Herifin sayesin

 

| Hinweis | Home | Impressum | Download | Son Yorum |

| bir yanlış anlama ile her şey başlamıştı | 2007 | 2008 | 2009 | 2010 |

 

11.01.2011

Diyarbakır’dan Maastricht’e

 

Yine gurbete çıktım…

İkinci vatan Almanya’dayım!

 

Bunca senedir yazar çizer, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve inkılaplarını savunurum.

İlk defa Ocak 2011’de Diyarbakır’dan sitemde misafirler ağırlama onurunu yaşıyorum.

Diyarbakırlı kardeşlerim hoş geldiniz, sefa getirdiniz!

  

İstanbul, Ankara, İzmir, Manisa, Adana, Bursa, Sivas, Mersin, Alpaslan, Kayseri, Muğla, Eskişehir, Antalya, Edirne, İzmit, Nevşehir, Beyoğlu, Trabzon, Batman, Isparta, Çanakkale, Zonguldak, Balıkesir, Urfa, Ordu, Konya, Denizli, Samsun ve Rizeli kardeşlerim sizlerde hoş geldiniz, sefa getirdiniz!

 

Moskova, Viyana, Dallas, Seattle, Frankfurt am Main, Washington, Nürnberg, Hamburg, San Diego, Pekin, Dresden, Amsterdam,  Stuttgart, Heidelberg, Sarajevo, Dortmund, Köln, Paris, Essen, Leipzig, Saint Petersburg, Chicago, Berlin, Montreal, Londra, Münih, Roma, Bremen, Maastricht, Heilbronn, Toronto, Redmond, Los Angeles, Haifa, Bonn, Uppsala, New York, Mumbai, Boston, Crawley, Cheltenham, Chelyabinsk, Houston, Seoul, Graz, Abu Dhabi, Kiev, Erbil  ve daha düzinelerce küçük kasaba ve şehirlerden, kısacası dünyanın dört bir tarafından gelen okurlarıma sağlıklı, bereketli ve huzur dolu bir yıl dilerim.

Yukarıda isimlerini saydığım şehirler on gün içersinde sanal ortamda, sanal misafirlerimin yaşadığı yerler. Hepinize ilginizden ötürü teşekkür ederim.

Mustafa Kemalin yaktığı ateşi söndüremeyecekler.

                                                                         *

2010’un ardından Türkiye izlenimlerim

 

1. Türk Silahlı Kuvvetlerini hafife alanlar

 

Sorular benden cevaplar sizden olsun. Laik Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının resmi konutu Çankaya köşküdür. Madem bu adamlar bu kadar muktedir, siyasal İslam’ın Cumhurbaşkanı neden Çankaya köşkünde ikamet edememektedir?

 

Lütfen resmi basın açıklamasını okuyun.

http://www.tccb.gov.tr/aciklamalar/252/78580/basin-aciklamasi.html

 

Soruyorum: Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1932 tarihli, tarihi Pembe Köşk’ü tadilat edemeyecek kadar bilim, ilim ve gereken maddi kaynaklardan yoksun durumda mıdır? Madem “yorgun ve bakımsız” bulunan Pembe Köşk ikametgâh olarak kullanılamayacak bir vaziyettedir, neden gereği bunca senedir yapılmıyor? Siz bu basın açıklamasında sıralanan nedenlere gerçekten inandınız mı?

Sizce bu zihniyet, inadına diğer tüm uygulamalarını da göz önünde bulundurmak şartı ile Pembe Köşkte ikamet etmek istemez mi?

 

2. Kemal Kılıçdaroğlu’na iki uyarı

 

Olan oldu!

2011’de…

Meydan doğru ve yanlışın, güzelin, lider olanın vizyonunu sıradan insanlara anlattığı divandır.

Dedikoduların değil!

Sen, sen ol…

Aklını başına devşir.

 

Mustafa Kemal Atatürk yol gösterdi…

Mustafa Kemal, Türk kadının önemini her fırsata dile getirdi…

Eğer bu seçimleri kazanmak istiyorsan…

Gönülleri fethet…

Önce Türk kadınının onayını al!

CHP kadın kolları kesinlikle yetersiz çalışıyor!

  

3. Anadolu, Kadın, Kömür ve Nohut

 

Anneannem Hamdüne hakkında daha önce de yazmıştım. Siteyi takip edenler belki hatırlayacaklardır…

Bu sene yine onu sağ salim gördüğüme sevindim. İhtiyarlar teker teker göç ediyorlar ve sıra bizlere geliyor… Allaha çok şükür elden ayaktan düşmeyen anneanneme belediye “yardım” etmiş! Anımsarsanız Ali Cengiz oyunu ile AKP belediyelerine bağlanan birçok yerleşim yeri gibi, ezelden beri CHP yurdu olan bizim köyde AKP’li oluvermişti. O da yetmiyormuş gibi adını taşıyan barajdan su alacağına, köye Terkos’dan su getiriyorlarmış. Duyduğumda ne kadar şaşırdığımı tahmin edebilirsiniz. Neyse, ilk defa basında yer alan o meşhur yardımları kendi gözümle görme fırsatı buldum. Evin avlusunda odunlar istiflenmiş. Evin bodrumunda kömürler çuval çuval… Soba gürül gürül yanıyor. Senelerdir sobaların kendine has o sıcaklığını his etmemiştim. Kalorifer çocuğuyuz tabii. Dikkatimi çekti kadıncağız ha bire odun atıyor sobaya!

 

Anneanne yeter, cehennem gibi sıcak oldu…

Piliç gibi kızardım, yeter!

 

Neyse insafa geldi, bir süre sonra sobaya odun atmaktan vazgeçti. Bir ara sordum kömürü niye kullanmıyorsun diye. Gülümsedi…

Yatacağımıza yakın kovaya kömür doldurmuş girdi odaya. Kömürleri sobaya boca ettikten sonra iyi geceler diyerek çıktı. Ertesi günü uyandığımızda, barajında getirmiş olduğu iklim değişikliği ile oda buz gibi. Soba sönmüş! Ben sabahları çok erken uyanırım. Gece kaçta yatarsam yatayım genelde erkenden ayaktayım. Hadi dedim millet uyanmadan sobayı yakayım…  

Benim bildiğim kömür, kor sonra da kül olur! Arkadaş sobadan öbek öbek taş çıkardım…

Sağ olsun anneannem yatmaya giderken, sessiz sedasız, ertesi sabah kömürü neden kullanmadığının yanıtını vermiş oldu. Yalnız bizim köye dağıtılan kömür değil, sorduğum diğer semtlerde de benzer manzaralar görülüyormuş. Dağıtılan gıda “yardımlarından” da bir örnek vermek gerekirse, bir sonra bir buçuk gün ıslatılan – saatlerce pişirilen nohut; pişmek bilmiyor!

Ancak düdüklüde, nispeten yenir duruma geliyormuş. Anadolu’nun her köşesinde düdüklü bulunur mu bilmem… İnşallah vardır!

Devam edecek…

 

 

                                                                        ***

12.01.2011

 

4. Enflasyon rakamlarına hangi “temel ihtiyaç maddelerini” temel aldıklarını gazeteler çarşaf çarşaf yazdı, tekrarlamama gerek yok. İşçi bir ailenin, işçi evladıyım. Allaha çok şükür hala orta sınıf diye tabir edilen ve gerek Türkiye’de gerekse Almanya’da gittikçe eriyen bir tabakaya mensubuz. Yani gelir gider dengesine çok dikkat etmemiz gerekiyor. Belirli bir bütçeyle izine geldim ancak…

 

Heyhat! Bu ne?

 

Almanya’da rahatlıkla bir ay geçinebileceğim para, güneş gören buz gibi avuçlarımın içinde eriyip gidiyor! Yemin ediyorum herhangi bir fuzuli harcama yapmadım. İki defa pazara çıktık, sebze meyve, çarşılardan yeğenlerime, oğluma bir iki küçük hediye – yarım elma gönül alma misali!

İnsan özlüyor tabii biraz kahvaltılık falan… Boğazda bir kaç defa çay içtik. İki çay 8 TL! Restoran’a gitmek ne mümkün, balık ekmek idare ettik! Boğazda balık ekmeğin keyfi gerçi başka oluyor ama olsun. İnsan bir aksam eşini alıp da boğazda bir kaç kadeh rakının yanında balık keyfi yapmak istemez mi? Kendi karınlarını doyurmaktan aciz bırakılan insanlarımız, eşini dostunu dahi eve davet edemiyorlar. Arkadaş enflasyon rakamları koca bir YALAN!!!

 

5. Beşiktaş bizim gibi orta halli insanların yaşadığı semt. İki sene öncesi ile kıyaslayacak olursam, önceleri Fındıkzade’de gözlemlediğim gelişmeleri orada da yaşamaya başlamışız. Yavaş, yavaş alıştıra alıştıra…      

Beşiktaş’ın yerlisine sesleniyorum aman dikkat!

    

6. Çok bağıran haklı olsaydı memleketi ramazan davulcuları yönetirdi.

 

                                                                        ***

15.01.2011

 

Sazan

 

Bizimkiler yine oltaya geldi…

Zokayı yutan sazan gibi…

Bir bu yana – bir o yana zıplayıp duruyorlar.

İçki yasaklanacak mı?

Yasaklanacaksa nasıl olacak?

Yine bir sürü entel, dantel tartışma!

Bizim “entelektüel aydınlarımız” tartışa dursun, kendi toplumlarını – siyasi rakiplerini hiç tanımadıklarını bir kez daha kanıtlamış oldular. Arkadaş önümüzde ne var?

Seçimler!

İçkiden illallah diyen kim?

Kadınlar!

Yalnız Türkiye’de değil, dünya nüfusunun büyük çoğunluğunun cinsiyeti nedir diye sorsam; yanıtınız şüphesiz ki kadınlar olacaktır. Yeşil sermaye, şeriat savaşçısı mücahitler yani kara kilitler…

Bir kez daha maharetlerini sergilemeyi başardılar. Gerçi yapmadıkları bir tek şey, beş vakit namaz ama onu da bildiğiniz gibi şeytan bırakmaz…

Kimseyi sevmek hatta saymak onun düşüncelerine katılmak zorunda değilsiniz, insanlara gösterdiğiniz saygının onların değil, kendi seviyenize işaret ettiğini asla unutmayın. Şikâyetçi hatta yıkıcı olmak kimseye fayda getirmediği gibi, insanı söz sahibiyken sözünden eder. Bu yüzdendir ki yapıcı olmak gerekir. Eliyle hırsız, diliyle edepli, sözüyle tövbekâr olanı…  

Mahcup etmek boynumuzun borcudur çünkü küskünlük, bıkkınlık kimseye yakışmaz, sakın üstünüzde taşımayın! Atatürkçü bıkmaz, korkmaz ve atamızın bizlere göstermiş olduğu çağdaşlaşmak ve akılcılık yolundan şaşmaz. Herkes kendi terazisiyle tartmaya kalktığında, iş, içinden çıkılmaz bir hal alır. Akıl birdir, ölçüde öyle! Hatta bulmak istersen, bulursun; seninde hatalarını bulurlar… Derman olmak istersen, sana da derman olan olur!

Kendini yapılan hayrın sahibi sanan…

İbadet ve hayrı bağıra çağıra yapan düzenbaza…

Tarafından bu ketumluk neden?

 

Çıkar bir kara cahil der ki:

 

Yaşam tarzınızın güvencesi benim…”

 

Bitişin arifesidir bu cümle. Sen kimsin, nesin ki…

Bu dünya koskoca Sultan Süleyman’a kalmamış! Bre kör cahil…

Sen gittikten sonra kim verecek teminatı?

                                                                        ***

18.01.2011

 

Bitti ama bende’de hal kalmadı

 

 

Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 1923 – 2010 v2

Tam 1300 sayfa.

 

116      Klasör

1385    Dosya

32.000 Sayfadan daha fazla bilgi ve belge

6          Saate yakın, beklide daha fazla Video

400      küsur fotoğraf

 

Türkiye’de izindeyken Türkiye Cumhuriyetinin tanınmış yayın evlerinden birine Cumhuriyet Kronolojisinin bitmiş halini ve taslak bir DVD’sini sundum. DVD, yani ekler Allaha çok şükür bitti. İnanın bende’de hal kalmadı.

Günde ortalama, günlük yaşam tarzımdan hariç - düzenli bir şekilde 5 – 10 saatlik bir çalışmanın ürünü. Allahtan uykuyla pek aram yok da, yoksa imkânsızdı! Bileşim bilgisi olan, nerede ne ve nasıl arayacağını bilen bir kişi derlemiş olduğum eklere ulaşabilir. Mesele kronolojiyi hazırlamakta değil ek bilgileri derlemede…

Diyeceğim şu ki ekler bir istisna dışında yasal ve herkesin ulaşabileceği yollardan derlenmiştir. “Yasadışı” derlemelerimi tabii ki yayınlamayacağım. Burada yasadışı kelimesini tırnak içine almamın nedeni bu bilgilere yine yasal ama normalin üstünde bir bileşim bilgisine sahip olmanız gerektiğinden kaynaklanıyor. Ama şunun da altını çizmeden geçemeyeceğim;

 

Türkiye Cumhuriyetinde bileşim güvenliği eşittir sıfır!      

 

Sitemi takip edenler bilir, kendimce Sayın Deniz Baykal’ı yermesini de övmesini de bildim. Deniz Baykal’ın skandal video görüntülerini kronolojiye dâhil edip etmeme konusunda kendimle muhakemeye girdim ve dâhil etme kararı aldım; neticede kendisi Türkiye Cumhuriyetinin önemli insanlarından biri. Skandal görürlülere ilişkin iki not düşmen gerekir:

 

- F tipi örgüt lideri Fethullah Gülenin sonradan tekzip etse de “Bizim çocuklara sordum. Bizimle ilgisi yok. İktidara baksınlar” ifadesidir.   

- İnternette iki tip video mevcut. Türkiye’den “ulaşılamıyor”. Biri üç diğeri altı dakikanın üzerinde. Türkiye’deyken iki görüntüyü de defalarca izledim. O kadar amatörce hazırlanmış ve görüntü kalitesi o kadar kötü ki ancak ima yoluyla Sayın Baykal olduğunu tahmin ediyorsunuz. CHP bu görüntüleri engelleme yoluna gideceğine adam akılı bir Forenzikciye verseydi, bir ihtimal bu görüntülerin sahte olduğunu ispatlayabilirdi. Zaten bu görüntüleri yayınlama kararımda en büyük etkende bu olmuştur.   

 

Velhasıl kelam, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 1923 – 2010 v2’yi yayın evine sunmamdaki nedene gelelim. Belgenin kendisini ilkinde olduğu gibi yine sitemden yayınlayabilirim ancak ekler, ekleri ne yapacağım?

 

4,7 GB

 

One Click Hoster benim işim değil!

                                                                        ***

19.01.2011

 

Bak yeşil, yeşil…

 

Ama mümkünse Dolar yeşili olsun!

 

Atatürkçülüğü Katletme Partisi…

Amerika’nın Kurduğu Parti.

Arap Kapitalizminin P

Doları gözde…

Avroyu kuma bilen.

Ekonomide pembe tablolar çizen…

Makyajlı, süslü ama türbanlı avrat seven.

Islaman şartı beş diyen:

Soygun…

Vurgun…

Yalan…

Talan…

Ve Fesat ile kendi kaymak tabakasını yaratan…

Recep Tayyip Erdoğan.

 

Kaymak tabakanın bereket tanrıçası…

Sihirbazların ve illüzyonistlerin piri…

Seyircinin dikkatini, sahnede görünene çekerek asıl oyunu gizleyen…

David Copperfielde, beş basan…

Başbakan!

                                                                        ***

22.01.2011

 

Cumhuriyet notları

 

Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 1923 – 2010 v2’yi derlerken dikkatimi çekenler:

 

Hepsinden ve her şeyden önemlisi elimizden gelse, affınıza sığınarak; kıçımızdaki donu dahi Internet’e koyma eğilimimiz var, bunu öğrenmiş oldum! Arkadaş bu ne?

Çeyrek asır bileşim, ağa güvenliği, kişi ve kurumların özel bilgilerini koruma ve çok ciddi anlamda -gizlilik esaslarına dayalı bir meslek anlayışıyla şaşkınlığımı hatta dehşete düştüğümü belirmeliyim. Bu konuyu daha öncede defalarca sitemde dile getirdim. Ancak devletin resmi kurumlarının da bu denli gaflete düşeceklerini hayal bile etmemiştim! Çünkü Almanya’da bu tür bilgilere yasal yoldan ulaşmanız imkânsız! Buradan kroki sapıklarına ve iftiracılara seslenmek istiyorum. Yalan, yanlış haberler ve sözüm ona ele geçirilen krokilere hiç bir surete ihtiyaç yok! Zaten “yönetim” anlayışınıza uygun bir şekilde her şey ayan beyan ortada. Türkiye’de, İnternete girerek yasal yollardan, kısa bir aramadan sonra elde edemeyeceğiniz neredeyse hiç bir bilgi yok!    

Sitemi takip edenler bilir, özellikle Türk Hackerleri (Black-Hat) ile yakın irtibatım var. Kendim Hacker miyim? Değilim! Olsam olsam White-Hat Hackerim (!?) buda mesleğimin getirdiği bir zorunluluktan ötürüdür!

 

1.    Türk Silahlı Kuvvetleri

 

a)    Türk Silahlı Kuvvetlerinin sözde soykırıma bakış açısı ve olaylara yaklaşımı değişiyor mu?

Bu soruyu sormamın nedenleri var. Uluorta nedenlerini sıralayamayacağımı anlayışla karşılayacağınızı umarım. İnşallah değişmiyordur, inşallah yanılıyorumdur! İktidarda olanların etkisiyle, tarihi gerçekler hiç bir zaman değişmez.

b)    Dünyada düzenli bir şekilde takip ettiğim siteler vardır. Bunlardan birisi Genelkurmay Başkanlığı resmi Internet sitesidir. Tabii bu kuruma bağlı bazı siteleri de. Özellikle '''''''''''' ''''''''''' ''''''''''''''''''''' yayınladığı bazı bilgilerin kötü amaçlar için kullanılabileceğinden tedirgin oldum! Rica ediyorum gerekli güvenlik önlemleri alınsın. Bildiğiniz üzere bilgi iyi ve kötü amaçlı kullanılabilir.

c)    Yine resmi sitelerden '''''''''''' '''''''''' '''''''''''''''''''''''' hangi '''''''''''' '''''''''' '''''''''''''''''''''''' kullanıldığı, güvenlik açısından bir zafiyet teşkil etmektedir.   

d)    Tam olarak emin olmamakla birlikte sanki öyle hatırlıyorum; Genelkurmay Başkanlığının da etkisiyle Google gibi sitelerden ''''''''''' ''''''''''''''''' '''''''''''''''''''''''', görüntü vs. engellenmişti! Ancak yine gerçekten çok kısa bir araştırma sonucunda başta ''''''''''''''''''''''''' olmak üzere '''''''''''' dâhil uydu görüntülerine dahi ulaşabilmek mümkün. Gereğinin yapılması dileği ile.

e)    Karakollara, askeri tesislere saldırılar yapılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti devleti, ulusal güvenlik gerekçesiyle, başta Google olmak üzere gerekli girişimlerde bulunmalıdır.

25 senelik mesleki tecrübelerime dayanarak iddia ediyorum: Google güvenlik açısından başlı başına bir sorundur! Bireysel, kurumsal ve en nihayetine devletler için.

 

2.    Diğer resmi kurumlar

 

Başta Adalet Bakanlığı olmak üzere yukarıda saymış olduğum bazı konular diğer kurumlar için de geçerlidir.  

 

3.    Türkiye Cumhuriyetini içten fetih etmek isteyenler

 

Türkiye Cumhuriyetinde salt toplumsal bir değişim göze çarpmamaktadır. Toplumsal değer yargılarında, gerçekleri algılamada, eğitim sisteminde ve hayatın birçok allanın da his ettiğimiz yıpranma artık tarihimizi aşındırma sürecine girmiştir. Tarihi değiştirmek en azından ama gençlerimizin yoğun olarak kullandığı İnternetten faydalanarak çocuklarımızın zihinlerini bulandırmak için hazırlanan sitelere dikkatinizi çekmek istiyorum. O kadar çoklar ki, hangi birini sıralayayım?

Ancak Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 1923 – 2010 v2’yi hazırlarken özellikle dikkatimi çeken bir siteden bazı alıntılar yapma ihtiyacı duyuyorum. Google - Türkiye’ye girdiğinizde ve Cumhuriyet Tarihi diye bir arama yaptığınızda genelde ilk sayfalarda beliren bir “tarih sitesi”;

“ADB’li diplomatların gözünden Mustafa Kemal ve İsmet İnönü”, “Lozan’ın onayı için hilafetin kaldırılması beklendi” gibi başlıklar altında neler, neler yazıyor. Mustafa, Hür Adam gibi görüntülerin ne amaçla hazırlandığı sanırım artık sır olmaktan çıkmıştır.

                                                                        ***

23.01.2011

 

Etme bulma dünyası

 

Hünkârım Sultan Recep Tayyip Erdoğan han hazretleri, hanedan-ı âliye Osman ve cümle Osmanlı mülkü sizi bekler. Büyük Ortadoğu Projesinin keskin kılıcını kuşan!

Allah mahcup etmesin bizi, Osmanlının gücünü, AKP’nin adaletini dünyaya göstermesini nasip etsin!

Allah sana, tahtına, tacına uzun ömür versin. Ben senden razıyım, inşallah rabim de razı olur.

 

Ben Erdoğan,

 

George Walker Bush’dan olma…

Graham E. Fuller’den doğma…  

1954 kışında Kasımpaşa’ya şenlik…

Doğduğu yere barış, bereket getiren…  

Ama kardeşlerine hasret!

Ölümle cenk de…

Turhan, Erbakan, Unakıtan…

Zalim ve amansız talan saldırılarına kurban veren…

İktidarını Gül acısıyla büyüten Erdoğan!

    

Ben Erdoğan,

 

Amerikalı hocalarla kırk üç yaşında derse oturan…

Dağları, zirveleri, yıldızları seven…

Rakamlarla oyun oynayan…

Kırk yaşında İstanbul da Enderun’a giren…

Rahleye bilgiyi değil şiiri koyan…  

Okudukça entelektüellerden nefret eden…  

Neden bana oy vermezler diye soru soran…

Bulduğu cevaplara ikna olmayan…

Sır olanın aşikâr kılan…

Öfkeyi hitabet sanatı sayan…

Cehaleti mücevher yapan…

Doların ve Euro’nun ışığını buluşturan…

Gördüğü ışıkta gözleri kamaşan…

Kıymetliyle kıymetsizi ilk bakışta anlayan…

Anladıklarını hiç unutmayan Erdoğan…

 

Ben Erdoğan,

 

Kırk dokuz yaşında başbakan olan…

Bugün babam George Walker Bush’dan kalan şerefli mirası devir almak için yürüyen…

Yürüdüğü her adımda adalet arayacağına söz veren…

Osmanlı İmparatorluğunun son sultanı.

 

Dün biz devşiriyorduk!

Bugün devşiriyorlar.

 

                                                                        ***

25.01.2011

 

Pentagon

 

Yanlış anlaşılmalara meyil vermemek için ufak bir düzeltme yapmam gerekiyor. Bildiğiniz üzere insanoğlunun aptallığının sınırı yoktur.

22.01.2011 tarihli yazımda bazı resmi Türk sitelerini “eleştirmiştim”. Aslında bu site yöneticilerine yönelik bir uyarıydı. Bilmem duydunuz mu, geçenlerde “koskoca” Pentagon gizli bilgileri yayınladı!?

 

Ama nasıl?

    

Tabii ki bilinçli olarak değil. Yayınladıkları evrakta gizli kalması gereken bazı bölümleri kendilerince, elektronik olarak karalamışlar! “Bizim” akıllılar bu karalama işleminden sonra derin bir OHHH çekerek ilgili evrakı PDF olarak internet üzerinden yayınlamışlar! Buraya kadar her şey normal!?

Düşünmedikleri, dikkate almadıkları bir husus Pentagon gibi ulusal güvenlik açısından son derece önemli bir kurumun, böyle basit hatalar yapabilmesiydi.  

Türkçesini bilmiyorum. Galiba pano deniliyor. Ben her ihtimale karşı İngilizcesini de yazayım da, Clipboard. Gözle görünen, karalanmış kısmın altında kalan yazı, basit karalama işlemi yapıldığında Clipboard vasıtasıyla tekrar görüntülenebiliyor!!!

 

Karalanan içerik elektronik olarak farklı içerikle tekrardan yazıldığında Clipboard etkisiz kalır! Bir deneyin, ben gereken kurumlara 22.01.2011’de dikkatimi çeken konularda, bir vatandaşlık görevi olarak, gerekli uyarılarda bulundum. Benim karaladığım kısımları işaretleyin bakalım ne olacak?

Sizi duyar gibi oluyorum: “Bu nasıl yapılır?”  

 

J

 

Meslek sırı!

Şaka bir yana vaktim olursa bir gün yazarım!           

Not: Yazımda Almanya’da imkânsız demiştim biliyor musunuz neden?

Çünkü bileşimin bazı dallarında “dört göz +” prensibinden asla taviz verilmez!   

                                                                        ***

27.01.2011

 

İstanbul’un farkında olmak

 

Bitti... bir, iki gün uğraştırdı ama sonunda bitirdim.

İstanbul da yaşayıp da İstanbul’u görmeyenler var.

Tıpkı Türkiye’de yaşayıp da Türkiye’nin farkında olmayanlar gibi.

 

Ben Tuncelili İbrahim’den olma Ayşe Sevdiye’den dogma…

Manisa’da kırk yedi yaşında devşirilen, dönme Bülent…

Adım neydi, hangi dilden ne anlama geliyordu unuttum!

Unutmak özgürlük.

Yoksa…

Bırakmıyor kalbini adını aldığın dil…

Üzerinde yürümeği öğrendiğin toprak!

 

Ben Bülent…

Manisa’da kırk yedi yaşında devşirilen, dönme Bülent…

Dönmek nasıl bir şey?

İnsan nereye döner?

Döndüğün yer neresidir?

Geriye dönmek var mıdır?

Mümkün müdür?

Yoksa kader sadece ileriyi mi gösterir!

Geldiğin, döndüğün yer orda mıdır?

Bekler mi?

