana veririm ama işini bırakıp benimle birlikte balıkçı olursan! Yok, olmam dersen başka damat adayı beklerim."

Genç çaresiz kabul ediyor...
Ve yıllardır kayınbabasıyla kuzey denizlerine açılıyor!

İnsanlığı...
Sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü, gerekli hallerde fedakârlığı öldürmeyelim!

                                                                     ***

12.07.2015

Pedagoji ve psikoloji üzerine

Her meslekte olduğu gibi pedagojide her babayiğidin harcı değildir...
Okuyabilirsin, öğrenebilirsin ama icraatta gelince apışıp kalman an meselesi olabilir!

Bilişimle pedagojinin ne ilgisi var diye sorabilirsiniz...
Vallahi bu mesleğe adımımı attığımda...
Hobim ile insanlardan uzak beni ve ailemi geçindirecek bir kazanç alanı arıyordum...
Bilgisayarlar, sonradan dahil olan robotlar ilgi alanımın merkezindeydi...
Akıl edemediğim bu makinaların insanlar tarafından kullanıldığı...
"Zorunlu" olarak pedagoji ve psikoloji ile de ilgilenmem zaruri oldu!

Konuşmasını Allah rızası için bile olsa sevmem...
Dün kardeşim soruyor "Ağabey sen küçükken konuştuğun zaman sana bir şey mi yatılarda konuşmuyorsun?"
Yooo, vallahi billahi bir şey yapmadılar, sevmiyorum o kadar :)
Okuma, yazma o başka...
365 gün 24 saat!

Her ana - baba aynı zamanda da birer pedagogdurlar...
İyi veya kötü birer pedagog olduklarını ise yıllar sonra anlıyorlar...
Pedagojinin olmazsa olmazı psikolojidir...
Diplomalı eğitmen değilim ama bana bir şeyler öğrenmeye gelenin de...
Gerekirse kafasına vura vura...
Bazen ise şakayla karışık bilgileri beynine yerleştiririm...
Ve ister inanın ister inanmayın...
Küçük, büyük...
Öğrencilerim, sertliğimden bazen şikâyetçi olsalar bile genelde memnunlar!

Oğlumu hiç sınıfta kalmadan bu günlere getirebildim...
Bu benim başarım mı?
Hayır...
Öncelikle kendisinin sonra onu emanet ettiğim pedagogların sayesinde bu günlere geldik. Ben, sadece yönlendirdim ve denetledim!

İyi bir pedagog karşısındakinin "ruhunu okur", ona nasıl yaklaşması gerektiğini kısa zamanda çözer!

Anneler, babalar...
Çocuklarımız bazen bizim yetersiz kaldığımız alanlarda iyi eğitim almış, mesleğinde başarılı pedagoglara ihtiyacı vardır. Gerekirse kendimizden özveride bulunarak çocuklarımıza bu imkânı tanımalıyız!

                                                                     ***

12.07.2015

Nankör kedi

Bu yazım tüm ağabey ve ablalara atfedilmiştir...
Bilirsiniz bu dünyada nankör kediler ikiye ayrılır...
İki bacaklı ve dört bacaklısı vardır...
Ben önce dört bacaklıdan başlamak istiyorum!

Kardeşim daha doğrusu dayday hayvanları çok sever...
Bundan bir süre önce evlerine kedi geldi, kedinin gelmesiyle muhabbet kuşlarının evden çıkması bir oldu...
Tabi hayvanları sokağa atacak halleri yok...
Çaresini benim başıma atmakta buldular...
Yemesi - içmesi, pisliği bir tarafa tüyüyle uğraş dur...
Hayatımda en nefret ettiğim şey kıl ve tüydür...
Dayday hatırına katlandık!

Lafı uzatmayalım...
Hürrem, kedilerinin adı. Dadayla arası yok...
Dada hayvana çeşitli eziyetler ediyor o da fırsat buldukça tırmıklıyor...
Yani al gülüm ver gülüm meselesi...
Beni ilgilendirmiyordu!

Ta ki...
Kardeşim, yeğenlerim ve kocası hayırlı bir nedenden dolayı "babasının evine" gelene kadar. Bu babasının evi meselesine ayriyeten değineceğim.

Arkadaş...
Kardeşim ve ailesinin başımın üstünde yeri var...
Ama Hürrem neyin nesi oluyor?

Çaresiz buna da eyvallah çektim...
Hayvan deyip geçmeyin, hem vallahi hem billahi bu canlılarında ortamı, keyfi, alıştıkları bir düzeni var!

Kedi ilk günleri allak bulak oldu...
Ev aslında geniş, herkese yer var, kaldı ki oğlan üniversiteye gideli odası boş...
Kedinin karargâhını banyoya kurdular, kedi maması felaket koyuyor...
İlk günleri eve girmemle birlikte midem alt üst...
Ulan ben sizin kedinizin de, sizin de gelmişini geçmişini (...)
İnsan nelere alışıyor, bende kokuya alıştım...
Hayvan korka korka ortalıkta dolaşıyor, çevresini tanımaya çalışıyor...
Yeminle kediye acımaya başladım...
Hatta sevdim diyebilirim...
Yanlış anlaşılmasın hayvanları bende çok severim ama evin içinde değil!

