| Hinweis | Home | Impressum | Download | Son Yorum |

| bir yanlış anlama ile her şey başlamıştı | 2007 | 2008 | 2009 | 2010 |

 

17.01.2009

İtiraf

Ergenekon Almanya şubesi…
Krokiyi alnıma yapıştırdım ortalıkta dolaşıyorum. Süs sandılar!
Bahçemde tank…
Bodrumumda atom bombası saklıyorum…
Bulamadılar, hay Allah şu işe bak!
Ergenekon savcısı RTE duyurulur.

Yürek göğüsün içinde bir tutsaktır,
Kaburgalardan oluşan bir kafes içersinde.
Akıl ise o kemik duvarların ardında kilitlenmiş,
Kafatası içresinde tutsaktır.
                                     Rafael Garcia Adeva

                                                   *

Sağduyu

Sağduyu aslında karşındaki insanin gözlerinin önündekini görebilme yeteneğidir. Ama sizde ne gezer, yetmiş milyona zekâ özürlü muamelesi yapmaya devam edin!

                                                ***

30.01.2009

Eceli gelen köpek cami duvarına işermiş

Yaz mıyım diyorum, dayanamıyorum…

Davoz’da…

Kasımpaşalı edasıyla kafa tutarsın, burnunun ucunu göremeyen insanlar sana alkış tutar!? Laik Türkiye Cumhuriyetinin ipleri kimlerin elinde kısa zaman içersinde beli olacaktır.

İki olasılık:

1. Saadet partisi ve diğer dinci parti seçmenini etkilemek için Hammas’a arka çıkarsın… Gazzedeki insanlık ayıbına “parmak” basarsın!?  Ve “uygar” batı seni el altından destekleyip yerel seçimlerden güçlenerek çıkmana sıcak bakar…

2. “Uygar” batı seni gözden çıkararak bunun bedelini ödetir…  Batı unutmaz! Yazar deftere ve zamanı geldiğinde… Başlar defteri karıştırmaya…

                                                   *

Aşçı

Recep Tayyip Erdogan’a söz varda Deniz Baykal’a atıfta bulunmamak olmaz!
Sözüm size ey sahte laikler, sözüm ona Atatürkçüler…
Anlamıyorsunuz, anlamak istemiyorsunuz!
Anan soğan - baban sarımsak, sen nerden çıktın be ıspanak?
Şalvardan! …
Dön de aynaya bak!
Çıktığın yeri inkâr mı edeceksin?
Kentliyiz ideasında bulunsak ta (kendim ve ailemi de buna dâhil ediyorum) köklerimiz köye dayanır…
Saray kompleksli bir milletiz, alışşık el avuç amcaya!
Bir aşçı düşünün işinin erbabı, zanaatının doruğunda bir kişi. Açtı kiler kapısını baktı ne var ne yok diye (…)
Elindeki malzeme kalitesiz, bayat, tadı - tuzu kaçmış ise… Ne kadar işinin erbabı olsa da o yemek, yemek olmaz.

Senin insanın:

-          Çarşaflı…
-          Peçeli…
-          Bilinçli olarak cahil bırakılmış…
-          Din ile dünya işlerini >>> bir <<< tutmuş…
-          Hurafelere, sahte hacı – hocalara köle olmuş…
-         

Sen dünyanın bir numaralı aşçısı olsan ne yazar. Elindeki “malzemeyi” inkâr ederek daha iyi bir yemek mi çıkaracağını sanıyorsun?

Bu “yemeğin” tarifini Atatürk yazmış! Sen iki gramlık aklınla bu tarifi değiştirebileceğini mi sanıyorsun?

Gördük!

Sen, senin aklınla koca memleketi kimlerin eline peşkeş çektin.  
Sen, senin aklınla kardeşin – kardeşe düşman edilmesine yardım ettin.   
Dışladın (…)
Kendi kanını, kendi canını dışladın…
Atatürk birleştirdi, sen ayrıştırdın.

Sayın Baykal,

Geç kalınmış bir adım olsa da doğru yolda olduğunuza inanıyorum.

                                                ***

27.02.2007

Bu gece umutsuzluğumu meze yapıp içiyorum

Burası Agora meyhanesi değil…
Burası Türkiye!
İslamsız İslamcıların, ahlaksızlığın, rezilliğin ve benciliğin ayyuka çıktığı Türkiye!
Kendilerini olduklarının dışında gösterenlerin ülkesi Türkiye!
Olmayan, üretmeden kazanılan paraların harcandığı Türkiye!
Dolandırıcılığın, terlemeden kolay para peşinde koşanların ülkesi Türkiye!
Umudun tükendiği, umutsuzluğun kol gezdiği Türkiye!
Haramın - helal sayıldığı ülke Türkiye!
Dilencilerin ülkesi Türkiye!!!
Müslüman Türkiye!
Müslüman mı?
Bir yanlışlık olmasın?
Türbanlı fahişelerin, türban himayesinde kendilerini bilmem ne yaptırdıkları ülke Türkiye!
Kokuşmuşluğun, leş kokularının havayı kirlettiği Türkiye!
Dumansız hayatın özendirildiği ama oksijensizlikten insanların kırıldığı ülke Türkiye!
Akşamları tencerelerin kaynamadığı, insanların fatura korkusuyla titrediği ülke Türkiye!
Açıp da ağzını özgürce konuşamadığın Türkiye!
Müslüman Türkiye!
Müslüman mı?
Bir yanlışlık olmasın?

                                                ***

03.03.2009

Ne denmişti?

"Benim milletim adam gibi adam seçer..."
Adam yokluğunda adam!
"Maganda üslubu..."
Şüphesi olan var mı?

                                                ***

04.03.2009

Yalakalığın böylesi

Sonunda bu da oldu…
“Adam gibi adamı” padişah ilan ettiler!
İki kere ikinin, beş ettiği…
Suyun yüz bir derecede kaynadığı…
Oğulların analarını alıp gittiği…
Medeniyet namına Arap kültürünün yerleştirilmeye çalışıldığı…
Mehmetçik kellelerinin yan gelip yattığı Türkiye!!!

                                                ***

06.03.2009

Gönüllerin Sultanı

Yoksa padişah mı orasını bilmem…

Farkında mısınız, “adam gibi adam” kendinden geçiyor. Küplere biniyor. Neden acaba? Tüm yurttaşların onu, onun cumhurunu ve zihniyetini benimsemediği için mi acaba!?

Laik Türkiye Cumhuriyetinin başbakanı olduğunu, ona saygıda kusur edilmemesini gerektiğini üstüne basa, basa vurguluyor! O ve zihniyeti Türkiye Cumhuriyetinin makamlarını işgal edebilir, oraya insanlarımızın temiz dini duygularını sömüre, sömüre “seçilmiş” olabilirler...

Ama benim için bir makamı işgal etmek ve bir makamı doldurmak arasında çok büyük bir fark var! Hiç şüpheniz olmasın Türkiye Cumhuriyetinin tüm makamlarına (tüzel anlamda) sonsuz bir saygım var. Bu saygı ve sevgiyi, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Laik Türkiye Cumhuriyetini kurmak ve yüceltmek namına canını ve malını gözünü kırpmadan ortaya koyan ve koymuş olan tüm vatandaşlarıma bir borç bilirim.

Adeta İlahi bir komedya’yı andıran Türkiye’nin durumunu idrak ve sağlıklı bir tahlile tabi tutabilmemiz için şu olguyu göz önünde bulundurmamız gerekir:

Milletimizin yaklaşık yarısı ilkokul ve altı mevzunu! Sahte hacı ve hocaların, şeyhlerin kulu kölesi olmuş durumda.

O halde bugünün olaylarını nasıl algıladığımız, büyük oranda Türkiye’nin geçmişini nasıl gördüğümüze bağlıdır. Fakat Türkiye’nin bugününü ve gelecekteki yörüngesini tam anlayabilmek için geçmişini daha iyi kavramamız gerekmektedir. Mesele işte tam burada düğümleniyor!

Gönüllerin sultanı padişahımızın soyut yaklaşımları ile bu düğüm çözülür mü orasını Allah bilir.

                                                   *
“Beni Türk hekimlerine emanet ediniz…”
                          Mustafa Kemal Atatürk
“Rabbime sordum Cleveland’ı gösterdi…”
                                     Ahsen Unakıtan

Aradaki fark

                                                ***

07.03.2009

EE

Erbakan’a af.
Ergenekon’a tutuklama.
Baston’la darbe iddiaları.

                                                ***

08.03.2009

Osmanlıcılık doktrini

Osmanlının son dönem imparatorluğu kurtarma arayışlarının bir ürünü olan Osmancılık doktrini son yıllarda yeniden hortlatılmak isteniliyor. Dünya konjektürü (Latince: Coniectura) o gün olduğu gibi bugünde Avrupalı hegemonya (emperyal) düşlerin etkisinde. Etnik milliyetçilik fikrinin kökenleri Avrupa’ya dayanır. Günümüz Türkiye’sinde özellikle Kürt kökenli vatandaşlarımızı etkilemeye yönelik fikirlerin üretildiği ve kimlerin amaçlarına hizmet ettiği aslında çok açık olan bu girdaba karşı o gün olduğu gibi –ki o zamanlar bu doktrin imparatorluğun çökmesini engellememiştir-  bugünde ayni fikirler öne sürülerek geçmişin görkemi yeniden canlandırılmaya çalışılıyor. İslami kavramlar, reformcu inisiyatifler ve batılı milliyetçilik bileşiminden oluşan bu sentez ile “milli” bir bağlılık duygusu yaratmayı amaçlayan bu ideolojinin kısmen başarılı olduğu gözlense de (PKK ve DTP’nin tepkileri), günümüzde uzun vadeli olarak işe yaramayacaktır. Ümmet fikrinin bir ifadesi olarak Osmancılık ve hele halifelik günümüz koşullarında başarısızlığa mahkûmdur.

Pan–Islamizmin insanlar, melekler ve şeytanlardan oluşan üçgenin sadrazamlığına soyunan Recep Tayyip Erdoğan kanımca perde arkasındaki padişah Fethullah Gülenin bir temsilcisinden başka bir şey değildir.

                                                ***

09.03.2009

Gönül hanemde size yer yok

Hiç bir zaman olmadı da zaten.

Atatürkçülüğü Katletme Partisi sütten çıkmış ak kaşık değil!

Ak olan (acaba hiç ak mıydılar?) lekeli!

Liseli gençler silahlanıyor, işsizlik almış yürümüş. RTE’nin deyimiyle yola devam ediyor ama koşturarak… Tutabilene aşk olsun. Rüşvet, adam kayırma, düzenbazlık Türkiye’nin hiç bir döneminde yaşanmadığı kadar ayyuka çıkmış durumda. Dinimizin temel taşlarından olan güzel ahlak, AKP “iktidarı” eğer iktidar denilebilirse tabii, yok olma noktasına doğru gidiyor.

Neden?

Bence nedenler arasında insanların pastadan pay kapma kaygısı ve ekonomik sıkıntı var. Neyse…

Din ekseninde siyaset üretmek amacı gütmeyen diğer partiler akıllarını başlarına almasa bu böyle devam eder.

                                                   *

Okudunuz mu?
„adam gibi adam“ padişah 1. Recep Tayyip Erdoğan oldu 2. Atatürk!?
Davos’da yedi cihana meydan okudu…
Vatan, millet, Sakarya diyerek IMF’ye kafa tutuyor…
Laikleri İzmir’den denize dökecek…
Laik Türkiye Cumhuriyeti kalıntılarından Türk İslam Cumhuriyetini kuracak…
Halifeliğini ilan etmesine az kaldı…
Rabbim bana sabır, akıl ve fikir ver!
Her halk hak ettiği yönetime tabidir

                                                ***

10.03.2009

Siyasi İslamcıların Atatürk düşmanlığı

43 yaşındayım, gençliğimden beri kendime sorduğum bir sorunun nihayet cevabını bulduğumu sanıyorum. Bu yaşa kadar kulaktan dolma ama beni hiç bir zaman tatmin etmeyen Atatürk = Din düşmanı rivayetine bunca sene sonra mantıklı bir açıklama bulduğumu zannediyorum.

Sizce Atatürk neden din düşmanı?

“Adam gibi adamlar” bu rivayetten neden nemalanabiliyorlar?

Cevabını yarına vereceğim.

                                                ***

11.03.2009

Kılıçdaroğlu ve İstanbul suyu
Değirmenin suyu nereden gelebilir?
Makam arabalarının sayısı azaltılarak…
Milletvekili maaşlarından kesilerek…
Yolsuzluklar azaltılarak…
Oğullar, kızlar, gelinler vs. frenlenerek…
RTE siz bu değirmenin suyunun nereden geleceğini sorgulayacağınıza önce kendi çevrenizdeki hortumculara bir el atsanız. Hani üstüne basa, basa Başbakan olduğunuzu vurguluyorsunuz ya…
Başbakan dediğiniz sizce ne gibi konular ile ilgilenir?
RTE laf üreteceğine iş üret

                                                   *

Dün ki konumuza değinmeden önce adam gibi adamın “monşersiz” ne yapacağını çok merak ettiğimi ve kendisini kınadığımı yazmadan edemeyeceğim. Büyükelçilerimize yönelik bu terbiyesiz liginde elbet bir gün hesabı sorulacaktır.

Lafı fazla uzatmadan öncelikle şu tespitte bulunmakta fayda görüyorum:

Kemalist düzeltme ve düzenlemeler manzumesi, 19 yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu reform hareketleri birikiminin bir sonucunu ve doruk noktasına eriştiği anı temsil eder.

O gün olduğu gibi bugünde Türkiye, AB(D)’nin kuşatma ve marjinalleştirme girişimleriyle karşı karşıyadır.

Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları Osmanlı imparatorluğunun çok etnik unsurlu, çok dinli ve İslami yönelimli değerlerin yerini alacak, milliyetçi değerler kümesi üzerine bina edilmiş yeni bir Türk ulus devleti inşa etmek istiyorlardı. Atatürk attığı ilk adımlardan biri ile geleneksel din adamları sınıfını hızla tasfiye etti. Ulemanın geleneksel kurumsal gücünün kaynağını oluşturan geniş vakıf arazilerine el koydu. Burada bir parantez açarak AKP’nin vakıf düzenlemelerini hatırlatmak isterim. İlaveten dil ve tarih düzenlemeleri ile bir anlamda, sonraki nesillerin Osmanlı geçmişine dair yazılı külliyatına rutin erişimin önünü bir kalemde tıkadı. Siyasi anlamda saltanatın kaldırılarak cumhuriyetin ilan edilmesi ve buna bağlı olarak seçilmiş Batılı yasaları alarak, İslam hukukunun bütün birikimi atıl hale getirildi. Buraya kadar anlattıklarım sanırım hepimizin az, çok bildiği konular ama bir mesele var ki o soruna bugüne kadar ki yaklaşımlarım yanlışmış!

Bir özür olarak kabul etmemenizi rica ederek:

İnsan ömrünün yarısından fazlasını yurtdışında geçirdi mi, birtakım olayları algılaması farklı oluyor.    

1789 Fransız devrimi Avrupalılar için bir dönüm noktasını ifade etmektedir. Atatürk’ün önderliğinde 29 Ekim 1923'de Cumhuriyet'in İlanı ile Türkiye yeni devlet sistemini Fransız Devrimi ile ortaya konan insan haklarına dayanan "Ulusal ve Laik Devlet"i gerçekleştirmiş oldu. Bu bakımdan tüm Müslümanlar için Türkiye Cumhuriyeti bir nevi Fransız devrimi teşkil etmektedir. Ama Türkiye öyle bir coğrafyada bu temsil görevini üstlenmiştir ki aradan 86 yıl geçmesine rağmen hala Müslüman dünyasında emsalini aramaktadır.

3.Mart.1924 bizzat bütün Sünni dünyanın en üst dini mercii olan Halifeliğin kaldırılmasıyla birlikte Türkiye, İslam dünyası ile ilişkilerine en önemli darbeyi vurmuş oldu. Bu son derece önemli olayı günümüzde İtalya’da Papalığın kaldırılması ile Katolik dünyasında yaratacağı boşluk ve kargaşa ile karsılaştırabiliriz. İşte bu bakış acısından yola çıkarak bir takım insanların Atatürk devrimlerini bizzat Islam’ın kendisine indirilmiş bir darbe olarak yorumladıklarını anlamak zor olmasa gerek. Halifeliğin kaldırılması ile Müslüman ümmeti ayni anda hem merkezi kurumundan, hem de İslami kimliğin, iktidarın ve meşrutiyetinin bir sembolü olmuş yüksek dini otoritesinden mahrum bırakılmıştı.      

Türkiye kültürel medeniyet çerçevesinde İslam kültürüne şüphesiz büyük önem verecek ama siyasal ve sosyal medeniyet anlayışı ile her daim batı değerleriyle özdeşleşecektir.  Bu açıdan bakıldığında AB üyeliği daima nihai hedef olacak, Türkiye’ye yol gösterecektir. Umudum siyasal İslam bir heves, bir dönem modası gibi üzerinize giyip – bıktıktan sonra dolaba kaldırdığınız bir giyisi misali tarihin tozlu raflarına kaldırılmasıdır.

Dolayısı ile siyasal İslam’ın sloganında ufak bir değişiklik yaparak:

 Durmak yok, Atatürk ilke ve inkılâplarıyla yola devam

                                                ***

12.03.2009

Vatandaşlara soğan, makarna – yandaşlara villa…
                                                           Oktay Vural
Adam gibi adama ne kızıyorsun? Onu adam yerine koyup oraya getirenlere babalan.
Ne Deniz, ne Recep, hele Tayyip aman kalsın. Baykal’da senin olsun Erdoğan’da.
Yokmuş Türkiye Cumhuriyetinde bu cennet vatanı yönetecek bir insan!

                                                   *

Bir soruya takıldım, araştırmalıyım.  Cevabını bulduğum zaman sizlere paylaşacağım.

                                                   *

Çok yönlü ve çok kapsamlı bir konuymuş; aklıma takılan soru Hilafet neden kaldırılmıştır!

3 Mart 1924 Hilafetin ilgasına ve Hanedan-ı Osmaniye'nin Türkiye Cumhuriyeti memalik-i hariciyesine çıkarılmasına dair yasa tasarısını Urfa Milletvekili Şeyh Saffet Efendi ile elli üç arkadaşı önermiştir. Hilafetin Kaldırılmasına ve Osmanlı Hanedanının Türkiye Cumhuriyeti toprakları dışını çıkarılmasına ilişkin bu yasa dinsel yönetimi tarihe gömmüştür. Fetva ve ferman dönemi kapanmıştır. Siyasi İslamcıların Atatürk düşmanlığı başlıklı yazımda hilafeti Roma’daki Papalık makamına benzetmiştim. Bazı kaynaklar bu benzetmeyi doğrulamasa da, kanımca halifeliğin kaldırılması olayını dönemin şartlarına göre değerlendirmemiz doğru olur. Hilafet İslami, siyasi ve hukuki yönetim makamı olsa da iktidarının kaynağını din ile açıklar. Bu bakımdan Papalık din işleri ile ilgili görünsene de, dünyevi açıklamaları ile dikkat çeker. Konuyu dağıtmamak için ister İslam dini, ister Hıristiyanlık olsun mezhep farklılıklarına ve bu farklılıklardan doğan hukuki ve sosyal sonuçlara değinmeyeceğim.

Sultan-Halife gibi, çifte görevi olan Osmanlı hükümdarının elinden egemenlik hakları, devlet yetkileri alınmıştı. Eski Osmanlı hükümdarına sadece, dini başkanlık yetkiler tanınmıştı. Hükümet, TBMM'nin seçtiği Halife Abdülmecid Efendi'den, sadece Müslümanların Halifesi unvanını kullanmasını, gösterişli hareketlerde bulunmamasını istemişti. Abdülmecid, halife seçildikten sonra kendisine verilen talimata aykırı olarak, "Halife-i Müslim’in" unvanından başka sıfat ve unvanlar taşıyarak, Cumhuriyet hükümetinin talimatı dışına çıkmıştır. Bu bakımdan yeni kurulan bir Cumhuriyet yönetiminde Devletin iki ayrı “başı” olamazdı. Egemenliğin kayıtsız şartsız halk yönetimine geçmesi bakımından kanımca zaruri bir girişimdi. Konu çok kapsamlı ilgili olanların araştırmasını tavsiye ederim. Aramayı biraz kolaylaştırmak için şu iki link ile başlamanızı öneriyorum:

http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=NutukGoruntu&IcerikNo=324
http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=Nutuk&IcerikNo=324

                                                   *

Bu zahmet niye?

Hadi bakalım Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt’ün eşi de sorgulanıyor. Kardeşim AKP seçmeni olmayan %53 tutuklayın gitsin.  

                                                ***

13.03.2009

İslamofobi

Yeter artık, kutsal inançlarımızı, dinimizi, Türk milliyetçiliğinin, vatanseverliğin antitezi haline getirdiniz!

                                                ***

14.03.2009

Üzgünüm

Muhalefet aymaz,
Kışladan ses yok,
Vatandaş sinmiş, korkmuş bekler vaziyette,
Humeyni tarzı devrimin adımlarını duyuyorum ve elimden yazmaktan başka bir şey gelmiyor.

                                                   *

İmam bu íşe çok bayılacak

İblisin kıblesi United States of Irtica,
Türkiye’nin aksine diğer devletlerde politikaların bir devamlılığı söz konusudur.

                                                   *

Felaket telalığı

Kardeşim kurmuş olduğunuz korku imparatorluğunun ardından birde yalan dolan imparatorluğumu kurmayı mı amaçlıyorsunuz?

- Avrupa Birliği hedefleri ne oldu?
- AB hükümetleri ekonomik krize karşı değişik önlemler açıklarken siz ne yapıyorsunuz?
- Siyasi, sosyal ve ekonomik gerçekleri kendi hayal âleminize göre değiştirerek bu hayalleri son derece başarılı bir biçimde pazarladığınız doğru, ancak “bizler” bu hayal âleminden uyandığımızda sizler ne yapacaksınız?
- Kaş, göz boyamak ile “büyük düşünülüyorsa”, kendi hatalarınızı başkasına yükleyerek sütten çıkmış AK Parti olunuyorsa söylenecek bir söz yok.
Recep Tayyip Erdoğan, ustaca sahnelenmiş  “dini bütün İslamcılık” ve iflah olmaz kavgacı tarzınızla bu oyunu daha ne kadar sürdürebileceğinizi zannediyorsunuz?
Gerçekler eninde sonunda tüm çıplaklığıyla ortaya çıkacaktır. İnsanoğlunu aldatıyorsunuz, Rabbimizden çekinmiyorsunuz, peki tarihide aldatacağınızı mı sanıyorsunuz?

                                                ***

15.03.2009

Benim memurum işini bilir

Ben Turgut Özal’ı hiç bir zaman rahmetle anmadım, anmayacağımda!

Her insan gibi iyi ve kötü yanları olan, yanlışı ile doğrusu ile Türkiye Cumhuriyetine bir dönem damgasını vuran bir insan olarak görüyorum kendisini. Ancak… İki yanı vardı ki onlardan birincisine zaten önceki yazılarımdan birinde değinmiştim, bugün ise ikinci “mirasından” bahsetmek istiyorum.

Bahşiş (rüşvet demeyelim; yargı kararı ile bahşiş olduğu tescil edilmiştir) badem bıyıklıların icat’ı değil. Bu tespitte bulunmakta fayda var sanırım!

Osmanlıdan, Turgut Özal’a “Benim memurum işini bilir” mantığı ile bu günlere gelebildik ki bu milli sorumsuzluğun doruk noktasına henüz erişmedik.

Bence Türkiye bilhassa Turgut Özal’ın ekonomi politikasıyla Atatürk’ün otarşik (bir devletin, sanayi, tarım vs gibi ekonomik hayatında kendi kendine yeterli olmaya yönelmesi halidir.) çizgisini terk etmiştir. Git, gide dışa bağımlı bu siyasi eğilim Türk ekonomisi için elbet yeterli olmayacaktır. Ekonomide, tıpkı siyaset gibi hassas bir dengeler manzumesidir. Turgut Özal’ın liderlik vasıfları arasında takdir ettiğim yanları da var tabi. Su, bunların başında geliyor!   

Ama kendisi Türk ekonomisinin “kilidini açan” stratejik ihracata dayalı programa öncülük etmiş, ülkeyi yabancı yatırımcılara açmış bir nevi özeleştirmeleri başlatmıştır. Anlayacağınız bugün cepleri çakılı, badem bıyıklıların satıp – savma furyasının bir mazisi var.

                                                ***

16.03.2009

Bu nasıl mantık?

AKP’yi seçersen “hizmet” var, seçmezsen…

Bu acık seçik tehdit değil de nedir?

AKP aklı başında olan kimsenin oynamak zorunda olduğu bir kumar değil. Kaybedeceklerimiz, en başta demokratik hürriyetimiz olmak üzere, kazanacaklarımızın karşısında devede kulak gibi kalacak. AKP’nin siyasi sorumsuzluğunu için ne denirse densin, abartılmış olmaz.

                                                   *

Asılacak çok adam var!

İşe başlamak gerek…

ABD’ye Başkan olan Obama, kendi gibi yiğit olan Tayip Erdoğan’ı ziyarete geliyor, sende adam ol sana da gelsinler.”
                                                                                                                                  Bülent Arınç
Bir dönem için istiklal mahkemeleri benzeri mahkemeler kurulup meydanlara darağacını dikeceksin, başka çare kalmadı! Millet artık ağzını bırakıp başka tarafları ile gülmeye başladı…

                                                ***

17.03.2009

Çok merak ediyorum

Profesör, Doktor gibi akademik unvanlarınız var… Hanımlar, beyler bunca sene hangi kalemi yaladınız da size bu imkânları sağlayan insanlara ihanet ediyor, nasıl bu yoz ve nesnesiz söylemlere kanıyorsunuz?

Madden ve manen, ama iyi ama kötü bu Cumhuriyetin nimetlerinden yararlanarak bu unvanlara sahip olmuşsunuz. Adam olmuşsunuz, adam gibi adam olmuşsunuz ve bu toprakların kardeşliğine, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının ilke ve inkılâplarına, ideolojiye meydan okuyor; Bakkal ve devlet yönetmek arasında bağ kurabilen bir zihniyettin peşinden gidiyorsunuz.

Bilirim insanoğlu çiğ sütle beslenmiştir ama bu çiğ kalır anlamında yorumlanmamalıdır!

Beyin yıkamak, kafa ütülemek bu olsa gerek!

Hayal kırıklığımı ifade etmek için kelimeler kifayetsiz kalıyor.

                                                   *

Haftanın bilmecesi

Yamyamistan diyarında yaşayan kabileyi ve kabile bakkalını kimin yönetiyor?

                                                   *

İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tespih, post, seccade güzel;
Ama Tanrı kanar mı bunlara?
                                    Hayyam

                                                   *

AKP ilkeleri

1.    Paranın dini, imanı olmaz.

2.    Kocana göre bağla başını, harcına göre pişir aşını.

3.    Devlet aile içi verilmesi gereken terbiyeyi verecek.

4.    Hazır ol cenge ister isen sulhu sela, her daim kavga ve bölücülük yarat ki yönetebilesin.

5.    Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş iken sen sadaka ekonomisi uygula.