Baksan görür müsün?

Kalbin dönerken pusulan mıdır?

Geçtiğin yerleri unutmadan, aynı yerlerden geçerek yine evin yolunu bulabilir misin?

Yoksa döndüğüm, değiştiğim, geldiğim dediğin her yerde ve dilde ve de dinde hala dönme misin’dir?

Dönme kabiliyet değil, zaruret midir Bülent?

 

Evet, Türkiye Cumhuriyetinin farkında olmayanlara atfedilen bu dokümanla İstanbul’u ve Türkiye’yi keşfedin.

 

Sanal Âlem

                                                                        ***

28.01.2011

 

Ben Erdoğan,

 

George Walker Bush’dan olma…

Valide sultandan Graham E. Fuller’den doğma…  

Devleti Aliye’nin otuz yedinci hünkârı…

Türk, Kürt, Sünni ve Alevi…

Müslüman, Hıristiyan ve de Yahudi…

Laik Türkiye Cumhuriyeti…

Balkanlardan, hicaz mülküne, ipek ve baharat yoluna…  

Denizlere, çöllere hüküm eden Osmanlı mülkünü ve bağnazlığını ebedi kılan mirasın yegâne sahibi!

 

Ben Erdoğan,

 

Doğudan batıya yorulmadan, usanmadan koşan monşerlerim ile…

F-Tipi polisle…

Yumurta atan örgencilere…

Aş ve iş istiysen Ahmet, Mehmet ve Ayşe’ye…  

Şark usulü, garp müfredatı - darp ile…

Sancağımı Avrupa Birliğine kadar götürmeye yeminliyim!

 

Aklanan yalan – talan ve de her daim…

Kula kul olan yandaşlarımın refahı için…

Palazlanmasına asla müsaade etmeyeceğim bağımsız adalet için yeminliyim!

 

Ayağımın değdiği her toprağa…

Yandaşlarıma huzur, güven, bereket getirmeye yeminliyim!

 

Bu menzilden kefeni giyip gelsem de…

Sağ dönmeye…

Geride bıraktığım servet ve saadeti yaşamaya yeminliyim!

                                                                         *

Aldatmak ve aldanmak bu kadar kolay mı?

 

Sekiz yıldır iktidarda olan bir hükümet, yıllardır müzminleşmiş ve TÜM TÜRKIYE tarafından bilinen bir konuya el atmamakla kalmayıp, bir de bu konuda kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyor.

  

29.Kasım.2009 tarihli bir habere göre:

 

Türkiye'de yargı teşkilatı daima kadro yetersizliğinden kaynaklanan sorunlarla gündeme geliyor. Hakim ve cumhuriyet savcısı açığının büyüklüğü yargı teşkilatının etkin ve makul bir sürede çalışabilmesini engelliyor. Kadro azlığı ise uzmanlaşabilme ve yargılama konusu olaylara tam olarak hakim olabilme olanaklarını ortadan kaldırıyor. Adalet Bakanlığı'nın verilerine göre Türkiye'de her 100 bin kişiye 9 hakim düşüyor. Avrupa ülkelerinde ise bu sayı 20'yi geçiyor. Ceza infaz kurumlarında toplam 116 bin 867 hükümlü ve tutuklu bulunuyor. Yargı mensuplarının baktığı yıllık dosya miktarı ve kişi başına düşen hakim ve savcı sayısı da bu ölçüyü değerlendiriyor. Avrupa Konseyi Etkin Yargı Komisyonu'nun (CEPEJ) 2008 yılında yayınlamış olduğu verilere göre 100 bin kişiye düşen hakim sayısı Almanya'da 24,5, İngiltere'de 16,6, Yunanistan'da 28,4 iken Türkiye'de 9.

Avrupa'da bir hakimin bakacağı azami iş sayısı yaklaşık 200 iken; Türkiye'de bir hakim yıllık ortalama 1078, Cumhuriyet savcısı 1417 hazırlık ve 447 ilamet dosyasına bakıyor. Türkiye'de mevcut 14 bin 694 adli ve idari yargı hakim ve Cumhuriyet savcısı kadrosundan halen 3 bin 483'ü boş bulunuyor.

 

Parlak bir Devlet planlama örneği!

                                                                        ***

29.01.2011

 

Allah rızası için bir işi de doğru yapın

 

Şüphesiz Ergenekon iftiranamesi adli yönden Türkiye Cumhuriyetinin önemli hukuk davalarından biri. Gazeteler çarşaf çarşaf iddianamelerin fotokopilerini, resim olarak, PDF formatında yayınlamışlar. Takdir edilecek bir çaba!?

 

“Okuma özürlü, keyfine düşkün ve zahmet düşmanı” kitleler, binlerce sayfayı okuyacaktır. Bunu  “kendilerini ve ufuklarını geliştirmek” namına yapacaklarını, bunun bulunmaz bir fırsat olduğunun bilincinde olacaklarına şüphem yok!

 

Arkadaş, siyasetçiler milletle dalga geçiyorlar - bari siz yapmayın!

 

İki ihtimal var, ya bilmeyerek veya nasıl yapılacağını bilmediğiniz için yapıyorsunuz ya da “WebSpace” kapasiteleriniz yeterli değil ki ikinci ihtimali düşünmek bile istemiyorum. Takdir edersiniz ki benim gibi kendisi ve bütçe imkânları küçük – kısıtlı bir insan bile çareler üretebiliyorsa, sizler bunu haydi - haydi yapmanız gerekir diye düşünüyorum. Hadi diyelim ki benim gibi “one click Hoster’lerine” karşı bir antipatiniz var (Rapidshare, Megaupload, Uploaded, Netload gibi), arkadaş başka çareler mi yok?

 

Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 1923 – 2010 v2’yi bildiğiniz üzere bir yayınevine sunmuş bulunuyorum. Bana verilen bilgilere göre bu süreç üç ay kadar sürebiliyormuş. Mesleğim gereği her zaman birden fazla ihtimali, bunlara karşı alınacak önlemleri ve her şeyin en kötüsü demeyelim de. olumsuz olanını düşünmek ve gereken tedbirleri almak zorundayım. Diyelim ki yayınevi olumsuz bir karara vardı, ben bu bilgileri ekleriyle birlikte sizlerle paylaşmaya kesin kararlıyım!

 

Çünkü paylaşılmayan bilginin kalıcı bir değeri yoktur!

 

Neyse, biz yine gazeteci arkadaşlara ve onların webmasterlarına dönemlim. Yukarıda söz ettiğim dokümanları okuma zahmetine katlanmadınız diyelim ama bir konuda bu belgelerde araştırma yapmanız gerekti – yapamazsınız!

Yapamazsınız çünkü bunlar resim, resimde PDF formatında – ara – diyerek bir bilgiye ulaşmanız mümkün değil. Peki, ne yapmanız gerekiyor?

 

 

J

 

OCR işlemini yaptıktan sonra resmi, metne dönüştürmüş oluyorsunuz. Ancak bu zahmetli bir iş ve ne yazık ki, bir ihtimal tarayıcıdan bilgisayara geçirilen dokümanların kalitesi - bu dokümanları tarayanın bilgisi düzeyinde olsa gerek. Neyse…

 

Cumhuriyet Kronolojisi ekinde siz arayabileceksiniz!

                                                                        ***

 

30.01.2011

 

Hayat hep ileriye doğru akar fakat hayat hep geriye doğru bakılarak kavranabilir

 

Dün:

 

1993 Refah Partisi MKYK üyesi sıfatıyla Recep Bey:

 

Başkanlık sistemi bize Amerikan emperyalizminin tavsiyesi

 

Ağustos 2001’de Ümraniye’de Tayyip Bey:

 

Laik demokratik Cumhuriyet aleyhine yaptığı konuşmalarda devleti yıkmak için insanları kıyama yani ayaklanmaya çağıran konuşması TV yayınlanınca paniklemişti.

 

Bugün:

 

Erdoğan, gazetecilerin başkanlık sistemiyle ilgili sorusu üzerine:

 

Bence demokratik parlamenter sistem içerisinde halk tartışmalı, tartışılmalı. Benim halkım başkanlık sistemi nedir, bunu bilmeli. Eğer bugün Amerika bunu uyguluyorsa, nedir, nasıl bir şeydir? Dünyanın çeşitli ülkelerinde yarı başkanlık sistemi var. Nedir, ne değildir? Şimdi tabi değişik yaklaşımlar filan var. Bunlar olabilir. Ama bunun milletin tartışmasından kaçmak, çekinmek bu demokratlığa terstir. Bunu da özellikle ifade etmem lazım

 

CHP'nin "toplumsal direniş" çağrısına sert tepki gösteren Erdoğan, "Mahalle mahalle direnmek ne demek, eşkıya mısınız siz?" diye seslendi

 

CHP’nin toplumsal direniş çağrısına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan çok sert cevap geldi.

49 tesisin açılışını yapmak için gittiği Burdur’da konuyu değerlendiren Erdoğan, CHP’nin direniş çağrısını, "Mahalle mahalle direnmek ne demek, eşkıya mısınız siz? Anarşi ne zamandan beri CHP politikası oldu" sözleriyle eleştirdi.

 

Erdoğan şöyle devam etti:

Bir bildiri yayınlıyorlar. Halkı sokak sokak, mahalle mahalle direnmeye çağırıyor. Ya böyle sorumsuzluk olur mu, düşüncesizlik olur mu, böyle siyasi parti olur mu? Bu kadar milletvekili sağduyudan uzak olabilir mi? Bir genel başkan partisi, milletvekilleri üzerinde kayıtsız, ilgisiz olabilir mi? Siyasi parti değil yolgeçen hanı. Partisine sahip çıkamayan bir genel başkan Türkiye’ye ne verebilir?

 

İslamcılar öyle hızlı dönüyorlar ki, onların bu hızına bir sağ bir sol, şanzımanlı Arçelik bile yetişemiyor. Bu kadar medeniyet ve ileri demokrasi bana fazla geliyor!

                                                                         *

Biliyordum

 

Biliyordum, içimde hep böyle bir his vardı…

Yanılmamışım!

 

Benim gibi düşünen milyonlarca Atatürk milliyetçisi insan var. İlginizden ötürü hepinize teşekkür ederim. Duygu ve düşüncelerinize bir nebze tercüman olabiliyorsam ne mutlu bana. Bu siteye ilginiz beni cesaretlendiriyor, umutlarım tekrar filizlenmeye başlıyor.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yakmış olduğu o muhteşem medeniyet ve çağdaşlaşma ateşinin asla söndürülemeyeceğini, Türk ulusunun pes etmeyeceğini biliyordum. Bu ulusu yok sayan, bizi bize yabancılaştırmaya – düşman etmeye çalışanların çabalarını boşa çıkaracağımızdan emindim.      

Kürt’üyle, Türk’üyle, Ermeni’si, Laz’ı, Çerkez’iyle, Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi’siyle biz bir ulusuz!

 

Biz Türk Milletiyiz!

Ne Mutlu Türküm Diyene!

 

İster Türk, ister Kürt…

İster Yahudi, Hıristiyan veya Müslüman…

Bizler Anadolu toprağının evladıyız. Bizler Anadolu çocuğuyuz!

Biz kocaman bir aileyiz!

Bizler kardeşiz.

 

Biz ulu bir çınarın irili, ufaklı dallarıyız. Ve bu koca çınarın kökleri Anadolu topraklarının taa derinliklerine kök salmış, oradan beslenip büyüyor. Bu çınarı tarihten bu güne çok kez yakmaya, yıkmaya hatta kesmeye çalıştılar ve çalışıyorlar…

 

Ama Anadolu’nun o verimli toprağı bu çınarı her defasında besleyerek tekrar canlandırdı, canlandırıyor. Bu çınara verebildikleri yegâne zarar onun ötesinde berisindeki zayıf dallardan ibaret. Gerçi bazen bu ağıcı güçsüz düşürebildikleri de oluyor ama kurban olduğum, gözünü sevdiğiminin Anadolu toprağı, tıpkı bir ananın göğsünden fışkıran o besleyici sütün yavrusuna verdiği güç gibi, bu çınarı dimdik ayağa kaldırıyor.

 

Gurbetiyim ama Türkiye Cumhuriyetinin her köşesinden gelen insanlarla iç içe yaşıyor, konuşuyor, gülüyor ve gerekirse ağlıyorum, ağlıyoruz. Tıpkı geçen hafta hakkın rahmetine kavuşan yaşlı bir amcamızda olduğu gibi. Kürt kökenli komşumun başına bir felaket geldiğinde; geçmiş olsuna gider yardımı mı teklif ederim. O da öyle…

 

Hıristiyan komşumun Paskalya veya Noel bayramını kutlar, yunanlı dükkân komşuma sabahları hayırlı işler dilerim. Onlarda bizim bayramlarımızı unutmaz, bizlerin hal ve hatırını sorarlar!

Bu Anadolu’da yüzyıllardan beri süre gelen bir adettir. Yüce Türk milletinin Anadolu medeniyeti - görgüsüdür.

                                                                         *

Teveccühünüze teşekkür ediyorum. İnanın Ranking için yazmaktan, düşüncelerimi açıklamaktan başka hiç bir şey yapmadım.

Google Türkiye Serverlarından biri 29.01.2011 saat 10.30 suları

Google Türkiye Serverlarından bir diğeri 29.01.2011 saat 11 civarı 

 

                                                                        ***

31.01.2011

 

Recep Beyin Şeytanı

 

İki tür büyüme vardır!

Ya uzarsın…

Yada genişlersin…

 

Türkiye bunca sene ne uzadı nede genişledi.

Ya yandaşlar?

 

Recep Beyin Şeytanı

                                                                        ***

31.01.2011

 

Bana bak İngiliz, tepemi attırıp bacağına sıçtırma

 

İngiliz Televizyonu BBC Recep Beyin hayatını konu alan bir belgesel hazırlıyormuş.

İngiliz bu…

Amerikalıda gayret gösterecektir tabii!

Seçimlere kadar bu belgeseli yetiştireceklermiş.

Neden şaşırmadım acaba?

 

Öyle seçimi meçimi bekleyemem!

Arşivimden bir belgeselde ben hazırlayayım. Gecemi gündüzüme katarak, kısmetse en geç iki haftaya kadar bitter. You Tube, mu-tup anlamam. Sildiriyor, sansürlüyorlar. Kendi siteme koyarak yayınlayacağım. Oraya da mı kolları uzandı!?

 

Hiç önemli değil!

 

Wikileaks örneğinde olduğu gibi kendi web sunucumu koyarım internete. Sıkıysa mekan basıp sunucuya el koysunlar bakalım neler oluyor!!!

   

Not: Öyle salt video olmayacak tabii. Video ve iddianın kanıtı niteliğinde ulaşabildiğim belgelerle birlikte

                                                                        ***

01.02.2011

 

Sanata ve güzel olana dair

 

Biri zibidi ya öteki ne?

Türk siyaset örneklerinden midem bulandı artık!

Gelin sizinle birazda güzel olana bakalım. Ne yazık ki burada bile istendiğinde siyaset aranabilir. Nasıl mı?

Söyle - eğer Google iki haftaya kadar Türk Google’de de bu hizmeti sunmazsa eğer, yazacağım!

 

Art Project

                                                                         *

Evladım

 

Madem, hem laik hem Müslüman olunmaz!

O halde bize de şu soruyu sorma hakkı doğuyor:

Müslüman olarak, insan Hıristiyan emperyalizminin savunucusu nasıl oluyor?

Madem Avrupa Birliğine girmeyeceğimizi bile bile neden milleti aldatıyorsunuz?

Evladım bu ne iş?

                                                                         *

68 kuşağı

 

Üniversiteler üniversiteyken…

Özgür eğitim, özgür düşünce, hürriyet ve eşitlik, daha güzel bir dünya için üniversite örgencileri sözleşmişlercesine tüm dünyada sokaklara dökülürken… 

Zifiri karanlık bir zihniyet bugünlerde meyvesini vermek üzere, bu zihniyetin karanlık tohumlarını Türk yurduna serpmeye başladı. BBC’e seçim 2011 öncesi cevap niteliğinde derlediğim videoların ilkini sizlerle paylaşmak istiyorum. 

 

Menüye “iştah açmak için” AB(D)ullah Gül ile başlayalım.

 

İzleyin ve kendi kararınızı verin  

 

AB(D)ullah Gül biyografisini incelediğinizde gerçekten Exeter üniversitesinde eğitim gördüğünü okuyabilirsiniz. Ne eğitimi gördüğü hakkında bir fikrim yok ama videoda iddia edilenlerde eğer gerçeklik payı varsa bunun doğrudan vatan hainliğine gireceğinden kuşkum yok.     

Ayrıca şu konular üzerinde düşünmenizi rica ederim:

 

1. Recep Tayyip dururken AB(D)ullah Gülün cumhurbaşkanlığına getirilmesinde o zamanlar iddia edilenler sizi ikna etmiş miydi? Yoksa bunun arkasında başka nedenler aramak daha mı doğru olacaktır?

2. Başkanlık sistemi konusunda neden ikisi arasında fikir ayrılığı var?

                                                                         *

Unutmadan – unutturmadan

 

Deniz Feneri…

Darbecilerden hesap sorma…

Ve bir türlü açılamayan Açılım projeniz ne oldu?

                                                                        ***

03.02.2011

 

AKP’nin içyüzü

 

Ayrıştırmanın ne için gerektiğini izleyin

 

AKP

 

Acı gelse de bir takım gerçekler ile yüzleşmeliyiz!

Karşınızdaki insanın da düşünceleri en azından sizinki kadar önemli ve dikkate almaya değerdir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk yolunda olduğunu iddia eden bir insan, asla halkçılık ilkesinden taviz veremez. Vermeyeceğiz de, hatalar yapmış olabiliriz ama hataları telafi ederek altı ok prensibinden yola çıkarak iktidardaki bu zihniyeti, kendi deyimleri ile bertaraf edeceğiz.      

 

"Düşmanımın düşmanı dostum değildir"

 

Ama gerekirse ondan faydalanabilirim. Tıpkı bu videoyu hazırlamak için ondan faydalandığım gibi. Doğrular, gerçekler birdir! Birden fazla gerçek olamaz.

Teori aksi ispatlanmadığı müddetçe teoridir ve pratik yaşamda ancak o denli değeri olur. Tıpkı AKP’nin teorik “iktidar” başarıları gibi.

Kırk beş dakikalık bu videoyu hazırlamak için saatlerce izlediğim görüntüler zihnimi bulandırdı. Nihaiyi işlemi yapmadan önce bu videonun boyutu 1,96 GB gibi, Internet üzerinden yayınlanması neredeyse mümkün olmayan ebatlara erişti. Endişelenmenize gerek yok, 130 MB’a kadar düşürebildim!

Hafızası kuvvetli bir toplum değiliz. Onun için AKP gidiş hattını baştan alarak perde arkasındaki görüntülere kadar süren bir süreci sizler için hazırladım.

   

Not: Her ne kadar kesip, biçsem de ancak bu kadar oldu.

Milli görüşçüler filmin orijinalini hazırlarken süreçleri biraz karıştırmışlar ama bunun pekte önemi yok. Recep Tayyip zihniyeti bana ne kadar uzaksa, Erbakan zihniyeti de bana bir o kadar uzak. Ama gelişmeleri anımsamak bakımından bulabildiğim en “iyi” filmlerden biriydi.     

                                                                        ***

07.02.2011

 

Türkiye

 

İstanbul’un farkında olmayanlar tabii Türkiye’nin de farkında olamaz.

Türkiye Avrupa kültürünün beşiğidir. Bunu ben söylemiyorum!

Aksine bilimsel çalışmalar bunu bizzat ispatlıyor. Türkiye’nin birçok yüzü var ve biz bu yüzlerden ancak birkaçını ya tanıyoruz ya da tanımıyoruz. Ama eloğlu gelip, bize bizi anlatmasını biliyor. İnanın utandım!

 

Boğaz…

İstanbul boğazı hem doğal bir engel hem de bir kıtadan diğer kıtaya geçiş, binlerce yıldır değişik kültürlerin odak noktası. İstanbul boğazı iğne deliği misali eski çağlardan günümüze hem iki denizi, hem de iki kıtayı birleştiren, öte yandan Türkiye’nin kaderini günümüze kadar belirleyen bir öneme sahip. İki kıtaya yayılmış olan İstanbul metropolü dünyadaki tek örnektir. İki kıtaya yayılmış başka bir metropol yok!

Aynı zamanda kimi zaman söylenerek, kimi zaman kavga gürültü geçtiğimiz boğaz köprüleri de iki kıtayı birbirine bağlayan interkontinental köprülerdir ve biz bunun bilincinde miyiz, şüpheliyim!

Evet, boğaz köprüleri iki farklı dünyayı birbirine bağlayan unsurlardır. Yani İstanbul’dan İstanbul’a geçerken bir dünyadan öteki dünyaya da geçiş yaptığınızın farkında mısınız?

İstanbul boğazı dünyanın en tehlikeli geçişlerinden biridir. Her gün yaklaşık 150 gemi geçiş yapmaktadır. Bu rakama vapurlar, irili ufaklı tekneler dahil değildir. 

 

Bir zaman tüneline girerek yedi bin yıl geriye gidebilsek, şu anda boğazın olduğu yeri yemyeşil bir alan olarak görmemiz mümkün olacaktı. Zamanında üç kıtanın göç eden hayvanları burada buluştu ve buradan dağıldılar.

 

Mevla’m Nuh Peygamber, ailesini ve her cinsten mahlukatın çiftini korumak için emir verdiğinde…

Boğaz diye bir şey yoktu. Tüm Hak dinleri Nuh Peygamberi anlatırlar…

Peki, Boğazın oluşumu bilimsel olarak açıklanabilir mi?

Evet, bu tür bulgular var.

 

Türkiye Karadeniz’e en uzun sahile sahip ülkedir. Ve bugünkü araştırmalar bilimsel olarak ispatlamıştır ki, bugünkü deniz seviyesinin altında, yani çamurun içinde ancak 100 metresine kadar tuzlu su canlılarının kabuklarına rastlamak mümkün. Daha derinlerine gidildiğinde ise tatlı su canlılarının kabukları vardır. Üst tabakalar tuzlu su, alt tabakalarda ise tatlı su canlılarının kabukları…

 

Bilimsel açıklama: Karadeniz’in derinlilerinde nehir yataklarının varlığı tespit edilmiştir. Bunlardan biri Tuna nehir’ine aittir ancak denizde nehir yatakları yoktur, artırılan araştırmalar yedi bin senelik sahil ve bitki örtüsünün varlığını ispatlamıştır. Dolayısıyla Karadeniz eskiden bir gölmüş. Bu göl bugün bildiğimiz tüm göllerden daha büyüktü.

 

On bin sene önce buzul çağı sona ermiş, eriyen karlar deniz seviyesini yükseltmişti. Araştırmalar boğaz ile “Karadeniz” arasında doğal bir engelin olduğu kanısında. Bu engel artan su basıncına dayanamayarak yıkılmış ve bilimsel hesaplamalara göre Marmara denizi bir sene içersinde bugün bildiğimiz Boğazı doldurmuş, Karadeniz ile birleşmişti. Bu kuram bilim adamları arasında tartışmaya neden olsa da gittikçe daha kuvvetli bir ihtimal olarak kabul görmektedir.

   

Devam edecek…

                                                                        ***

10.02.2011

 

Breh, Breh , Breh

 

Cumhuriyet Tarihi Kronolojisi 1923 – 2010 v2’yi hazırlarken bile…

Bu kadar zorlanmamış, bu kadar tiksinmemiş, bu kadar iğrenmemiştim!

Toplumumuzda küçük kız çocuklarına karşı uygulananlar beni dehşete düşürmüştü ama hazırlanmakta olan BBC belgeseline yanıt anlamında hazırladığım, Recep Tayyip Erdoğan filmi beni alt üst etti.

 

Film bitti…

 

16 yaşından küçük çocukların seyretmesini kesinlikle tasvip etmiyorum!

Yetişkinlerin ruh ve akıl sağlığı zaten yeterince zorlanıyor birde çocuklarımıza kötülük etmeyelim.

Kötülük etmeyelim ama gerçeklere karşı artık gözümüzü fal taşı gibi dört açarak, evlatlarımıza hep birlikte yaşamaya değer bir gelecek hazırlarken – istisnasız – tüm sorumlulardan da hesap soralım!

Recep Tayyip Erdoğan 

18 dakikalık bu videoyu beğeneceğinizi umarım. Söz verdiğim gibi belgeleri de aşağıda bulabilirsiniz:

 

ABD'ne Ait Destek Hamulesinin Ithal/Ihraç ve Ülke Içi Nakil ve Tevziine Dair Teblig

                                                                        ***

11.02.2011

 

Beş, on, on beş…

 

Sene…

 

Hatırlamıyorum, gerçekten hatırlamıyorum ama en son YouTube’a girip bir film yüklemek istediğimde 100MB sınırını aşmış, filimi yükleyememiştim. Kızdım bir daha da denemedim.  

Sitemde aklıma gelen yeni bir proje için kapasiteye ihtiyacım var. Yer açmak zorundayım.   

Malumunuz benim gemiciklerim, pırlata başta olmak üzere kuyumcu dükkânlarım, medya veya hastane ortaklıklarım yok!

Zor geçiniyorum…

 

Şaka bir yana Almanya’da işler gerçekten çok kötüye gitmeye başladı…

Neyse konumuz bu değil, dikkatimi çeken bir hususu sizinle paylaşmak istiyorum. Türk siyaseti, eğer buna siyaset denilebilirse tabii gündemi o kadar meşgul ediyor ki…  

Dünyadaki gelişmelerden Türk medyasında tık yok gibi!

 

Neden?

 

Siz, siz olun dünyadaki gelişmeleri takip etmeye çalışın!!!

Benden söylemesi, yakında dengeler yine değişirse hiç şaşırmayın!

Adım adım…

Hazım ettire ettire…  

 

                                                                        ***

12.02.2011

 

10 milyon Atatürk Milliyetçisi

  

Yok mu?

 

Çok olduğumuzu biliyorum ama ne kadar olduğumuzu bilmiyorum!

10 milyon insan…

300 ölü…

Haftalarca süren amansız bir direniş…

Ve malum son!

 

Ben aranızda olsam inanın ölmeye razıyım, bu yolda ölüme gözüm kapalı giderim!

45 yaşına kadar ölümün soğuk yüzünü…

Sonu mutlak ölüm olanı

Üç kez yaşadım.