***

Kendi evlerindeyken...
Değil bedenini kafasını bile sokak kapısından dışarıya çıkarmazdı...
Ali (kardeşimin kocası) hayvanı bir gün bahçelerine çıkarmışta kedi feryat - figan kendini eve atmış, dolapların arkasına saklanmış!

Yani korkak bir ev kedisi...
Kardeşiminim de dediği gibi benim evime giren acil psikolojik tedaviye ihtiyaç duyuyormuş. Ne olduysa Hürrem'de evime geldikten sonra oldu...
Kabak çiçeği gibi açıldı.
Eve sokabilene aşk olsun!

Ne hikmetse karnı acıktığında eşimin ayakları etrafında dolaşır...
Mirnav, mırnav...
Hadi dadayı tırmalıyor anladık, işi düşmedi mi bir tırmıkta benim hatuna...
Neyse günler böyle geçmeye başladı...
Bir sabah balkon kapısını açtım yerde bir tarla faresi ölüsü...
Bilmem bilir misiniz?
Kediler "sevdiğine" hediye getirir..

***

Sağlık nedenlerinden ve hava alamadığım için bendeniz oturma odasına taşındım. Ameliyattan önce neredeyse boğulama nöbetleri geçiriyordum diyebilirim (Aort nefes borusuna baskı yapıyor, Aort çapı 8,2 cm normali 2 cm civarı), ameliyat sonrası biraz düzeldi ama hala küçük odalarda kalamıyorum. Psikolojik bir nedenden dolayı değil kışın ortasında bile kan - ter içinde kalıyorum (Klaustrophobie değil yani). Oturma odasında eksi 10 - 15 derecede oturuyorum. Sıcak neredeyse bayıltacak, aşırı soğu bile sıcaktan daha iyi kaldırıyorum. Anlayacağınız benimki yaşamak değil aslında canlı bir cesedimde durumu idare ediyorum işte! Yatak odasında neden kalmadığımı ve gelecek hediyenin neden bana getirilmiş olamayacağını anlattıktan sonra devam edelim.

"Bizim" Hürrem işi azıtmaya başladı...
Tüy - müy ne bulursa evin içine getirmeye başladı...
İçimden din - iman gidiyorum ama bozuntuya vermiyorum...
Ta ki bir gece...
Başka bir tarla faresini yatak odasına, yatağın üzerine bırakana kadar...
Aklı sıra eşime hediye getirdi, iyi niyetine diyecek yok ama...
Annem o fareyi görseydi kestirmeden tımarhanelik olurdu, eşim keza...
Bende sigortalar attı...
Bu kedi yarın sabah bu evden çıkacak!

Bir görecektiniz, gerçekten görmeye değerdi :)
Hepsinin suratından düşen bin parça...
Hele Dayday öf de öf...
Ama emir demiri kesermiş derler!

***

Tadilat diyemeyeceğim...
Kardeşimin evi sanki bomba düşmüşte...
Evden arta kalanı toplamaya çalışıyormuşsun gibi...
Bahçeleri diz boyu ot, ev toz duman...
Ancak bir - iki oda toplandı!

Neyse...
Ben ertesi gün sabah evden çıktım, dün akşam söylediğimi unutmuş gibiydim...
Daha doğrusu kedinin evden gideceğine dair en ufak bir ümidim yoktu...
Akşam eve geldiğimde...
Kedi yok!
Herkes toplandı sofraya oturacağız kedi nerde diye sordum?
Kediyi kendi evlerine götürmüşler hem de sabahın köründe...
Herkes ama özellikle dayday üzgün...
Sofra toplanıyor herkes odasına çekilmek üzere aldı beni bir düşünce...
Ya kediye bir şey olursa...
Ya kedi korkarsa, arkadaş aklıma gelmeyen kalmadı...
Ertesi sabah doğru kardeşimin evine...
Tırım tırım Hürrem arıyorum...
Neyse bir köşeden çıktı, onu görünce derin bir ohhh çektim...
Ama hanımefendi bana hiç bir şekilde pas vermiyor...
Küsmüş...
Hem de ölesiye!

Ben çıkmak üzereyken kardeşim eve ders çalışmak üzere geldi...
Akşam bizde kedinin 1 saate yakın şikâyet ettiğini anlattı...
Allah bilir kendi dilinde neler, neler anlattı...
İnanmıyorsunuz değil mi?
Ev hayvanları gerçekten hem küsebiliyor hem de şikâyetlerini "dile" getirebiliyor...
Bak sen şu zilinin yaptığına...
Benim evimde, "benim sayemde" >>>benliğini<<< buldu...
Kovulunca da küstü...
Nankör kedi ne olacak!!!