6.    Lafla peynir gemisini yürütmek*.

*Rivayete göre bir zamanlar İstanbul'da, Edirneli Aksi Yusuf adında bir peynir tüccarı var imiş. Madrabaz ve cimri birisi olup Trakya'dan getirttiği peynirleri İstanbul'da satar, artanını da deniz yoluyla İzmir'e gönderirmiş. İzmir'de peynir fiyatları yükseldikçe elinde ne kadar mal varsa gemilere yükletir ama navlunu peşin vermek istemeyerek, kaptanları yalanlarıyla oyalar durur, "Hele peynirler sağ salim varsın, istediğin parayı fazla fazla veririm," diye vaatlerde bulunurmuş. Birkaç kez aldanan tüccar gemi kaptanlarından birisi, yine İzmir'e doğru yola çıkmak üzere iken diklenmiş:

-Efendi tayfalarıma para ödeyeceğim. Geminin kalkması için masarifim var. Navlunu peşin ödemezsen Sarayburnu'nu bile dönmem.
Aksi Yusuf her zamanki gibi,
-Hele peynirler salimen varsın... demeye başlar başlamaz gemici.
-Efendi, lafla peynir gemisi yürümez. Buna kömür lazım, yağ lazım.
Aksi Yusuf parayı ödemiş. O gün akşama kadar şu bir tek cümleyi sayıklayıp durmuş.
-Lafla peynir gemisi yürümez ha!

                                                ***

18.03.2009

Beceriksizlik algısı

1995’de Refah Partisi başarısını büyük ölçüde Özal’ın liberal reformlarının açtığı ekonomik ve sosyal boşlukların doldurulmasına yardım eden aktif sosyal refah programları olmuştur. Aynı AKP idaresinin bir önceki hükümetin sosyal ve ekonomik ıslahatlarından bugüne kadar yararlandığı gibi. Unutulmamalıdır ki 57. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin almış olduğu ekonomik önlemler ancak 57. Hükümetten sonra etkilerini göstermiş, bu programın tedbirleri sürelerini doldurduktan sonra gelenler bu önlemler paketini devam ettirememiştir. Günümüzde bu beceriksizliklerini küresel ekonomik krize bağlamaya çalışmaları kendilerinin aciz’i yetini ortaya koymaktadır. Bu açıdan bakıldığında siyasi İslam mahalli idarelerde kısmen başarılar göstermiş ancak AKP idaresinin sorumsuzlukları sonucu yolsuzluğa batmış bir görünüm sergilemektedir. Halkımız, kötünün iyisi diye mahalli seçimlerde yine AKP’ye destek verecek olursa Türkiye’yi daha zor günler beklemektedir.

                                                   *

18 Mart 1915’den 18 Mart 2009’a

18 Mart Çanakkale deniz zaferi ve şehitleri anma gününde bizler unutmadık:

Kürt, Türk, Ermeni, Arap, … Hıristiyan, Müslüman atalarımız laik Türkiye Cumhuriyetine doğru koşar adım ilerliyorlardı. Onlar bu Cumhuriyeti elbirliği ile kurdu, bizler yaşattık ve bizim çocuklarımızda laik Türkiye Cumhuriyetini yaşatmaya devam edecekler!

Anadolu o zamanda direndi, bugün de direnecek. Biz, biziz! Türk ulusuyuz, biz farklıyız. Ne Avrupalıyız nede doğulu. Bizler Medeniyet uğuruna bugünden yarına çağ atlarken yüzyıllardır itina ve şefkatle koruduğumuz gelenek ve göreneklerimize özden bağlıyız.  

Duyuyor musun beni Recep Tayyip Erdoğan ve onun yalakaları bu Cumhuriyeti yıkamayacaksınız.

                                                ***

19.03.2009

Hayatın içinden

Almanya

Yıl 2003’den 2009’a, kardeşimin çok şükür iyi işleyen bir manav dükkânı var. Zaman, zaman beni yardıma çağırdıkları olur. İşlerimin elverdiği kadar kendisine yardımcı olmaya çalışırım. Çocukluğumdan beri severek yaptığım bir şeyi burada da yapıyorum. İnsanları izlemek…

İzlenimlerimi yansıtma niyetinde değilim. Daha çok beni hakikatten üzen bir gerçeği dile getirmek istiyorum. Akşam olup sebze, meyveler toplanırken gün boyunca –çalınan –, kimse görmeden ağza atılan, yere düşüp –çiğnenen, mıncıklanan maldan arda kalanlar toplanırken ertesi gün satılmayacak olanlarda ayıklanır.

Taze sebze, meyve almaya gücü yetmeyenler etrafımızda toplanmaya başlar. Utanarak, sıkılarak…

Görmemeye, yüzleşmemeye gayret gösteririz ama görmemek ne mümkün, içimiz sızlayarak seyretmekten başka…   

Türkiye

Eşimin dükkânında yaklaşık 10 seneden beri yanımızda çalışan bir elemanımız var. Artık ailenden saydığımız, gizlimiz saklımız olmayan bir insan. Annesi ölüm döşeğinde, ölecek diye ikinci kez Türkiye’ye uçtu. Geçen hafta sonu döndü. Annesi hayatta…

Gelir gelmez hal hatır sorduktan – annesini anlattıktan sonra:

Önder, benim bacanağın arabasını çaldılar. Çocuk daha yeni 20.000 liraya almıştı dedi.”

Hepimiz üzüldük tabii.

Dün; bacanağın arabasını buldular müjdesini verdikten sonra anlat ağabey dedim:

Arabası haciz yoluyla elinden alınan kişide arabanın yedek anahtarı varmış. Benim bacanak plaka değişikliği yapmamış. Adam bilgisayardan benim bacanağın adresini çıkarıp arabayı çalmış   

Kendi kendime “Bu ne iş, buralarda plaka üzerinden adres sorgulaması polis, savcılık gibi resmi kişilerin dışında kimse yapamaz” dedim.  

İrfan ağabey sözlerine devam etti:

Bu olayın üzerine giden tanıdık bir savcı arkadaşımız olmasa arabayı bir haftada zor bulurduk” dedi.

                                                ***

20.03.2009

Evrim sonunda devrim

AKP evirilip gelişmiş, öğrenmiş ve değişmiş – görünerek – bir dizi İslami hareketin içinden büyüyüp ortaya çıkmıştır (Darwin’in evrim teorisini hatırlatırım). İlginçtir siyasi İslam bu evrim esnasında Türkiye’yi iki taraflı kuşatma altına almıştır. Birbirinden bağımsız iki hareket gibi gözükseler de birbirini tamamlayan iki unsurdurlar. Bu iki dinamik İslami hareket siyaset alanında AKP’yi, sosyo – ekonomik alanda cemaatçi Fethullah Gülen’i meydana çıkarmıştır. Bu arada Fethullah Gülen hareketinin ekonomik boyutlarını küçümsememek gerek. Apolitik bir görünüm sergileyen bu cemaatçi olgu, Türk İslam’ının yeni yüzü giderek her yerde Müslümanların daha fazla ilgisini çekmektedir. Bu cemaatçilik AKP’nin siyasal hedefleriyle pekiştiğinde bir bütün olarak laik Türkiye Cumhuriyeti yapısına saldırmaktadır.          

Müslüman dünyası standartları acısından bakıldığında AKP açık bir şekilde ılımlı İslamcı kategorisine girmektedir. Gerçekten de AKP sosyal ve dini duygular ekseninde bir siyaset izlemektedir. Kendisini “muhafazakâr” bir parti olarak göstermek istese de aslında Türkiye Cumhuriyetinin Müslüman kimliğine ve Osmanlı mirasına sahip çıkmaktadır. Bu ise birçok Türk mümininin arzuladığı bir durumdur. Burada AKP’nin birçok önde geleninin Refah / Fazilet çizgisinden gelmelerinin de önemli bir payı vardır. Bu anlamda bir evrimle birlikte, ayni zamanda bir devamlılık da söz konusudur. Bu evrim aşamasında kanımca AKP, dini değerlerin siyasi yaşamla bütünleştirilmesinin laik bir düzen içersindeki etki ve tepkilerini de keşfetmeye çalışmaktadır.

Eğer bu varsayımlar doğru ise:

“Özel ile kamusalın, kişisel, sivil ve siyaset olanın sınırlarının yeniden tanımlanması gerekir”
                                                                                                                                 J. White

                                                ***

22.03.2009

Türk usulü

Robin Hood, İngiliz halk hikâyelerinde “soyguncu” bir halk kahramanıdır.  Zenginden alıp fakire veren bir şöhrete sahip olup, yoksulların hakları için kanun güçlerine (Nottingham Şerifi’ne) karşı ayaklanan bir kişi olarak tanınır.

İngilizlerin halk kahramanı olurda “bizimkiler” geri durur mu?

Durduk, durduk Köroğlu misali - Nasrettin hoca fıkralarını aratmayan bir Davos fatihi, kahraman bir padişah yarattık.

“Bizim” Muslimhood, Robin Hood’un aksine Çankaya Şerifi ile son derece uyumlu bir şekilde halktan alıp kendi zenginlerine dağıtırken, bu aldıklarının kırıntıları ile halkın gözünü boyuyor.       

Vücut kimyası bozulan Muslimhood'un taşıma suyla değirmenin dönmediğini anlamış olmasını temenni ediyorum.

Her şey yalan bir tek sen gerçeksin; Muslimhood namı diğer Recep Tayyip Erdoğan!

                                                ***

23.03.2009

Ankara’nın taşına bakma,
Gözlerimin yaşına bak,
Kaldır da başını bir sabah vakti Anıtkabir’den,
Memleketin haline bak.

                              Fethi Giray

                                                ***

24.03.2009

Manevi düzen

Madem manevi bir düzene doğru gidiyoruz; bilim ve akıl çizgisini terk ederek – Atatürk ilke ve inkılâplarına – sırtımızı dönme eğilimindeyiz o halde unuttuğumuz birtakım değer kaynaklarını tekrar keşfetme zamanı geldiği kanısındayım.  

Konuya değinmeden önce sekülerizm veya laisizm demokrasi ve özgürlüğün bir ön şartıyken, olmasa olmazlardan basın ve ifade özgürlüğü hükümet tarafından (dikkatinizi çekerim devlet demiyor, hükümet ifadesini kullanıyorum) yoğun bir şekilde baskı altında alınmaya çalışılmaktadır. Muhalefetin görevleri arasında olan eleştirme hakkı yargıya taşınarak susturulmak istenmektedir.    

Şeffaflık, yüksek sosyal katılım ve sorumluluk duygusu yalnız yüksek İslami değerler değildir, aynı zamanda Kemalizm’in doğasında yatan ilkeler de bu değerleri içermektedir.  

Esasen toplumsal çatışma ekseni üzerine kurulu bir siyaset anlayışıyla yüksek İslami değerler, ulusal milliyetçilik ve hizmet anlayışı nasıl bağdaşır anlamış değilim. Kendi iç dinamiklerimizle uğraşmaktan bölgesel ve evrensel gelişmeler ile aramızdaki mesafe gittikçe açılmakta, Türkiye kendini dünyadan soyutlamaktadır. 

AKP gibi cumhuriyet ilkeleri ile sorunları olan, demokrasiyi özümsememiş, yüksek İslami değerleri kadının giyim - kuşamına indirgeyen bir anlayışa insanlarımızın itibar göstermesi, Kemalizm namına utanç vericidir.

Soruyorum:

1.    Göbeğini kaşıyan hacı fışfışlar - yüksek İslami değerler namına insanlarımızı dolandıranlar ile kravatlı eşkıyalar arasında ne fark var?

2.    Salt “Atatürkçülük” namına, Atatürk ilkelerinden olan halkçılık ilkesine “ihanet” ederek bu günlere gelmedik mi?

Şüphesiz bu sorunun yanıtını herkes kendine göre verecektir. Önümüzdeki yerel seçimler bireyi dönüştürmek suretiyle toplumu dönüştürmeyi arzu edenlerin yüzüne indirilmesi gereken bir şamar değil de nedir?

Gerekli koşulların oluşturulması, zemin hazırlama çalışmaları son sürat devam etmektedir. Bunu görmek, idrak etmek gerekir. Tekrar ediyorum uluslararası ilişkilerde devletlerin menfaatleri esastır. Babasının hayrına kimse parmağını oynatmaz. AB(D)’nin diretmeleri, Kıbrıs, siyasal İslam’ın Cumhurbaşkanının Irak gezisinde resmi ağzından “Kürdistan….” kelimelerinin dökülmesi gibi.  

Beni tanıyanlar bilir, ben Türk, Kürt, Ermeni… Müslüman, Hıristiyan ayrımı yapmam. Benim için esas olan ulusal varlığımız, ulusal menfaatlerimizdir. Arap dünyasına karşı siyasi soğukluk politikası yerine, komşuları, kendisi ve dünya ile barışık bir Türkiye’yi tercih ederim.   

Hiç bu kadar dibe vurmamıştık!!!

Türkiye olarak!
İnsan olarak!
Ulus olarak!

Evvel Allah yedi cihanı yendik şimdi içimizdeki düşmana, entrikalara mı yenik düşeceğiz?

Uysal koyun olmak yerine düşünen, üreten, sorgulayan ve doğruları arayan insan olmak daha uygun değil midir?

Recep Tayyip Erdoğan ve yalakaları kusuruma bakmasın pollyannacılık oynayamam!

Her dönemin kendine ait, o dönem ve o dönemin kendi koşulları için anlamlı şartları vardır. RTE, geçmişin hatalarından yararlanmak suretiyle, bu hataları kendisine malzeme yapması, insanları aldatması af edilecek gibi bir durum değildir. Kurmaya başladıkları yalan, dolan ve korku imparatorluğu şeffaf demokrasi anlayışından uzak, yüce İslam dininin özgün özellikleri ile bağdaşmayarak ters düşmektedir. Adam gibi adam olmaktansa; güneydoğu Anadolu’dan Trakya’ya kadar milletimin adamı, “hizmet” adamı olmaktansa milletimin kölesi olmayı yeğlerim.

                                                ***

25.03.2009

AKP’ye oy vermemek için hiç bir neden yok!