Mevla’m daha zamanı değil dedi!

  

Süheyl Batum’a en azından kısmen hak vermemek mümkün mü?

Kanunen hakkı ve vazifesi olduğu halde harekete geçmeyen…

Yıllarca F-Tipi sızmalara maruz…

Eli kolu bağlı gelişmeleri izlemekle kalan…

 

Ama bugün konumuz şanlı ve şerefli silahlı kuvvetlerimiz değil. Mehmet’ime itimadım sonsuz, harekete geçmiyorsa vardır bir bildiği…

Gerçi önümüzdeki günlerde fırsat bulursam, bu konuda son zamanlarda uluslararası çok önemli bir gelişmeye değinmek istiyorum ama…

  

Dün sitemde son notumu düştükten bir kaç saat sonra olanlar olmuştu. Aklıma bundan 15 – 20 sene önce tuttuğum notlardan biri geldi! Arşivimde onu aradım.

 

Eğer bu notta tutuklarım gerçekleşirse…

 

Bundan sonra özellikle Iran ve Suriye’ye dikkat edin!

Çünkü nihaiyi hedef Türkiye!

 

Atatürk milliyetçileri, ey Türk evladı…  

Hazırlıklı ve duyarlı ol!

 

İlmi yönden baktığımızda iktidardaki bu zihniyet tartışmaya açılmalıdır

 

Democracy is like a train. We shall get out when we arrive at the station we want

                                                                                    Recep Tayyip Erdoğan1

 

İnsan bilmediği için hata yapabilir!

Vahim olan insanın bile bile, göz göre göre karşısındakini aldatmasıdır!

 

Ve belgesi:

Alman der Spiegel

                                                                        ***

13.02.2011

 

Amerikano

 

PKA

AKP’nin tersi…

PKK

Doğrusu!?

 

Bir harf fark var…

Eh artık…

O kadarcık da olsun canım!

 

Neticede hedef aynı

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kurmuş olduğu cumhuriyeti yıkmak!

 

Biri Marksist-Leninist…

Diğeri Amerikano İslam takılıyor!

Biri ateist, diğeri ılımlı İslamcı…

Böyle tezatlar bizi bozmaz.

 

Peki, ılımlı İslamcı nasıl olunur?

Bakın burası çok hassas bir konu…

Öyle kolay iş değil bu iş…

Aman haa…

İhtisas gerekiyor!

 

Önce bir renklere bakalım…

Yeşil…

Mümkün mertebe Dolar yeşili…

 

Dolar yeşili dedikte aklıma geldi…

Oğlum sen ne yaptın?

Yakışıyor mu sana!

Bak Mübarek milyar Dolar sahibi…

Garibimle Mübarek arasında çok Dolar farkı var çok…

Garibimin daha çok yemesi lazım çok…

Öyle fırın – mırın – kırın senin dişinin kovuğunu doldurmaz…

Sonra…

Sonra, Fethullah hoca gibi sözü, özü ve de yönü…

Tayin edecek bir yiğit lazım!

Lazım ki, sen kıbleni bilesin!

Lazım ki, teşekkür edesin – destek göresin…

Kıblenin koordinatları artık 38.898275,-77.036575

 

Yaradan ile kendisi arasına…

Kimseyi sokmayanlar…

Önce Allah sonra insan ve vatan diyenler…

Bizlerin kıblesi değişmedi, değişmezde zaten.

>>> 21.42252,39.826174 <<<

                                                                        ***

14.02.2011

 

Din bezirgânı öküzler

  

Kıblesini şaşıranlar…

Sözüm size…

Belki vicdana, insafa gelirsiniz!

 

Üslubu lisan, ayniyle insan.

 

Bilirim, sözüm zaten meclisten dışarı…

Yine bilirim ki “Din bezirgânı öküz” tümcesini kimse üstüne alınmayacaktır.

Tıpkı kimsenin kıblesini şaşırmayacağı gibi…

 

Kavrama yeteneği adeta felç olmuş kamuoyunun suskun seyredişi

 

Herkes gibi beni de fazlasıyla üzmekte. Kendisi kıyama davet ederken cici olan…

Başkası aynına davet ettiğinde kaka oluyor. Ancak bilin ki, şeytan ayrıntıda gizlidir!

Gazi Mustafa Kemal’in sözlerini birlikte bir kez daha dinleyelim. Ama dinlerken güncel gelişmeleri de aklımıza getirerek…

 

Yazık, Allahın balyozu yok ki tepelerine, tepelerine insin!

 

Ve istiklal marşımız

                                                                        ***

15.02.2011

 

Kullanmasını bilirsen…

 

Çok ama çok güçlü bir silah olabilir!?

 

Bu belgeyi indirin. Nasıl kullanılacağını bilmeseniz de indirip, tekrar bulabileceğiniz bir yere kayıt edin. Bu tür bilgiler gerçekten kamuoyuna pek açık değildir ve bulmakta zorlanabilirsiniz!

 

Vaktim dolmadan, kapı çalmadan…

Nasıl kullanılacağını yazacağım!

 

Akıl tutulmasına karşı panzehir ve İrtica ile mücadele eylem planında…

Internet ortamı ile ilgili birtakım bilgiler vermiştim. GeoISPIP ile nasıl saldırı gerçekleştirebileceğinizi değil ama kendinizi nasıl gizleyebileceğinizi, saldırıların nereden geldiğini ve yasak olan sitelere yinede nasıl girebileceğinizi sizlere anlatacağım. Biz bugünden tedbirimizi alalım da…

 

Çünkü önümüzdeki seçimlerde bu zihniyet tekrar iktidara gelirse…

Esas yasakları ondan sonra hep birlikte yaşayacağız!

 

GeoISPIP

                                                                         *

 

 

Alıntı

 

ODATV Yayınladığı Bu Görüntüler Nedeniyle mi Basıldı?

 

Bu görüntüler Ergenekon Davası’nın kaderini değiştirecek

Yarbay Mustafa Dönmez, Zir Vadisi’nde bulunan askeri mühimmatın sorumlusu olarak 2 yıldan beri tutuklu. Ergenekon üyesi olmakla suçlanıyor. Dönmez bugün savunma yapmaya başlayacak.

Aşağıda Dönmez’in yargılandığı davayla ilgili olarak sizi şok edecek 3 video bulacaksınız.

 

Ancak videolardan önce bugün davada savunmaya başlayacak yarbay ile ilgili önemli bilgiler verelim…

SAKINCALI PİYADE

Yarbay Mustafa Dönmez, TSK’nın içindeki “sakıncalı piyade”lerden. 68 kuşağından gelen bir babanın çocuğu olan Dönmez, 1980’de ODTÜ’de öğrenciydi. Üniversitede sol görüşe yakın olan Dönmez, bir eylemde yaralandı. Bundan sonra okulu bıraktı. Ailesinin desteği ile Kara Harp Okulu sınavlarına girdi. Sınavda 6. oldu. Harp Okulu’na girdi ve 1985 yılında mezun oldu.

Mustafa Dönmez, muharip değildi. Karargahta görev yapıyordu. Tutuklandığında “ikmal subayı” olan Dönmez, bugüne kadar milyonlarca liralık satın alma gerçekleştirdi ve bilinen usulsüzlüğü olmadı. Aziz Nesin’den Attila İlhan’a kadar pek çok isimle tanışıklığı olan Dönmez’in kendisinin de pek çok dergi de yazısı çıktı. Dönmez’in son yazısının başlığı “Mustafa Kemal ve Tam Bağımsız Türkiye”. Dönmez’in yazdığı dergi, tutuklanmasının ardından kapatıldı.

Peki Dönmez’in başına bunların gelmesini sağlayan başka bir özelliği var mı?

TSK’DAKİ CEMAATE KARŞI

Mustafa Dönmez, orduda cemaate karşı kişiliği ile biliniyor. Cemaate mensup pek çok subayı deşifre eden Dönmez, TSK içinde mevcut yapılanmanın ev toplantıları ile örgütlendiğini ortaya çıkardı. Cemaate alternatif olarak TSK’da kültür çalışmaları yapan Dönmez’in hayatı 2009 yılının Ocak ayında önce Sapanca’daki yazlık evinde, ardından da orada bulunan bir kroki aracılığıyla Zir Vadisi’nde askeri mühimmat bulunduğu iddiasıyla değişti. Dönmez bu nedenle tutuklandı.

Şimdi size Dönmez’in adının gündeme gelmesine neden olan Zir Vadisi kazılarıyla ilgili üç görüntü izletelim…

AMERİKALILAR KURS VERDİ

İlki Zir Vadisi’nde bulunan bir mühimmat ile ilgili. Bombanın adı “datasheet” okunuşu “detaşit”. Zir Vadisi’nde bulunan malzemenin içinde çıkan bu bomba türünü Türk polisi tanımaz diyebilirsiniz. Gerçekten de polisin bu bombayı aldığı eğitimle tanıması mümkün değil. Ancak aşağıda izleyeceğiniz görüntülerde bu bombayı tanıma konusunda polisin Zir Vadisi kazısından sadece 2 gün önce Amerikalı uzmanlardan eğitim aldığını bizzat polislerin ifadesi ile izleyeceksiniz.

 


 

İnsan sormadan edemiyor. Polis iki gün önce ABD’lilerin aldığı eğitim sayesinde tanıdığı bombayı iki gün sonraki kazıda nasıl buluyor? Bu ne tesadüf. Mustafa Dönmez de kazının olduğu gün Zir Vadisi yakınlarındaki 5 ABD’li istihbaratçının ne işi olduğunu soruyor haklı olarak?

Bu kadar değil…

YOUTUBE’A BİZDEN ÖNCE KOYMA

Aşağıda izleyeceğiniz görüntülerde ise polis, Amerikalı eğitmenlerine “Abi” diye hitap ediyor. Ve içlerinden biri cep telefonuyla mühimmatın görüntülerini çekiyor. Bir diğer polis çeken polisi uyarıyor: “Youtube’a bizden önce atmayın!”
(Mühimmatlarla ilgili bir başka polis videosu haberimiz için tıklayın )





Mühimmat ile ilgili olarak ilginç bir ayrıntı verelim. Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin başına gelenlerin bir benzeri Yarbay Mustafa Dönmez’in de başına geliyor. Polisin gönderdiği belgelerde Dönmez’de bulunduğu hakkında rapor verilen 472 adet merminin, gerçekte Dönmez’de bulunmadığını Emniyet mahkemeye yazdığı yazıyla kabul ediyor. Kısacası 473 mermi “sehven” Mustafa Dönmez’de bulunuyor.

MALZEME “SIFIR”

Son görüntülerimiz ise Zir Vadisi’nde bizzat kazıların yapıldığı noktadan. Kazıya tanık olan bir binbaşı ile bir başçavuşun konuşması. İkili arasında geçen konuşmadan hem bulunan malzemenin hem de kutularının “sıfır” olduğu anlaşılıyor. 7 Ocak 2009 günü yapılan konuşmada yapılan tespit, bulunan mühimmatın henüz kar görmediği hatta hiç ıslanmadığı. Sadece bir hafta önce Ankara’da okulların kar nedeniyle tatil edildiği hatırlanırsa bu biraz garip bir durum. Buradan hareketle iki asker malzemelerin “en fazla iki günlük” olduğu sonucuna varıyor. Malzemenin üzerindeki gazetelere bakıldığında ise gazetelerin de yeni olduğu görülüyor. Binbaşı kazıyı inandırıcı bulmadığını “eski kitaplar bunlar” sözleriyle gösteriyor.





KAZILAR NEDEN GECE YAPILIYOR

Son olarak şunu söyleyelim. CMK’nın 118. Maddesi yapılan aramalar için şu kısıtı koyuyor: “(1) Konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde gece vaktinde arama yapılamaz. (2) Suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hâller ile yakalanmış veya gözaltına alınmış olup da firar eden kişi veya tutuklu veya hükümlünün tekrar yakalanması amacıyla yapılan aramalarda, birinci fıkra hükmü uygulanmaz. (CMK 118. Madde)” Bu kazılarda 2. Fıkraya dair hallerin olmadığı açıkça ortada olmasına rağmen, polis bu aramaların tamamını gece yapmayı tercih ediyor. Aramaların gündüz gözüyle yapılmasını nedense uygun bulmuyor.

Bugün savunmasını yapmaya başlayacak “sakıncalı piyade” Mustafa Dönmez, ne zaman ağzını açsa kendisine bir “polis komplosu” yapıldığını anlatıyor, TSK ve emniyette cemaat örgütlenmesine vurgu yapıyor.

Görüntülere bakınca Mustafa Dönmez’e “haksızsın” demek mümkün mü?

Barış Terkoğlu
Odatv.com

                                                                        ***

16.02.2011

 

Proje

 

Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum…

Beğeneceğinizi sanıyorum.

Bir aksilik olmazsa yarın, öbür gün bitter.

                                                                         *

KOM

 

Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı…

Sanırım ilk etapta KOM’un bileşim suçları devreye giriyor. Bir ihtimal MIT’in ilgili bölümü!

Bileşim suçları dünyada da, Türkiye’de de artıyor. Ancak artık Türkiye’de Atatürkçü olmak çok ama çok büyük bir suç! En son Soner Yalcın…

Sayın Yalçın’ın 4 bilgisayarı!

 

Sanırım onlarca Terabyte’lık bilgi bankam…

Düzinelerce kişisel bilgisayar…

Ve yaklaşık bir düzine Server’da…

Bileşim suçları dairesinin yarısını meşgul edebilirim!

 

J

 

Saka bir yana…

Sabit diskleri şifrelemenin zamanı geldi de geçiyor!

Akıl tutulmasına karşı panzehir ve İrtica ile mücadele eylem planında…   

Yapılması gerekenleri anlatmaya çalışmıştım. Sizlerin alacağı ek önlemlerde güvenliğinizi arttıracaktır. Takdir edersiniz ki daha açık yazmam mümkün değil!

 

Şu kadarını söyleyebilirim dünyada ne bileşim şubeleri nede istihbarat teşkilatları, hangi şifreleme yöntemlerini etkisizleştirdiklerini açıklamayacaklardır!!!

Aranızdaki bileşimciler daha doğrusu forensik’ciler bilir…

Bu bir nevi satranç oyunu…

Zekâ ve strateji…

Hamleye karşı hamle…

 

J

   

Aşağıdaki videoyu İngilizceniz varsa izleyin ve almanız gereken tedbirler üzerinde düşünün. Bu çalışmayı yapanlar Princeton Üniversitesinin bilim adamları.

                                                                          *

Sanal meydan

 

Bana beyhude saldırmaya uğraşma…

Ben çalıştım mı piyasanın en iyileriyle çalışırım

Bu bir!

 

Az çok bilgiişlemden anlarım…

Buda iki!

 

Sen değil…

Ağabeylerinin abisi gelsin…

Gelsin ki birlikte güreşelim…

Buda bir nevi er meydanı…

Kaba kuvvetin değil…

Bilginin ve stratejik derinliğin galip geldiği sanal meydan!  

                                                                        ***

17.02.2011

 

Ya istiklal, ya ölüm

 

İşte, gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır!

 

Nutuk, Türkçesiyle Söylev!

Okudunuz mu?

Birçoğumuzun okumadığına eminim!

 

Okumayı sevmediğimiz için MP3’ünü çıkardılar…

Olmadı görüntülü sürümlerini…

Etkileşimli CD’lerini…

 

Parasızlığın gözü kör olsun!

İstedik de alamadık!?

Internet sağ olsun…

Bazılarımız İnternete koydu…

Emeğe saygı şöyle dursun…

Telif hakkı, hak getire…

 

Bunların “hiç biri önemli değil” de…

Biliyor musunuz neye kafam bozuluyor…

Madem bir işi yapıyoruz…

Neden doğru yapmıyoruz?

 

Yok, 75 dakika izledin yarım saat bekle…

Yok, bilmem kaçıncı bölümü izledin devamı için ya tıkla…

Yada devamını ara…

 

Telif sahibi kim bilmiyorum…

Beni mazur görsün…

Yaptığım yegâne işlem, videoları tek parça haline getirmekten ibaret…

Copyright’ımı zaten koymadım, koymamda…

Emeğim, arama ve birleştirme…

Amacım, milletime hizmet!

Bilgilendirmek, “doğruları göstermekte” bir hizmettir!

 

Beni Face’de…

Beni Twitter’de…

Beni Youtube’da…

Beni WhoIs’lerle arama…

Hesaplarım var ama çoğunu kullanmıyorum.

 

Ne takma ad…

Nede çakma adres!

Adım Önder…

Soyadım Gürbüz…

Açık adresim ve iletişim…

Sorun değil, ulu orta!

Neysem oyum.

 

Arayacaksan eğer…

Beni sitemde ara!

Fikirleri çatıştıralım…

Doğruları birlikte bulalım.

Ben senin düşmanın…

Dinsiz, imansız değilim,

Hele kafatası sapığı hiç değilim.

 

Yaptığım, yazdığım suç olamaz…

Düşünceler hür…

Ahlak kurallarına…

Ve genel kabul gören toplum inanışlarına,

Fazlasıyla aykırı düşmediği sürece…

Ne kadar zifiri karanlıkta olsa…

Kabulümdür…

Bilirim, bir anlık dahi…

Aydınlatır kıvılcımın ışığı gecenin karanlığını…

Uzaklardan görülür karanlıkta küçücük bir ışık…

Ve her gecenin ardından doğar güneş yeniden.  

Nerede görülmüş karanlığın daimi zaferi…

Aydınlıktır düşünce ve emellerimiz!

Atatürk’ün evlatlarıyız…

Osman’dır dedemizin adı…

 

Kabul etmeyiz bağnazlığı ve tembelliği…

Din bizim gözümüzde…

Yaradan ve kul arasındadır…

Özeldir, mahremdir…

Onun için vurmayız dışa!

 

Ben Osman’a düşman değilim…

Hem nasıl düşman olurum ki?

Değil midir bu aslını inkâr etmek?

Bizlerinde yanlışı olmuştur elbet…

Ama iddia ederim, kanıtlarım…

Osman’ın evlatları gerçekten çok büyük yanlışlar yapmıştır…

Eminim, bizlerde yanlışlarımızdan gereken dersleri çıkardık!

 

Allah, Allah – yallah, yallah değildir amacımız…

Yanlışa sarılmak, tutunmak…

Hem Allah katında, hem de kul kapısında…

Doğrumudur sence?

 

Hazreti Mevlana’nın deyimi ile:

Gel, Gel, ne olursan ol, gel!

İster Türk, ister Kürt, ister Ermeni ol, gel!

Gel, iman dolu bir göğsün varsa…

Gel, Atatürk sevgi ve saygısı yüreğini ısıtıyorsa…

Gel, milletini ve vatanını seviyorsan…

Gel, bu ulusa inanıyorsan…

Gel…

Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir.

Kim olursan ol, gel! 

 

 

Derlediğim ya da hazırladığım videoları izlemek istiyorsan…

Tek parça olarak buradan izleyebilirsin.

 

http://www.gurbuz.net/Turk/YouTube

 

Nutuk “belgeselini”  iki bölüme ayırmak zorunda kaldım.

Only Two - Part
 Tam 27 saat!!!

 

 

                                                                        ***

18.02.2011

 

Anlamıyoruz…

 

Basın özgürlüğü…

Amerikalı elçi konuya parmak bastı!

Beşir Atalay açıklama yaptı:

“Basın, Amerika’dan daha özgür”

 

Osman Baydemir ne demişti?

Hah, şimdi hatırladım; Ha …tir!

                                                                        ***

19.02.2011

 

Acemi

 

At etti…

Eşek etti…

Sattın!

Yediler…

Hatta bu yüzden tutuklanmışsın bile!

 

ABD dışişleri bakanlığı…

Dünyanın en güçlü devletinin çok önemli bir bakanlığı

Kalkıp Türkiye Cumhuriyeti gibi jeostratejik bir öneme sahip ülkeye…

Acemi elçi gönderecek!

Bak (…)!?

Bak, bak!

Sonra kalkıp bu dışişleri bakanlığı “elçimizin sözlerinin arkasındayız” diye açıklama yapacak…

Sende kalkıp “acemi elçi” diyeceksin!

Millette bunu yiyecek!?

Yerse tabii…

                                                                        ***

20.02.2011

 

YYD 

 

Yalaka…

Yandaş…

Dalkavuk…

 

Sağlık bakanlığı açıkladı, Türkiye şişmanlıyormuş!?

Hiç şaşırmadım!

Hatta inanırım…

Çünkü Türkiye’nin yaklaşık yarısı Recepozite hastalığına yakalandı!

Bir Megalomanyak…

Taktı milleti peşine koşturuyor…

Ama nereye?

    

Geçenlerde bir alman siyasetçi, Türkiye’nin eski Osmanlının şaşalı günlerine doğru hızla yol almakta olduğunu zırvalayacak kadar kendinden geçmişti. Sizin hiç aklınız alıyor mu buna AB(D)’nin müsaade edebileceğine? Maksat bir kaşık bal…

Neyse…   

 

Zat-ı şahane, içinde bulundukları güçlükler dolayısıyla zor durumda!

Biz buna odaklanarak teşkilatlı bir şekilde, milletimize yönelmemiz; insanlarımıza gerçekleri anlatmamız, göstermemiz lazım.

 

Dünkü “Vardiya Bizde” alman basınında yer aldı!

Ve ben, bu Vardiya değişikliğini canı gönülden desteklediğimi buradan açıklıyorum.

                                                                        ***

21.02.2011

 

Tanı

 

Dünkü yazımda Recepozite türevini kullanmıştım.

Araştırdım gerçektende benden önce bu türevi kullanan olmamış, en azından ben bulamadım. Onun için kendimi bu yeni kelimenin sanal babası sayıyorum!

Madem sanal babasıyım, tanısını da koymak bana düşer. Recepozite; Recep ve Obezite kelimelerinin birleşiminden oluşan ve bir tür ağır ve amansız hastalığı tanımlayan bir kelimedir.

 

Hastalığın tanısı ve tedavi yöntemlerine geçmeden önce, dünya ve ülkemizdeki duruma bakmamız faydalı olacaktır. Ülkemizde bu hastalığın belirtileri ilk defa 1970li yıllarda İstanbul’da görülmeye başlandığının bilinmesinde fayda var diye düşünüyorum. Yani bu “salgın” hastalık dünden - bugüne Türkiye’yi etkisi altına almamıştır. Salgın kelimesini tırnak içine almamın sebebini daha sonra irdeleyeceğiz. Recepozite, ilk defa ambivalenz vakası Recep Tayyip Erdoğan isminde bir şahısta görülmüş olup, yavaş ama amansız bir şekilde – müsait ortamda – yayılmaya başlamıştır. Ülkemizde, bu “salgın” hastalığın ilk farkına varanlarından biri olan Prof. Dr. Necmettin Erbakan tüm müdahalelere rağmen bu hastalığın önüne geçememiş, hastalığı kontrol altına almak için hastaya Bülent Arınç’itus isimli aşıyı uygulamıştır. Bu aşı, ülkemizde hastalığın yayılmasında frenleyici bir görev almakla birlikte süreç içersinde etkisini yitirmiştir. Şimdi dünya genelindeki duruma birlikte bakalım;  Bu tıbbi durum kapitalizmin - yani eski adı ile G7 yeni adı ile G8 ülkelerinin - yenidünya düzeni diye ifade ettikleri bir tür ideolojik virüs olan ve kendi ülkelerinden yola çıkarak pandemi halinde dünyaya yayılması durumudur. Coğrafi açıdan bakıldığında bu pandemi ile Büyük Ortadoğu Projesi denilen bakterinin mutasyona uğraması ile genelde Ortadoğu, özelde Türkiye üzerindeki etkisi, kelimenin tam anlamıyla feci olmuştur. 

 

Hastalığın tanısı:

 

Recepozite, tıbbi açıdan ender görülen bir vakadır. Ender görüldüğü için yetkililer tarafından çok ama çok geç tanınır. Bu durum maalesef pandeminin yayılmasında en büyük etkendir. Zamanında gerekli müdahalelerin yapılmaması durumlarında, çok büyük oranda can ve mal kaybına sebebiyet verebilir. Söyle ki; bu mutasyona uğramış ve GDO’su G8 tarafından değiştirilmiş bakteri türünün etken maddesi Kapitalizm olduğu için, genelde bu hastalığa yakalanan ülkelerde önceleri mal kaybı, sonraki aşamalarında yüksek derecede sömürü, hastalığın son safhalarına gelindiğinde can kayıpları görülebilmektedir. Diğer çok önemli bir özelliği de bu hastalığa yakalanan halk kitlelerinin, mal kaybın da etkili olan özelleştirme virüsünün; yerli ve yurtdışı virüslerle birleşmesi ve ülkede sömürü ateşinin yükselmesine bağlı olarak halkta ileri derecede melankolik bir durum yaratmasıdır.

 

Hastalığın tedavi yöntemleri:

 

Öncelikli önlem olarak insanları bilinçlendirilmenin yolları aranmalıdır. 

Teşkilatlı ve geniş kapsamlı bir şekilde, ivedilikle halka milliyetçilik aşısı uygulanmalı.

Teşkilatların başındaki sorumlular “mahalle karısı” edalarından vazgeçip, sorumluluk duygusu içersinde hareket etmelidir.   

 

                                                                        ***

24.02.2011

 

Ne mutlu…

 

Ülkede üç beş domuz sürüsü,

Tutturmuş bir “Büyük Ortadoğu Projesi” türküsü,

Eline almış bayrak diye yüce İslam ülküsü,

Satsan bu herifleri beş para etmez ne dirisi ne de ölüsü!

 

Soyu soysuz olan sensin, vatan senin neyine?

İtle İtlik yapıp, kafa tutma bu milleti millet edene,

Anlasa dediğimi sokaktaki köpek ağlar haline,

Duy ulan soysuz,

Ne mutlu Türküm diyene!

                                                                         *

Proje bitti

 

Yanılmışım!

Küçümsemişim…

Özür dilerim.

Bir - iki günlük iş değilmiş…

Olsun!

 

Hayata hiçbir şeyi, hiç kimseyi küçümsemeyeceksin, ama hiçbir şeyi – hiç kimseyi gereğinden fazlada gözünde de büyütmeyeceksin. Bildiğim halde, zaman zaman düştüğüm hatalardan…

 

Yukarıdaki YouTube videosundan, Nutuk diğer adı ile Söylev’in mp3’ünü çıkardım…

Amaç bu mp3’leri Cumhuriyet Tarihi Kronolojisi 1923 – 2010 v2’ye dâhil etmekti. Yarına Proje notları…

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk neden Nutuk’u kaleme alma ihtiyacı duydu?