Devam edecek

                                                                     ***

14.07.2015

Seni görmek bile ağlamak için başlı başına bir sebep

Yunanistan'a bakıyor seni düşünüyorum...
13 yılda yediler, bitirdiler, sömürdüler seni...
Yandaşa, yoldaşa, yabancıya pazarladılar...
Çaldılar, çırptılar...
Seni uzaktan görmek bile ağlamak için başlı başına bir sebep!

                                                                      *

Hırsız arsızca konuşuyor, nasılsa milletin kendi dilinden haberi yok

Herif hem kaçAK saray yaptırıyor hem içinde oturuyor...
Yetmedi Türkiye Cumhuriyeti...
"Yeni" cumhurbaşkanlığı makamını külliye aşağı, külliye yukarı diye adlandırıyor(!)

Peki...
Külliye ne demek?

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre:
Bir caminin çevresinde cami ile birlikte kurulmuş medrese, imaret, sebil, kitaplık, hastane gibi çeşitli yapıların tümüne verilen ad.

Vikipedi söyle tarif ediyor (özet):
Külliye, cami ile birlikte hamam, medrese, mektep, imaret, türbe, kütüphane, aşevi, darüşşifa, kervansaray, çarşı, tekke, zaviye binalarından oluşan yapılar topluluğu. Külliye, İslam toplumunun vakıf hukuku sistemi ve hayrat kavramını geliştirmesiyle ortaya çıktı. Merkezindeki yapı camidir. Cami en az cuma namazlarındaki zorunlu toplanma yeri olması yanında bir forum ve ilim, tören ve müzakere merkeziydi. Külliye bu merkezi tamamlayan yapılardan oluşur. Osmanlı Dönemi külliyeler açısından en ünlü örneklere sahiptir. Külliye içinde ve dışında han, çarşı, fırın, değirmen, mum imalathanesi, boyahane, sal-hane, bayram ve pazar yerleri gibi ticaret amacıyla kurulmuş yapılardan elde edilen gelirler külliye giderlerine ayrılırdı. Sosyal hizmet olarak üretilen külliye kavramının temelinde halka parasız hizmet ilkesi vardır

                                                                      *

Ne şehittir ne gazi bok yoluna gitti Niyazi

Hepimizin, her an karşılaşabileceği bir durum...
Trafikte, yolda, kahvede, kafede...
İki kişi kavga ediyor...
Sen ayırmaya kalkıyorsun ve birisi sana bıçağı takıyor...
Az mı insan öldü bu yüzden...
Az mı eş, yavuklu, çocuk ve ana - baba, kardeş gözyaşı döktü bu yüzden...
Ne şehittir ne gazi bok yoluna gitti Niyazi!

Bilmem anlatabildim mi?

                                                                      *

Benim bunda suçum ne?

Dünyaya ilk olarak ben gelmişim...
Benim bunda suçum ne?

Yıllar sonra bana kardeş gelmiş...
Benim bunda suçum ne?

Bu kardeş kız olmuş...
Benim bunda suçum ne?

Yıllarca kız diye, ben ağabeyim diye işin yoksa koruyup kolla...
Benim bunda suçum ne?

Bekârlığımda...
Kız kardeş değil mi?
Bir Ağabey olarak insan kardeşinden okkalı bir Türk kahvesi isteyemez mi?
Yıllarca bana tükürüklü kahve içirmiş...
Benim bunda suçum ne?

Gençlik hevesi çekmişim altıma Porsche'yi...
Bir sabah kalktım, araba boydan boya çizilmiş...
Sonradan öğreniyorum...
Hanımefendiyi yollamamışım bir gece öncesi gideceği yere o da arabayı çizmiş...
Benim bunda suçum ne?

Evlendim...
Eşime hediye aldığım zaman...
Kaynanadır hadi kıskanmasın diye anneye de al...
Anneye alıp da görümceye almamak olur mu?
Benim bunda suçum ne?

Ben olmuşum 50...
O kırkına girecek...
Hala kendisiyle yetmedi çoluğu - çocuğu ile uğraşıyorum...
Benim bunda suçum ne?

Söyleyin a dostlar...
Yok mu bu ağabeyler için bir çıkış yolu?

Benim...
Tüm bunlarda suçum ne???

                                                                     ***

15.07.2015

### Dikkat ### Dikkat ### Dikkat ###

Koalisyon Hükümetleri, Koalisyon Protokolleri, Hükümet Programları ve Genel Kurul Görüşmeleri

Henüz okumaya fırsatım olmadı...
Ancak göz gezdirebildim...
Buna rağmen >>> çok değerli <<< bir çalışma olduğu belli!

Siyaset ciddi bir uğraştır...
Laf olsun diye, menfaat sağlamak için, dostlar alışverişte görsün diye yapılmaz...
Hele yarım yamalak bilgilerle kahve köşelerinde "tartışılsın" diye icat edilmemiştir!