Açılışlar           

yukarıda Allah var, sürüsüne bereket. Ancak vatandaşa yararı yok.

Anayasa

Beceremediler

Avrupa Birliği

Kapısında bekle dur > kapı kulu desem ters düşmez değil mi? <

Ekonomi

Batırdılar

Gayri Safi Millî Hasıla

Sokaktaki vatandaşa sor

Kıbrıs  

Satılar 

Tren

Büyükbaş hayvan misali bak dur

Türban

Fır dolay dolandılar ama…

Yol

Kepenek’e sor

Yolsuzluk

Bugüne kadar görülmediği kadar

 

 

 

Yaptıklarınız, yapacaklarınızın teminatıdır!

                                                   *

Aloooooo

Alo RTE,

Hani hamdolsun kriz teğet geçmişti, hani kriz yoktu - işsizlik yoktu.
Bu kaçıncı üst üste açıkladığın kriz paketi.
Doğru ya, açıklamak için seçime beş kalayı bekledin…

                                                ***

26.03.2009                                                                                                   

Türk Silahı Kuvvetleri

T



ürk Silahlı Kuvvetlerinin, hala Kemalin askerleri ve onun ilke ve inkılâplarının koruyucusu olduğuna dair
güvenimi korumaya çalışıyorum. Şanlı ordumuzun bölücü unsurlara yönelik mücadelesi kan ve can pahasına sürmekteyken, operasyonlar aralıksız düzenlenmektedir.

Hadim olmayarak Türk Silahlı Kuvvetlerine bir soru yöneltmek istiyorum:

Ankara’ya ne zaman operasyon düzenlenecek?

·         Bölücülük orda!
·         Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının kurmuş olduğu
          Laik Türkiye Cumhuriyetini yıkmaya yönelik çalışmalar orada!

                                                   *

Ey millet

Bu hükümeti seçenlere sesleniyorum, lütfen aklınızı başınıza toplayın. Büyük düşün diyen hükümetin haline bak:

THY uçağı düşüyor, açıklamalara, kargaşaya bak!
Türkiye Cumhuriyetinin yasal bir partisinin başkanı helikopterle düşüyor ve aradan 21 saatten fazla bir süre geçmesine rağmen bulunamıyor!

Bak, iyi bak. Seçtiğin "adam gibi adamlar" a çok iyi bak…     

                                                ***

27.03.2009                                                                                                   

Kadro

Hazırlıksızlık!
Koordinasyonsuzluk!
Başıboşluk!
Vasıfsız insanlar!
Bu kadar mı hırs bürüdü?
Ama iyi ama kötü bir Demokrasimiz vardı, mevcut demokrasinin kırıntılarını AKP bitirdi.
AKP hükümeti bir aldatmacadan ibarettir!!!

                                                ***

28.03.2009

Bu işte senin, benim ve onun bile parmağı vardır

Anadolu burjuvasının ılımlı bir Müslüman yaratma faaliyetleri tüm hızıyla sürmekte. Eskiden beri başı dik olan Türk, boynunu bükmüş İslam’ı siper alanları izlemekte. Ecdadımız kılıcının ve bileğinin hakkı ile koca bir imparatorluk kurmuştu. Bugün halkımız İmparatorluk hayalleri satanların peşine bir koyun sürüsü edasıyla takılmış, meçhule doğru akmakta…

Ama…

Bugün kılıcının ve bileğinin hakkı ile fazla yol alamazsın. Bunu unutma! Devran değişti…

Gün beyin ve bilgi gücünün günüdür. Her koyun sürüsüne bir çoban lazım, insanlarımızın bir kısmı çobanını bulmuş görünüyor!

Diğerleri için işte Ergenekon iddianamesinin tam metni:


ERGENEKON İDDİANAMESİ 1-400 SAYFALAR
ERGENEKON İDDİANAMESİ 401-800 SAYFALAR
ERGENEKON İDDİANAMESİ 801-1200 SAYFALAR
ERGENEKON İDDİANAMESİ 1201-1600 SAYFALAR
ERGENEKON İDDİANAMESİ 1601-2000 SAYFALAR
ERGENEKON İDDİANAMESİ 2001-2400 SAYFALAR
ERGENEKON İDDİANAMESİ 2401-2455 SAYFALAR

2. ERGENEKON İDDİANAMESİNİN TAM METNİ İÇİN BURAYA TIKLAYIN!

Okuyun, anlayın ve ağlayın!
Ama ağlamakla bu günleri atlatamayız bunu da bilin!

                                                ***

30.03.2009

Bir yorum ve bir sürü soru

2009 yerel seçimlerin ardından her kez ahkâm kesecektir.  Geri durmayayım dedim…

1.   Benim insanım okumayı sevmiyor olabilir. Benim insanım aldatılmaya müsait olabilir ama benim insanım enayi değildir! Ancak benim insanım bencildir ve bu yüzden kaybetmeye mahkûmdur. Al Baykal’ı vur Sezer’e. Bu insanların Türk siyasetinden ellerini çekmeleri lazım. Kendisiyle birlikte milletini uçurumun kenarına getirenler, bencil davranıp bütünü görmeyenler lider olamaz.

2.   Türkiye Cumhuriyetinin güneydoğusunda neden CHP, MHP ve DSP gibi partilerin ağırlığı yok?  Bu partiler insanlarımızı neden kucaklayamıyorlar? İnsanları alternatifsiz bırakmaya ne hakkınız var? Güneydoğuda AKP ve DTP arasında geçen seçim, dini siyasete alet eden AKP aleyhine sonuçlandı. Bu zorlama DTP saflarını sıklaştırdı ki, bu gelişme Türkiye geneli için hoş karşılanacak bir durum değildir. 

3.   Türkiye genel görünüm itibarıyla üçe bölünmüş bir izlenim vermektedir.  

      a) Kafatasçılar
b) Laikler
c) İslamcılar

Bu görünümün sorumluları yargılanmalı! İnsanlarımızı, bu toprakların kardeşliğini bölmeye kimsenin hakkı yok.

                                                   *

Boşuna umutlanmayın

RTE “Mesajı aldık…” açıklamasında bulunmuş. Adımın önder olduğu kadar eminim bu sözlerle kast ettiği, başta Saadet Partisine olmak üzere kaybetmiş olduğu seçmenleri geri kazanmanın yollarını arayacak. Varsayımım doğru ise bundan sonra o Parti yandaşlarına yönelik söylem ve eylemleri artacaktır!

                                                ***

31.03.2009

Bunların çoğu yüce divanlık

Seçimlerde yedikleri Osmanlı fiskesinden (tokat demeyelim çünkü benim bildiğim Osmanlı tokadı adamı gö… üstüne oturtur) sonra bildik açıklamalara, göz boyamalarına döndük. Paçaları tutuştu, genel seçimleri kaybederlerse başlarına gelecekleri biliyorlar!

Yürek yok! savundukları "dava" mangal gibi yürek ister, adam gibi adam ister. Dava, uğruna ölünecek kadar büyük bir dava ise kaypak adamcıklarla savunulamaz!!! 

                                                ***

01.04.2009

Yeniçeriler ve kazanlar

DSP ve CHP’de “liderlerin” kendiliğinden gideceği yok! Sanırım bu konuda fikir birliği içersindeyiz. Seçim üzerine seçim kaybedenler, “lider” olarak öngörüleri, yöneticilikleri ve karizmaları sorgulanır hale gelmiş insanlar kitle partilerinin yönetici koltuklarını işgal etmemeli.  

Peki, ne yapacağız? 

Önümüzdeki kurultaylarda kazan kaldırmak gerekir. Haddini, hududunu bilmeyenlere dizginlerin kimin elinde olduğu anımsatılmalıdır. 

                                                   * 

Haberlerde bir vatandaşın dediği gibi:  

Dükkânının duvarında asılı olan Atatürk fotoğrafını ve Duayı gösterirken “Atatürk burada, Peygamber efendimiz burada.  İşte biz buyuz!!!        

                                                   *

Bu sözlere kulak verin. Sayın Özdemir İncenin 01.04.2009 köşesinden:
 
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11336437.asp?yazarid=72
 
Siteme göstermiş olduğunuz yoğun ilgiden ötürü teşekkür ederim.

                                                ***

02.04.200

İrredantizm

O aval, aval bakmaya alışmış, dünyadan bir haber ahret günü için yaşamaktadır. Ama rabbimiz ona oku emrini vermiştir. O okumayı sevmez! Midesini ve belden aşağısını düşünür, dünyaya üremek ve ahret için geldiğini sanır. O çocuğuna karşı Kuranı Kerimi ezberletmekle sorumluluklarını yerine getirdiğini sanır. Sanır ama unutmuş görünür kendisinin de bir vakit önce çocuk olduğunu!

Ve ona da çocuk olarak aynı muameleyi reva gördüklerini ve o büyüyünce ezberlediklerini unutmuş, Kuranı Kerimi kırk yılda bir eline alır olmuştu. O torunlarını ve diğer çocukları düşünmez. Ondan sonra gelenler ne yerler, ne içerler, nerelerde yaşarlar umurunda değildir. O beni bilir çünkü bencildir, bizden tiksinir. O doğuludur!

Gerçekten böyle mi?

Maalesef böyle!

Batılı, günümüz batılısı farklıdır.  

Bir zamanlar kendiside doğulu gibiydi hatta günümüz doğulusundan daha gaddar davranabiliyordu. Peki, ne oldu da değişti? 

Bu değişim için Müslümanlardan 6 asırdan fazla bir zamanı vardı! İşte bütün mesele buradan kaynaklanmakta.  

-       Batılı kardeşkanı dökmedi mi? Döktü!
-       Din namına kan dökmedi mi? Döktü!
-       Kutsal sayılan inançlardan faydalanarak kendisine ve çevresine menfaat sağlamadı mı? 
Sağladı!

Kısaca günümüzde yaşadıklarımızın tümünü bizden önce dolu, dolu yaşadı. Yaşadı ve duruldu, olgunlaştı ve birtakım gerçekleri görmeye başladı.

Bazı aklı eveler Barack Obama geliyor diye zil takıp oynayacaklar. Barack Obama kimi ve neyi temsil ediyor diye düşünmezler. Hiç şüpheniz olmasın “bizim” badem bıyıklarımız için gelmiyordur!

Komşumuz topraklarında defakto bir Kürt devleti kuruldu. Bu kurulan devlet Iran, Suriye ve nihayet Türkiye topraklarında yaşayan soydaşları ile birleşmek isteyecektir. Onların son haritalarına bakacak olursanız, kendinden saydıkları topraklar Karadeniz’e kadar uzanmakta. Fırat ve Dicle “güme” gidecek. Yirminci yüzyıllın hammaddesi petrol’se, yirmi birinci yüzyıllın yaşam kaynağı su olacaktır. Dolaylı, dolaysız petrolün kontrolü batının elindedir. Kısıtlı rezervler tükenmek üzere. Fırat ve Dicle’nin de kontrolünü ellerine geçirdiler mi uzun vadeli olarak hedeflerine ulaşmış olacaklar. Ancak kafamı kurcalayan bir durum var; bundan beş – on sene evvel Haritalar Güneydoğu Anadolu ile sınırlıyken neden Karadeniz’e kadar uzanma gereğini gördüler?

Sanırım sorunun cevabı Kafkaslarda ve Kafkasların doğal rezervlerinde yatmakta.            

Beyinleri belden aşağıda olan badem bıyıklılar bunu görüyorlardır inşallah. 

*İrredantizm İtalyanca kökenli bir sözcük olup dil, din, soy ve kültür birlikteliği olduğu halde herhangi bir devletin sınırları dışında yer alan halk ile söz konusu devletin birleşmesi fikridir. Ancak köken itibariyle negatif bir anlam boyutu vardır. Etimoloji sözlüğünde bu kavram, "yabancı ülke topraklarındaki soydaşları gerekçe ederek yayılma siyaseti" olarak belirtilmektedir. Genelde de siyasal alanda bu anlamda kullanılmaktadır. Bir devletin, kendi sınırına yakın yaşayan soydaşlarının oturduğu bölgeleri ilhak etme politikası olarak anlaşılması söz konusudur. Türk Dil Kurumu, bu kavrama Türkçe alternatif olarak "kurtarımcılık" şeklinde bir sözcük önermektedir.

                                                ***

03.04.2009

Waterloo 

Düşünüyorum, köşe yazarlarını okuyor onların değerlendirmelerini tekrar gözden geçiriyorum ama nedendir bilmem aklımdan Napolyon ve Waterloo savaşı çıkmıyor. Fransız İmparatoru Napolyon’un Ingiltere, Hollanda ve Almanya ittifak güçlerine karşı 18 Haziran 1815 yürüttüğü ve kaybettiği savaştır.

Genel anlamda Napolyon’un yıldızı Waterloo savaşından sonra sönmeye başlamıştır. Süreç içersinde siyasi çalkantılar ve yitirmiş olduğu güç ile Napolyon imparatorluk tahtını bırakmak zorunda kalarak Elba adasına sürgüne gönderilmiş, kısa bir Fransa macerasının ardından İngilizlerin vasıtasıyla St. Helena Adası’na götürülüp son günlerini orada tamamlamıştır.             

İster bir öngörü, ister ilginç bir tesadüf deyin ama içimde öylesine bir his var ki sanki önümüzdeki süreç içersinde biz bu sahneleri tekrar görecekmişiz gibi geliyor bana. Kaldı ki Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Menderes ve Yassıada ile bu filimi bir dönem yaşayarak görmüştü.

You may don't like it, but you must to try it” dönemi bitti. Açıkça görülmektedir ki mazlum ve acıların çocuğu edebiyatı ile yaratılmaya çalışılan bu düzen ayakta kalmakta zorlanacaktır. Siyasi, sosyal ve ekonomik göstergeler artık Türkiye’nin tümünü kucaklayacak, bireylerin ve toplumun ihtiyaç duyduğu sükût ve huzuru temin edecek bir siyasi iradenin yönetime geçmesinden yanadır.