Bu konuyu hiç düşündünüz mü?

Günümüzde Nutuk’tan nasıl faydalanabiliriz?

                                                                        ***

25.02.2011

 

Yerim sizin bileşimciliğinizi

 

Aslında bugün konu Nutuk olacaktı…

 

Yılmaz Özdil yazdı…

Papağan gibi birçok site tekrarladı!

 

İtiraf etmeliyim ki Türkiye’deki bileşimci meslektaşlarım işlerini yapmış…

Beni biraz zorladılar!

 

Ama…

 

İstersem bulurum!

Gerçi haber duyulunca müşavirlikler.gov.tr’de de silmişler ama…

İşlerini doğru yapsalardı, istesem de bulamazdım!?

 

Haberin aslı:

 

Müsterih olun!


“Türkiye farkı...”
“İşte bu kadar!”

“Dütkdu05nyaj13k9y bipr2lrdze molai0haycm2rebranp0i2dj.”cj49hl

*tkdu05

Nedtkdu05ir j13k9ybu?pr2lrd
Yantkdu05daşj13k9y mepr2lrddyamolai0 cm2reb
mantkdu05şetj13k9ylerpr2lrdi.molai0

*tkdu05

Libtkdu05ya’j13k9ydakpr2lrdi vmolai0atacm2rebndap0i2djşlacj49hlrım3064imızıst8484 tek3b26kreytmly1mağıb4l532ndakn053un km0lpnjıl b8eiwbçekteyp2eer whe6sbgibkf65izi kjhdgjhurtl02yo8armabyzsyışıj08r3ez, f4hii2şööeuiu9kylepdoww6 şauo4zwthanpuklzre diwkekeevlokem5uetmft3y4jişidk4mk6z, hjcjlaböö28rulaöyl85barme mdcmg4yuhtuoo2sheşewt0g8km hbvdlujükütk2lv1mety3d4spmişt8p4mmiz z9jo06fila6z35pan.8n4tgp.. 1fisiz
Onutkdu05n mj13k9yanşpr2lrdetlmolai0ericm2reb.p0i2dj

*tkdu05

Şimtkdu05di j13k9ybakpr2lrdın.molai0..cm2reb
Birtkdu05 mej13k9yktupr2lrdp, molai0okucm2rebyunp0i2djcj49hltfe3064imn.st8484

*tkdu05

“Çotkdu05k sj13k9yaygpr2lrdıdemolai0ğercm2reb bap0i2djkancj49hl!3064im
Anktkdu05araj13k9y’dapr2lrd yemolai0rlecm2rebşikp0i2dj 25cj49hl3064imyükst8484elçk3b26ki, tmly1mbenb4l532im kn053urefm0lpnjakab8eiwbtimteyp2ede,whe6sb bakf65izkanjhdgjhlığl02yo8ınıabyzsyz tj08r3earaf4hii2fıneuiu9kdanpdoww6 oruo4zwtganpuklzrizeiwkeke edokem5uileft3y4jn ödk4mk6zelhjcjla28rulaak 85barmiledcmg4y Eruoo2shzurwt0g8kum’bvdlujdaktk2lv1i Uy3d4spnivt8p4mmersz9jo06iada6z35pe a8n4tgpçıl1fisizışıolskpana futtlgkata0ud20ıldtdh8peık.htv4n2 Anego1jgkaryvhyi1a’drpniskan k4v2bugecwuwuf5ikm2fjpw0elie2a0kp hahbfrprvalis13cvandgvdl0vık.n8uoww Pi4mud2fstibzy6s5n tmayokdemiwczw19zledb843snmef2ybupsi d0rnbciçizrhuvkn hdr20w4avaaipursda 62jmldyargva6tkım 6lrrb0saae1fpdmt ttf1auuur rpjogsattv518ceık.fyz5c0 Bi0duknbzi ushvmustao48fngda jbcsb5götlv3bieüresmlokccek3yb3lm olfib12fan tlog1vototdnv4ybüsfv5k1v, bi2uwdhellcm5irti k9p6a6pi, p1rssoErznymg0nurulz9phjm’u526pe2n y09yb0fabagycclgncı4w8teusıy3kpam3dı,1mrinr zit4yh6bra 2p8owayolh9w20ju uydrpknzatla3ukatı,lat4cs Ba56ya6kşbalzil42kanorj9ut’ınjczuhr das88ynmvetodjy8oineobcnad ka56iorftılwv4abfama50idindığyh8ae4ımıwafiz3z gzu048hibienbr6k, a93mvatçıla0f1asış mirmjotör6kcgo6enicri4cnne nsnbg8de iwzylnyetw6cfslişenepzkwmed8o9dweik.zl9dkk Stjibkyeadameiujg ge5yi3kllincpuka4ce,dkdldu ye5b56r4r aink13ryrıing2r4lma1nhlcfdığ166gcsınıah6b4c9am5u3rdü43l9dmk, u5eiickalfznmj8abaopsjkrlığeausjzın 5dwl90ortclyf2fasın3dmnana 9t31nebıre83j5oakı1599dcldıc1eku4k, nt94bwhiçbf55e2bir2v365llrbmdyven31m169likopnf5g kocn5hcrntrygygltolüuufkg4ne lwu4z1tab08kh9ci tl1i4rlutun4nd6jlmavczliryan51ki9v kaz5ggkklabvsok8calıbfncinklarcsoar bi209ub6rli9b39hcktepjdgik, mst9nblüca95nybsdel6amrv2e eu4jifjder95crsnek,m2f2d1 sty88ouwadau5k5jv gi23d0dprdi2g3tdnk, a8r300uzabrrc03k bh9bcomir eeuhw2köşec346leyejl42tr otv9yzzourddi86d6uk,g93g09 himwtu5wçbiu4b3nzr yhv9fb1etk35jb3vilig1yaul bieedk5kzimyvimngle fp2zl0tema6cse4as 3561mtkurzdz1mumadotzku1ığıd1o69y gisssantbi,betdal 3.s9wy6i5 sp5l8z5aatu1bb30 suc08rw9 biof08atle snn481verekftfeilm88t599edirtrcbo. Db92cycönügu4n6kş ivfg32nçinymp8nf kaz4krf1rga99k8tmşay5wh4zvla itil21otoskejjbbüsebsja5e b2358egind6potguik,vu5fhf otzgda9uobüslcbbfs ş1hwrojofö5aiwo2odeab8büytmzh6zükebglyo1lçiui0br8lerpicmpkin j832zltamafvfcbam jg02gholu53eahzp ov6a45ulma36yuawdığlkgmr9ına8gm5kf bac1iza9kmapmazo2danpc0pvi han3vdparekjv9jn6et skrhruetm1ts8e9eye1kylom ka35ups3lkt5ln2nzı, e8p2undışg8uoldard48rvrsa kt9jj39alabwkijanlavd8zr2r oj2e8ywlduw4ws0l, zgauz65or jaeenpdur0ne2oddur99rdebuldbjzw98u. o52aa3Özei200kfl uevsnjrçağly1lgaa g0jda6heldweiffaik,ety10i orkg6zc4adatg9jceki u9uzf0perz9cd6asonevihvneliwon2kln e3b3ulklin5wvw80de d2uh0wbiz0okaibe aigyzzpit pm8dfzolm35vsbmayan1wd8pn, pokyrobaşz9f6aaka i63wfwisidl1fzumlebu1528re 32j0jmaitcu032o bilfwf48nişkmsdy9 kabb3aflrtlcsy3ikarı5nkzfy vaouc8hlrdıinfcbi. Hclcyk6içbigj9w2ir 3bg4kmbagoa9g2waj,wsafpojz23bdven59grlzlik0vpdwk vezkskcwya 5uhkbnisimg13csm k8vjsg0ont4pdt8lrol5bnh2oü ybgsvj2apıurgsoplmalbog1sdan23nd0j, bygrbwdinipotr0eş ky3d4ozarthhugv9ı b8dzwpuiletkjns5 isp3k55rtenhmcobtmedg9gevnen,5z3a82 iso1evksteyemocgfen 5acbddher9wmthfkeswce0rd adtk4ewnetas54u6e yabaejrnrışun08m2ırceifjevasıfpkwacna m1viw0uçarhh2a3ğa 46u55wbin2im8f9di.ty06gh Ha1ku61ctta5fjowr, T8ma3brBMMjag3d6 Bafu5k34şkaf29uobb0te0pda 8piyd1büy15ipvvükeb4lf0nlçiml9p52ler0m1ztuin ww6y3löze6nwscdl u5lrh9jçağcbdmusınawpzjgn bio3llj1nenped9r3lerfz3nmh arsb8e4uasızfc0msnda6no3a1ydıj2bzur. Uzh44ntçaği2j5wsın vs36jpiçijj4wgvndebvjrym 1.gp53rv5 snb869yaatlacmgf, pthocunistdhsg9zte 3l5811bek3lnw9dledaycslbik.urmfbub402v5

*tkdu05

Kimtkdu05 buj13k9y?pr2lrd
Heitkdu05demj13k9yaripr2lrda Gmolai0ürecm2rebr.p0i2dj
Avutkdu05stuj13k9yryapr2lrdmolai0yükcm2rebelçp0i2djisicj49hl.3064im
Su tkdu05gibj13k9yi Tpr2lrdürkmolai0çe cm2rebkonp0i2djuşucj49hlr.3064im
“Mitkdu05llij13k9y gepr2lrdlinmolai0cm2rebimitkdu05zdij13k9yr.pr2lrd
Eşitkdu05j13k9yrk.pr2lrd

*tkdu05

Sontkdu05unaj13k9y pr2lrd“üntkdu05lemj13k9ypr2lrdkoytkdu05araj13k9yk pr2lrd“çotkdu05k sj13k9yaygpr2lrdıdemolai0ğercm2rebp0i2dj hitkdu05tabj13k9yıylpr2lrda rmolai0esmcm2rebi mp0i2djektcj49hlup 3064imyazst8484dığk3b26kı ktmly1mişib4l532 iskn053ue, m0lpnjTürb8eiwbkiyteyp2ee Cwhe6sbumhkf65izurijhdgjhyetl02yo8i abyzsy
Devtkdu05letj13k9yi’npr2lrdin molai0devcm2rebletp0i2dj bacj49hlkan3064imı.st8484

*tkdu05

Yantkdu05i?j13k9y

*tkdu05

Miltkdu05li j13k9ygelpr2lrdinimolai0mizcm2reb, zp0i2djaricj49hlf b3064imir st8484dipk3b26klomtmly1mat b4l532oldkn053uuğum0lpnjb8eiwbin teyp2ewhe6sbYuhtkdu05 bej13k9y kapr2lrdrdemolai0şimcm2reb!” p0i2djdiytkdu05emij13k9yyorpr2lrd...molai0 cm2reb

“Dotkdu05st j13k9yacıpr2lrdmolai0ylecm2rebr” p0i2djmistkdu05alij13k9y pr2lrd“Öntkdu05görj13k9yü vpr2lrde omolai0rgacm2rebnizp0i2djasycj49hlon 3064imrezst8484alek3b26ktistmly1minib4l532z”kn053u ditkdu05yorj13k9y. pr2lrd

*tkdu05

Ve,tkdu05 Avj13k9yustpr2lrdurymolai0a Acm2rebnkap0i2djra cj49hlBüy3064imükest8484lçik3b26ksi’tmly1mninb4l532 bukn053u mem0lpnjktub8eiwbbu teyp2eyazwhe6sbmaskf65izındjhdgjhan l02yo8taaabyzsya bj08r3eir f4hii2ay euiu9köncpdoww6e, uo4zwtAvupuklzrstuiwkekeryaokem5uft3y4jşişdk4mk6lerhjcjlai B28rulaaka85barmnlıdcmg4yğı,uoo2sh Liwt0g8kbyabvdluj’datk2lv1 yay3d4spşayt8p4mman,z9jo06 ara6z35pala8n4tgprın1fisizda olskpaçiffuttlgte a0ud20vattdh8peandhtv4n2ego1jgTüryvhyi1klerpniskrink4v2bu dewuwuf5 bu2fjpw0lune2a0kpduğhbfrpru tis13cvüm gvdl0vvatn8uowwand4mud2faşlbzy6s5arımayokdna wczw19mekdb843stupf2ybupd0rnbcndezrhuvkriydr20w4or.aipurs.. 62jmld“Kadhjg6irışku1doyıklvrpkljık clvwyhçık1br951ars6a6uf5a, 5d90cnşun2ds81tlars8fn5rı şbzvdw2unl68mgtgarıjy1ccb ya8k1pdrpacfkfooeaksgffb56ınıu99eiuz, algf54şu n98ve4şu 2lned4numss2yr0ara94s596larvv6w6eı awycaukrayu526dkaca4fls6mksı64cv0nnızc9wsna, şyol9ryu ş9sew9zu n1echn9oktf2mitsalacvumygrda5hmm4e Tr2krdpyabl2sshlwus nyn0fhElçt8i8scilie3m3wkğimtnahy1iz’k9maffin 93ki9nşu hbpdclşu ufe8uiyetj90lg8kilg2zmjkilehgb3tyri gt3c6milevcfcsd buuwgrjrluşl3nfwracavtcwtfksı68rp1znızo4do0efgh6rvdiydhjg6ior.ku1doy Davrpkljha clvwyhMıs1br951ır 6a6uf5pat5d90cnlam2ds81tamıs8fn5rş, bzvdw2Tun68mgtgus’jy1ccbta 8k1pdrbilfkfooee çgffb56ıt u99eiuyokalgf54kenn98ve4...2lned4 ss2yr0“Lidhjg6ibyaku1doy’davrpklj kaclvwyhrış1br951ıkl6a6uf5ığı5d90cnn 2ds81t
elidhjg6i kuku1doylağvrpkljındclvwyha, 1br951hab6a6uf5eri5d90cnniz2ds81t ols8fn5rsunbzvdw2, p68mgtgozijy1ccbsyo8k1pdrn afkfooelıngffb56u99eiu
diydhjg6ior.ku1doy

*dhjg6i

Sondhjg6ira?ku1doy
Tundhjg6ius ku1doyyanvrpkljıyoclvwyhr.1br951
Mısdhjg6iır ku1doypatvrpkljlıyclvwyhor.1br951

*dhjg6i

15 dhjg6iŞubku1doyat’vrpkljta,clvwyh Li1br951bya6a6uf5’nı5d90cnn k2ds81tarıs8fn5rşmabzvdw2sın68mgtga sjy1ccbade8k1pdrce fkfooe48 gffb56saau99eiut kalgf54alan98ve4, T2lned4ürkss2yr0iye94s596 Cuvv6w6emhuwycaukriyu526dketi4fls6m’ni64cv0nn Tc9wsnarabyol9rylus9sew9z1echn9yükf2mitselçcvumygili5hmm4eği,2krdpy re2sshlwsminyn0fh int8i8sctere3m3wknettnahy1 sik9mafftes93ki9nindhbpdcle,ufe8ui “Ldhjg6iibyku1doya’dvrpklja yclvwyhaşa1br951yan6a6uf5 va5d90cntan2ds81tdaşs8fn5rlarbzvdw2ımı68mgtgza”jy1ccb badhjg6işlıku1doyğıyvrpkljla clvwyhduy1br951uru6a6uf5 ya5d90cnyın2ds81tlıys8fn5ror.bzvdw2 Ay68mgtgnenjy1ccb ak8k1pdrtarfkfooeıyogffb56rumu99eiu...algf54

*dhjg6i

“Büdhjg6iyükku1doyelçvrpkljiliclvwyhğim1br951iz 6a6uf5ile5d90cn te2ds81tmass8fn5ra gbzvdw2eçe68mgtgn bjy1ccbazı8k1pdr vafkfooetangffb56daşu99eiularalgf54ımın98ve4z, 2lned4bazss2yr0ı M94s596ağrvv6w6eib wycaukülku526dkele4fls6mrin64cv0nde c9wsnayaşyol9ryana9sew9zn o1echn9layf2mitslarcvumyg so5hmm4enra2krdpysın2sshlwda,nyn0fh Lit8i8scbyae3m3wk’datnahy1ki k9maffasa93ki9nyişhbpdcl haufe8uikkıj90lg8ndag2zmjk sohgb3tyrulgt3c6mar vcfcsdyönuwgrjreltl3nfwrmekvtcwtfted68rp1zir.o4do0e Lifgh6rvbya18jbnu’datulr3ypjg6w5vengi5yy5liki6o10g ve2sl0eg isrp48j3tikruhzberar1t5pg0 ba8p94otkımoy0vlyınd13m5sban sorye2sıkr1a3hpınthissftı yvu3wk8aşaydgiz5nmae0zitmmakwpdbd4tadbzrm4kır.ywu14g Litkl9frbyaku9ags’dawy40sg0kwgkh yaget285panat03ur şid12ao1rkegdnwhstlehkr3vnrim4c63d5izie68zkcn emwtsfandi29h8ryşe 6k2y8vduyb5n50jmalskftjbarıj00u99kanfpeger98wh6tektaeerg3irez1n4avcekduwfyu due2cmfcrumvep1sc yoe9yrjkktushak9mr. i21ov2Vate46wazandtzz15başlog0na4arıwrgw36mızergtc6ın 6bzu6imüseoa59eter15wa8rih u02n6aolmv4efvralaylyw9m8pau8mtavbf0dihsiy9zf2d8e orlbggplung06fceur.m5yev8i3ecvm

*dhjg6i

Vatdhjg6iandku1doyvrpkljdiyclvwyhor 1br951ki:6a6uf5
“Kadhjg6içalku1doyım vrpkljmı?clvwyh1br951
Büydhjg6iükeku1doylçivrpkljliğclvwyhimi1br951z d6a6uf5iyo5d90cnr k2ds81ti:s8fn5r
“Müdhjg6isteku1doyrihvrpklj olclvwyhun.1br9516a6uf5

Gördhjg6idükku1doy ebvrpkljemiclvwyhzin1br9516a6uf5ste5d90cnrih2ds81tinis8fn5r!bzvdw2

NOTdhjg6i:ku1doy

Hükdhjg6iümeku1doyt, vrpkljdışclvwyhişl1br951eri6a6uf5 ve5d90cn is2ds81ttihs8fn5rbarbzvdw2at 68mgtgrezjy1ccbale8k1pdrtimfkfooeiz gffb56ortu99eiuayaalgf54 çın98ve4kın2lned4ca,ss2yr0 sa94s596yısvv6w6eınıwycauk biu526dklme4fls6mdiğ64cv0nimic9wsnaz kyol9ryada9sew9zr v1echn9ataf2mitsndacvumygşım5hmm4eız 2krdpysil2sshlwahlnyn0fharıt8i8scn oe3m3wkrtatnahy1sınk9maffda 93ki9nmahhbpdclsurufe8ui kaj90lg8lıng2zmjkca,hgb3ty gt3c6m
bazdhjg6iı vku1doyatavrpkljndaclvwyhşla1br951rım6a6uf5ız 5d90cntut2ds81tukls8fn5ranıbzvdw2p, 68mgtg“şijy1ccbmdi8k1pdrlikfkfooe” bgffb56ir u99eiuvatalgf54andn98ve4aşı2lned4mızss2yr0 öl94s596dürvv6w6eülüwycauknceu526dk...4fls6m 64cv0n
Yukdhjg6iarıku1doyda vrpkljanlclvwyhatt1br951ığı6a6uf5m s5d90cnkan2ds81tdals8fn5r dubzvdw2yur68mgtgu, jy1ccbTra8k1pdrblufkfooes Bgffb56üyüu99eiukelalgf54çiln98ve4iği2lned4’niss2yr0n r94s596esmvv6w6ei iwycauknteu526dkrne4fls6mt s64cv0nitec9wsnasinyol9ryden9sew9z ap1echn9ar f2mitstopcvumygar 5hmm4esil2krdpyind2sshlwi!nyn0fh

ANTdhjg6iİ Nku1doyOT:vrpklj

Niydhjg6ie sku1doyildvrpkljileclvwyhr? 1br951“Bö6a6uf5yle5d90cn bi2ds81t dus8fn5ryurbzvdw2u y68mgtgapmjy1ccbadı8k1pdrk, fkfooeyalgffb56an u99eiusöyalgf54lüyn98ve4orl2lned4ar,ss2yr0 if94s596tirvv6w6ea awycauktıyu526dkorl4fls6mar”64cv0n dec9wsnamekyol9ry9sew9zin 1echn9silf2mitsdilcvumyger.5hmm4e An2krdpycak2sshlw...nyn0fh Bat8i8scşbae3m3wkkantnahy1lıkk9maff’a 93ki9naithbpdcl olufe8uian j90lg8“müg2zmjkşavhgb3tyirlgt3c6miklvcfcsder.uwgrjrgovl3nfwr.trvtcwtf” a68rp1zdreo4do0esinfgh6rve g18jbnuiritulr3yn, pjg6w5Libgi5yy5ya’i6o10g2sl0egtıkrp48j3layruhzbeın,1t5pg0 “L8p94otibyoy0vlya’d13m5sba isorye2stir1a3hpkrahissftr vu3wk8vardhjg6i” bku1doyaşlvrpkljığıclvwyhyla1br951, k6a6uf5aba5d90cnk g2ds81tibis8fn5r, obzvdw2rad68mgtga djy1ccburu8k1pdryorfkfooe...gffb56 Onu99eiuu salgf54ilmn98ve4eyi2lned4 unss2yr0utt94s596ulavv6w6er çwycaukünku526dkü!4fls6m

Hürriyet link

 

Habere konu olan metin:

Büyükelçiliğimiz ile temasa geçen bazı vatandaşlarımız, bazı Mağrib ülkeleri ve Ortadoğu’da yaşanan olaylar sonrasında Libya’daki asayiş durumu hakkında sorular yöneltmektedirler.

Libya’da hâlihazırda güvenlik ve istikrar bakımından bir sıkıntı yaşanmamaktadır. Bu konuda, vatandaşlarımızın müsterih olmaları tavsiye olunur. Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliklerine ilişkin konular ve gelişmeler, Büyükelçiliğimizce yakından takip edilmektedir.

Libya’da iş yapan şirketlerimizin faaliyetlerinin geleceğine yönelik endişe duymalarını gerektirecek bir durumun bulunmadığı, mevcut ortamın, Libya’da gerçekleştirilmesi düşünülen ticaret, yatırım ve müteahhitlik faaliyetlerinin hayata geçirilmesinde bir engel teşkil etmediği değerlendirilmektedir.

Her hal ve kârda, vatandaşlarımızın, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da acil durumlarda derhal Büyükelçiliğimize haber vermeleri önemle rica olunur. (Büyükelçilik tel.no: 021.340.11.40, Büyükelçilik Müsteşarı Ertuğrul Demirci Cep tel.no: 091.831.28.71)

Tüm vatandaşlarımıza ve şirketlerimize saygıyla duyurulur.

T.C.Trablus Büyükelçiliği

Gelelim habere konu olan linke

 

Hardcopylerini yaptım, kanıt olarak!

http://www.counsellors.gov.tr/haberdetay.cfm?HaberID=11756&dil=TR&ulke=LIB

                                                                        ***

26.02.2011

 

Vatanı – milleti pazarlayana DUR de!

 

Gençler sözüm size, beni bir ağabey olarak kabul ederseniz sevinirim. Üniversitelerden sitemi takip ettiğinizin farkındayım. Ve buna gerçekten çok seviniyorum, teşekkür ederim. Bu zihniyete karşı mücadele azminizi de tüm gönlümle takdir ediyorum. Ama…

 

Daha gençsiniz ve gençliğinizin verdiği heyecan ile haklı davanızda haksız duruma düşmeyin, lütfen!

 

Ana, babalarınızı da düşünerek - oldukça geç kalmış – eylem ve tepkilerinizi daha farklı bir şekilde ortaya koyun. Etki ve tepki kanunlarını göz önünde bulundurun! Şiddet, şiddeti doğurur. Türk polisi ve ne yazık ki Türk Silahlı Kuvvetleri, F-Tipi örgüt liderinin sızmalarına maruz kalmış olabilir. Bu bize Türkiye Cumhuriyetinin iki önemli kurumunu toptan yargılama hakkı vermez. Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet güçlerinin içersinde nice vatan evladı var ki içleri kan ağlıyor…

 

Bundan eminim!

 

Size Mohandas Karamçand Gandi usulü bir direniş tavsiye etmek istiyorum. Bu yetmezse zamanı geldiğinde gereken tedbirler şüphesiz alınacaktır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin yeri, Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve inkılâplarına gönül verenlerin gönlünde bambaşkadır. Şüphesiz halkımızda Mehmetçine sahip çıkarak arkasında, gerekirse önünde duracaktır. Atatürk ve silah arkadaşları istiklal mücadelesine çıktıklarında…

 

Düzenli bir orduyla mı çıktılar emperyalizmin ve onun uşaklarının karşısına?

   

İman dolu bir göğüs, vatan ve millet sevgisi yetti. Yetti de artı bile!

Çıkmış bir pabucumun ekonomisti hariçten gazel okuyor…

Çıksın, hiç önemli değil! Rakamlar ve hayatın gerçekleri ortada – yeter ki görmesini bil. Matematik, Fizik, Biyoloji bizlere tabiat kanunlarını öğretir. Dünyanın neresine giderseniz gidin matematik, fizik be biyoloji kanunları değişmez! Çünkü gerçektir, doğrudur. Doğru olandan şaşma!

 

Atatürk, düşünerek – danışarak, disiplinli ve teşkilatlı bir şekilde çıktı yedi düvelin karşısına.

 

Bilmem anlatabiliyor muyum?

                                                                         *

                                                                         *

26.02.2011 saat sabah 5.30

                                                                        ***

27.02.2011

 

Ar damarı

 

Ben artık utanıyorum!

 

Gerçekten utanıyorum. Dün, Almanya saati takriben 15 – 16 suları Ticaret müşavirliğinde söz konusu metin olduğu gibi duruyordu. Akşam tekrar kontrol ettiğimde silinmişti. Saat 21 civarı!

Bu zihniyetin ar damarı çatlamış, milleti aptal yerine koymakta ısrarlı!