Birinci cilt 986 sayfa
http://www.gurbuz.net/Turk/Koalisyon%20Hukumetleri%20I.pdf

İkinci cilt 1050 sayfa
http://www.gurbuz.net/Turk/Koalisyon%20Hukumetleri%20II.pdf

Üçüncü cilt 832 sayfa
http://www.gurbuz.net/Turk/Koalisyon%20Hukumetleri%20III.pdf

                                                                      *

Külliye

Külliyenin ne anlama geldiğini geçen günlerde irdelemiştik...
Birlikte hatırlayalım...
Bir cami etrafında...
Yani >>> merkezinde <<< caminin olduğu "hizmet binalarının" tümüne verilen ad!

Bu zibidi neyi temsil etme iddiasındaydı?
Türkiye Cumhuriyetin, Cumhurbaşkanlığı makamını...
Laik bir devlete dini görüşlerin merkezde yer alamayacağı için, ya bu zibidi yanlış makamı temsil ettiği iddiasında, yada Türkiye Cumhuriyeti devleti resmen laiklik ilkesini devre dışı bıraktı. Ama laikliğin devre dışı kalması da söz konusu olamaz çünkü bu ilkeler manzumesinin en azından büyük bir bölümü hala yürürlükte. Yani Türkiye tam bir din devletine dönüşmedi, dönüştürülemedi(!)

O halde...
Bu hırsız, zibidi - zübük yanlış yerde, hala hayal peşinde!

                                                                      *

Medyanın sosyal sorumluluğu

Bir önceki yazımın nedeni CNN Türk kanalında yayınlanan bir haberdi...
Buna göre Zibidi - Zübüğün külliye kelimesini kullanmasını "olağan" karşılasak da...
İster yazılı, ister görsel basın sosyal sorumluluğu ve Türkçemizi >>> doğru <<< kullanmak namına son derece hassas olması gerektiği de açıktır!

Onun düştüğü hatanın aynısına düşmek yakışık almaz!

Tüm medyayı, buna webmasterlar da dahil olmak üzere bu konuda gereken özeni göstermeye davet ediyorum.

                                                                     ***

Ziraat politikası ve sanayileşme

Güncel Türkçemizde tarım sektöründen söz edilmektedir...
Ancak bana göre sektör kelimesi bu bağlamda yanlış kullanılmaktadır çünkü bu faaliyet alanı çoktan sektör olmaktan çıkarak "dev" bir sanayiye dönüşmüştür.

Çiftçi...
Artık el emeği - alın teri ile ürettiğinden geçinememektedir...
Çiftçinin yerini ağır sanayide olduğu gibi bazı büyük, çok büyük kuruluşlar almıştır...
Yegane hedefleri...
Asgari maliyette ile maksimum kazanç sağlamaktır...
Ürün kalitesinin önemi yoktur...
Aynı durum hayvancılık içinde geçerlidir!

Bu yüzden biyolojik tarım, biyolojik hayvancılık yine gündeme gelmiştir...
Ancak samanı, gübreyi ve hatta hepsinden önemlisi tohumu bile ithal edecek duruma düşen Türkiye için bunları konuşmanın, yazmanında pek bir anlamı yoktur!

AKP sağ olsun...
Padişahım kaçAK sarayında çok yaşa(!)

                                                                     ***

16.07.2015

Paspaye

Recep Tayyip Erdoğan malumunuz daha İstanbul belediye başkanlığı döneminde AB(D) ile çok sıkı fıkı bir ilişki içeresindeydi...
Yetmedi değişik ve birbirinden değerli araştırmacı yazar sayesinde biliyoruz ki bu ilişkilerde yabancı istihbarat örgütleri de büyük rol oynuyordu...
Gel zaman git zaman...
Türk siyaset sahnesine Kemal Kılıçdaroğlu diye Recep Tayyip Erdoğan'dan daha az alçak olmayan bir varlık türedi...
Ve bu varlık Türkiye Cumhuriyetinin kurucu partisinin başına getirildi...
Hangi şartlar altında bu makamı işgal ettiği sanırım hala hafızalardadır!

2015 yılı seçimler öncesi değişik ama birbirinden kıymetli internet sitelerinde olası bir AKP - HDP koalisyonuna dikkat çekiliyordu. Bu haberlerin, bilinçli yalan haber olarak yayınlanıp yayınlanmadığını zaman gösterecektir.

Zaten benim de niyetim bu konu üzerinde durmak değil...
Daha çok olası...
Ve AKP - HDP koalisyonundan çok daha tehlikeli muhtemel bir senaryoya dikkatinizi çekmektir!