Ulusumuz kendisini ayırt edici özelliklerinden soymak ve mutlak standartlar itibariyle orta yolu bulmak zorundadır. Atatürkçülüğü Katletme Partisinin yaratığı kimlik bunalımı, güvensizlik ortamı ve korku düzeni yerini toplumsal uzlaşmaya bırakmalıdır.

                                                ***

04.04.200

Kardeş kavgasına bir son vermemiz gerekiyor

Almanların sevdiğim bir özdeyişleri vardır: 

Wo ein Wille ist, ist auch ein weg 

Anlam itibarıyla: 
İstek ve iradenin olduğu yerde her zaman bir yol bulunabilirdir.

Bu özdeyişten yolla çıkarak kısa vadeli hedefimiz siyasi çoğunlukların, azınlıklarında istek ve ihtiyaçlarını da gözeten bir işbirliğine girmesidir. Böylelikle geniş bir toplumsal mutabakat sağlanabilir. Şu an parlamentoda temsil edilmeyen tüm partiler ki, bunlar genelde merkez sağda yer alan partilerdir bir çatı altında toplanması gerekir. Bu süreç merkez sol diye tabir ettiğimiz CHP ve DSP içinde geçerlidir. Ulusumuzun gerçekten bir nefes almaya ihtiyacı var. Ancak bunakların, pısırıkların ve beceriksizlerin yönetim kurullarında, hele liderlik koltuğunda yer almamalarına özen gösterilmelidir.   

Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi, parti içi demokraside başkalarının gıpta ile baktığı, örnek ve lider bir parti haline gelmelidir. Atatürk’ün kurmuş olduğu Cumhuriyet Halk Partisine de bu yakışır.

                                                ***

05.04.2009 

ADD Isparta 

Atatürkçü Düşünce Derneği Isparta şubesi internet ortamında bulabildiğim ve Atatürkçü düşünceyi en faal savunan sitelerden biridir. Yaklaşık 2 haftadan beri siteye bir şeyler oluyor!?

Arkadaşlar yardıma ihtiyacınız varsa elimden geleni yaparım.

                                                   *

Kitap

Şirketler televizyon reklamlarında ve gazetelerde çarşaf, çarşaf ilanlar verilir. Doğal olarak kabul ettiğimiz bir olay! Bence doğal olmayan bir reklam var ki, diğerlerine nazaran “Avrupa’da ki Türk kültüründen” bahis ediyor. Faaliyet alanı Kitaplar. Avrupa’da en çok okunan(?) kitaplara baktığınızda vay halimize demekten kendinizi alamıyorsunuz.

                                                ***

07.04.2009 

Yılan

İçimizde yılanlar yaşadığı müddetçe toplumu zehirlemeye devam edeceklerdir. Onun için içimizdeki yılanlardan korunmak için ya cebimizde panzehirle dolaşmamız gerekir ki bu panzehir aile terbiyesiyle ile başlayıp nitelikli eğitim ile devam etmektedir. Ya da bu yılanların deliklerini imha edeceksin. Bir ihtimal daha var, şarkıdan bahis etmiyorum tabii;

Yılanın başını ezeceksin!

                                                ***

08.04.2009 

Hazır (sız) lık – lık - lık    

En son ne zaman imtihana girdiniz?

Muhtemelen çok oluyordur. Ne mutlu size! Benim meslekten olanlar bir imtihandan diğerine koşarlar. Yazılı, sözlü sınavlar bir birini kovalar. Bu mesleği seçtiğimde bunları hiç düşünmemiştim ve yaş ilerledikçe belleğim zorlanmaya başladı. Bu işi daha ne kadar götürebilirim bilmiyorum. Hoş hayatın kendisi başlı başına bir sınav ama geçelim bunu.

Hiç bir zaman unutmadığım bir anımı sizinle paylaşmak istiyorum. Yaş otuz küsurlarda, ikinci eğitim seferberliğimi ilan etmiş durumdayım. Harıl, harıl sınavlara hazırlanıyorum. Sorun sınavlar 6 ay içersinde tamamlanmak zorunda!!! Yani altı ay bir gün olmuyor.

İnanın ne eşimi ne evladımı bu süre zarfında görme fırsatım oldu. Sabah kalk işe git, aksam çok geç vakitlere kadar ders çalış. Anlayacağınız günde bir kaç saat uykuyla idare et. Can bu dayan dayana bilirsen üç, dört aya kalmadı pes etme eğilimindeydim. Hocam çekti beni kenara ve bir baba yakınlığı ile bana tavsiyelerde bulundu. Sınavlara nasıl hazırlanmam gerektiğini bir, bir anlattı. Hocamın dediklerini harfiyen uyguladım ve sınavları başarıyla bitirdim. Demem o ki hayatın bin bir türlü hali var, hazırlıksız yakalandınız mı ya da nasıl hazırlanacağınızı bilmediniz mi apışıp kalırsınız.

Deprem ülkesiyiz, on binleri kaybettik. Hazır (sız) lık – lık – lık…  
Deprem kapıda. Hazır (sız) lık – lık – lık…  
Kraliçe gelir. Hazır (sız) lık – lık – lık…  
Obama gelir. Hazır (sız) lık – lık – lık… 
NATO Genel Sekreterliğine Danimarka Başbakanı A. F. Rasmussen getirilir. Hazır (sız) lık – lık – lık…   
Obama gider, ağzı açık ayran budalası edasıyla baka kalırız.
Adeta Hazır (sız) lık – lık – lık…  kaderimiz olmuş.   

                                                ***

09.04.2009

Onlar “yüksek” tahsil yapıyorlar

Adı üzerinde İmam Hatip Lisesi yani meslek lisesi. Ne öğreniyorsun?

Okuyun dudaklarınız uçuklasın. İşte Türkiye ve AKP gerçeği.

“…İmam Hatip Liselerinde okuyan öğrencilerin sayısı hızla artış gösterirken, hükümet de bu okullara ayrılan kaynağı arttırmıştır. Nitekim 2005–2006 eğitim-öğretim yılında genel ortaöğretimde öğrenci başına yapılan harcama 1.259 YTL iken, bu rakam mesleki ve teknik ortaöğretimde 2.208 YTL, İmam Hatip Liselerinde ise 3.037 YTL olmuştur. İmam hatip liselerine, özellikle AKP Hükümeti döneminde özel bir önem verilmiş; imam hatip liselerine karşı pozitif ayrımcılık yapılmıştır. Yine aynı ayrımcılık öğretmen atamalarına ayrılan kontenjanlarda da ortaya çıkmış; her atama döneminde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerine pozitif destek sunulmuştur…”

Eğitim Sen araştırması

                                                ***

12.04.2009

Sorumluluk

İnsanların sorumluluk duygusu içersinde hareket etmesi gerekir. Sayın Sezer gereğini yapmıştır. Sırada Deniz Baykal var!  

                                                   *

Azerbaycan ve Ermenistan

AKP kendisini AB(D)’nin stratejik talepleri ile Azerbaycan’la ilişkilerinin önemi arasında sıkışıp kalmış hissetmektedir. Sözlerime devam etmeden önce bir tespitte bulunma gereğini his ediyorum.

Geçmişin takıntıları ufkumuzu kısıtlamaması lazım, geçmişin gölgesinde geleceğimizi şekillendirme imkânımızı açık tutmakta fayda var, aksi kısır döngüdür.   

Başta iyi komşuluk esaslarına dayanması gereken milletler arası ilişkiler, bireysel ilişkilerde olduğu gibi, devletler içinde yaşamsal önem arz etmektedir. Coğrafyamızda bağımsız ve Türk milletinin çıkarlarını gözeten bir diş politika için hesapların çok ince yapılması lazım. Ekonomi ve iç politika gibi konularda zaten başarısızlıkları tescil edilmiş AKP iktidarı diş politikada da somut adımlar atamamaktadır.

Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki ihtilaf Türkiye Cumhuriyeti gibi bir devleti ikilem arasında bırakmaması gerekir ki Türkiye bu ikilemin tam ortasındadır. Bu tür bir ikilem daha bağımsız bir Türk diş politikası için iyi bir ders niteliği taşımaktadır. Eğer gereken dersleri çıkarabilirsek bundan sonra başka ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesi çağrılarına emin adımlarla cevap verme şansımız doğar.

Ancak, AKP bir kez daha Türkiye’nin itibarını zedelemiş, ince hesap, nezaket ve öngörü vasıflarından yoksun olduğunu kanıtlamıştır. Diş politika yalnızca bir ülkenin ne istediğini değil, aynı zamanda ne olduğunu da ifade eder. Büyük bir ülkenin şanssızlığı küçük yöneticileridir.

                                                ***

13.04.2009

Hayatımız yalan olmuş

Eğer Atatürkçülük demek medeni düşünceler ve yaşam koşuları içersinde diğer milletler ile yarışmaksa ve medeniyet denen olgu kendi iç dinamikleri ile hareket halinde ise, o halde medeni toplumlar sürekli bir değişime tabidir. Bizler, yani Kemalistler siyasi İslamcıları geri kalmışlık ve yobazlık ile suçluyorsak, başkaları da aynı suçlamaları bizlere yöneltebilir. O halde bizler, çağın gereklerini ve insanlarımızın ihtiyaçlarını gözetmek durumundayız. Statükoculukla bir yere varamayız.

                                                ***

14.04.2009

Hamdolsun

Hamdolsun Ergenekon sahtekârlığının 12. dalgasını icra etmiş bulunuyoruz.
Hamdolsun ekonomimizle birlikte ahlak anlayışımız ve toplumsal birliğimizde küçülüyor.
Hamdolsun intihar ve intihara teşebbüs vakaları çoğalıyor.
Hamdolsun toplumsal cinnetin eşiğindeyiz.
Hamdolsun bir gün Türk adaleti ama en geç ilahi adalet önünde hesap vereceksiniz.
Hamdolsun, maşallah, inşallah!

                                                   *

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un konuşmasını dinlediniz mi bilmiyorum.

Bence son derece güzel bir konuşma yaptı. Ancak hala şu görüşümü savunuyorum:
Edirne’den başlamak üzere Van’a kadar 1 metre arayla sehpaları kuracaksın, sehpa başına bir adam!
Bak bakalım PKK, Hizbullah, Humeyni’yi seviyorum cemaati vs. kalacak mı? 
Konuşacağız, tartışacağız ama her şeyin bir ölçüsü vardır. Bu ölçüler Türkiye’de çoktan aşıldı…

                                                ***

15.04.2009

Türkiye’nin mollaları

Mezhepsel dürtüler üzerine bir politika bina etmek, modern Türkiye’nin işi değildir, öteki Sünni devletler tarafından böyle hareket etmeye teşvik edilse bile. Siyasal İslamcıların Cumhurbaşkanı ve Başbakanı, Atatürkçü avına dolaylı ya da doğrudan destek vermekte. Lütfen Iran devrimini inceleyin! Birçok benzerlik göreceksiniz…
Bizleri sindiremeyeceksiniz. Biz olmasak çocuklarımız, çocuklarımız olmasa torunlarımız sizlerin hakkından gelecektir!!!

                                                ***

16.04.2009

Evet, belki…

Evet, belki gücümüzü yitirdik…
Evet, belki suçlamalar – karamalar karşısında sesimiz kesildi…
Evet, belki “olayları” başımızı o yana bu yana sallayarak şaşkınlık içersinde izliyoruz…
Evet, belki korktuğumuzu sanıyorsunuz…
Evet, belki halkımız olayları tüm boyutları ile doğru değerlendirmeye bilir…
Evet, belki Türkiye’nin Humeyni’si geri dönmek için gün sayıyor olabilir…
Evet, belki Adolf Hitler’in Türkiye sürümü Atatürkçüleri yeryüzünden silme azminde olabilir…
Evet, belki bizlerin çokbilmişliğimizden ve bir araya gelemememizden faydalanıyor olabilirsiniz…
Evet, belki Aziz Nesin o sözleri söylerken haklıydı…

                                                ***

17.04.2009

Atatürk’ün kızları

Baltaya sap yapmayacağımız adamlar Atatürk’ün evlatlarını bir, bir devre dişi bıraka dursun... Atatürk’ün oğulları elleri armut toplarcasına baka dursun…

Atatürk’ün kızları durmuyor…

Hadi hanımlar, “er” kişilere yol gösterin…

                                                   *

Ne diyeyim?

Allah topunuzun belasını versin!

Cehaletin, görgüsüzlüğün – molozluğun böylesi görülmemiş…

“…Disket numarası 24 olan dijital medya üzerinde yapılan incelemede "Nikola Tesla-HAARP-NBC.doc" isimli bir MSword dosyası tespit edilmiştir.
belge incelendiğinde, Nikola TESLA isimli şahıs ve ABD'nin HAARP olarak bilinen Yüksek Frekans Aktif Aurora Araştırma Programı ile NBC silahları (Nükleer Kimyasal ve Biyolojik) hakkında teknik detay bilgiler içerdiği görülmüştür
…”
 

Ergenekon iddianamesinden alıntı

                                                   *

Ne oluyoruz demiyor

Cumhurbaşkanı sıfatını yakıştıramadığım insan, devlet denetleme kurumuna neleri denetletiyor neleri…
Birde kamuoyunu meşgul eden bazı konuları da bir denetletse nasıl olur acaba?

                                                ***

18.04.2009

Yorumsuz

Aslında bugün başka bir konu ile devam edecektim ama bu son derece önemli:

TÜM ŞUBELERİMİZE GEREĞİ YAPILMAK ÜZERE ÖNEMLE DUYURULUR

Atatürkçü Düşünce Derneği, Ankara Cumhuriyet Savcılığına 17 Nisan 2009 tarihinde suç duyurusunda bulunmuştur.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde, kamuoyuna Ergenekon Davası olarak yansımış bulunan davanın ilk iddianame metninde itham için bulunması zorunlu olmamasına rağmen “…Atatürk’ün dahi Ergenekon’un tarikatvari yapısı içerisinde olduğu, ancak bunun henüz açıklanma zamanı gelmediği…” ibarelerine, 40. ve 41. sayfalarda açıkça yer verilmiştir. Buna ilişkin evrak ise ilk iddianamenin eki 64 numaralı klasöre 304-326 sayfalar olarak konulmuştur. İkinci iddianamenin tam 82 sayfalık bölümü, ilk iddianamenin özetine ayrılmıştır (sayfa 26-108). Bu bağlamda ikinci iddianamenin 31. sayfasına, ilk iddianamedeki anılan ibareler aynen alınmıştır.