 

25.02.2011 saat 15.24’te Sayın Özdil’e yolladığım mailde linki bildirmiştim. Sitemde yayınladım. Hardcopy’sini aldığımı ifade ettim. Buna rağmen utanmadan, sıkılmadan siliyorlar! Bu nasıl bir rezalet?

                                                                         *

H.A.A.R.P

 

Bu yazdıklarımı aslında 06.02.2011’de yayınlayacaktım. Fırsat olmadı…

Kısmet bugüneymiş.

 

Dün gece yeğenlerim geldi, çocuklar hastalanınca uyku haram oluyor!

Gece 01 sularında NTV Almanya’da ilgimi çeken bir program yayınladı. Araştırdım, konunun derinliklerine inmeye, anlamaya çalıştım ve dehşetli bir korkuya kapıldım!

 

İnsanoğlunun tövbeler tövbesi, kendini Allah yerine koyma çabaları (…)

 

Şimşekler, fırtınalar, depremler, kasırgalar, görülmemiş derecede yağmurlar…

İnsanlık artık bunları denetimi altına sokma çabalarında. İlan edilmemiş bir savaş, kullanılan bir silah yok! Kimse saldırıya uğradığının farkında bile değil çünkü!?

 

Amerika üzerinde değiştirilen Jetstream bu ülkede bir buzul çağı yaşanmasına sebep olabilir mi?

Evet.

 

Amerika Birleşik Devletlerinin yaşadığı Katrina kasırgası insan eliyle, bu devlete yönelik bir saldırı mıydı?

Öyle, kuvvetle muhtemel, veriler bunu göstermekte. En azından bilim adamlarının iddiaları bu yönde. Geleceğin silahı tabiat!

 

Biz buna hazırlıklı mıyız? Bilmiyorum!

Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu yönde bir çalışması var mı? Onu da bilmiyorum!

Bildiğim ABD’nin ve Çin’in bu yönde çalışmaları olduğudur.

 

Elissa Eastvedt adında bir meteorolog, New Mexico Tech isimli bir şirket adına simsek araştırmalarında bulunuyor. Askeri bir kullanım için araştırmalarda bulunmayan bu şirket…

Şimşeklerin sırını çözebildiğinde, bu bilgi ve veriler hiç şüpheniz olmasın, askeri amaçlar için de kullanılacaktır. Çünkü bir şimşeğin uzunluğu 8 kilometreyi bulabildiği gibi, 28.000 derece ısıya sahip olabiliyor. Güneş yüzeyinin yaklaşık 5500 derece olduğunu düşünürsek…

Askeri değerini anlayabiliriz. Şimşek, bulutların elektriksel bir boşalmasıdır. Bulutlar 100 ile 300 milyon Volt arasında bir gerilime sahip olduklarında, toprağa karşı bir potansiyel boşalımı eğilimindedir. Bu akıl almaz derecede büyük bir enerji demek.       

 

Devam edecek…

                                                                         *

Bu ateş sönmeyecek

 

Türk’ün yumruğunu yiyen…

Türk’ü kolay - kolay unutmaz!

Avrupa ülkelerinin birçoğunda, Türk’e dair özdeyişler vardır.  

Kimisi aşağılamak amaçlı…

Bazısı Türk’ün gücünü ve çevikliğini gösteren!

Bu sözler boşuna söylenmemiş, içlerinden kimisi günümüze kadar gelebilmiştir!

 

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, ister Kemalist - ister Atatürkçü diyin…

Bizlerden çekinirler!

Niye?

 

Yaşama azmi, güç, çeviklik, aile ve vatan tutkusu, kıvrak bir zekâ…

Akıl ve bilim ile birleşirse…

Neler olmaz ki?

 

Cumhuriyet öncesi…

Atatürk’ten sonra…

Günümüzde, iktidardaki zihniyet…

Bu zihniyetin yurtdışı ve perde arkası…

Hep Kemalistlerden – Atatürkçülerden çekinir.

Bir avuç Atatürkçü dahi kalsak…   

Onlar Atatürk’ün evladından daima çekinecek, korkacaklardır!

 

İlginiz ve teveccühünüz için teşekkür ederim.

 

Önder

                                                                        ***

28.02.2011

 

Türk’ün yumruğunu yiyen dedikte aklıma geldi…

 

Türk, Türk’ün yumruğunu yerse ne olur?

 

Recep Tayyip Erdoğan’ı bir tarafa bırakalım…

Onun soyu, sopu hakkında rivayetler muhtelif…

Zaten beni kimsenin soyu sopu ilgilendirmiyor. Bana ne; insan evladı olsun yeter!

 

Ama…

 

Ya öz be öz, Türk’ün evladı olan…

Türk ulusunun mensubu…

 

AKP milletvekilleri…

AKP seçmenleri…

Onları nereye koyacağız?

Onları ne yapacağız?

 

Sorumu tekrarlamak istiyorum:

Türk, Türk’ün yumruğunu yerse ne olur?

 

Hatırlarsanız rahmetli Atatürk bu konuda da fikrini beyan etmişti.

O halde bize rahat batıyor! Canımız sıkılıyor, birbirimize düşüyoruz…

Biz bu yolun ortasını bulamayacak mıyız?

                                                                         *

Siyasetin ve siyasetçinin ikiyüzlülüğü

 

Ölenin arkasından konuşulmaz.

Sevenlerine başsağlığı ve sabır, ölene ise Allahtan rahmet dilerim.

Yinede iki çift lafım olacak…

Riyakâr siyasetçilere.

 

Dilinizden Allah kelimesi düşmez…

Ama Allahtan korkmadığınızın da farkındayım. Siyaset ve iş hayatının dışında pek görülmeyen “başkasının sırtından zirveye ulaşma” sevdalıları…

Sözüm size. Önce çiğneyip geçtiğiniz, ardından timsah gözyaşları döktüğünüzü millet bilmiyor mu sanıyorsunuz! Ha, diyeceksiniz “yalnız biz mi yapıyoruz?”

Haklısınız dünyada örnekleri çok, mesela Merkel – Helmut Kohl’ün sırtından zirveye ulaştı!

Hadi kulu kandırdınız…

Yarın, öbür gün Yaradan’ın karşısına çıktığınız da…

“Onu” da mı kandırabileceğinizi sanıyorsunuz?

Ayıp, gerçekten çok ayıp!

                                                                         *

Sizlerle (Pamuk ellerle) gurur duyuyoruz

 

Türke…

Türken raus!

Alamancı…

 

Bosna – Hersek dediniz…

Pamuk eller gitti cebe.

Milli nizam – milli görüş dediniz…    

Pamuk eller gitti cebe.

Din, iman, Allah, Peygamber dediniz…

Pamuk eller gitti cebe.

Trilyonları kayıp ettiniz!

 

Alman vatandaşı olun, memlekete haklarınızı kaybetmeyeceksiniz dediniz…

Konsolosluk önlerinde uzun, uzun kuyruklar…

Konsoloslukta, pamuk eller gitti cebe.

 

Verdiniz elimize önce bir pembe kart…

Ardından mavi oldu…

Gittik vatan toprağına…

Önce pamuk eller cebe dediler, ardından bu kartlar geçmez!

İşini yaptırabilene aşk olsun.

 

Türkiye zorda…

Birikimlerinizi Türkiye’de değerlendirin dediniz…

Yüksek faiz vaat ettiniz…

Merkez Bankası dediniz…

Pamuk eller gitti cebe.

 

Ardından verdiniz Almana hesap numaralarını…

Binlerce pamuk eller zor durumda kaldı!

 

Faiz haram dediniz…

İslami Holding dediniz…

Deniz Feneri dediniz…

Milyonlarca Mark’ı topladınız…

Geldi elin almanı…

Nein! dedi…

Milyonlarca Mark’ı kayıp ettiniz...

Gitti giden gelir mi bilmem!

 

Heyt beee…

Nasıl gurur duymasınlar ki…

Yıllar yılı, sağmal inek gibi sağdınız!

                                                                        ***

04.03.2011

 

Seçime giderken… Tesadüflere bak!

 

İngiliz BBC, Recep Tayyip Erdoğan belgeseli hazırlıyor.

İngiliz mahkemesi, İngiliz gazetesinin haberini bir nevi yalanlayarak - AKP’nin Irandan para yardımı almadığını ve gazetenin AKP’ye tazminat ödemesi gerektiğine karar kılıyor.

ABD büyükelçiliği seçime hazırlık için kolları sıvıyor…

Muhalif yazarçizer ne var ne yoksa susturuluyor!

Ama…

Buradan tüm dünyaya ilan edilir ki; son Atatürk milliyetçisi nefesini vermeden…

Ne yurtiçindekilere nede yurtdışındakilere rahat bir nefes almak yok!

Biz var oldukça siz eninde sonunda yok olacaksınız!!!

  

Bir kaç gündür sesim soluğum çıkmıyor. Kalbim gene teklemeye başladı!

Boş durmuyorum tabii…

Bir hazırlık içindeyim, son tutuklamalar gösterdi ki bu hazırlık boşuna değil!

Yakında yayınlayacağım!

 

Dokuzu beş geçe

 

Programın adı bu, beğeneceğinize inanıyorum.

                                                                        ***

05.03.2011

 

Ümmeti müslimin

 

Yer: Almanya…

Eyalet: Hessen…

Şehir: Wiesbaden…

Nüfus: Yaklaşık 280.000

Toplam yabancı nüfus: Yaklaşık 50.000 civarı, en büyük yabancı kitle Türk!

Dün, Cuma…

Vakit, öğle vakti. Ümmeti müslimin Cuma namazına gidecek!

Sırf benim bildiğim şehirde 4 tane Türk Camisi var. Cami cemaati, öldürsen diğer camiye gitmez. Tabii bir sürü Türk olmayan ama Müslüman insan da var…

 

Tanrı her yerde!

 

İbadet edeceksem, Allah her yerde ve beni her yerden duyar. Ama “Müslüman” kendi cemaatinden kendi zihniyetinden “farklı” olana tenezzül etmez!

Pakistanlıların bile kendi camisi var. Cami, Kilise, Sinagog (Havra) her yerde dua etmişimdir. Hepsi Hak dini ve Allah birdir!!!

 

Ölenin ardından konuşulmaz, cenaze töreninde – ölene son vazifede, saygıda – Hakka uğurlayışta – Türk bayrağı yok! Bir tane bile…

Ama ümmeti müslimin Cuma namazında kendi cemaatini, kendi zihniyetini ve kendi dilini arar ve bulur!!!

 

Peygamber efendimiz, bize böyle mi öğretti?

Kur’an-ı Kerim böyle mi yazıyor?

 

Yerim sizin ümmeti müslimin anlayışınızı, Baydemir (…) Baydemiirr kulakların çınlasın!

Böyle … ne denir?

Ha …tir!

                                                                        ***

07.03.2011

 

İzmir’den bakınca

 

Kemal Kılıçdaroğlu İzmir’den bakınca güzel şeyler görüyor. İzmir, en son gittiğimde yine hayran kaldığım bir kent. İzmir, şüphesiz ki Akdeniz’in incilerinden biri…

Ama illa da İstanbul!   

Nedendir bilmem, ben İstanbul’a delice tutkun…

Çıldırasıya aşığım!

 

Ben Almanya’dan Türkiye’ye bakınca ne görüyorum biliyor musunuz?

Yüzlerinde acı bir tebessüm ile aç kalan…

Bırakın yarın ne yiyeceğini, faturaları nasıl ödeyeceğini…

Bu akşam çocuklarına, nereden bulup da bir lokma ekmeği önlerine koyacağını bilmeyenleri…

şerefi ve izzetinefis’i için intihar edenleri, Vatan sağ olsun diyerek evlatlarını kara toprağa yatıranları, doğru bildiklerini korkusuzca yazıp çizenlerin hapishanelerde çürütülmesini, ağlıya - ağlıya köşeyi dönenleri ve onların yalakalarını, utanmadan - sıkılmadan gerçekleri çarpıtan ve yalan söyleyenleri görüyorum.

 

                                                                        ***

08.03.2011

 

Kıvırma Recep

 

Kıvırma. Benim diyen dansözü bile geçtin, yeter artık kıvırma. Millet yavaş yavaş da olsa artık senin ne mal olduğunu görmeye başladı. Demokrasinin senin için bir ceplerini doldurma, zihniyetini olabildiğince vahşi bir şekilde yaşama aracı olduğunu biliyor.

 

Nerdesiniz ey millet?

 

Sayın Süleyman Demirel,

Sayın Necdet Sezer,

Sayın Tansu Çiller,

Sayın Mesut Yılmaz,

Sayın Kamuran İnan ve diğer milletvekilleri…

 

Bari sizlerin sesi çıksın!  

Neden susuyorsunuz?

                                                                         *

Bitti…

Program ya da yazılım, mantıksal bir takım komutların ardı ardına dizilmesi…   

Nadiren programlarım çünkü her önüne gelen bir yazılım sürüyor piyasaya…

Tıpkı her önüne gelenin bileşimciyim dediği gibi!

Bir yazılım üretme sebebime gelince; ya piyasada bu tür bir programın olmaması, benim bulamamam (!?), ya da olanın yetersiz kalmasıdır. Kullanım kılavuzunu yazayım yayınlayacağım.

 

Yazmış olduğum programın belirleyici iki özelliği var:

 

1. AKP zihniyetinin dijital ortamda “sehven” yaptıklarına önlem olarak sabit disk(lerinizin) çıktısını (yüzde yüz) bir dokümana alabilir, güvendiğiniz birisine verebilirsiniz.

2. Sabit disk(leri) yüzde yüz (!?) sildiğini iddia eden birçok program var! Sürüsüne bereket…

Ancak gerçekten işe yarayan bir avuçtan daha az yazılım var. Benim amacım mevcut sabit diskleri tamamen silmek değildi. Daha çok çalışan bir Windows sistemini, çalıştığı halde daha güvenli kılmaktı. Yani sizce sakıncalı bir belgeyi çalışan bir sistemde sildiğinizi farz edelim. “Basit” şartlar altında bu belge geri dönüştürülebilir. DOD 5220.22-M veya Gutmann sabit diskinizi tamamen siler ve siz çalışamazsınız!            

Adını açıklamayacağım bir zararlı yazılımın mantığından yola çıkarak ve Windows sistemlerinin bir özelliğini göz önüne alarak bu soruna bir çözüm ürettim.

Not: Bu zararlı yazılım bir virüs değil. Amacı bilgisayarı kilitlemek, bilinçsiz ve bilgisiz insanları korkutarak paniklemelerine sebep vermekti. Bu yazılımları bilinçli olarak ana yazılımdan ayırdım. Yani kendi başına kullanabilirsiniz.

                                                                        ***

09.03.2011

 

Başbıktıran’dan siyasi inciler

 

Dün yine hayal âleminden bülbül gibi şakıyan…

İleri demokrasiden dem vuran…

İleri demokrat Başbıktıran zırvalamaya devam ediyor!

Geçelim…

 

Dün Türkiye’deki kuzenimden temiz bir fırça yedim!

Neymiş 8.Mart Kadınlar gününü kutlamamışım. A benim saftirik kuzenim…

Dünyanın neresine gidersen git, Kadın olmak zor!

Ama…

İktidardaki zihniyetin “yönetimi” altında…

Hem Kadın hem Türk olmak daha da zor!!!

Bu zorluğun zirvesini ise hem Kadın, hem Türk ulusuna mensup, hem de güneydoğu Anadolu başta olmak üzere Anadolu’da yaşayan insan 2011 Türkiye’sinde çekiyor.

                                                                        ***

10.03.2011

 

Kimsenin başlığına karışmayan zihniyet…

Basın özgürlüğüne saygılı olduğu iddiasında…

Ama özgür köşe yazarlarının kâbusu olmaya devam ediyor…

Gazete sahiplerinin ona keza…

Bizler ne zamandır avazımızın çıktığı kadar haykırıyoruz…

Bu ve benzeri konulara parmak basıyoruz…

Başbıktıran…

Atatürkçülüğü Katletme Partisi mensupları…

Ve tüm yalakaları…

Hadi biz abartıyoruz!

Hadi biz yalan söylüyoruz!

 

A be göbeğini kaşıyan, takunyalı zibidi zihniyeti…

O kadar övdüğünüz Avrupa Birliği…    

Bilmem ne müfredatı diyerek milleti aldattığınız ve kendiniz ve yandaşlarınızın menfaatine çıkardığınız bunca yasalara rağmen…

Gireceğiz diye takunyalarla göbeğinizi kaşıya kaşıya, göbecik atan zihniyet…

Bak!

Adamlar ne diyor…

Bu güne kadar yayınlanan en sert açıklamaymış!?

Anında süklüm püklüm cevap vermişsin!

Vay bee… 

 

Dışişleri Bakanlığı

Avrupa Birliği

                                                                         *

Dokuzu beş geçe v1.0

 

Dokuzu beş geçe, Atamızın Hakkın rahmetine kavuştuğu saat.

Bizim gibi insanlar var oldukça, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının, gelmiş geçmiş tüm gazi ve şehitlerimizin değeri bilinecek ve tarafımızdan takdir edilecektir. Aramızda nankör gelenlerde var tabii… Ama bu konuda vefa bizlere özgü!

 

Olur, böyle vakalar. Türk polisi sabah saat beş buçuk da yakalar…

 

Bu zihniyete karşı mücadelemin bir parçası olarak Dokuzu beş geçe v1.0 programını kullanımınıza sunuyorum. Bu program Windows XP, Vista ve Windows 7 üzerinde denenmiştir.

Orijinal Windows XP, Windows Vista veya Windows 7, ayrıca orijinal Microsoft Office xx ve Internet Explorer’ı kullandığınızı farz ederek sözlerime devam etmek istiyorum.

 

Yine elimden geldiği kadar basit bir dil kullanmaya çalışarak sizlere programın işlevini tanıtmaya çalışacağım. Önce konuya bir soru ile başlayalım:

 

Neden orijinal yazılım?

 

Aslında bu sorunun iki cevabı var ve ben birincisinin cevabını verirken ikincisini de cevaplamış oluyorum. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki ben bir pazarlamacı değilim. Yani orijinal bilmem ne pazarlama gayreti içersinde değilim!

Ama bu işin perde arkasında olan birisi olarak şu kadarını söyleyebilirim ki, her hangi bir yerden temin ettiğiniz bir yazılım, mevcut sisteminizde “Backdoor” yani sizin bilmediğiniz ve “gören bir göze” sahip değilseniz kesinlikle anlamayacağınız güvenlik risklerine yol açabilir. Bunu her hangi bir yerden temin ettiğiniz tüm yazılımlar için söyleyebilir miyiz?

 

Hayır

    

Bu tür elde edilen yazılımlar, mesleğin erbabı olanlar tarafından özel prosedürler sonrası ya sakıncalı bulunur, ya da kullanmak üzere izin verilir. Neyse konumuz bu değil!

Windows daha doğrusu Microsoft Update size birçok tür saldırıdan koruyan temel unsurlardan biridir. Ücretsizdir, tek şartı orijinal yazılım kullanmak!

Bir kullanıcı olarak sizin yapmanız gereken tek şey bilgisayarınızı güncel tutmaktan ibarettir (salt otomatiğe güvenmeyin aralıklarla kendiniz bakın). Bunu yani sıra Anti virüs, Firewall vs. ihtiyacınız olduğunu belirtmeden geçmek istemiyorum tabii.

 

Daha önceki yazılarımda da defalarca belirttiğim gibi dijital ortamda harcayacağınız nakit ve zaman oranında neredeyse her şey geri dönüştürülebilir. Buna rağmen ve bu yüzden bizler elimizden geleni yapmalıyız. Çünkü saldıranın aleyhinde, sizin lehinize olan zamandır. İşleyen bir demokrasi ve hukuk devletinde de zaman sizin lehinize işler. İstinat edilen suç, iddia makamı tarafından belirli bir süre içersinde kanıtlanmak zorundadır. Ancak karşınızdaki bu zihniyetin yönettiği bir devlet olunca durum “doğal” olarak değişiyor…      

Artık asıl konumuza geçelim; 

 

AKP temizliği yap başlığı altında

 

- Internet Explorer’in tüm geçmişini, geri dönüşüm bakımından riski azaltmak için o güne kadar yazdığınız tüm şifreler dâhil olmak üzere silinecektir.

- Gelelim Microsoft Office başta olmak üzere Windows programlarının birçoğuna özgü bir “güvenlik riskine”. Anlatması ve anlamsı biraz zor bir konu. Geçmişten günümüze gelen ve aslında kullanıcının menfaatine olan bir uygulama. Şöyle ki, diyelim Word üzerinden uzun uzadıya bir yazı yazıyorsunuz. Süreç içersinde elektrikler kesilebilir veya bilgisayar takılabilir ve siz mektubunuzu aralıklarla kayıt etmeyi ihmal ettiniz…

Otomatik kayıt ayarını kendinize göre uyarlamadınız vs. Bu durumda çalışmanız olduğu gibi heba olacaktır. Bildiğiniz üzere günümüzde vakit, nakit demek. İşte bu yüzden yazılım üreten büyük şirketler, başta Microsoft olmak üzere geçici dosya uygulamasını hayata geçirmiştir. Yine Word örneğinden yola çıkarak devam edelim. Bir Word dokümanı açtığınızda, açtığınız yerde:

 

~wraxxxx.tmp

~wrcxxxx.tmp

~wrdxxxx.tmp

~wrfxxxx.tmp

~wrixxxx.tmp

~wrlxxxx.tmp

~wrmxxxx.tmp

~wroxxxx.tmp

~wrsxxxx.tmp

~wrvxxxx.tmp

 

Tipi geçici dokümanlardan biri veya birden fazlası otomatikman açılacaktır. Yazınızı başarılı bir şekilde bitirerek kayıt ettiğiniz takdirde bu geçici dosyalarda kapatılır (openfile handling)!  

Ancak yukarıda saydığım nedenlerden veya başka bir nedenden dolayı yazınızı başarılı bir şekilde kapatmadığınız da bu geçici dosyalar Word tekrar açılana kadar bilgisayarınızda kayıtlı kalacaktır. Belki görmüşsünüzdür; bazen Word, Word’ü açtığınızda xxx dosyasını geri dönüştüreyim mi diye sorar?

 

İşte bu bir saldırı alanıdır. Ve kullanılır!!!

 

Bu yüzden bu tip dosyalar imha edilmelidir. Yazılımımda .tmp ile bitten her şeyi ve tüm Microsoft Office geçmişini siliyorum!? Buna rağmen yeri geldiğinde bu konuyu tekrar ele alacağım. Önemli olan benim yazılımımı kullandığınızda hiç bir Microsoft ürününün açık olmamasıdır. Bundan sonra yazacaklarımı kısa geçerek sonra nedenlerine tekrar değineceğim.

- Sabit diski temizle işletim sistemine özgü bir yazılımdır ve gereksiz dosyaları temizlemeye yarar.

- Kullandığınız işletim sistemine göre Geri Dönüşüm Kutusu dosyasının adı ya Recycle.bin yada Recycler olabilir. Siz sakıncalı Microsoft Office dosyalarını silseniz dahi Geri Dönüşüm Kutusu dosyasında iz bıraktığı için bu dosyanın da silinmesi lazım. Bu dosya bir sitem dosyasıdır ve bugüne kadar hiç silinmediyse çok büyük ebatlara ulaşması muhtemeldir. Yani salt bu geri dönüşüm dosyası bir kaç Gigabyte büyüklüğünde olabilir. Sistem dosyası dedim yani siz silseniz dahi kendiliğinden ayni isim altında yeni bir dosya açılacaktır. Ve açılır açılmaz bu dosyanın ebatları ancak bir kaç byte ile sınırlıdır. Bu konuya yeri geldiğinde tekrar değineceğim.

- Sanal bellek dosya sistemini Pagefile.sys başlı başına bir güvenlik sorunu olabilir. Normal şartlar altında sakıncalı bir durum teşkil etmez ama özellikle işletim sistemi şifresini içinde barındırdığı için aralıklarla silinmesinde fayda var. Pagefile.sys kendi başına koca bir kitap eder. Şu kadarını söyleyelim; silip tekrar çalıştırmadığınız takdirde yukarıda belirttiğim güvenlik sorunu olmayacak, sistem his edilir bir şekilde hızlanacak ancak bilgisayarın güvenilir ve sağlıklı bir şekilde çalışması yine his edilir bir şekilde “engellenecektir”. Bu yüzden Pagefile.sys’ü aralıklarla silmenizi, bilgisayarı açıp – kapattıktan sonra Pagefile.sys’ü çalıştırmanızı ve tekrar açıp – kapamanızı öneriyorum. Bu açıp kapamalar, daha doğrusu kapatıp açmalar arasında en azında beş dakika geçmelidir. Neden en azından beş dakika sorusunu yanıtlamayacağım çünkü bu yazının sınırlarını fazlasıyla zorlar. Aranızdaki elektronik mühendisleri bilir. Ama bu süreye dikkat etmek gerçekten ÇOK önemli. Unutmayın, en azından beş dakika!

- Windows Live OneCare varsa bilgisayarınızdaki işletim sistemi sorunlarını gösterir ve çözüm önerilerinde bulunur. Özellikle güvenlik açısından çok önemli ve ücretsiz bir Microsoft hizmetidir.

 

AKP yargısına teslim olma başlığı altında

 

- Windows Update sistemi günceleştirir.

- XP’den sonra adı değiştiği için Defragmentation’ın yanında XP kutusu vardır. Yani Windows Vista ve Windows 7 kullanıcıları Defrag, XP kullanıcıları XP kutusuna tıklamak zorunda.   

- Gelelim otokontrole, devam etmeden son denetimi kendin yap meselesine. Öncelikle Windows gezginini kullanırken görmenizi sağlamanız lazım. Benim gördüğümü göreceksiniz ki önlem alabilesiniz. Windows XP’den yola çıkarak aşağıdaki resimlerden kendi Windows gezginini ayarlayın. Vista ve 7 için örnekten yola çıkarak aynı ayarları yapabilirsiniz. Yerleri farklı olabilir o kadar Muhtemelen Windows gezginini açtığınızda bu görüntüyle karşılaşacaksınız:

 

 

Bu görüntü ve buna benzer görüntüler bir nevi kör olduğunuz anlamına gelir.