Recep Tayyip Erdoğan kadar olmasa da Kemal Kılıçdaroğlu da insanlarımızın bir kısmının gözünü boyamayı, daha doğrusu perdelemeyi başardı. Bunu nereden mi biliyoruz? Başta sosyal medya olmak üzere değişik internet sitelerindeki yorumlardan, dost sohbetlerinden, çevremizden(!)
Peki bu "kalın" ışık sızdırmaz perdelere ne gerek var?
Var...
Çünkü...
Hesap açık, hesap henüz kapatılmadı...
Hatırlarsanız birileri göğsünü gere gere Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanıyım diye gerim gerim geriniyordu. Büyük Kürdistan, Diyarbakır'ı Ortadoğu'nun yıldızı yapma, Büyük Kürdistan'a Akdeniz'de sahil en azından ama liman hayalleri henüz masadan kalkmış değil!

Öyle veya böyle...
Bu plan hayata geçirilecek, geçirilebilirse...
Göstermelik, dostlar alışverişte görsün misali IŞID ile "mücadele"...
Ki, Irakta Saddam Hüseyin'i, Libya'da Kaddafi'yi hatırlatırım...
İsteseler, menfaatleri gerektirse diğerlerinde olduğu gibi IŞID'i çıktıkları yere geri sokamazlar mı sanıyorsunuz veya bugünden çok daha etkisiz hale getiremezler mi? Birden bire, onca zamandan sonra Iran ile anlaşmaya varılması...
Tüm bunlar tesadüf mü sanıyorsunuz?

Şu bir gerçek ki büyük bir ihtimale birileri Recep Tayyip Erdoğan denen soysuzdan ve AKP'sinden umduğunu bulamadı. Olduğundan çok daha kudretli sandı...
Ve...
Kemal Kılıçdaroğlu ile Erdoğan'ın sırtını kollamayı planladı...
Devlet Bahçeli zaten bana dokunmayan yılan bin yaşasın, dönen tekerleğime kimse çomak sokmasın hesaplarındayken Erdoğan karşısında etkili ve tepkili olamazdı!

İyi polis, kötü polis misali...
Birinin yolsuzlukları diğerinin "namus abidesi" ilan edilmesiyle etkisizleştirilmeye çalışılması çocuk kandırmacasından başka ne olabilir?

Hala...
On üç sene sonra bile bu paspaye siyaset anlayışıyla başarılı olabileceklerini sanıyorlar ya herhalde Türk milletini olduğundan çok daha salak zannediyorlar.
Ancak...
Gözlerimiz bir kartal kadar keskin...
Duyularımız hassasiyetlerinin doruk noktasında...
Göğsümüzün iman...
Yüreğimizin Atatürk milliyetçiliği ile dolu olduğunu unutuyorlar!

Gezi direnişinin başlaması...
Erdoğan saltanatının sonu oldu...
Millet geçte olsa uyanmaya başladı...
AKP söylemi yerle yeksan oldu...
Atatürk gençliği, Atatürk milliyetçiliği...
Türk milletinin Atasına bağlılığı bir yere kadar oyunu bozdu(!)

Muhtemeldir ki...
Bilmem ne karısı gibi gerisini bir o yana bir bu yana sallayan siyaset anlayışıyla milliyetçiliği, Türklüğü bir ret eden, bir sarıp sarmalayan...
Bu siyasetiyle oy kaybına sebep oldu. Dolayısıyla bir AKP - HDP koalisyonu dikenli bir yola dönüştü. Buna rağmen hedef asla gözden kaçırılmadı...
Ve bu hedefe en azından bugünün siyasi koşullarında ulaşmanın en uygun yolu...
Bu Cumhuriyeti kuran...
Bu Cumhuriyetin yılmaz savunucusundan faydalanmak olduğu kanaatine varıldı.

Hala anlamadıkları...
Anlayamadıkları...
Bu millet geç uyanır, aklı ya kaçarken ya s.çarken gelir...
Ama bir ayağa kalıtımı da önünde kimse duramaz...
İster Çanakkale olsun ister Gezi olsun bunun açıkça kanıtıdır...
Hevesiniz kursağınızda kalacak!

                                                                     ***

17.07.2015

Katolik misin?

Doktor akli sağlığını kontrol etmek için uzunca bir sohbet başlatıyor...
Taa ikinci dünya savaşı anılarından başlayarak güncel konulara varana kadar geniş bir yelpaze içeresinde bu sohbet gerçekleşiyor. Konu dine geliyor...
Doktor soruyor:
"Katolik misin?"
Yaşlı kadın cevap veriyor:
"Hristiyan'ım!"
Doktorun yüzünde bir tebessüm ile "doğru cevap" diyor!

Yüzümde soran, sorgulayan bir ifade görmüş olmalı ki...
Doktor bana da gülümsüyor...
O an kafama dank ediyor!

Bizleri ayrıştırmaya çalışan...
Yok sen Alevisin, yok sen sünnisin, yok sen şusun busun diyenin...
Anadolu hoşgörüsünü mezhep mezhep ayrıştırmaya çalışanın aksine...
Cümlenizin bayramını kutlar, esenlikler dilerim.