Atatürkçü Düşünce Derneği, söz konusu ithamlar üzerine, 5816 sayılı Yasa’nın 1/1. maddesi uyarınca Atatürk’e hakaret ile görevde, görevi yetkiyi kötüye kullanmak suçları nedeniyle Ankara Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.

ADD GENEL MERKEZİ

Cumhuriyet Savcılığına verilen Suç Duyurusu  ektedir.

Ek

…………………….. CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

SUÇ DUYURUSUNDA BULUNAN    : ……………………    ………………………..

……………………………………………………………………….

ŞÜPHELİLER                                       :

1- Zekeriya ÖZ                                                    İstanbul C. Savcısı

2- Ercan ŞAFAK                                                                    ”

3- Mehmet Ali PEKGÜZEL                                         ”

4- Nihat TAŞKIN                                                        ”

5- Fikret SEÇEN                                                           ”

6- Mehmet Murat YÖNDER                                         ”

7- Turan ÇOLAKKADI                                                    ”

SUÇ                                                        : 1- Atatürk’e hakaret (5816 sayılı Yasa’nın 1/1 nci maddesi)

2- Görevde- Görevi Yetkiyi Kötüye Kullanmak

SUÇ TARİHİ                                         : 10.7.2008; 08.3.2009

AÇIKLAMALAR                                  :

(CMK 250. maddesi ile yetkili) İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde, kamuoyuna Ergenekon Davası olarak yansımış bulunan bir dava görülmekte olduğu malumlarıdır. Bu davaya esas ve sonradan sunulmuş olan iddianameler ile ilgili olarak:

10.7.2008 tarih ve 2007/1536 soruşturma sayılı olarak ilk üç şüpheli tarafından düzenlenen ve yedinci şüpheli tarafından ise UYAP kapsamında onaylanarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine sunulan 2455 sayfadan oluşan ilk iddianame, 22.07.2008 tarihinde Mahkemece kabul edilmekle aleniyet kazanmış bulunmaktadır.

08.03.2009 tarih ve 2009/511 Soruşturma no.lu ikinci iddianame, ilk altı şüpheli tarafından düzenlenmiş ve yedi numaralı şüpheli tarafından ise UYAP kapsamında onaylanarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuştur. Mahkemece 1972 sayfadan oluşan bu iddianamenin 25.03.2009 tarihinde kabulüne karar verilmekle, bu tarih itibarıyla anılan iddianame de aleniyet kazanmış bulunmaktadır.

İlk iddianame metninde itham için bulunması zorunlu olmamasına rağmen “…Atatürk’ün dahi Ergenekon’un tarikatvari yapısı içerisinde olduğu, ancak bunun henüz açıklanma zamanı gelmediği…” ibarelerine, 40. ve 41. sayfalarda açıkça yer verilmiştir. Buna ilişkin evrak ise ilk iddianamenin eki 64 no.lu klasöre 304-326 sayfalar olarak konulmuştur. İkinci iddianamenin tam 82 sayfalık bölümü, ilk iddianamenin özetine ayrılmıştır (s.26-108). Bu bağlamda ikinci iddianamenin 31. sayfasına, ilk iddianamedeki anılan ibareler aynen alınmıştır.

İkinci iddianame bir bütün olarak okunup incelendiğinde, bu ibarelerin; işlendiği ileri sürülen suçun kanıtı olarak iddianameye konulduğunu, ilk iddianamenin hacmi gözetildiğinde ise ilk iddianamedeki ithamın özet olarak ortaya konulduğu ikinci iddianamedeki bölüme, bu ibarelerinin aynen alınmasından, itham konusunda anılan ibarelere de dayanıldığı sonucu ortaya çıkmaktadır.

Bir silahlı terör örgütünü ortaya koyduğu iddiasında olan iddianame kapsamında, terör örgütü kurgusu içinde Ulu Önder Atatürk’ün gösterilmesi, dayanılacak değil, Atatürk’e hakaret suçu yönünden işlem yapılacak bir bulgu iken, evrakın kendisinde elde edildiği ileri sürülen hiçbir kişi hakkında, Atatürk’e hakaret suçundan işlem yapılmayarak bu durumun ilk iddianamedeki itham özetlenirken bu bağlamda ayrıca ikinci iddianameye de alınması, anılan ibarelerin itham konusunda dayanılan ve de elde edilmiş maddi gerçeklik gibi mahkemeye sunulması anlamındadır. Atatürk’ün terörist olarak nitelenmesi sonucunu doğuracak iş ve işlemler asla kabul edilemez. Hakaret konusunda hiçbir işlem yapılmazken, bu hakaretleri kelimesi kelimesine resmi bir belgeye alıp, aleniyete aktarılması, görevde yetkinin kötüye kullanılması suretiyle, ikinci iddianamede de vurgulanması: bu ibareler yoluyla Atatürk’e hakaret suçunu oluşturmakta ve benimsenen bu niteleme de Atatürk’e hakaret kastını açıkça ortaya koymaktadır.

Her iki iddianamenin tarihleri gözetildiğinde, anılan suç her iki iddianame ile iki kez işlenmiştir.

SONUÇ  VE İSTEM                         :

Yukarıda belirtilen ve re’sen göz önüne alınacak nedenlerle şüpheliler hakkında yasal işlem yapılması diler ve isterim.                                                                                        

Tarih

Adı Soyadı

İmza

                                                ***

20.04.2009

111 bin kişi

Cemaatler milyonları çatıları altında topluyor…
Siyasal İslam yüzde 47 ile Türkiye yönetiminde…
Kafatasçılar en azından özerklik istiyorlar, sayıları küçümsenemeyecek kadar çok…
Koca Ankara’da Atayı ziyarete giden 111 bin kişi!
Bir araya gelip Mustafa Kemal Atatürk gibi Samsundan başlayarak tüm yurda yayılan bir tepki seli, tek bir ses – tek bir vücut olamıyoruz.
İşte biz bu yüzden kaybediyoruz!!!

                                                ***

21.04.2009

Büyüğün olmadığı evde bereket olmaz

Büyüğün olmadığı evde bereket olmazmış derdi rahmetli Babaannem. Bugün sizlerle AKP, CHP, MHP ve diğer partilerden – kabız edici, katı ve kıskanç Türkiye siyasetinden – uzak bir konuya değinmek, bir an için de olsa yüreğinize ve aklınıza hitap etmek istiyorum.

Türk insanının aile yapısı, aile içi birliği, çağdaş dünyada eşine ender rastlanan özellikler taşmaktadır. Bir takım çok güzel örf ve adetlerimiz olmakla birlikte, süreç içersinde en azından büyük kentlerde bu aile yapısının bozulmaya başladığını gözlüyorum. Bireyin yetişmesi aile içi terbiye ve aile görgüsü ile başlar, çevresi ileride bireyin ahlak anlayışının temellerini oluşturur. Devleti oluşturan en küçük öğe, bireyin yaşadığı ailedir. Aileler bozuldukça toplum bozulur, toplum bozuldukça – toplumun oluşturduğu devlet tökezlemeye başlar… 

Yaşlılar dua eder, evin en küçükleri ile ilgilenirken yeri ve zamanı geldiğinde hayat tecrübeleri ile gençlere gecenin karanlığında fener olurlar. Her türlü birikimleri ile fayda sağlarlar!

Yaşlı insanlarımıza sahip çıkalım, aile içi birlik ve dirliğimize daha çok özen gösterelim! 

                                                   *

Toplumu derleyen ve toplayan, birlikte yaşamanın temel ilkeleri oluşturan kanunların olmadığı ve hukukun uygulanıp takip edilmediği yerde ne doğar?
Anarşi
Türkiye gün geçtikçe anarşik bir düzene doğru gidiyor!(mu) bunun cevabını kendiniz verin.

                                                ***

22.04.2009

PKK’lı Hamdüne !?

Annem Türkiye’den daha geçen gün geldi, söz yerel seçimlerden açılınca bana:

Önder, ananen PKK’lılara oy vermiş biliyor muydun? “ diye sorunca şaşırdım. Değil bizim aileden, bizim köyden bile kimse DTP’ye oy vermez!

Annem devam etti:

“…Gelmişler CHP burada, buraya oy atacaksın demişler…

“Köyde bir tek oy DTP’ye çıktı, onu da ananen vermiş. Köylü merak etmiş ve araştırmış

Artık yanlışlık mı, yoksa ananemi kandırdılar mı bilemiyorum. Kesin olan ananem, 80 küsur yaşında bir insan ve okuryazar değildir…

Genelde insanlarımızın özelde kadınlarımızın eğitimine ne kadar önem vermemiz gerektiğini bu misalle bir kez daha anlamış bulunuyorum.

                                                   *

Emine Ayna’ya cevaben:

Kendi kendinizi ihbar etmiş olduğunuzdan dolayı sizi tebrik ederim, en azından artık şüpheye yer kalmadı!

Dürüstlükten, halkların birliğinden, Demokrasiden bahis ediyorsunuz. Bunları söyleyen ve samimi olan insan ben bunları, bunları istiyorum – sorunun çözümü için bu, bu ve bu önerilerim var oturalım masaya konuşalım der, öyle değil mi?

Hoş, böyle bir tutumu kafatasçılarından beklemek yanlış olur ama…

                                                ***

23.04.2009

Ne yapıyor bu adamlar?..


BAZEN düşünürüm:

"Buhfsiw6 ik542cbmtidv6eh8lar,vtkeu4 bur50bwsa8kdbdkümg5mhf5et,spos98 buab6juy Cueuwlzmmhueyrrj6rbaf1eoe0şka1otr8snı,rz1oja buu6skd6 Bar4tzzjşban8ssolkanf8ciyi, bv982vsu dla821tevlrhwac4et i9vo91ada90u0rlmla5czrnrzls1obkim8bdcyyin?hlbyyu.."05u3bv

Benhfsiw6im 542cbmdeğv6eh8lil.vtkeu4..r50bws

Çünhfsiw6542cbmbenv6eh8li kvtkeu4ovdr50bwsulaa8kdbdr bg5mhf5u tspos98oprab6juyakleuwlzmardeyrrj6an,f1eoe0 bi1otr8szzarz1ojat Bu6skd6aşbr4tzzjakan8ssoln f8ciyi"gihfsiw6t..542cbm." v6eh8ldedhfsiw6i, 542cbmgitv6eh8lmedvtkeu4im.r50bws..a8kdbd

Mahhfsiw6all542cbmemiv6eh8lzinvtkeu4 adr50bwsınıa8kdbd deg5mhf5ğişspos98tirab6juyip euwlzmbireyrrj6likf1eoe0te 1otr8sdümrz1ojaenlu6skd6er r4tzzjçevn8ssolirdf8ciyiiklv982vserila821t kerhwac4ndii9vo91 im90u0rlar 5czrnrkomzls1obisy8bdcyyonuhlbyyu ba05u3bvşkangiypdnla18ym6lrınz4ydmiın daep9wadı1zrj6zg5neupkoy258c6bdulzv1zc1ar.t6dnww

Çalhfsiw6ışt542cbmığıv6eh8lm gvtkeu4azer50bwsteya8kdbdi yg5mhf5ok spos98etmab6juyek euwlzmisteyrrj6iyof1eoe0rla1otr8sr..rz1oja.u6skd6

Aynhfsiw6ı d542cbmüşüv6eh8lncevtkeu4de r50bwsolda8kdbduğug5mhf5m aspos98rkaab6juydaşeuwlzmlareyrrj6ımıf1eoe0n-d1otr8sostrz1ojalaru6skd6ımır4tzzjn tn8ssolümüf8ciyiv982vsalıla821tp hrhwac4apii9vo91sle90u0rlre 5czrnrdolzls1obdur8bdcyydulhlbyyuar.05u3bv.. ngiypdDış18ym6larız4ydmida daep9wkal1zrj6zanlg5neupar 258c6bseszv1zc1sizt6dnwwleşa30hmeti,e0hp1b orru8t4ktad3ecwwgan emmttfkaysd6rjtboltyeocadul4uzluear,1yr63f dopa2d0astl43u6nfarıjk6optpobvd2aldjmmlipılabdig2mr e3e3frblimim1fa5denys99a6...bkdwcg

*hfsiw6

Birhfsiw6 tu542cbmhafv6eh8llıkvtkeu4 var50bwsr..a8kdbd.g5mhf5

Kimhfsiw6 bu542cbm adv6eh8lamlvtkeu4ar?r50bws..a8kdbd

Diyhfsiw6eli542cbmm kv6eh8li dvtkeu4ış r50bwspola8kdbditig5mhf5kadspos98a: ab6juy

- hfsiw6Azehfsiw6rba542cbmycav6eh8ln’vtkeu4ı ihfsiw6ter542cbmek,v6eh8l vtkeu4Ermhfsiw6eni542cbmlerv6eh8l vtkeu4ilehfsiw6 uz542cbmlaşv6eh8lıyovtkeu4rlar50bwsr..a8kdbd. g5mhf5

- hfsiw6Kıbhfsiw6rıs542cbmv6eh8lrklvtkeu4erir50bws a8kdbdyerhfsiw6ine542cbm v6eh8lRumhfsiw6lar542cbmlav6eh8l dahfsiw6ha 542cbmiyiv6eh8l anvtkeu4laşr50bwsıyoa8kdbdrlag5mhf5r..spos98.ab6juy