 

 

 

 

Uygula ve Tamam ile işlemi gerçekleştirin. Artık Windows gezginci böyle görünecektir:

 

Windows gezgincide son bir ayar daha yapalım:

 

 

Artik çalışabiliriz:

 

Böylelikle bir klasöre baktığınızda tüm içeriği görebilirsiniz. Kullanıcı profiline kayıt edilen bazı veriler sizin aleyhinizde delil olarak kullanılabilir. Diyelim ki Ergenekon.doc isimli bir Word dosyası veya Ergenekon.pdf gibi sakıncalı bir dosyayı bilgisayarınızda açtınız veya bu dosya üzerinde bir işlem yaptınız…

Bilgisayarınız standart bir kurulum ise ki bu ihtimal neredeyse yüzde yüz, yazılımlarınızın kullanıcı profilinde bir şekilde iz bırakma ihtimali oldukça yüksektir. Siz ana dosyayı silseniz bile, yani Ergenekon.doc, Ergenekon.pdf, geri dönüştürülebilecek bir izin kalıp kalmadığını denetlemeniz gerek. Windows bir multi user, multitasking işletim sistemidir. Kullanıcı profili demek belirli bir klasör altında kişiye (yani kullanıcıya) özel verilerin kayıt altına alınması demek. Yani Documents and Settings, kullanıcı adı altında Belgelerim vs.

 

Lütfen benim burada tarif etmediğim her hangi bir klasörü, dosyayı değiştirmeyiniz veya silmeyiniz. Kendinizden yüzde bin beş yüz emin değilseniz aman, aman…

Freeware yazılımlarına ve kılavuzlarına özgü yasal sorumluluk gereği sizin, yazılımın veya benim yapabileceğim herhangi bir yanlışlıktan dolayı, doğacak zarara yönelik sorumluluk kabul etmediğimi bilmenizi istiyorum.

 

Bu yasal uyarıyı yaptıktan sonra devam edebiliriz. Yukarıdaki resimde kırmızı kare içine aldığım Time Stamp konusuna daha sonra tekrar değineceğiz. Ben şimdilik dikkatinizi bu yöne çekeyim de sonra kendiliğinizden hatırlarsınız.

 

Daha önceden belirttiğim gibi *.tmp ile ilgili her şeyi silmeye çalışıyorum. Çalışıyorum diyorum çünkü kullanımda olan bir dosya (openfile) kullanıldığı için silinemez!

Bu kullanıcı siz veya sistemin kendisi olabilir, bunu bilemem. Bilemediğim için son bir denetim yapmakta fayda var diyorum. Yani siz Windows gezginciyi açarak; sağ tarafta Bilgisayarım’a sağ tıklayarak, ara’ya sol tıklayarak, Tüm dosya ve klasörleri seçerek, Dosya adının tamamı ya da bir kısmına - denetlemek istediğiniz dosyayı yazın. Örnek:

 

Ergenekon.doc            doğrudan bu dosya adını arar

Er*.*                           er ile başlayan tüm dosyaları gösterir

*.doc                           salt .doc ile biten tüm dosyaları arar

tmp                             TMP ile başlayan veya tmp uzantılı dosyaları

*recyc*.*                    içinde recyc harf dizini geçen

*are.*                         sonu are ile biten her türlü dosya uzantısını arar gibi

 

 

Farz edelim ki ~ergenekon.tmp gibi bir dosya bulunduğunuz da ne yapmanız gerekir?

Bakın burası çok önemli, bu konu hakkında sayfalar dolusu yazabilirim…

Kısaca toparlamak gerekirse, siz her hangi bir şeyi sildiğinizde Windows sistemi sildiğinizi geri dönüşüm kutusuna kaydırır. Bu kaydırma demek; sildiğinizin Recycle.bin dosyasına yazılması demektir. Buna izin vermemeniz gerekir! Peki, “bir şeyi iz bırakmadan nasıl sileceğim?” sorusunun bir kaç yanıtı var:

 

1. Windows Gezginci üzerinden sileceğiniz objeyi işaretleyin. SHIFT ve Delete tuşuna bastığınızda geri dönüşümsüz silmek istediğiniz hakkında bir uyarı gelecektir. Silin!

Önemli not: Num tuşunun ışığı yanıyorsa uyarı gelmesine rağmen geri dönüşüm kutusuna aktarılarak silinir. Bununda ne anlama geldiğini biliyorsunuz.

2. Tüm programlar, donatılar, komut sistemi üzerinden sileceğiniz obje klasörüne gidin (kısa yolları bilmeyenler için zahmetli bir iş) del ~ergenekon.tmp veya erase ~ergenekon.tmp dediğinizde yine geri dönüşümsüz silinecektir.

3. Benim en sevdiğim yöntem ise ağ üzerinden silmektir ki, bu en güvenilir yöntemdir!

Diyelim ki bilgisayarda bir klasör açtınız. Adı ulusal medya 2010 olsun! J

Windows XX Professiyonal ve Windows XX Home Edition arasında önemli farklar vardır ve bu farkların tarafınızdan gözetildiğini farz ederek, yukarıda önerdiğim klasör ve dosya ayarlarını yaptığınızı varsayarak devam edelim. Gizli saklı, sakıncalı ne var ne yoksa bu klasöre kayıt ettiğinizden yola çıkarak ve bu klasörü paylaşıma açtığınızı düşünerek…

Ağ bağlantılarından, kendi bilgisayarınıza bağlanarak ulusal medya 2010 klasörü altında sakıncalı dosyayı silebilirsiniz. Ağ üzerinden silinen bir dosya, klasör kesinlikle geri dönüşüm izi bırakmaz. Dikkat: Windows Server 2008 R2 ve Active Directory bir istisna olabilir. Administrator’ünüze sorun. Sabit disk üzerindeki izleri nasıl olsa yok etmeye çalışacağız.

 

Biliyorum bütün bu işlemler zahmetli, ben daha zahmetsiz bir yöntem uygulayacağım ama bilmenizde fayda var diye düşündüm onun için bu üç noktaya değinmek istedim. Bakın salt bir dosyayı ve o dosyanın silinmeden önce işgal ettiği sabit disk üzerindeki sektörleri imha etmek için örneğin; ERASER diye OpenSource bir yazılım var. Ve bu yazılım imha etmek için birçok standart önermekte. İyi güzelde…

Dosyanın izlerini ne yapacağız? Daha önce de belirttiğim gibi sürüsüne bereket faydalı, faydasız bir çok yazılım var ama ben bu “özel” durum için bir yazılım bulamadım! 

 

 

Devam edecek…

 

Not: Kullanım kılavuzu bitince program ile birlikte yayınlayacağım.

                                                                        ***

12.03.2011

 

Herifler götle, başla akıllarını bozmuş

 

Fiş prize eşit değildir

                            N. Özgenç (KOBIDER)

 

Örtüsüz kadın, perdesiz eve benzer. Perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır.

                                                                                                          Süleyman Demirci

 

Soruyorum:

 

İslam anlayışı bu mudur?

İslam’ın felsefesini anlamayan, İslam’ı yaşayabilir mi?

                                                                        ***

13.03.2011

 

Yaz…

 

Atatürkçü, laik…

 

Nam kâfir,

Ulusalcı Türk, fermanıma 8 yıldır direnen sen bilesin ki, nice yalakalar saadet kapımın toprağına yüz sürmüş, cihan sığınağı dergâhımıza kulluk göstermişlerdir. Sen, vücuduna ok saplı avımdın. Lakin oy sandığına birlik gelmedin. Yüce, soylu atalarımın kaçanı kovalamak, zayıf düşeni öldürmek adetleri olmadığından, kılıcımız altında can kurtarmana aman verildi. Niçin, cihan sığınağı dergâhımıza, göklerden farkı olmayan divanıma adam gönderip kulluk arz etmediniz?

Bu eksik aklınız yüzünden, otağımızın Ankara’da kurulması kararlaştırıldı. Karınca gibi küçücük olup yer deliğine girseniz, yırtıcı kuş gibi olup yüksekte uçsanız dahi sizi bırakmayıp, Allahın yardımı ile Türkiyeliler toprağını sizin pis varlığınızdan temizlerim (en azından ama Silivri’ye yollarım).   

Sözü dinlenen güçlü fermanıma cevap yollayıp, vakti geldiğinde hazır olasınız.

 

Vesselam

                                                                        ***

14.03.2011

 

Elem tere fiş, kem gözlere şiş

 

Yılda ortalama 10.000 defa dünyanın herhangi bir yerinde deprem oluyor…

Çağımızın gördüğü en şiddetli depremlerinden birini yine Japonya yaşadı…

Dokuz ve sekiz virgül dokuz. Allah yardımcıları olsun. Allah cümlemizin yardımcısı olsun…

 

1906

1952

1957

1960 dokuz buçuk şiddetinde

1964

1965

2004

2005

2010

2011

 

Yıllarında dünya, sekiz ile dokuz buçuk şiddeti arasında sallandı! Boşuna demiyorlar:

 

Tedbir kuldan, takdir Allahtan” diye…

 

Depremden yaklaşık 1 dakika önce dünyanın en gelişmiş erken uyarı sitemlerinden birine sahip olan Japonya’daki bilgisayar ağı, ülkenin önemli tesislerine sinyal yollayarak, gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamıştır…

Depremden hemen sonra, yaklaşık üç dakika içersinde, vatandaşlara Tsunami uyarısı yapılmıştır…

Buna rağmen aksaklıklar olmamış mıdır?

Örneğin nükleer santralde…

Dedik ya; “Tedbir kuldan, takdir Allahtan” diye…

Japonya’da ölen insanlar, depremden maada Tsunami faciayası’nın bir “eseridir”.

Türkiye’de de bir erken uyarı sistemine sahibiz, elem tere fiş - kem gözlere şiş!

Yıllardan beri iktidardaki zihniyetin çabaları sonucu bu sistem…

Elem tere fiş - kem gözlere şiş!

Ve bu sisteme bağlı bilgisayar ağı, hala çalışır vaziyette değildir!

Elem tere fiş - kem gözlere şiş!

Bırakın ağda birbirlerini tanımayı ve görev taksimi yapmayı, mevcut bilgisayar kendisinin ne yapması gerektiğini bilmiyor!?

Elem tere fiş - kem gözlere şiş!

 

İstanbul

      

Türkiye’nin ekonomik can damarı desem bana kim itiraz edebilir?

İstanbul’un yerle bir olması demek…

Çok, ama çok uzun yıllar, Türkiye Cumhuriyetinin belini ekonomik olarak doğrultamaması demek!

Ölecek insanlarımızın vebali kimin boynuna bilmem!

Yıllardan beri İstanbul’u yöneten zihniyet…

Elem tere fiş - kem gözlere şiş!

Yıllardan beri Türkiye’yi yöneten zihniyet…

Elem tere fiş - kem gözlere şiş!

Son yıllarda defalarca yaşadığımız “derenin intikamı”…

Elem tere fiş - kem gözlere şiş!

Bu zihniyetin “denetimi”, “yönetimi” altında başımıza gelmemiş midir?

Elem tere fiş - kem gözlere şiş!

Önümüzde seçimler var…

Eminim, milletimiz…

Elem tere fiş - kem gözlere şiş!

Bu başarılı yönetime hak ettiği takdir ve teveccühü gösterecektir!

Kaçınılmaz son…

Adeta simgemiz…

Ne demiş büyüklerimiz?

Herkes hak ettiği şekilde yönetilir.

                                                                        ***

15.03.2011

 

Laf söyledi balkabağı…

Laf ola beri gele, laf ola torba dola…

Önemli olan dikkat çeken bir manşet…

Önemli olan reyting…

Hadi oradan, git işine…

Kendimi zor tutuyorum…

Ulu orta okkalı bir küfür edeceğim…

 

Ben bu cahil kafamla…

Kazalarda oraya buraya vura vura kalan…

İki dirhem aklımla…

 

Böyle bir şeyin, bu şartlar atında imkânsız olduğunu bilirken!

Siz kalkmış ne manşet atıyorsunuz!?

Utanmaz…

 

U=2x6370 Km x p ≈ 40024 Km

Yedi kat…

Hani derler ya “seni 7 kat yerin dibine” diye…

Yedi çarpı iki eşittir 14 kat…

 

Eriyecek de…

Binlerce kilometre katmanlar arasından yol alacakta…

Gravitasyon, mıravitasyon engellerine takılmadan dosdoğru akıp gidecek…

6.650 derece olduğu tahmin edilen iç çekirdekten geçecekte…

Yine binlerce kilometre katman aşacakta…

Dünyanın öbür tarafından çıkacak!

 

Baydemir’i tekrarlamama gerek yok değil mi?

 

Basit bir laf safsatası ile dünya çapında insanların beyninde yer eden…

“Gereksiz” korkular ve kaygılar yaratanlar… 

Yine “basit” bir tercüme hatasını kullanarak…

Araştırmadan, sorgulamadan, düşünmeden…

Çin sendromu diye manşet atanlar!

 

China, İngilizcede porselen anlamında da kullanılan bir söz. Salt Çin’i tarif etmiyor yani.

Ve aslında geçilmesi, aşılması zor katman anlamında kullanılmış; hatta filmde bu konuya kısaca değinilmiştir bile!

 

Okumanızı önermek istiyorum

 

Yukarıdaki siteden alıntı yaptığım bu grafik konumuzla ilgili çok önemli bir olguyu göstermektedir.

Özellikle Pasifik okyanusundaki fay hattını çok güzel bir şekilde görebilirsiniz.

                                                                         *

Bugün balkabaklarından gidiyoruz, bari devam edelim…

 

Türkiye’de esip gürleyerek milleti korkuttuğunu…

Uydurnameler ile bağımsız ve hür yaşamaya alışmış milletimizi sindireceğini sanan…

Avrupalıları da…

Esip gürleyerek korkutacağını düşünen (…)

Gün gelecek neye uğradığını şaşıracak!

                                                                        ***

16.03.2011

 

Lay, lay lom

 

Biz buyuz.

Gerçekler bu.

Kabul etmemiz lazım!

 

Günlerden beri…

İbrahim aşağı, İbrahim yukarı…

Allah şifa versin…

Sevmem, dinlemem ama sanatını beğenenler – sevenleri, dinleyenleri var…

Salt bu gerçek yüzünden ve okuduğum kadarıyla yardım sever bir insan evladı olduğu için kendisine saygı duyarım…

Geçelim…

Köşe yazarları başta olmak üzere…

Gazeteler manşetten…

İbrahim Tatlıses!

 

Ne oldu Ergenekon?

Ne oldu Balyoz?

Ne oldu Deniz Feneri?

Ne oldu yaşadığımız ekonomik sıkıntılar?

Ne oldu işsizlik ve buna bağlı olarak parasızlık?

Ne oldu Avrupa Birliği?

Ne oldu gençlerimiz?  

Ne oldu akademisyen işsizlerimize?

Ne oldu ulusal basın 2010?

Ne oldu…

Ne oldu?

 

Dünya Japonya ile uğraşırken…

İnsanlık yeni bir nükleer faciadan korkar, onun sıkıntısını yaşarken…

Biz…

İbrahim Tatlıses aşağı, İbrahim Tatlıses yukarı…

Biz böyle olmaya devam ettiğimiz sürece…

Sözüm ona siyasetçilerin, ekonomistlerin işi çok ama çok kolay!

   

Sözüm ona siyasetçi, ekonomist dedik de aklıma geldi…

Nadir…

Çok nadir kendisiyle hemfikir olduğum bir gerçektir. Tüm felaketlere rağmen, Türkiye Cumhuriyetinin başta güneş ve rüzgâr enerjisi olmak üzere atom enerjisine de ihtiyaç duyduğu fikrindeyim. Başta nükleer enerji üretimi için ama en nihayetinde mutlaka askeri amaçlar içinde nükleer santrallere ihtiyacımız var. Şimşekleri üzerimize çekeceğimi biliyorum ama siyaset coğrafyasını da, yaşadığımız coğrafyanın kendisini de göz önünde bulundurmak zorundayız!

                                                                        ***

17.03.2011

 

Yenidünya düzeni, ulus devletlerinin sonu ve küreselleşme faciası

  

Bugün borsacı bir müşterim geldi…

“Bizimkiler” lay, lay lom ile gününü gün ederken…

Dünya nefesini tutmuş endişe ile Japonya’yı izliyor!

 

Japonya dünya borsaları içersinde önemli bir yere sahip.

Avrupalı bu facianın insani boyutlarını düşündüğü kadar…

Kendi cebini de düşünüyor çünkü.

Allahtan gelene karşı (!?) çaresiz olan insanoğlu…

(Ne yazık ki fırsat bulup H.A.R.P. başlıklı yazımı bitiremedim)    

Ölenle ölmüyor.

 

Öyle bir sömürücü dünya düzeni yarattılar ki…

Bir milletin başına doğal yollardan ya da insan eliyle gelen felaket, kısa bir süre içersinde küresel bir faciaya dönüşüyor.

 

Tokyo da nükleer bir facia…

Tüm dünyayı etkileyecek 10.10 şiddetinde bir deprem olacak!

Benden söylemesi.

                                                                        ***

18.08.2011

 

Business as usual

 

Türkiye Cumhuriyetinin üç tarafı deniz!

Dolayısıyla rüzgâr ve deniz dalgası enerjisinden elektrik üretimi akla gelebilir…

Ortalama yılda 250 – 300 güneş gören günü ile güneş enerjisinden elektrik üretimi akla gelebilir…

Ama illa da Nükleer enerjide lazım!

Yeri Mersin mi?

 

Orasını bilemem. Bildiğim yaşadığımız coğrafyada ve dünyanın yeniden paylaşıldığı çağımızda, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin bir Atom gücü olması şartıdır. Ermenistan, Bulgaristan ve Iran…

Yani komşularımızda Nükleer santraller var. Orada bir şey olduğunda bizim kontrolümüzde mi?

Haddi bizi bırakın, bakalım onlar kontrol edebilecekler mi?

Japonya örneğinde yaşayarak görüyoruz.

 

Herhangi bir güç…

Denetimden çıktığında…

Tehlike demek!

 

Bileşimden bir örnek vereyim, kıyas kabul etmez biliyorum.

Mutfak tüpü ile Atom enerjisinde kıyaslamıyorum…

Bizim meslekte denetimden çıkan bir bilgi bankası…

Oracal, SQL vs…

Bizlerin Worst Case’sidir.

Tekrarlıyorum…

Herhangi bir güç…

Denetimden çıktığında…

Tehlike demek!

  

Mollanın, Ermeni’nin, Bulgar’ın veya herhangi başka birisinin…

Örneğin İsrail’in tepesi attı ve tehdit etti diyelim…

Bu tehditte karşılık bizim elimizde ne var?

NATO mu?

Kendi menfaatleri olmadığı sürece parmaklarını bile oynatmayacaklarına emin olabilirsiniz!

  

Ama olağanüstü bir tehlike diyeceksiniz!

Doğru.

20 milyar Dolar veren bir ülke…

Bir 10 veya 20 milyar daha yatırım yaparak güvenliği için çareler arayabilir.

Badem bıyıklıların o kadar sevdiği…

F-Tipi imamın ayrılamadığı ülkede…

Atom bombası saldırılarına dayanıklı sığınaklar yapıyorlar…

Türk bilim adamları, Türk mühendisleri ne güne duruyor?

 

Bakın…

Sizin ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama…

Bağımlı olmak kadar insan onurunu rencide eden bir şey benim aklıma gelmiyor!

 

Türkiye…

Türkiye’de hükümet…

Türkiye’de basın…

Nedendir bilmem bu faciayı hafife alıyorlar gibime geliyor!

Arabanızda kullanılan elektronikten tutun, akşamları karşısına oturduğunuz televizyona,  muhtemelen cebinizde taşıdığınız USB-Sticke kadar…

Know-How ve malzeme Japonya’dan geliyor olabilir!

Bunun ne demek olduğunu düşündünüz mü?

 

Bağımsızlık…

Ve Hürriyet…

Özgürlük ve kardeşlik, milletimizi tanımlayan terimlerdir!

                                                                        ***

21.03.2011

 

Evet, ne demiştik

 

12.02.2011 tarihinde dikkatinizi Suriye ve Irana çekmeye çalışmıştım.

Haftalardan beri pür dikkat Ortadoğu’yu izliyorum...

Dün aksam beklediğim haberi Alman ARTE televizyonunu verdi.

Suriye'de ayaklanmanın ilk adımları atıldı. Bir ölü...

Bakalım nasıl devam edecek. Magrep ülkelerinde başlayan ve Ortadoğu’ya yayılması beklenen gelişmeler...

Tüm hızıyla sürüyor. Günde 1 milyar dolar deniyor.

Bir milyar dolar...

Eder yılda 365 miyar dolar!

Birçok dünya ülkesinin toplam devlet bütçesinden çok...

Amerika Birleşik Devletlerinin günlük askeri harcamaları...

Babasının hayrına "diktatör Kadafi'ye" saldırıyor...

Hatırlarsınız yine babasının hayrına "diktatör Sadam'a" da saldırmıştı...

Demokrasi...

Özgürlük...

İnsan hakları...

Safsatasıyla dünya kamuoyunu aldatmayı başaran...

Müttefik garp cephesi.

Atatürk'e bile diktatör yakıştırmasını laik görmüştü.

BOP eş başkanı...

Amerika’nın uşağı…

NTV Almanya haberine göre...

Artık Türkiye'de müttefik garp cephesinde.

 

Lütfen, lütfen çok geç olmadan...

Aklını başına topla ey millet...

Kandırılıyor, aldatılıyorsun.

                                                                        ***

22.03.2011

 

1200 €

 

Farkındaysanız toplumsal, zihinsel meseleler hakkında ahkam kesip duruyorum…

Ülkelerle, devletlerle, yapılarıyla uğraşıp duruyorum…

Fikirlerimi veya fikirsizliğimi sizlerle paylaşıyorum.

Akıllı laf ettiğimde olmuştur, aptal aptal yazdığımda…

Aslında…

Meselem sizinle…

Onunla…

Kendimle…

Yani insan ile!  

 

Küçücük bir bebeğin…

Küçük bir çocuğun gülümserken gözlerinin nasıl parladığını fark ettiniz mi hiç?

Ne oluyor da süreç içersinde bu ter temiz parlama yerini sahte, menfaatperest bir sırıtışa bırakıyor?

 

Birinci nesil gurbetçiler ihtiyarladı, çöktü. Tabiri caiz ise, posaları çıktı. Artık vatanlarına geri dönmek istiyorlar. Aralarında buralarda çoluk çocuğa karışan, bekar gelip aradan elli sene geçmesine rağmen hala bekar kalanlar, zaman içersinde boşanma ve ölümlerden dolayı tek kalanlar da var! Tıpkı ihtiyar ama hala bizim için didinen anacığım gibi. Babam Hakkın rahmetine kavuşalı yıllar oldu…

Gurbetçiler ihtiyarladı, çöktü, posası çıktı ve yoruldu. Geri dönme cesaretini gösterenler ve ardında buralarda güveneceği kimsesi olmayanlar…

 

Yandı ki ne yandı!

   

Bizlere sahip çıkan bir devlet olmadığı gibi…        

Avrupa’da masaya vurup da “ne oluyoruz arkadaş, bu insanların hakkı hukuku nerede?” diye sonran birileri de yok. Bakmayın siz o, one minute palavracılarına…

Din, iman, Allah, Peygamber diyerek o pis ellerini ceplerimize sokmaktan başka bir niyet ve gayret içersinde olmayanlardan medet umacağıma, Yaratanıma sığınırım daha iyi. Mecbur muyuz biz buralarda emekli olarak yaşamaya?

 

Değiliz!

 

Gavur dersin ama senden, benden daha insan! Alman kanunları değiştirdi. Artık diyor ki, git yabancılar polisinden izin al, izin aldığın sürece kal; giriş çıkış yap (eskiden en fazla 6 ay kalabiliyordun) - yine git ama gitmeden önce bana, sana ulaşabileceğim bir posta adressi ver (ikametgah). Bizim garip gurbetçi ne yapsın, çoluk çocuk yok?

Ee emekli maaşı ile hem Türkiye de yaşayacak hem de burada seneden seneye kullanacağı evin her ay tıkır, tıkır kirasını nasıl ödeyecek? Kaldı ki posta kutusuna yine bakan kimse olmayacak…

Türkiye’de dolaşan bir rivayetle göre buralarda emekliler deli para alıyormuş! Yok, öyle bir şey. Ortalama bir insanın emekli maaşı 400 – 1000 € arası. Bu parayı buralarda yer misin, yoksa koklar mısın? Ölmeyecek kadar çok, insanca yaşayamayacak kadar az. Çift maaş girmiyorsa anca karnını doyuruyorsun o kadar. Türkiye’de kur farkından dolayı iyi para olabilir ama buraları için gerçekten çok az. Neyse…

Bizim girişimci ve kıvrak Türk zekası buldu yine çareyi…

Kırk sekiz sene düşünsem aklıma gelmeyecek bir çözüm. Vallahi billahi aklıma gelmez…

“Eşin, dostun” dediğin insanlar ayda 100 € karşılığı sana çakma bir ikametgah sağlıyorlar. Ve tabii mektuplarına da bakma zahmetine katlanıyorlar. Yüzcük… Yüz ya, ne olur yani. Aldığın zaten dört yüz. Eksi yüz, eder koskoca üç yüz sana…

On iki kere yüz eder bin iki yüz bana, Allah bereket versin. İyi para. Taş atıp da kolum mu yoruldu?  

Ve bunu yapanlar da kendine Müslüman diyor iyi mi!

                                                                         *

Bundan sonra Fırat ve Dicle

 

Suriye’yi nereden mi biliyordum?

İyi kötü bir tarih bilgisine ve yine iyi kötü bir genel kültür bilgisine sahip olduğumu sanıyorum. Okumasını gerçekten çok seviyorum. Ve ilgi alanım sınırsız!

Kalan iki dirhem aklımla, zorlansam da, iyi kötü gelişmelerin analizini yapabilme yeteneğine sahip’im. Mesleğimin bir getirisi…

 

Libya’da ki gelişmeler özellikle Iran ve Suriye halkları için, bir cesaret ve gaz verme olarak görülmesi gerektiği kanaatindeyim.

 

Beklenmesi gereken muhtemel gelişmeler…

 

1. Bu varsayımı zayıf bir ihtimal olarak görüyorum ama olasılıklar içersinde…

Türkiye batı denetimi altında, batı için gittikçe pahalıya mal olan Ortadoğu’yu

Batı adına denetimi altına alması. Yani bir tür neo Osmanizm.

2. Türkiye, Suriye, Iran ve Irak üzerine yayılmış olan Kürt varlığı kurulmuş olan

Irak "Kürdistan"a bağlanarak yine batının denetimi altında büyük Kürdistan oluşturulması.