Önder

                                                                      *

Almanya'da bayram

Tabii sırf Almanya'ya özgü değil...
Yurtdışı gurbetçilerinin hepsi...
Hepimiz...
Bayramları böyle geçiririz...
Buruk ve özlem içeresinde...
Buna rağmen öncelikle ailelerimiz yani çoluk çocuğumuzla...
Bazen eş ve dostla...
Buruk ve özlem içeresinde!

                                                                     ***

18.07.2015

Yurtdışında yaşayan Türk gençlerine yönelik

Demin bir Türk genci geldi...
Türkçesi berbat, ...yom aşağı ...yom yukarı!

Dilinizi doğru dürüst telaffuz (söyleyiş) etmek istiyorsanız...
Çok basit bir kural var...
Yutma...
Türkçede hangi kelimeyi söylersen söyle...
İlk ve son harfi vurguladın mı telaffuzun düzgün olur!

Telaffuz

Konuşma dilinde kelimelerin söyleniş biçimine telaffuz denir'. Etkileyici bir konuşmada konunun içeriği kadar telaffuzu da önemlidir. Güzel bir konuşmada vurgu ve tonlamanın doğru yapılması kadar' kelimelerin doğru telaffuzu da önemlidir'.

Söyleyiş güzelliğini sağlamanın en önemli yollarından biri Türkçenin ses dizgesini çok iyi bilmektir'. Türkçe konuşma açısından büyük kolaylıklar' sağlayan özelliklere sahiptir. Bu özellikleri şu şekilde sıralayabiliriz:

- Türkçe genellikle yazıldığı gibi konuşulur, konuşulduğu gibi yazılır.
- Türkçe ses yönünden zengindir'.
- Türkçenin sesleri gırtlaksı, burunsu olmadığı için hırıltılı bir' nitelik taşımaz.
- Türkçedeki ünlü ve ünsüzler rahat çıkışlı seslerdir.
- Büyük ve küçük ünlü uyumları telaffuzu büyük ölçüde kolaylaştırır.

Telaffuz özelliklerinden biri de vurgu ve tonlamadır. Konuşma ve okumayı canlandırmak için vurgu ve tonlamaya dikkat edilmelidir. Vurgulamanın anlamı belirlemede önemli bir işlevi vardır. Bir kelimenin anlam değişmelerini belirtmede vurgudan yararlanılır. Gerektiği yerde vurgu ve tonlama yapılmazsa ya da yanlış, eksik yapılırsa sözün duygu değeri kaybolur. Ayrıca sesin, telaffuzun, söyleyişteki müziğin ortaya çıkması gerçekleşmez.

Hiçbir alfabe bütün sesleri göstermeye yetmez. İnsan gırtlağından onlarca farklı ses çıkabilir ancak herhangi bir dile ait bir alfabe bütün sesleri karşılayamaz. Örneğin Türkçede kullanılan üç çeşit "e" sesi vardır. Bunlardan bir tanesinin alfabede karşılığı vardır. Telaffuzun doğru ve güzel olabilmesi için bazı seslerin kullanıldıkları sözcüklere göre değişebileceği de unutulmamalıdır.

"Beş, ermiş" sözcüklerinde "e" sesi "i" sesine yakın kapalı ve dardır. Telaffuz edilirken dudaklar' ve çene açısı "i"de olduğundan biraz açıktır'.

"Şehit, elek" sözcüklerinde daha açık bir sestir'.

"Erken, evde" sözcüklerinde "e", "a"ya yaklaşan en açık "e"dir.

Duraklama

Ses çıkarmak için soluk almaya ihtiyacımız vardır. Konuşurken hava ihtiyacını elde etmek için az veya çok duraklamaya ihtiyaç vardır. Söz söylemenin doğallığı çerçevesinde soluk alma ve duraklama gerekir. Soluksuz ve duraklamasız bir konuşma monotonluk kadar anlaşabilme eksikliği doğurur.

Okunan metinlerde durak yerleri çeşitli noktalama işaretleriyle gösterilir. Bazı metinlerde noktalama işaretleri yeterli olmaz. Bunun için okuma sırasında konunun akışına göre duraklar oluşturmak zorundayız.

Konuşur ve okurken durak yerlerine yeterince önem vermez sık sık kısa duraklamalar yapmazsak, bol ve derin soluk alma ihtiyacı duyarız. Bu da gürültülü soluk almamıza neden olur. Gürültülü soluk alma bir kusurdur. Bunu önüne gerekli yerlerde yapılan duraklarla geçilir.

Vurgu

Konuşurken veya okurken, bazı hecelerin veya sözcük gruplarının diğerlerinden daha baskılı, şiddetli ve yüksek sesle söylenmesine vurgu adı verilir.

- Söze duygu değeri katar.
- Dinleyicinin dikkatini uyandırmak anlamın kavlanmasını kolaylaştırır.
- Sesi, söyleyişi, sözdeki ezgiyi canlandırır.