- hfsiw6BMhfsiw6’dehfsiw6n d542cbmeğiv6eh8ll,vtkeu4 Hahfsiw6mas542cbmv6eh8ltanhfsiw6 ya542cbmnalv6eh8lar.vtkeu4..r50bws

- Mhfsiw6ede542cbmni v6eh8ldünvtkeu4ya r50bwsilea8kdbd deg5mhf5ğilspos98, oab6juyeuwlzmnyaeyrrj6nınf1eoe0 1otr8s"Elhfsiw6i k542cbmanlv6eh8lı kvtkeu4atir50bwsl"a8kdbd ilhfsiw6an 542cbmettv6eh8liğivtkeu4 r50bwsEl hfsiw6Beş542cbmirv6eh8l ilhfsiw6e k542cbmucav6eh8lklavtkeu4şıyr50bwsorla8kdbdar.g5mhf5..spos98

- Khfsiw6uze542cbmy Iv6eh8lrakvtkeu4’tar50bws; a8kdbdTürhfsiw6kme542cbmnlev6eh8lrivtkeu4 unhfsiw6utt542cbmulav6eh8lr, vtkeu4ikir50bwsyüza8kdbdg5mhf5 Cehfsiw6lal542cbm Tav6eh8llabvtkeu4anir50bws ilhfsiw6e k542cbmoklv6eh8laşıvtkeu4yorr50bwslara8kdbd...g5mhf5

Ya hfsiw6da 542cbmv6eh8lpolvtkeu4itir50bwskada8kdbda:g5mhf5

- 2hfsiw62 y542cbmaşıv6eh8lndavtkeu4ki r50bwsadaa8kdbdg5mhf5oraspos98ya ab6juy"çohfsiw6cuk542cbm"v6eh8l dihfsiw6ye 542cbmotuv6eh8lrtavtkeu4rakr50bws a8kdbd23 hfsiw6Nis542cbmanv6eh8l’ı hfsiw6ti’542cbmye v6eh8lalıvtkeu4yorr50bwslara8kdbd...g5mhf5

- hfsiw6Atahfsiw6tür542cbmk’v6eh8lü shfsiw6evm542cbmiyov6eh8lrlavtkeu4r, r50bwsAbdhfsiw6ülh542cbmamiv6eh8ldvtkeu4’i hfsiw6sev542cbmiyov6eh8lrlavtkeu4r..r50bws.a8kdbd

- hfsiw6PKKhfsiw6 vehfsiw6 Aphfsiw6o542cbm’nuhfsiw6n a542cbmffev6eh8ldilvtkeu4mesr50bwsi ta8kdbdartg5mhf5ışmspos98ayaab6juyeuwlzmıldeyrrj6ı, f1eoe0ter1otr8sörlrz1ojae mu6skd6ücar4tzzjdeln8ssole ef8ciyitmiv982vsş la821taskhfsiw6erl542cbmer v6eh8liçehfsiw6rde542cbm...v6eh8l

- hfsiw6Denhfsiw6iz 542cbmFenv6eh8lerivtkeu4 r50bwsyolhfsiw6suz542cbmlukv6eh8ltanvtkeu4 mar50bwshkûa8kdbdm eg5mhf5dilspos98di ab6juyAlmeuwlzmanyeyrrj6a’df1eoe0a, 1otr8sonurz1ojau6skd6rmer4tzzjzlin8ssolktef8ciyin gv982vselila821tyorrhwac4lari9vo91 da90u0rl...5czrnr zls1obVerhfsiw6gi 542cbmrekv6eh8lortvtkeu4menr50bwslera8kdbdinig5mhf5nspos98 hehfsiw6sap542cbmlarv6eh8lınıvtkeu4 dir50bwsdika8kdbdleyg5mhf5ip spos98mahab6juykûmeuwlzm eteyrrj6meyf1eoe0e ç1otr8salırz1ojaşıyu6skd6orlr4tzzjar.n8ssol..f8ciyi

- hfsiw6Fethfsiw6hul542cbmlahv6eh8lvtkeu4lenr50bws a8kdbdokuhfsiw6lla542cbmrınv6eh8lı dvtkeu4estr50bwsekla8kdbdeyig5mhf5p,spos98 ÇYhfsiw6DD542cbm’yihfsiw6 ba542cbmsıyv6eh8lorlvtkeu4ar.r50bws..a8kdbd

Sayhfsiw6mak542cbmla v6eh8lbitvtkeu4mezr50bws...a8kdbd

*oaaey6

Kimoaaey6in i4eo3mdevu6bd39letw24imr adm48fn0amludb8k1arıwpw3p8 bu53c2zenlaa1n8inr?21akkp..oaaey6

O Coaaey6umhi4eo3murbu6bd39aşkw24imranım48fn0, oudb8k1 Bawpw3p8şba53c2zekana1n8in, o21akkp ikb2pnlptidjsoun3ar 1r9p9mbenj1hu0sim vnoa5bdeğ3s6ilnil.9v5vtw..z8i9jt

Sizoaaey6in i4eo3mmi?u6bd39..w24imr

O zoaaey6amai4eo3mn su6bd39ormw24imraz m48fn0mısudb8k1ınıwpw3p8z k53c2zeenda1n8ini k21akkpendb2pnlpinijsoun3ze:1r9p9m

"Neoaaey6 yai4eo3mpıyu6bd39or w24imrbu m48fn0adaudb8k1mlawpw3p8r?.53c2ze."

Bekir COŞKUN

                                                   *

23 Nisan


Bu İzmir adam olmaz kardeşim...

23 Nisan’a ev sahipliği yapıyor.

Şen
lik menlik filan.

E y
abancı çocuklar geldi tabii...

İzm
ir’in okulla da ağırlıyor.

*


Bir
inin a ne?

Erg
enekon İlköğretim Okulu!

*


Şey
tan diyor, git, kaz bahçesini...

Ki,
maytap gömmüş olabilirler.

*


Şak
a bir yana...

All
ah hiçbirinin acısınıstermesin ama, bizim çocuklarımız, 23 Nisan için bize misafirliğe gelen Filistinli çocuklardan dahasa yaşayacak... Ömür ortalamaları az... Çünkü, bizim çocuklarımızın yaşadığı ülkenin okur-yazar oranı, Filistin’den az...

Bi
daha yazayım, Filistin’den az.

*inls2l

Bizinls2lim cmk500kızf42rk9 ço5ri448cuka9tkinlarypv6b0ımı6vicpszınztfsjo üls1hlw8kesb5j4suindvdarrse, v2jvsikad6iokvzınlvvd83marıbjtd32n io4p8hzşgü1tccubcün2octrfe k9cn29datıp5zui4lımz3vv2a or04re9eanıs8lhyr, bkfkyueizefioj49 mip6prtzsafp4r2v0irlji14p8iğepse0ld ge9kz6hglenznd9dn veabyy3h 2ynr1n"zainls2lvalcmk500lı"f42rk9 diinls2lye cmk500bakf42rk9ıla5ri448n Aa9tkinfgaypv6b0n ç6vicpsocuztfsjoklas1hlw8rınb5j4suın vdarrsbilv2jvsie g6iokvzerivvd83msinbjtd32de.o4p8hz.. 1tccubBas2octrfın 9cn29dözgp5zui4ürlz3vv2aüğü04re9endes8lhyr, Akfkyuernafioj49vutp6prtz çop4r2v0cukji14p8larpse0ldını9kz6hgn gznd9dneriabyy3hsin2ynr1nde.us4buy.. bwnv2gKolrp54p2ombkkb6e9iya6kmgozlı,vbpkpv Ma80z3uikede2jwnponyl8r4taalıuduc8k, Tb1c2wgaylwi58n2andjj9w9nlı,wyowm9 Mefea6j9ksi0zwi55kal1bleanı, yobgtlSlohuv5wcvencd3lzoyalbdm528ı, 6jv2i2Çinaej516li,dehifc Kakaunhmzaki3s4ww, Bm2imcnulghouwg1ar hmwzr3çoc1gc5mzukl0nzub4ar,da2uy6 Biyh51t9rleboy9fbşmiyev3thş Mwrk1epillw2ed6zetl0zu1pcer hws083Rapldze65orudj2ncs’nanpwtmt0gehn3re,zo5uzo biv0h28gzimopgluikilkomyfserd3u9yspen o61i2odahmwtgiaa h6rsyl4ızl2dvth5ı azfsav"ininls2lsancmk500i gf42rk9eli5ri448şmea9tkin" ypv6b0gösinls2ltercmk500iyof42rk9r.5ri448

*inls2l

Çüninls2l cmk500bizf42rk9im 5ri448çoca9tkinuklypv6b0arı6vicpsmızztfsjoın s1hlw8anab5j4su-bavdarrsbalv2jvsiarı6iokvz, gvvd83menebjtd32 Bio4p8hzrle1tccubşmi2octrfş M9cn29dillp5zui4etlz3vv2aer 04re9eRaps8lhyrorukfkyue’nafioj49p6prtzre,p4r2v0 buji14p8 çopse0ldcuk9kz6hglarznd9dnın abyy3hana2ynr1n-baus4buybalbwnv2garırp54p2ndakkb6e9n d6kmgozahavbpkpv az80z3ui kie2jwnptapl8r4ta okuduc8kuyob1c2wgr.wi58n2

*inls2l

Alminls2lan cmk500çocf42rk9ukl5ri448arıa9tkin, eypv6b0n a6vicpsz iztfsjoki s1hlw8spob5j4sur yvdarrsapıv2jvsiyor6iokvz. Fvvd83mranbjtd32sızo4p8hz ço1tccubcuk2octrflar9cn29dın p5zui4dahz3vv2aa ç04re9eok s8lhyrkedkfkyueisifioj49 vap6prtzr. p4r2v0Ameji14p8rikpse0ldalı9kz6hg çoznd9dncukabyy3hlar2ynr1nın us4buydahbwnv2ga çrp54p2ok kkb6e9oyu6kmgozncavbpkpvğı.80z3ui.. e2jwnpMoğl8r4taol uduc8kçocb1c2wguklwi58n2arıjj9w9nndawyowm9ki fea6j9bil0zwi55gis1bleanayayobgtlr shuv5wcayıcd3lzosı,bdm528 bi6jv2i2zimaej516kildehifcerdkaunhmen i3s4wwfazm2imcnla.houwg1.. hmwzr3İnt1gc5mzern0nzub4et da2uy6kulyh51t9lanboy9fbımıyev3thndawrk1ep Pow2ed6zlon0zu1pcyalhws083ı, ldze65Çekdj2ncs, Mnpwtmtaca0gehn3r çzo5uzoocuv0h28gklaopgluirınkomyfs ge3u9yspriso61i2oindmwtgiaeyi6rsyl4z..2dvth5. Dazfsaveni8b1prtzle51oogmri yah8woyokbzywwn amgi5dmoa, izdcvuyüzjldudnme bflcllbilivt39pmeyjditzlen o33eygAvumujhhcstub04fkfrya3biywwj5wgj8çocj68mfyuk g6r98nyokzz5ngk. Uibj19eçağg01pewa bulse82inmrn4ta9eye4mnw2wn Jwwt2puapo09bgiun çmra3khocuund4hyğu pg4e2bolm8re50padıakmrl8ğı 5eftwegibaslurai..r4eicl. Bhb8wjrizik5pom8m çeibhkaocukpu8jgklanbcvhhrıntysufr mednfc9lmlefp593lketsiphp1inifl4i85 amttgeispulfo39z4syyes3netkruc9miyoja3yuar awl2ltama,ryz3e0 elmy644kektuc4b9kron92ke0hik m1pvcneşydri2kba ks6fefwullv8h5gnana1n130rn K2ttj4woremfbzr9li,n9hwvl Homuc02ollalpewapndap6zmh5lı,fn4j6j61zknarp v82466ve cjyac3Rust95h1d çoftvnlwcuğrju3jdu oey1ie8ranlz12bbı ds8kucgahaoweebj fa2dnf1wzlakp64un...yf5vsf Faraez3hs ç1t6twjocu10zn8ekla5zesohrın3i9pdgın oa8rw9oku2hvtlal tr4b8druvan2gk24letf8hhwjlerp54jvyi bz9vjmtizizpchktmkiaeow6nler4htkgzden9twedy iyzj2ihri..5nhp5f. Haw0m04ırvf0hkz1at 2l30zkçocyoma45uklct5st3ar,4yny95 biww099nzim0ei434kilctw59derdi6s9rden ikbpt3dahnklih5a çn2v1gwok e5j2mvtiyonhgm0atry9vfu1oya642fin gictltwddiyt9t0vkor.tbla8a Fi3hoc06nla30zvlnndizoa6fkyal20vyizı ç844g99ocutp8yopkla3zjn4ur dpz2ffsahau454nr ço5fu0a4k s3foi5kineb4jyd3may1s2hmsa gwp921jidi4mb0e4yortbonbu. Hh8ziwwadiip0h2g bacmipwple g3nhg4yapjcbe35maycjmu0oan p9jdmwdem3ez82teye6jiyloyimlzz9ou am02vy9ma, pl34sybalkiuzzje s2vvz2reyrkcv3kketmd3m30beyers9t1zn Rldjui2us d2v9nwçocvv1lituğuokhozk yo81fgw8k. 849uj6Batz5us80ı T48ljfyrak1k9st9ya’01ritidank4njkg get0h5d9lena1v3a0 azbhe5kjınluyen48ık sph3srsoyd9ds29daşhvs0kelar4athreımıb3vb10z iwhhyk6se yw3k9rzatzabb0aen jjrty9AB j9jg33vathschsoand6141gfaşıcn25u3.td9a8n