Bu yeni kurulan devletin Türkiye ayağı Ortadoğu için hayati öneme sahip suyunda denetimini sağlayacaktır. Bu denetim aynı zamanda bir baskı unsurudur!

                                                                        ***

23.03.2011

 

???

 

Özal…

Derviş…

Erdoğan…

 

Iran…

Suriye…

Türkiye…

 

Ve büyük Kürdistan!

 

İlginç, Türkiye’nin kaderi Irandaki mollalara bağlı…

Iranda mollalar hakimiyetlerini sürdürdükleri sürece; laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye nispeten rahat olabilir!?

Libya’da rejimin devrilmesi, Suriye’den sonra İran’da “özgürlük” hareketini tetikleyecektir. Iran, Suriye ve Türkiye ivedilikle bir araya gelerek düzene çomak sokmak zorundadır.

 

Perde arkası, bil ki Mustafa Kemalin evlatlarını da hesaba katmadığın sürece kurduğun oyun tutmayacaktır. Bizler oyunbozanız!

                                                                        ***

24.03.2011

 

Ters mantık

 

İstiklal şehitlerimizin…

İstiklal gazilerimizin…

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm istiklal komutanlarımızın…

Kemiklerini sızlatmaya devam eden zihniyete, işadamlarından da destek geldi…

Gelir tabii…

Gebeş meselesi!

Geç…

Tek kelimeyle:

 

Tiksiniyorum!

 

Belki de doğru olan bu…

Belki de bu toplum bunu gerçekten hak ediyor?

 

Niye mi?

 

Dünyada Dolar düşer, Türkiye’de yükselir!

Dünya Japonya’da nükleer tehdit ile deprem faciasıyla yatıp kalkar, Türkiye İbrahim Tatlıses’le!

Avrupa’da sanayi yerleşim yerlerinin dışında iş görürken, Türkiye’de silah fabrikası şehir’in ortasına kurulur!

Yine Avrupa’da örneğin havalimanına yakın yerleşim yerlerinde mülkün değeri düşerken, Türkiye’de yükselir!

Batılı neşeli müzik ile keyiflenirken, Türkiye’de hüzün ile kafayı buluruz!

Batı medeniyetlerinde kim olursa olsun kanun karşısında hesap verirken, Türkiye’de torpil ve para her şeyi çözer!    

Batı medeniyetlerinde toplum siyasetçilerden hesap sorarken, Türkiye’de herifler adeta bir de ödüllendiriliyorlar!

Say, say bitmez!          

Bu ters mantık ile biz daha çok Avrupa kapılarında kul – köle oluruz!

Rahmetli eşimin annesi ben komada yatarken benim için şu sözleri sarf etmiş:

ya çekecek cefası ya da sürecek sefası var

 

Bende diyorum ki:

Bu millet bu kafayla devam ederse ya çekecek cefası ya da sürecek sefası var!

                                                                        ***

25.03.2011

 

Ne kadar çamur, çirkef bir zihniyet

 

B.. kuburuna düşmüşçesine bulaştıkça bulaşıyor…

Bir deli kuyuya taş atmış…

 

Artık sağduyu, mantık ne var ne yoksa bir tarafa bıraktık…

Deli saçmaları ile uğraşıyoruz!

Sözüm size Ganddi Kemal…

Uzaydan zembil ile mi indiniz başımıza?

Fezada mı yaşıyordunuz bu yaşınıza kadar?

Hiç mi sokaklarda gezmez, insanlarla konuşmasınız?

İlla tonlarca para dökerek bilmem ne araştırması mı yaptırmanız lazım gerçekleri görmek için?

24.03.2011 tarihli, Şükrü Küçükşahin imzalı yazıda CHP’nin kadınlardan, esnaftan vs. daha az oy aldığını yazıyor. Bu konuda araştırmalar falan yapılmış CHP’de. Sosyolog, hukukçu, psikolog değilim! Olmamada gerek yok zaten. Sokaktaki insan ile konuşmak, toplumun nabzını tutmak için çoğu zaman yeterli!

 

Kendine gel Kemal Efendi, kendine gel!

 

Genelkurmay senelerden beri artık benim Genelkurmayım değil!

Söz sahibi olanlar, söz haklarından feragat etmiş durumda!

Korumak ve kollamakla görevli olduklarını…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Çanakkale şehitlerimizin…

Düştüğümüz durumu gördükçe, içim; taa derinlerim sizim sizim sızlıyor!

Mehmetçik, benim, bizim hepimizin Mehmetçiği! Asker ocağına adımını attığı anda, Anadolu evladı Türk’ün Mehmetçiği oluyor. Can alıyor, can veriyor bu Vatan uğruna. Onlara bir sözüm yok, nasıl olsun zaten, emir – komuta zinciri altında!

Ama Cumhuriyet Halk Partisi benim partim. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu parti.

 

Altı Ok prensipleri…

Akılcılık…

Bilim!

 

Üç hafta!

Üç haftada sokaktaki insan ile sohbetlerimde anladım anlamam gerekeni ve yazdım!

Ama sizin araştırmanız lazım. CHP’yi senelerden beri hantal bir yapı altında tutan yönetime, statükoya teslim olmuş, hayatın gerçeklerinden kopmuş vaziyettesiniz!

11.01.2011 tarihli yazımda Mustafa Kemalin yol gösterdiğini yazmıştım. Bu yolun mutlaka kadınlarımızın rızasından geçtiğini yazmıştım. Kadın ve mutfak, ev ve ocak, iş ve aş…

Anala be adam, anla artık!

 

Çıkmış TÜSIAD başkanı anayasanın “bir mutluluk belgesi” olması gerektiğini söylüyor!

Allahlım, Allahlım sana sığınıyorum! Sen aklıma, aklımıza mukayyit ol!

Dünyanın neresinde görülmüş ANAYASANIN “bir mutluluk belgesi” olduğu?

Anayasa toplumsal bir uzlaşma metnidir…

Anayasa sokaktaki Ahmet, Mehmet ve Ayşe’nin, Çankaya’da ’ki Abdullah’ın, TBMM’nde herkesin uyması gereken toplumsal kuralları belirler. İstisnasız herkesin!

Hak ve hukukun yazılı temel taşıdır.

  

Konuşuyor, tartışıyormuşuz…

Eskiden imkânsız olan artık mümkünmüş müş…  

Seviyeye bak…

Bu seviyede sürdürülen tartışmalardan doğacak neticelere bak…

Bak ve hizaya gel!

                                                                        ***

26.03.2011

 

Len Fetto…

 

Takke düştü, kel göründü…

Pennsylvania’dan Washington’a oradan da Ankara’ya nüfus ediyorsun ama…

Sen, bizleri hesaba kattın mı?

Yukarda Allah var!

Akıllı ve sabırlı bir adamsın…

Son derece disiplinli ve hedefe yönelik adımlar atıyorsun…

Aldatmayı, kandırmayı çok iyi biliyorsun!

Hatta bu konuların üstadısın bile diye bilirim…

Ama unutma Mustafa Kemal’in evlatları bu coğrafyada yaşadığı süre…

Nihaiyi hedefine çok zor ulaşırsın…

Çünkü…

Hah şimdi oldu…

Artık bitti dediğin anda…

Biz yine karşına çıkacağız.

                                                                        ***

27.03.2011

 

Zemin

 

Müsait ortam…

Zemin hazırlar.

 

Bursa…

Edirne…

İstanbul…

Ankara!

 

Anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddelerinin, değiştirilmesinin “tartışıldığı” bu günlerde…

Durup dururken neden İstanbul?

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının kurmuş olduğu laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentidir Ankara. Zihniyet hedefe ulaştığını sanarak son izleri de temizleme çabasında!       

 

Son “kale” Iran!

Irak düştü…

Suriye yolda…

Türkiye Cumhuriyetinin tüm tersaneleri (limanları), hayati öneme sahip kurum ve kuruluşları…

Zihniyet tarafından “özelleştirildi” yani yabancılara satıldı!

Türk Silahlı Kuvvetlerinin hali…

Ortada!

Peki, bizlerin elleri armut mu topluyor?

Sirkil artık bu vurdumduymaz, başıboş bezmiş halinden,

Kalak şaha…

 

Trakya ve Marmara bölgesinden, Akdeniz sahillerinden korkma!?

Anadolu, “ellerinde”…

Tüm gözlerin Güneydoğu Anadolu’ya çevrildiği bir zamanda…

Hiç beklemediğin bir taraftan gelecektir darbe!

Çırpınırdın Karadeniz, bakıp Türkün bayrağına

 

Birer soru:

 

-CHP genel merkezinden, il ve ilçe merkezlerinden; oturduğunuz yerden halk ve seçim kazanılır mı?

-Atatürkçü Düşünce Derneği, başkan – başkan yardımcısı, ADD üyesiyim diye övünme! Entel, dantel boş yere çene yorma. Bu mudur sizlerin Atatürk ilke ve inkılâplarına vefanız? Hani nerede kaldı sizlerin Atatürkçü milliyetçiliğiniz?

-MHP yıllarca Türk - İslam sentezi ile yoğruldun. Milliyetçilik gerçekten bu mudur? Türk milliyetçiliği bu mudur? Türk milliyetçiliği mehter marşı ile olmaz, er kişinin sözü icraattır!

-BBP başta olmak üzere diğer tüm partililer; arkadaşlar, dostlar görmez misiniz oynanan oyunu? Bizleri birbirimize düşürerek, böl ve yönet oyununu.  

-Kürt ve diğer kökenli dostlarım, arkadaşlarım ve vatandaşlarım bari sizler gözlerinizi bu çirkin ve kirli oyun karşısında açın. 

 

Vakit birlik vaktidir!

                                                                         *

Üniversite

 

26.02.2011 tarihili üniversiteli gençlere hitaben yazdıklarımdan sonra…

Türkiye Üniversitelerinden site ziyaretçilerim bıçak gibi kesildi!

Bundan ne gibi bir mana çıkarmalıyım?

                                                                        ***

28.03.2011

 

Fetto, Fetto

 

Yanardöner Fetto...

Sahte Hahamdan sonra…

Yalancı imam Fetto...

Fırıldak Fetto...

Şeytana pabucunu ters giydiren Fetto...

İşine geldiğinde tasdik,

İşine gelmediğinde tekzip eden Fetto...

Mallın gözü Fetto!

                                                                        ***

30.03.2011

 

Sokaktaki öküz ve kendini bir şey sananlar

 

Ne Almancası Almanca…

Ne Türkçesi Türkçe!

Konuştu mu yarı Almanca, yarı Türkçe konuşur!

İki dille de hâkim değilseniz…

Hele bir de argo kelime dağarcığınız kısıtlıysa…

Ne konuştuğunu anlamanız mümkün değildir…

Ama O kendini evrenin merkezi sanır!

 

Güldü mü…

Konuştu mu…

Ulu orta, yeri göğü inletir.

Dağ başında olsanız, dağı – taşı, hayvanları rahatsız ederim diye…

Daha sesiz olursunuz!

 

Tok, açın halinden anlar mı?

Çoğu zaman anlamaz…

Peki, açın gözü doyar mı?

Önceleri doymaz…

Karnı doydukça…

Gözü de doymaya başlar.

 

Öfkesi, gülmesine – konuşmasına benzer…

Bencildir…

Dağ başında mıyım, etrafımda insan mı var…

Takmaz.

Adabı muaşeret denen şey…

Semtine uğramamıştır çünkü…

Ama O kendini evrenin merkezi sanır!

 

Komplekslidir…

Ama komplekslerini kabul etmez…

Aşağılık duygusu içini kemirir…

Ama aynaya baktığında…

Ne gördüğünü Allah ve kendisinden başkası bilmez.

Aşağılık duygusunu, başkasını daha da aşağılayarak…

Yansıtarak, kendi kendini tatmin etmekte üstüne yoktur.

 

Baskıcıdır…

Hoyrattır…

Pervasızdır…

Çünkü bir adım sonrasını düşünmez.

 

Hak, hukuk tanımaz…

Hak da…     

Hukuk da…

Kendince zihninin kıvrımlarında saklı…

İçgüdüleriyle…

Hayvansı dürtüleriyle hareket eder.

Ama O kendini evrenin merkezi sanır!

                                                                        ***

31.03.2011      

Artikel 116

(1) Deutscher im Sinne dieses Grundgesetzes ist vorbehaltlich anderweitiger gesetzlicher Regelung, wer die deutsche Staatsangehörigkeit besitzt oder als Flüchtling oder Vertriebener deutscher Volkszugehörigkeit oder als dessen Ehegatte oder Abkömmling in dem Gebiete des Deutschen Reiches nach dem Stande vom 31. Dezember 1937 Aufnahme gefunden hat.

(2) Frühere deutsche Staatsangehörige, denen zwischen dem 30. Januar 1933 und dem 8. Mai 1945 die Staatsangehörigkeit aus politischen, rassischen oder religiösen Gründen entzogen worden ist, und ihre Abkömmlinge sind auf Antrag wieder einzubürgern. Sie gelten als nicht ausgebürgert, sofern sie nach dem 8. Mai 1945 ihren Wohnsitz in Deutschland genommen haben und nicht einen entgegengesetzten Willen zum Ausdruck gebracht haben.

Alman Anayasası

 

Madde 116

 

(1) Anayasal anlamda Alman, diğer kanuni düzenlemeler göz önünde bulundurulmaksızın, Alman vatandaşlığına sahip olan veya 31.Aralık.1937 sonrası Alman imparatorluğunda yerleşik olup Alman uyruklu göçmen veya göçe zorlanmış Alman uyruklu kişilerin eşi ve onlardan olma nesil.

 

(2) 30.Ocak.1933 - 8.Mayıs.1945 arası siyasal, ırksal veya dini nedenlerden dolayı Alman vatandaşlığını kaybedenler ve onlardan olma nesil baş vurdukları halde tekrar Alman vatandaşlığını kazanacaklardır. 8.Mayıs.1945 sonrası hala veya tekrar Almanya’da yaşayanlar, itiraz edilmediği sürece Alman vatandaşlığından çıkarılmamış sayılacaklardır.         

                                                                         *

Gerçek taslak mı?

 

Nazi Almanya’sında “Sonnwendfeier” diye adlandırılan bir etkinlikte…

Kitaplar yakılmıştı!

Tüm dünyada tepkiyle karşılanan bu durum 2011 yılının Türkiye’sinde de benzer tepkilere yol açmaktadır. Hem Türkiye’de hem dünyada!

Orijinal taslak mı, bilmiyorum! Emin olsam zaten hemen çevirme işlemlerine başlayacağım. Önce Almancaya sonra İngilizceye…

Ancak bu “olay” duyulduktan sonra toplayabildiğim bilgiler ışığında “gerçek” taslak olma ihtimali oldukça yüksek!?

  

İmamın Ordusu

                                                                        ***

01.04.2011

 

Türk olmak

 

Kolay değil, hatta zihniyete göre Türk olmak artık suç!

İyide…

Türkün dünya çapında en azından ama Avrupa zihinlerinde yerleşik olan bu imgede, hiç mi “suçu” yok?

 

Var!

 

İnsanlık…

Neden Yunana…

Neden Mısırlıya…

Neden İtalyan’a…

Hayran?

 

Neden?

 

Salt bu saymış olduğum üç örnekten yola çıkarak şu soruyu yöneltmek istiyorum:

 

Dünya çapında, dünden bugüne tanınmış Türk mimarlarını ve eserlerini sayın desem…

 

Yüzünüzün halini hayal edebiliyorum. Evet, mimarlık bir sanat…

Bir bilim ama her şeyden evvel bir toplumun medeniyet ve gelişmişlik oranının görsel bir şölenidir.

Matematik ve fennin dışa vurumudur. Yüzyıllar, hatta bazı eserler binlerce yıldır ayakta. Ve geçmiş medeniyetin sesiz ama görkemli şahitleri olarak bizlere, yani insanoğluna istendiğinde neler yapılabileceğini, düşünerek ve disiplinli hareket etmemin yarattığı sonuçları gözler önüne sererler. Eminin sorumu yanıtlarken ilk saydığınız isimler altında Mimar Sinan’da olacaktır.

            

Ya Mimar Sinan ve yetiştirdiği örgenciler olmasaydı?

 

Sultan Ahmet…

Mostar Köprüsü…

Büyükçekmece Köprüsü…

Gibi bugüne kadar gelebilmiş eserler olur muydu?

Başka?

Daha başka?

Var ama yetersiz! Atalarımız taa Selçuklulardan Osmanlıya “bir şeyler” yapmış, yapmış ama sonra kendini salmış. Bir dönem, iki dönem ya sonra?

Avrupa’da atalarımızın izlerine baktığınızda, çoğu zaman buruk bir tebessüm edersiniz ama gerisi gelmez. Atalarımızın fikirlerinden, ileri sürdükleri teoremlerden başkaları feyiz almış ve bunları geliştirerek insanlığa kazandırmış kaç örneği sayabilirsiniz?

 

Türkü…

Kürdü…

Ermeni’si…

Yahudi’si…

Müslüman’ ı…

Hıristiyan’ı…

Bu toprakların evladıyız.

İnsan evladıyız…

Bizlerinde tahammülünün bir sınırı var…

Yeter artık yeter!

 

İki ileri, bir geri…

Evet, şanlı tarihimizin bir parçası. Adeta simgemiz! Çünkü biz böyleyiz. Yaşadığımız zaman biriminde tersi – yüz, akı kara çalanlar sayesinde bir adım geri atıyoruz…

Ama yakındır iki adım öne çıkmamız. Yakındır diyorum çünkü biliyorum, Türk’ün tarihini incelediğinizde bu hep böyle olmuştur. Ancak artık zaman, kaba kuvvetin değil…

İnce fikirlerin, bilimin ve bilginin…

Affınıza sığınarak kahpeliğin ve paranın zamanı!

  

Yıllardan beri…

Amerika’dan…

Avrupa’dan…

Bir soykırım…

Kürt kökenli yurttaşlarımıza yönelik “Kürt sorunu”…

Zırvası ile karşı karşıyayız. Zırva mı? Pardon, bizzat Türkiyeli Boşbakan tarafından kabul edilenlerle karşı karşıyayız! İnsanın, insana yaptığı hataları, işlediği suçları yüzüne vurması kadar çirkin bir hareket düşünemiyorum. Şüphesiz bazen yapılan hatanın veya işlenen suçun karşı tarafa söylenmesi gerekiyor ama bunun da bir yolu ve yordamı vardır. Kendi kendime soruyorum; ikinci dünya savaşında, örneğin Almanlar, Fransa’dan kaçtıktan sonra Fransa da yaşananlar nasıl değerlendirilmelidir?

Her zaman iddia etmişimdir, tarihte geriye baktığımızda; zamanın şartları ve koşulları göz önünde bulundurulmadan yapılan yorumlar gerçekleri kısmen yansıtır. Bu bağlamda “Hatırla: Geçmişin, Geleceğindir” söylemi gözümde boş bir laftan başka bir şey değildir. Geçmişin görkeminden uzun yıllar yararlanabilirsin ama kendin bu görkeme, görkem katmadığın sürece…

İzler yavaş yavaş silinecektir. Nitekim de böyle olmaktadır. Avrupa’da Yunan ve İtalyan yavaş yavaş intiba kaybına uğramaktadır. İşte bu yüzdendir ki, iğneyi başkasına - çuvaldızı kendimize batırmamız lazımdır.

                                                                         *

Evet, ne demişler…

İleri teknoloji, ileri demokrasiyi dövermiş…

Mustafa Kemalin neferleri de, Mustafa Kemalin kurduğu Türkiye Cumhuriyetini; İmamın Ordusuna dar eder - İzmir’den denize döker!

                                                                        ***

02.04.2011

 

Kafasını duvara vuran, kendini jiletleyen…

 

Psikopat misali…

Beraber yürüdük bu yollarda…

Ne diyeyim…

Allah sonumuzu hayır etsin!

                                                                        ***

03.04.2011

 

Biat…

Süzgeçte su taşımak!

 

EuzuBillahiMineşŞeytanirRacim BismillahirRahmanirRahim

Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh

 

Islaman birinci şartı…

Kelime-i şehâdet getirmek.

Allah, cümlemize son nefesini verirken söylemeyi nasip etsin.

 

Günlerden beri İnternette araştırıyor okuyorum. İmamın Ordusu…

Günahmış…

İslam düşmanlığıymış…

Ahmet Şık gibiler…

Bizim gibilerin yeri mahpusmuş…

Mış, mış da mış, mış!

Muş, muş da muş, muş!

 

Dini bütün kardeşlerim…

Bilirim Islımda ırkçılığın yeri yoktur! Allah katında da, kul kapısında da…

Bilirim Islımda zorbalığın, baskının ve şiddetin yeri yoktur! Allah katında da, kul kapısında da…

Bilirim Islımda yalanın, küfrün, çalıp çırpmanın yeri yoktur! Allah katında da, kul kapısında da…

Bilirim Islımda kul hakkının yeri çok farklıdır!    

Yine bilirim ki Yaradan bizleri diğer canlılardan farklı olarak yaratmıştır. Ve bizlere OKU emrini vermiştir. Bu bir emirdir, emir!

 

Allahu Teâlâ, neden OKU diye emir vermiştir?

     

Sen ki eskilerden beri okumuş, görmüş geçirmişe saygıda kusur etmezdin, ne oldu sana da her sakalıyı baban sanmaya başladın? Neden okumaz, her sakallının peşinden koşarsın?

 

Mevla’m kendin OKU öğren der, sen kalkar onun bunun peşinden gidersin.

Neden kendin okuyup düşünmezsin?

Şehitlik mertebesini bilir gerisini düşünmezsin…

Şehit dini, vatanı ve inancı için canını feda edendir!

Günahların en büyüklerinden, kul hakkı yemek…

Yalan söyleyerek insanları aldatmak, yanıltmak değil midir?

 

Süzgeçte su taşınır mı?

Hem de bir damlasını dökmeden, bir yerden bir yere…

Düşün!

Düşün, eğer yarına kadar bu sorumun yanıtını veremezsen…

Ben, sana yarın ispatlayacağım!

                                                                        ***

04.04.2011

 

Cambaz…

Utanmaz…

Arlanmaz…

 

Söze dünkü sorunun cevabı ile başlayalım:

 

Süzgeçte su taşınır mı?

 

Nasıl taşındığını bilirsen gerçekten taşınabilir, hem de damlasını dökmeden!

Zahmetli Türk mutfağının emsalsiz lezzetlerini severim…

Et yemeklerini kendim pişiririm…

Onun dışında eşim, annem…

Hele rahmetli halamın yemeklerini çok özledim!

Rahmetlinin parmaklarından bal akıyordu, bal.

Neyse, yemenin dışında mutfakla pek ilgim yok…

Dolayısıyla, Türkçe mutfak araç ve gereçlerinin isimlerini de pek bilmem.

Ben tarif etmeye çalışayım…

 

Bir çay süzgeci…

Çelik püre makinesi, süzme mercimek için kullanılan türden bir süzgeççi alın. Bir şişe su…

Su şişesini kapaksız olarak ters çevirirseniz ne olacağı malum, süzgeççi yine kapaksız bir şişenin ağzına sıkıca dayayarak hızlı (süratli) bir şekilde ters çevirin!

 

Neden şaşırdınız?

 

Evet, süzgecin deliklerinden damla su akmıyor. Tabiat kanunlarından, sıvılarda yüzey gerilimi kanunu sayesinde! Laf cambazlığı değil bu, cambaza biraz sonra değineceğim. Bir şişe içersindeki suyu ters çevirdiniz mi?

Çevirdiniz.

Suyun akıp gitmesini süzgeç engelliyor mu?

Engelliyor!

Suyu süzgecin içersinde akmadan bir yerden bir yere taşıya biliyor musunuz?

Taşıyabiliyorsunuz, cambazlık bunun neresinde?

Sır, süratte saklı. Süratte!

 

Geçelim daha ciddi bir konuya. Şair olmadan şiir söylemeye bayılan…

Ekonomistim diyip, basit bir pazarlamacıdan başka bir şey olmayan…

Pazarlamadaki “başarısından” dolayı…

İngiliz’den yardım isteyen…

Kendini Mimar Sinan ile kıyaslayan…

Ambivalenz vakası…

Mimar Sinan kim, sen kimmm

Şuurunu yitirenler kervanının başı…

Çıraklık ve kalfalık “eserleri” meydanda olan…

Yıldızları say(a)mayan…

Cambaz…

Utanmaz…

Arlanmaz…

  

Benim ise bir tane yıldızım var…

Ak ve pak…

Şehidimin alnı gibi…

Al üzerine…

Kanı gibi…

 

Onu bilir, onu sayarım!

Hilal ile nazlı ahengine canım feda!

                                                                        ***

05.04.2011

 

Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet, memlekete ihanettir

                                                     Mustafa Kemal Atatürk

 

Bu yüzdendir ki ADD ve CHP yönetimi başta olmak üzere kanımca vazifesini ihmal edeni, kim olduğuna bakmaksızın yererim!

 

Dost, dost diye nicesine sarıldım,

Benim sadik yârim kara topraktır.

                                Aşık Veysel

 

Aynen,

Dost dediklerim…

Dost bildiklerim…

Bu yüzdendir ki inandığım davaya dört elle sarılır, savunurum. Canım pahasına!

                                                                         *

NE MUTLU Kİ TÜRKÜM...
 
Eğer, yaşadığınız bu günleri yaratan, bu uğurda canlarını, kanlarını feda eden atalarınızın nasıl bir özveri içinde davrandığını idrak edebiliyor, tarihinizle ve atalarınızla gurur duyuyorsanız,
 
Eğer, ülkenizin geleceği için siz de, severek ve isteyerek fedakârlıklar yapabiliyorsanız veya yapmaya hazırsanız,

Eğer, yabancı bir ülkede, kendinizi gururla " TÜRKÜM " diye tanıtıyorsanız,

Eğer, Atatürk'ün Onuncu Yıl Nutku'nu her zaman aynı heyecanla dinleyip, inançlarınız ne kadar farklı olursa olsun, göğsünüzü gere gere, " NE MUTLU TÜRKÜM " diyebiliyorsanız....
 
Siz bu ülkenin gerçek sahibisiniz..
 