Vurgular çeşitlidir; başlıcaları şunlardır:

- Cümle vurgusu
- Sözcük vurgusu

Cümlede anlamca en önemli sözcük, vurgu ile belirtilir. Cümlede vurgunun kaynağı yüklemdir. Bu yüzden yükleme en yakın sözcük vurguludur. Konuşmada ise istediğimiz öğeyi vurgulamak kolaydır. Ancak yazarken vurgulanması gereken sözcükleri yüklemin yanma yazmalıyız. Çünkü yazıda, yüklemden uzak bir kelimeyi vurgulu okutacak hiçbir belirti ve kural yoktur. Sadece uzun cümlelerde özne yüklemden uzak ise vurgulanır çünkü fiilden sonraki en önemli unsur öznedir.

Dayıma o kitabı ben verdim.
"Ben" sözcüğü cümlenin vurgusudur.

İlk yağmur damlası dün düştü bu çorak topraklara.
"Dün" sözcüğü cümlenin vurgusudur.

Yürüyorum gurbeti gönlümde duya duya.
Yüklem başta olursa cümlenin vurgusu kendisi olur.

Koca Ali, bu kararı duyunca ömründe ilk defa olarak sarsıldı.
"Koca Ali" cümlenin vurgusudur.

Sözcük Vurgusu

Türkçede kural olarak vurgu genellikle sözcüğün son hecesindedir. İstisnalar hariç, sözcüğe ekler getirildikçe vurgu son heceye doğru kayar.

Çiçek, çiçekçi
Bu örnekte çiçek sözcüğünün vurgusu son hecesindeyken ek alınca vurgu eke kaymıştır.

Bazen vurgu sondan önceki hecelerden birinde olur. Bu tür istisna durumlar şunlardır:
Yer adlarında vurgu ilk hecededir. Ankara, Samsun, İzmir...

Sonu -ya ile biten yer adlarında vurgu sondan bir' önceki hecededir. Sakarya, Sibirya...

Zarf ve bağlaçlarda vurgu ilk hecede olur. Önce, yalnız, ayrıca...

Ön sesle pekiştirilmiş sözcüklerde vurgu baştadır. Sımsıkı, koskoca...

Dilimizdeki Arapça ve Farsça kökenli bazı sözcüklerde uzun heceler vardır. Bu sözcüklerde vurgu uzatılan hece üzerindedir. Katil, mukabil, zekî...

Türkçede bazı ekler vurgusuzdur ve vurguyu önlerindeki heceye atarlar. Bekleme, insanca, konuşmadan...

Alıntı

http://www.diledebiyat.net/dil-ve-anlatim-dersi/9-sinif-dil-ve-anlatim-dersi-konu-anlatimlari-ve-etkinlik-ornekleri/9-sinif-dil-ve-anlatim-dersi-telaffuz-konusu

                                                                     ***

19.07.2015

Doğan zaruretten dolayı

Evet, cehalet "tüm" kötülüklerin anası olabilir...
Ama iyi eğitim almış olmak ille kötülüklere karşı bir zırh olabilir mi?
Veya iyi eğitim almış olmak her derde devamıdır?
Okul veya öğretmen dediğin, insana >>> her şeyi <<< öğretebilir mi?
Bu mümkün mü?

Atalarımız bile ne demiş?
İnsan dediğin...
İyi olur Allahtan kötü olur kuldan bilirmiş!

Hayat...
Ve şüphesiz Allah'ın her bireye özel yazgısı...
Yani alın yazısı, kader dediğimiz...
Değil midir bizi kaba hatlarıyla yönlendiren...
Ve yine insan değil midir zekâsıyla, acısıyla - tatlısıyla yaşam tecrübesinden faydalanarak çizilen o kaba hatta, inceden, yön veren?
O halde...
Yaşam en iyi eğitmen, öğretmen ve birinci sınıf okul!

Yeter ki sen zekanla, tüm duyularınla hayata dahil ol!

                                                                      *

Evrensel bir kural

Değişmez!!!
Evrenseldir, nereye giderseniz gidin...
İster geçmişte olsun, ister gelecekte...
Bizzat yaşayarak şahit olduğumuz gibi şimdiki zamanda...
Evrensel bir kuraldır değişmez!

Okumuş insan...
Tahsili ile toplumun içeresinde bir yabancı gibidir, sırıtır(!)
Ve zor zamanlarda mesela savaş zamanlarında...
Soyut veya somut devrim başka bir deyişle ihtilal günlerinde...
İlk hedeftir, ya tutuklanır yada öldürülür...
Çünkü okumuş insan ışıktır, çevresini aydınlatır...
Ve bu ışık bir kez saçılmaya başlarsa kolay kolay karalatılamaz...
Bu yüzden, vakit henüz varken...
Söndürülmesi gerekir(!)

                                                                     ***

20.07.2015

Ey gidi Makedon ey

Pers ordusu karşısında askerler irkilir...
Pers ordusu sayıca üstündür...
Büyük Makedon vaziyetin vahameti karşısında...
Askerlerini cesaretlendirmek için der ki:
"Sizlerin gördüğünüzü bende görüyorum...
Ama onları yeneceğimizden en ufak bir şüphem yok!
Çünkü...
Hiçbiriniz vaziyeti benim gözlerimle görmüyor, göremiyor"
Ve Büyük Makedon'un ordusu sayıca üstün olan Pers ordusunu gerçekten yener!

Bazen insanlar bir durum karşısında ümitsizliğe kapılırlar...
Dünya başlarına yıkılır sanki çözüm yok gibidir...
Ama bu bakış açısına bağlıdır...
En ümitsiz anlarda bile hep bir çıkış yolu vardır...
Yeter ki çıkış yolunu görmesini bil
Lider dediğin...
Aşikâr olan karşısında bile...
Çözüm yolunu bulan insandır!

                                                                      *

Minare yıkılmış ama mihrabı yerinde

Zamanında...
Yani gençliğinde güzel, kimi zaman şehvetli...
Yaşının ilerlemesine rağmen hala güzelliğini korumayı başarmış kadınlar için kullanılan bir ifadedir. Ancak ben bu ifadeyi İnternette çok sözü edilen, bazen, kimse kusura bakmasın, abartılı bulduğum "faşizan bir milliyetçiliğe varan" bir durumu tanımlama için kullanacağım.

Haliyle akla gelen soru güzel bir kadın ile milliyetçiliğin ne alakası olduğu...
Sabır efendim, sabır...
Öncellikle milliyetçiliğin dayandığı kaidelere bakmamız gerek...
Bir milleti diğer milletlerden "ayıran" en belirgin özellik öncelikle kullandığı dildir!
Sonra...
Kullandığı dil vasıtasıyla nesneleri karışıklıklara, yanlış anlamalara sebebiyet vermeyecek şekilde düzgün bir şekilde tarif ederek üreteceği eserlerdir. Bu eserlerin başında mimari gelir, sanat dediğimiz ve en geniş anlamıyla burada kullanılmak suretiyle devam eden…
Edebiyat ile doruk noktasına varan tüm eserlerin manzumesidir!

Bu manzumenin tümüne bir topluluğun kurduğu medeniyet denir(!)

Açıkça görülebileceği gibi dil tüm bu çabaların başında yer alır çünkü medeniyetin temelidir. Süreklilik arz edebilmesi için dile, yazı gerekir. Bir dilin fonetiğini en “düzgün” şekilde gelecek nesillerde aktarabilmek için işaretler gereklidir. Medeniyette, ticarette, harekette, berekette “düzgün” bir dil ve yazısıyla başlar. Devamını ise dile ve yazıya getirilen kurallar belirler! Neyse lafı fazla uzatmaya gerek yok…
Biz yine güzel kadınlara, milliyetçiliğe ve medeniyete dönelim. Haliyle uzun bir zaman biriminde gelişen medeniyet yine o topluluğun insancıl yanlarıyla da kaynaşmaya başlar. Biz bunlara örf ve adet, gelenek ve görenekler* deriz. Ve insan alışkanlıklarının esiridir. Hani derler ya “kuş yuvada gördüğünü yapar” diye işte o mesele. Bu konuda önemli olan insanın aşırıya kaçmamasıdır. Çünkü insanlar gibi toplumlarda yani medeniyetlerde sürekli karşılıklı bir etkileşim içeresindedir. İnsan mensubu olduğu topluluktan guru duyabilir, bu olağandır, yeter ki aşırıya kaçarak diğer insanları, kurdukları medeniyetleri aşağılamaya başlamasın.

Nasıl güzel bir kadın yıllar geçse de hala eski güzelliğinden bazı şeyleri muhafaza edebiliyor ve insanlar buna hayranlık duyabiliyorsa, medeniyetlerde eski ihtişamından bazı eserleri günümüze kadar taşıyabilmiştir. Ülkemiz bu konuda çok zengin olmasına rağmen, hep iddia ederim Türkiye dünyanın en büyük açık hava müzesidir diye, toplumumuz bu zenginliğin ve güzelliğin farkına varamamaktadır. Farkına varamadığı gibi büyük bir olasılıkla bu eski medeniyetlerden etkilendiğinin de bilincinde değillerdir. Nerelerden başlasam bilmiyorum ki Hititlerden, Sümerlerden, Hristiyan havarilerine kadar bizi biz eden o kadar çok “dış etkenler” var ki saymakla bitmez!
Dünya tarihine bu bakımdan imza atanlar arasında mutlaka Mısır, keza Romalılar veya Yunanlılar gelir. Neden? Çünkü medeniyetlerinin başlıca mimari veya sanatsal eserleri hala her açıdan hayranlık uyandırmaktadır. Yine edebiyat alanındaki başarılarını kim kanıksayabilir? Çağımıza geldiğimizde…
Mesela Rus edebiyatını sever misiniz?
Neden Rus yazarlar dünya klasikleri arasında yer alır?

Evet efendim…
Medeniyet bir toplumun kendi