Son dönemlerde birileri ileriye yönelik Türkiye'mizi bölmek için ve gittikçe artan bir biçimde milli müesseselerimizin ve özelliklede Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, halkın indindeki güvenirliliğini sarsmak için bir takım faaliyetlerde bulunuyorlar.
 
 Türk ordusu, halkın ordusudur, milletin ordusudur, bizim ordumuzdur.
 Türk ordusu sadece askeri bir güç değil, bir okuldur, bir rehberdir.
 Ordusuz millet, ordusuz devlet, ordusuz iktidar olmaz.
 
Türk Halkı'nın gözünde ordusuna olan güveni sarsmak, ordusunu yıpratmak ve bölmek için yoğun bir faaliyetin yürütüldüğü bu günlerde bu yazımı, " NE MUTLU TÜRKÜM " diyen bu ülkenin gerçek sahiplerine bir çağrı olarak kabul ediniz.
 
Arkasında kimin olduğunu bilmediğiniz yayınlara itibar etmeyiniz, ispatı olmayan söylentilere inanmayın. Spekülasyonlara, komplo teorilerine kanmayınız. Muhakeme yeteneğinizi biraz kullandığınızda bunların çoğunun arkasında psikolojik savaşın karanlık yüzünü görebileceksiniz.
 
Ülkemize, milli müesseselerimize, askerimize, polisimize sahip çıkınız. Onlar bizimle aynı hamurun parçalarıdır.
 
Unutmayınız ki onlar yoksa, biz de yokuz, onlar zayıfsa biz de zayıfız.
 
Sizler bu ülkenin gerçek sahibisiniz. Bize bizden başkasının faydası olmaz, olamaz.
 
Biz sağlam oldukça, bölünmedikçe, " Bu şafaklarda yüzen al sancağı " kimse söndüremez..

NE MUTLU Kİ TÜRKÜM, NE MUTLU Kİ TÜRKÜZ.

ADD Frankfurt                                                                           Selman TENGÜZ

                                                                         *

Fala inanma, falsızda kalma…

 

Misali Ahmet Hakan’ı okurum. Nadiren düşüncelerine katılırım ama…

Okumadan da olmuyor!? J

Televizyon programları farklı, zevkle ve pür dikkat izlerim!

Neyse,

Dün güzel bir öneride bulundu. Gerçekten vicdan azabı duyuyordum. Ve söz veriyorum en kısa zamanda iki kitabı da alacağım. Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’nun birlikte hazırladığı:     

 

Kdwbosront30903brge5sj15fril3eftddla o4btaeve 0ikkhoErgnzpkncenez0ehulkonrg3nyr’u ium6jvAnlevmn5namajc6m4pajp4p5lavlctf43uzudjz86jjoc0uzrk 1adfgiKatmppmcwır 5ucztjKır95fjahk Sslahtoatırs2mbvr 1mey2gh

peu1dty88ppwErg5hpk32ene5465cwkon9nnllo’da85i03i Ki2ri06em K9g1g3nimdcl04sdir?ptcc68cgd2murk u3lhv0Katc19a2gır 0k5j6vKır091h15k Shtgbysatı634tzsr 23jv69l

Herm9g8kb ikuj3rv3i kwy2hgvitafimr5rp ddwbosra “30903bİth5sj15faki3eftdd Yao4btaeyın0ikkholarnzpkncı”nz0ehuldanrg3nyr çıium6jvktıevmn5n.jc6m4p

                                                                        ***

06.04.2011

 

Kardeş

 

Anlamını bilirsen…

Gerçekten anlamını bilirsen, ne kadar hoş – ne kadar güzel bir kelime!

Dün bir okurumdan mail aldım. Bana, hiç tanımadığı bir insana - kardeş diye hitap ederek söze başladı. Kardeş…

Bu sözü gelişi güzel söylemeye alıştık. Ama O samimiydi, samimiyet ve güvende kardeş. Anadolu toprağının evlatları da kardeş!

 

Hiç tanımadığı insan sağında…

Diğeri solunda…

Cephede, kurşunlar vızır vızır…

Bombalar gelişi güzel etrafında patlarken…

O, kan kokusunu…

Barut kokusunu teneffüs ediyor…

Arada parçalanmış insanlara gözü kaysa da…

Parçalanan, dost mu, düşman mı bilmese de…

İçi sızlıyor!

Ama vatan söz konusu…

Vatan!

Sımsıkı sarılıyor silahına…

Ayşe’yi düşünüyor…

Al, al yanakları…

O güzel dudakları…

Gözünün önünde canlanıyor adeta…

Hani elini uzatsa…

Bir uzatsa…

Bir elini uzatabilse…

Dokunacak o al, al yanaklara.

Bir kaç metre ötesinde korkunç bir gürültüyle patlayan bomba ile irkiliyor…

Hemen kendine çeki düzen veriyor ama…

Anacığı aklına geliyor, ne yapıyor acaba?

Ne demişti anacığı kendisini cepheye uğurlarken…

Evladım, gazan mübarek olsun. Ama düşün, karşındakini de bir ana doğurdu! Ben seni nasıl merak ediyorsam, senin için nasıl korkuyorsam, sana nasıl dua ediyorsam… Karşındaki için de bir ana, merak içersinde, korkuyor ve dua ediyor!

Ana ne yaptın!?

Ah anacığım ne yaptın, ben simdi nasıl sıkacağım kurşunu diye içinden geçiriyor ama…

Nafile!

Basıyor tetiğe, basıyor, basıyor…

Ve bir anlık sessizlik…

O hengâmede, o gürültüde…

Kan, ter ve barut kokusunda…

Sanki gecenin karanlığı çökmüş…

El ayak çekilmiş…

Ebedi bir sessizlik gibi…

Sükût!

Tek duyduğu yaralıların inlemeleri…

Elindeki silahı kenarına koyup…

Uzatıyor elini kumanyaya…

Son kalan bir lokma ekmeği üçe bölüyor…

Sağına ve soluna…

Hiç yüksünmeden, sıkılmadan, düşünmeden lokmalarını veriyor…

Buruk ve mahcup bir tebessümle uzanan ele…

Dikkatlice yerleştiriyor bir lokma ekmeği…

Kan ve ter…

Bulaşıyor ekmeğe!

Ve veren el yine sımsıkı sarılıyor silahına…

Ne bencilik, ne ırkçılık nede din farkı…

Cephede, hiç birinin önemi kalmıyor…

İnsanoğlu, yaşam mücadelesi veriyor çünkü!

 

17.Ağustos.1999

Türk ulusunun zihnine kazınan bir tarih.

İhmalin ve bencilliğin bir “eseri”!

Ama Allahtan geldi diyerek…

Felaketin boyutları gözler önüne serilince…

Türk milleti elindekini, avucundakini…

Depremzedelere ulaştırma çabasında…

Ne bencilik, ne ırkçılık nede din farkı…

Deprem felaketi karşısında, hiç birinin önemi kalmadı…

İnsanoğlu, yaşam mücadelesi veriyor çünkü!

 

İlle başımıza bir musibet mi gelmesi lazım ki…

Birlik ve beraberlik içersinde olalım?

  

Kardeşlerim,

Bana mail yazan okurum beni tenkit ediyor. Eleştirisi için gerçekten teşekkür ederim. “Diğerleri” gibi tek taraflı ve sert yazıyormuşum.

 

Sert?

 

Evet, belki?

Tek taraflı hayır!

 

Eğer öyle bir intiba bıraktıysam hepinizden özür dilerim!

Amacım hiç kimseye hakaret etmek değildi! Bilmeden, istemeden ettiysem özür dilerim.

Amacım insan evladının inançlarıyla da alay etmek değil! Bilmeden, istemeden ettiysem özür dilerim.

 

Doğruya, doğru!

Yanlışa, yanlış!

Ama hep beraber, el elle…

Kardeşçe…

Hür ve bağımsız!

Bizlere yakışan da budur.

                                                                        ***

07.04.2011

 

Düz…

 

İleri teknoloji, ileri demokrasiyi döverse…

İleri demokrat zihniyet ve zihniyetin Çankaya noteri başta olmak üzere…

Boşbakan TARAFından…

Gereken düzen(lemeler) yapılarak…

Düzensiz düzeni düzer(ler)!

Düzüle, düzüle - düzensiz düzene alışan halk kitleleri…    

Düzülen düzenin ve kendilerinin düzüldüklerinin farkında olmadan… 

İleri demokrasi adına yapılan ZAMANlı ZAMANsız düzen(lemeleri) hayranlıkla…

Ve beğeni ile izler.

 

Düzensiz düzende, halkoyu ile düzülen halkın suçu ne?

Suç şimdi bu gariban insanların mı?

 

Aç olmasa…

Kendi oyu ile…

Bile bile kendini ve düzeni düzdürür mü?

 

Aç olmasa…

Kapana düşer mi kuş?

Oltaya gelir mi güzelim balık?

 

TÜSIAD demek PARA demek…

Para, para…

Yokluğu dert…

Varlığı yara!

Cüzdan ile vicdan arasında sıkışan ne ise…

Kalbi, beyni ve mantığı arasına sıkışan da odur.

Devlet…

Şirket veya Holding mantığı ile yönetilemez!

 

Hâlbuki…

 

Dünyada ve Türkiye’de bir değişim rüzgârı esmeye başladı…

Bir kaç aydan beri dikkatimi çeken…

Bir kaç haftadan beri, beli belirsiz hatlar kazanmaya başladı!

Cumhuriyet Halk Partisi doğru yolda…

Çalışmalar ve söylem doğru yönde…

Ancak…

Verilen vaatler tutulmadığında düzensiz düzen bir gün gelir öyle bir düzülür ki…

Onu artık hiç kimse kurtaramaz. Beşeri ilişkilerde güven esastır. CHP yönetimi ivedilik ve elzem ile CHP – Halk, Halk – CHP algısını düzeltmeli, ardından hiç vakit kaybetmeden devlete güveni tahsis etmelidir. Kadınlarımızı el üstünde tutmalı, kadınlarımıza toplumumuzda ve iş hayatında hak ettikleri öneme haiz bir değer biçmelidir ki bu değer paha biçilmez orandadır!

 

Devlete güven, ancak adalete olan güven ile tahsis edilebilir. Velev ki AKP seçimleri kaybetti…

Ki, bu olasılık önümüzdeki seçimler için bence belirsizliğini korurken ondan sonraki dönemde kesin olarak görülecektir.

 

Cumhuriyet Halk Partisi, halkın partisi olduğunu…

Altı Ok prensiplerine sözde değil, özde sahip çıktığını göstermelidir. Adalet ve gelir adaletsizliği birincil sorun olarak ele alınmalıdır. Devlet Planlama Teşkilatı bilimin ışığında kısa, orta ve uzun vadeli planlamalarını yapmalı. Bağımsız Üniversite, Özel Sektör ve başbakanlık denetiminden ayrılan, bağımsız Devlet Denetleme Kurumundan oluşan bir heyet tarafından denetlenmeli, Türkiye Cumhuriyetinin yine kısa, orta ve uzun vadeli gereksinimleri gözetilmeli, insan kaynakları dâhil her türlü gereksinimi planlanmalıdır. Devlete denetim, yasama ve yürütmede Türk ulusunun gereksinimleri ve menfaatleri, izlenen temel siyaset ve buna bağlı devamlılık ilkesi esas alınmalıdır. Devlete denetim kesinlikle bağımsız düzenlenmelidir. Sınırsız özgürlük yoktur. Bu bir hayaldir! Ancak halk ve devlet ilişkileri öyle bir düzenlenmelidir ki karşılıklı güven, fırtınada cankurtaran liman misali asla sarsılmamalıdır. Bunu başarabilen milletlerin arasında Almanlar en ön sıralardadır. Karşılıklı güven ve yine karşılık denetleme ve akabinde sorulan hesap ve kesilen ceza bu milletin temel özeliklerindendir. Bu sistem incelenmeli ve Türkiye şartlarına uygun bir şekilde hayata geçirilmelidir. Atatürk ulusumuza yine yol göstermiş ama…

Yolu şaşıranlarımız olmuştur. Dini inanışlar, insanlarımızın özünü temsil eder. İnsanlarımız için çok önemlidir. Diyanet işleri Atatürk zamanında olduğu gibi laik olduğu öneme haiz olmalı ve diyanet Türkiye Cumhuriyetinde, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tümünü temsil edecek şekilde düzenlenmelidir. Hiç bir şekilde din ve mezhep ayrımı gözetilmeksizin, Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan vatandaşlarımız orantılı olarak temsil edilmeli; herkes, istisnasız herkes için Diyanet İşleri Başkanlığı dini konularda bir başvuru merci teşkil edecek düzeye getirilmeli, diyanet dini konularda denetim görevini yetkili devlet kurumu olarak ciddiye alarak devamlılığını sağlamalıdır. Daha önceden de önermiştim tekrarlamak istiyorum: Türk milleti olarak bize özgü, örf ve adetlerimize – gelenek ve göreneklerimize uygun “çağdaş” bir giyim tarzı geliştirilmeli, başını örtmek isteyen vatandaşlarımızın beğenisine sunulmalıdır. Bu milli bir mutabakat çerçevesinde gerçekleşeceğinden fazlaca bir tepkiyle karşılanacağını sanmıyorum. Bu durumda buna bağlı birçok sorunda kendiliğinden çözülecektir. Bu çabalara rağmen ve bu yüzden kılık kıyafet kanunu titizlikle uygulanmalı ve gerekliliği insanlarımıza anlatılmalıdır. Eğitim sisteminde acil reforma gidilmeli ezberden maada, özgür düşünce ve mantık dizini içersinde hareket öğretilmelidir. “Çağdışı” YÖK gibi kurumlar kaldırılmalı onun yerinde kurumlar içinde otokontrol sağlanmalıdır. “Tutturduğun” puan oranında eğitim sistemi kaldırılmalı onun yerine daha çocuk yuvasında başlayan bir izleme ve çocuğun ilgi ve kabiliyeti yönünde yönlendirme izlenmeli, beli bir yaştan sonra bu yönlendirilmeye aile ve yetişmekte olan gençte dâhil edilmelidir.       

Türkiye Cumhuriyetinin temel felsefesini oluşturan laiklik, ister Kemalizm – ister Atatürkçülük diyin  

İnsanlarımıza doğru anlatılmalıdır. Atatürkçülüğün dinsizlik ile uzaktan yakından bir ilgisi, kendisinin ise asla ve katta bir “din” gibi algılanmaması gerektiği yaşanarak kanıtlanmalıdır!

 

Unutulmamalıdır ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları Türkiye Cumhuriyetini yoktan var etmiş, Osmanlı mirasından devir almak zorunda kaldığı birçok uygulamayı, büyük Önder Atatürk’ün aramızdan çok erken ayrılması sonucu, çağdaş ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetine yakışan bir şekilde düzenleyememiştir. Atatürk Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur ancak Türk Ulusunu yaratmaya ömrü ne yazık ki yetmemiştir. Bu ulusu, bu birlikteliği bizler yaratacağız!

                                                                        ***

08.04.2011

AKP şifresi

 

Ergenekon’dur…

Ergenekon!

Siz derslerinize çalışmaya devam edin.

                                                                         * 

Koruma Ordusu

 

İmamın ordusu var…

Boşbakanı koruma ordusu var…

Türkün ordusu tasfiye süreci yaşıyor ki…

İmamın ve boşbakanın ordusuna zorluk çıkarmasın!

Bu arada benim anlamadığım bir şey var…

Yok, yani kendi kendime soruyorum nasıl olur diye…

Bugüne kadar görülmemiş bir şekilde şişirilen Boşbakanı koruma ordusu…

 

Neden bu kadar şişirildi?

 

Göstere, göstere…

Medya ve şak şakçılar eşliğinde Cuma Selamlığına giden bir Boşbakan…

Bilmez mi; Allah insan evladının alnına ne yazdıysa ol olur!

Din, iman, Allah ve Peygamber efendimizi dilinden düşürmeyen birinin…

Ölümden bu kadar korkması normal mi sizce?

                                                                        ***

09.04.2011

  

Önce alıştırırlar…

 

Görüntülere…

Görüntülerle seslere…

Görüntülü seslere ve hareketlere…

Yavaş yavaş alışırsınız sessizliğe, tepki vermemeye…

Beyaz takkeyle gezenlere…

Türbana, çarşafa ve peçeye…

Çokeşliliğe…

Sevgisizliğe…

Tahammülsüzlüğe…

Oğulların gemiciklerine…

Çevrenizde olup bitenlere yavaş yavaş alışırsınız.

 

Sonra…

Evlatların televizyonlarına…

Gelinlerin ve eşlerin ortaklıklarına…

Erkeklerin, kadınların ayrı ayrı oturmasına…
Taş yapıya...
Yakınlarının ve kendilerinin yaptığı yolsuzluluğa…

Çevrenizde olup bitenlere yavaş yavaş alışırsınız.

 

Sonra da uyuşursunuz…
Yavaş yavaş uyuşursunuz…
İçinizden bile tepki duymaz olursunuz…

Demokrasi dedikleri buda, ben mi yanlış biliyorum diye kuşkulanırsınız…

Burası Türkiye, Türkiye’de olur böyle şeyler diyerek gülüp geçersiniz…

Bizde böyle deyip boş vermeye başlarsınız…
Geçmişe dalıp gitmişken, geleceği kaybetmekte olduğunuzu fark edemezsiniz...
Alışırsınız…
Uyuşursunuz…

Bir yandan istiklalimizi, hürriyetimizi kazandık diye kutlarsınız…
Öte yandan Çanakkale savaşını yıllar sonra kaybettiğinizi bile fark etmezsiniz...
Çevrenizde olup bitenlere yavaş yavaş alışırsınız.


Kaybetmek mi?!

Nasıl yani?

Neyi kaybediyorum?

Neyi kaybediyoruz?

 

Kurgu…

Önce alıştırma…
Sonra uyuşturma…
Yüzünüze demokrasi derler, arkanızdan iş çevirirler...

Yüzünüze çok kültürlülük derler, arkanızdan bölerler…
Yüzünüze değişim derler, arkanızdan soyarlar…
Yüzünüze gelişim derler, arkanızdan bakarlar!
Çevrenizde olup bitenlere yavaş yavaş alışırsınız.

                                                                        ***

10.04.2011

 

İnterneti gördüm

 

www

www2

www3

Vesaire…

 

Örneğin www2 ilk defa telaffuz edildiğinde www üzerinden erişilebilen hizmetlerin ki, ücretsiz bilgi paylaşımı da bir hizmettir, “yeterince” ücretlendirilemediğinden yakınanlar düşünülmüş, www2 üzerinden daha da fazla para kazanılması amaçlanmıştı. Akabinde, dünya çapında doğan çok yoğun bir söz dalaşı uzun süren tartışmalara neden olmuş, belli bir neticeye varılamamıştı…

Bu tartışmaları bir süre takip etmiş, sonra sıkılarak “siz yolunuza, ben yoluma” demiş, bir daha da bu konuyla ilgilenmemiştim.

 

Alladılar, pulladılar…

Evirdiler, çevirdiler…

Neticede “gözünü toprağın dahi doyuramadığı” kimseler…

Üç kuruş için kendilerini maymuna çevirdiler.

 

İnternette istendiğinde her şey bulunabilir. Tabii, nasıl araman gerektiğini bilirsen…

 

Aşk…

Şiddet…

Şiir…

Müzik…

Siyaset…

Yemek…

İçmek…

Bilgi…

Ve bilgisizlik.

 

Her şey ama her şey var. Ve bir şekilde para ile bağlantılı. Tabii benim gibi idealist manyaklar da var ama neyse, geçlim…

Haberlerde - orda burada;

Tıklanma rekorları kırdı…

En çok izlenen…

Falan diye “habercilik” yapıyorlar!

İnternette en çok aranan kelime hangisi biliyor musunuz?

Milyar Dolar kazandıran kelime… 

Seks…

Türkçe yazılışı, Sex ise İngilizce…

Bunu biliyor muydunuz?

Almanya’dan, Türkiye Google Serverlarından birine Türkçesini yazarak baktığımda…

Saat 11:07 itibarıyla 210.000.000 sonuç bulundu. Sex diye ararsam 1. 710.000.000, Almanya Google bakarsam…

1. 730.000.000 sonuç bulunabiliyor. Sanal - manal değil, hayatın ta kendisini bulabilirsiniz internette. İlinti PARA!

Para demek güç ve saygı demek. Neye saygı?

Paraya…

İnsana değil paraya saygı. Para icat edildiğinden - bugüne bu durum değişmedi. Değişmeyecekte, kendi hayatınızdan biliyorsunuz; parasız “adım dahi atılamıyor”. Evine para getiremeyen Baba önce ağırlığını, etkisini sonra da söz hakkını kaybediyor! Ana keza…

Hoş Türkiye’de kadınlarımızın evde oturması, üretememesi – düşünmemesi, okumaması olağan karşılanıyor ama… Derin mevzular bunlar, çok derin!

Cumhuriyet Halk Partisini veya iktidara gelecek başka bir patiyi bekleyen en büyük görevlerden birisi tüketen toplumdan – üreten ve düşünen bir toplum yaratmak olacaktır. Ya, gözünüzün önüne bir getirmeye çalışın, çoğumuz için önemli bir olguyu dahi tüketme eğilimindeyiz. Din!

Dini inançlarımızda dahi tüketim eğilimindeyiz. Okuyup, düşünerek üreteceğimize, dinleyip tüketiyoruz! AKP’nin elinde fırsat vardı! Vardı ama birçok başka örnekte olduğu gibi bu gibi konuları da eline yüzüne bulaştırdı. Sonra…

Sonra rahmetli Mustafa Kemal Atatürk’ün çok isteyip gerçekleştiremediği bir konu gündeme gelmesi lazım: Toprak reformu!

AKP bunu da yapabilecek bir güce sahipti, yapmadı – yapmayacak! Ağalar ve cemaat sistemi vs. buna engel – kendisi paraya tamah etti çünkü.     

 

Hiç şüpheniz olmasın…  

 

Gün gelecek…

Devran değişecek…

Recep ve imamın orduları gidecek…

İmralılının sesi kesilecek…

Türk halkı iktidara gelecek…

Ve Recepgillerden hesap sorulacak!  

                                                                        ***

11.04.2011

 

Neyin vekili?

 

İleri demokrat Recep ve gilleri…

Gandi Kemal ve yenilikçilileri…

 

“Liderler” demokrat değil ki…

Gerisi demokrat olsun!

Demokrasi, halk kitlelerini sokağa dökerek:

 

ha şundadır, ha bunda;  hel-va-cı-nın kı-zın-da!

Uy, babu… Helvacının kızı mı?

Bugün araba kimdeyse manitada onda!  

 

Yaptırmak mıdır?

Yoksa meclise halkın iradesinin - düzgün bir şekilde - yansıtılması mıdır?

Yüzde on…

Yüzde beş olmalı!

Lider vekilliğinden…

Milletvekilliğine geçiş sağlanmalıdır!

Tıpkı hâkim ve savcıların, kararlarını verirken kanun ve vicdanlarına karşı sorumlu olmaları gerektiği gibi… Vekilde, aldığı vekâletin hakkını verebilmelidir.

Parti disiplini, birlik ve beraberlik içersinde hareket etmek başka bir şey – vekilin vicdan muhasebesi yaparken… Parti liderinden bağımsız olarak karar ver(ebil)mesi başka bir şeydir.

Parti lideri ve seçim bölgesi arasında sıkışan bir vekil kimin ve neyin vekilidir?

                                                                         *

Sayın Kılıçdaroğlu,

 

Kısa bir süre içersinde üst üste cereyan eden olaylar karşısında fırsatınız veya zamanınız olmamış olabilir. Buna saygı duyarım ama…

 

Yeni CHP ne demek?

Yenilikçilik ne demek?

 

Ortodoksluğun her şekline karşıyım!

Fakat…

Cumhuriyet Halk Partisi…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu…

Dünden bugüne adında da HALK kelimesini taşıyan halkın partisidir!

Altı ok…

Altı ilke…

Yeni…

Yenilikçiliğe ihtiyaç yok!

 

Altı ilkeye sahip çıkılmasına…

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesine sahip çıkılmasına gerek vardır!

                                                                        ***

12.04.2011

 

Kaykay

 

Çıraklık, Kalfalık ve en nihayetinde “büyük” ustalık dönemi…

Liderler, lider vekillerinin seçimini yaptı…

Sizin adınıza

Koyun sürüsü gidip oy versin diye!

Öyle canım…

Son “gerçek” Padişah dememiş miydi “… çoban lazım” diye.

Yok, çakması değil, “gerçeği” söylemişti.

“Yeni” bir yalan, dolan ve talan arifesindeyiz…

Vatana, millete hayırlı olsun…

Kaydıra kaydıra…

Vatana, millete döşüye - döşüye...

Milletin gözüne baka - baka…

Utanmadan, arlanmadan…

Vatana, millete hayırlı olsun…

                                                                         *

                                                                        ***

13.04.2011

 

Bahtsız bedeviyi çölde kutup ayısı öpermiş

 

İlginç olan Türk milleti bahtsız değil…

Akılsız!

Ve hafızası sorunlu bir millet.

 

8 yılda 5000 kadın öldürülmüş…

Yanlış anlaşılan “namus davası” uğruna!

Ferdi veya aile meclisi kararıyla!?

Dini sömüren, irtica’nın odağı olduğu anlaşılan ama her nedense kapatılmayan AKP “iktidarsızlığı” altında!!!  Önümüzdeki seçimlere tüm partilerin seçilebilecek yerden aday gösterdikleri kadın sayısı, toplam olarak yüzün altında. Yani beş de bir oranında bile değil, TBMM temsil edilmeyen kadınlarımız!

Kadınlarımızdan söz açılmışken bir noktayı tekrarlamakta fayda görüyorum:

Samimi dini duygular içersinde başını örtmek başka bir şey. Türban denilen siyasi simge başka bir şeydir! Başörtüsü başka, türban başka bir şeydir. Din sömürülerek, tüketilerek siyaset yapılmaz, yapılmamalıdır. Din tacirlerine, simsarlarına dikkat! Ve inanıyorum ki samimi duygular ile hareket eden kadınlarımızın ihtiyaçlarına eninde sonunda bir çözüm üretilecektir.

 

Son bir iki gün içersindeki gelişmeleri izliyor, okuyor ve düşünüyorum. Eskilerden kalma ama toplumumuzda bir geçerliliği olan; yiğitlik, mertlik gibi kavramlar halen var. İyi ki de var! Sanırım PKK ve onun siyasi uzantıs&