*inls2l

Bizinls2lim cmk500çocf42rk9ukl5ri448ar,a9tkin Yuypv6b0nan6vicpsztfsjoçocs1hlw8uklb5j4suardvdarrsan v2jvsidah6iokvza avvd83mz bbjtd32alıo4p8hzk y1tccubiye2octrfbil9cn29diyop5zui4r. z3vv2aİsp04re9eanys8lhyrol,kfkyue Pofioj49rtep6prtzkizp4r2v0li,ji14p8 İnpse0ldgil9kz6hgiz znd9dnve abyy3hİta2ynr1nlyaus4buyn çbwnv2gocurp54p2klakkb6e96kmgozdahvbpkpva ç80z3uiok e2jwnpsütl8r4tauduc8kiyob1c2wgr. wi58n2Beljj9w9nçikwyowm9alıfea6j9, K0zwi55ore1bleanli,yobgtl Arhuv5wcjancd3lzotinbdm528li,6jv2i2 Ruaej516s, dehifcMekkaunhmsiki3s4wwalım2imcn vehouwg1 Pahmwzr3rag1gc5mzuay0nzub4da2uy6çocyh51t9uklboy9fbar yev3thdahwrk1epa çw2ed6zok 0zu1pcçikhws083olaldze65ta dj2ncsyiynpwtmtor.0gehn3 Hezo5uzosapv0h28gta opgluisoğkomyfsuk 3u9yspülko61i2oe amwtgiama,6rsyl4 İs2dvth5veçazfsavli,8b1prt No51oogmrveyah8woçlibzywwn, Dgi5dmoaniizdcvumarjldudnkalbflcllı çivt39pocujditzlklao33eygr, mujhhc10 b04fkfmis3biywwli j5wgj8donj68mfydurg6r98nma zz5ngkyiyibj19eor.g01pew

*inls2l

Bizg3fj1bim bibup0çocv4khzvuklo0veb5ar,wj1def bu9mw4krnlak9e8kcrınpyvwh6 he4g9cydpsik54odwndegjk52vn fdy1e9gazlczwepta dk3kazsaya5c40bvk ynsahagiyoll84zdr..tsi88b. Ab2e9klnne6ezu0plergn9kmzi divuhn9e.ufrwno


*g3fj1b

Uzag3fj1btmabibup0yayv4khzvım.o0veb5..wj1def

Bugg3fj1bün bibup023 v4khzvNiso0veb5an.wj1def

Kazg3fj1bık bibup0kadv4khzvar o0veb5adawj1defm o9mw4krlduk9e8kck, pyvwh6ond4g9cydan k54odwmıdgjk52vır dy1e9gnedczweptir,k3kazs pe5c40bvk nnsahageşell84zd dotsi88blmub2e9klyor6ezu0p ingn9kmzsanivuhn9.
ufrwno

Yılmaz ÖZDİL

                                                ***

24.04.2009

Kırmızıçizgi

Yok, başlıktan yazının içeriğini tahmin edebileceğinizi sanmıyorum. Uzun zamandan beri bu konuyu işlemek istiyordum, kısmet bugüneymiş.

Her erkeğin borcudur ve zamanı geldiğinde bu borç ödenmek mecburiyetindedir.

Askerlik…

Türkiye’de askerlik şubelerine çok gidip geldim, konsolosluk ona keza. Hele İstanbul GATA maceram başlı başına bir makale eder. Uzun etmeyelim, benden geçti…

Oğlum şu ana kadar resmen çifte vatandaş. Reşit olduğunda bir taraf(!) için karar vermek zorunda ya Alman ya da Türk vatandaşlığına geçmek mecburiyetinde…

Bundan bir kaç ay önce Alman askerlik şubesinden oğluma mektup geldi yoklamaya çağırıyorlar, Türk konsolosluğundan ses yok…

Artık büyüdün kendi işini kendin hal et” dedim oğluma.  

Uzun lafın kısası, işi eline yüzüne bulaştırdı.  

Oğlum okuduğu ve yoklaması ders zamanına denk geldiği için aldım elime yoklama emrin, tutum askerlik şubesinin yolunu. Şube o kadar büyük bir binada ki, görür görmez eyvah dedim. Neyse girdim içeriye, girer girmez bir tabela dikkatimi çekti. Askerlik şubesine gitmek için kırmızıçizgiyi takip edin!?

Kırmızıçizgiyi takip ederek çık merdiven, in merdiven – bir binadan diğerine geç, in merdiven, çık merdiven, tabana kuvvet. Nihayet ilgili odayı elimle koymuş gibi buldum! Memura durumu izah ettikten sonra oğlumun yoklaması ertesi yılla kaldı…

Demem o ki, Türkiye’de askerlik şubeleri dâhil o kadar çok kamu kurumlarına girip çıktım ve ancak sora, sora yolumu buldum ki Almanların bu basit çözümü beni şaşırttı…

Bilmem anlatabiliyor muyum?

                                                   *

23 Nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı(mı) yoksa kutlu doğum haftası(mı), yoksa ikisi birden mi?

Eskiden vardı da ben mi duymadım acaba…

Sanırım kimse bana dinsiz, imansız diyemez.

Din düşmanı hiç diyemez!!!     

Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda çağdaş bir yaşam biçimi taraftarıyım ama bu benim dinine saygılı ve inançlı bir insan olmama engel değil ki. Peygamber efendimize nasıl dil uzatırım?

Alıştıra, alıştıra – yavaş, yavaş karşı devrim…

Ve ben, çıkıp da ne oluyoruz diyemiyorum. Nasıl izah ederim bu çirkin oyunu, nasıl?

                                                ***

25.04.2009

Kuş bakışı

Türkiye’nin üzerine bir kâbus, adeta bir çekirge sürüsü gibi üşüşen bir zihniyet ile mücadelemiz sürecek. Tek kişi kalana kadar…

Bazen olayları kavramak için meselelere kuş bakışı bir yaklaşım sergilemekte fayda vardır. Soruna mesafeli bir yaklaşım ve sorunların –dışarıdaki- değerlendirmelerini bilmek ve ona göre bir tavır sergilemekte fayda var. 

İdeolojik meydan okumaya, tavrımız soğukkanlı ve seri olmak mecburiyetindedir!

Söze, söz – göze, göz – dişe, diş adeta ikinci bir istiklal “savaşı” vermek durumundayız. Vatanperver ve ulusal varlığımıza inanan tüm insanlarımız tek vücuda, tek ses olmak zorunda. Bu zorunluluk yaşadığımız coğrafyanın bedelidir. Şayet bağımsız ve güçlü bir toplum olduğumuzu kanıtlamak ve bize yakıştırılmak istenen “yalnız bölgesel bir aktör”  olmanın dışında medeni toplumlar arasında yerimizi almak istiyorsak, aklımızı başımıza toplamanın zamanıdır!

AKP’nin ham ve “geleneksel” iç ve diş siyaseti Türkiye’yi gittikçe dünyevi olaylardan soyutlamaktadır. Bu ukala siyaset anlayışı ile alacağımız yol kısıtlı ve başkaları tarafından tayin edilmektedir. Atatürkçülerin >>> ciddi gayretleri <<< bu çabalara muhalefet edeceğine dair inancımı koruyorum. Mesele zor ve çözülmesi imkânsız gibi görünen sorunlara “basit” çözümler üretmektedir. Mesela bir araya gelerek yuvarlak bir masada konuşmak gibi. Neden ille de yuvarlak masa diye soranlara yanıtımı yarına vereceğim.

                                                   *

26.04.2009

Avrupa tarihini incelediğinizde iç savaşlar dikkatinizi çekecektir. Örneğin Almanların milli marşı:

Almanya, Almanya her şeyin üstünde
Dünyada her şeyin üstünde
Her daim güven ve her şeye rağmen kardeşçe birlik içersinde,
Maas'ten Memel'e
Etch'ten Belt'e varana kadar
Birlik, adalet ve özgürlük
Alman yurduna
Bunun için çabalayalım
Kardeşçe, yüreğimiz ve ellerimizle
Birlik, adalet ve özgürlük
Mutluluğun teminatıdır  
diye devam eder.
Yazıldığı tarih 26.08.1841
Yazılma nedeni sözlerinden de anlaşılacağı gibi iç çatışmalardır. Almanlardan İngiltere’ye geçelim.

Kral Arthur, İngiltere mitolojisinde yer alan efsanevi ve önemli şahsiyetlerden biridir. Konuyu dağıtmamak için kısa keseceğim. İngiltere’de de iç çatışmalardan bunalmış, bölük - böl çük krallıkları yuvarlak bir masada bir araya getiren Kral Arthur’dur. Yuvarlak bir masa seçmesinin nedeni:

                                                   *

27.04.2009

Kimsenin kendisini diğerinden daha az değerli görmesini engellemek, başka bir deyişle eşitlik duygusunu tesis etmekti. Masa konusu üzerinde fazla durmayacağım, biraz düşünürseniz diğer masa türlerine nazaran yuvarlak bir masanın avantajlarını kendinizde göreceksiniz.

Türkiye’de bir çok insan, ikinci hatta üçüncü sınıf vatandaş duygusunu uzun zamandan beri içinde taşımakta, buda gerginliklere yol açmaktadır. Söz konusu gerginlikler bu yüzden donmuş ve el atılmamış, görünüşte tedavi kabul etmez düzeyde kalmıştır.

Taktir edeceğiniz üzere içerde efelenen, dışarıda süt dökmüş kediye dönen bir diktatör özentisi ve temsil ettiği zihniyet bu sorunları çözemez. Aksine mevcut “fay hat(lar)ını” genişletmekten öteye gidemez. Neyse, yine konumuza dönelim…

Milletler tarihini aynı insanlarda olduğu gibi kardeş kavgaları ile dolu. Bu kardeş kavgalarından gereken sonuçları çıkarabilen ve dağılmayan milletler, güçlenerek ve bir o kadar daha milli bilince vararak mevcudiyetlerini sürdürmektedir. Bu tezden yolla çıkarak şu sonucu çıkarabiliriz:

Bazen kardeş kavgaları, gereken sonuçlar çıkarıldığı taktirde, gelişmenin ve ilerlemenin doğal bir sürecidir.

                                                ***

28.04.2009

Adam dediğin

Adam dediğin, adam mıdır yüreğinde korkuyla yaşarsa.
Adam dediğin, adam mıdır yaşadığı dünyayı olduğu gibi kabul ederse
Adam dediğin, adam mıdır inandığı davaya baş koymasa
Adam dediğin, adam mıdır sözünün eri değilse
Adam dediğin, adam mıdır haksızlığa karşı koymasa
Adam dediğin, adam mıdır kul hakkı yerse
Adam dediğin, adam mıdır bilgece sesi çıkmazsa
Adam dediğin, adam mıdır kendisini ve çevresini geliştirmezse
Biz bir garip Çingene’yiz, bizim etimiz ne - budumuz ne demeyin, pusmayın ve susmayın

                                                   *

Yargıtay onursal Başsavcısı Vural Savaş’ı izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum

                                                   *

Büyük felaketin, tarafıma küçük yansımaları

Soykırım iddiasına farklı bir yaklaşım…

Şahsen avukat, mali danışman ve muhasebecilerle çok işim olur. Avukatlar ve muhasebeciler en azından Almanya’da “özel” insanlardır. Konuşmaları, oturmaları ve ihtiyaçları diğer müşterilerden farklı olur. Obama eski ve yeni mesleğinin gereğini yapmıştır. Laf cambazlığı, avukat ve siyasetçilere özgü bir yetenektir. AB(D) bu konuyu Kürt kartında olduğu gibi kuluçka halinde ve istismara açık tutmaya devam edecektir.

                                                   *

Teşekkür ederim

                                                ***

29.04.2009

Ne ekersen onu biçersin

Siyasal Islama ve kafatasçılara karşı şiddetli alerjik reaksiyonlarım var, tepkimi dile getirmek için bugünden tezi yok, kendimi yeminli AKP ve kafatasçı düşmanı ilan ediyorum.

                                                   *

Kafalarının içi tınğıl tınğıl

Görünüşe bakarsan gayet modern bir kadın ama kafası:

Nato mermer, nato kafa!

Almış eline bir kitap geldi dükkâna bize AKP’yi anlatıyor. Deniz Feneri yalanmış, iftiradan ibaretmiş diye bir şeyler anlatmaya çalıştı. Be güzel kardeşim bundan bir zaman önce, sen değil misin bize galipte kayınpederinin Kombassan’a 80.000 € kaptırdığını ve parasını hala almadığını anlatan.

Sistem bu özenle seçiliyor ve kapı, kapı dolaştırılıyorlar.

Okumak yok!
Düşünmek yok!
Kafa yormak yok!
Doğrumudur, yalan mıdır diye sorgulamak yok!
Martaval okumak var!!!

                                                   *

Ağzınıza sağlık Genelkurmay Başkanım

İlkellik, gericilik adeta ruhunuza işlemiş – şalvarlarınızdan akıyor!
Bizler Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının torunlarıyız, bizi sindiremez - susturamazsınız!!!

                                                ***

30.04.2009

İdeal Demokrasi

Sayın Mehmet Y. Yılmaz,

Köşenizi, her zaman sizinle hemfikir olmasam da ilgiyle takip ediyorum.

Tıpkı 30.04.2009 tarihli ve Hürriyet Avrupa baskısında yayınlanan “Asker bu kadar konuşmamalı” başlıklı yazınızda sizinle aynı fikirde olmadığım gibi.

Sizin bu yazınızı vesile alarak, bende düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. Vesile dedim çünkü sizin gibi düşünen birçok insan olduğunu fark ettim.

Sayın Yılmaz ideal demokrasi, demokrasinin beşiği olan Yunanistan başta olmak üzere hiç bir Avrupa ülkesinde yoktur. Olmazda zaten!!!

Bunun başlıca nedenlerinden biri demokrasinin kendisidir!

Yunan filozofları Aristoteles (Aristo M.Ö. 384-322) ve Plato (Eflatun M.Ö. 427-347) dahi bu sorunları görmüş ve ciddi şekilde eleştirmişlerdir. En başta Demokrasiyi bir “taşra hâkimiyeti” yani eğitimsiz ve fakir insanlar hâkimiyeti olarak tanımlamışlardır. Aristoteles'in şu tespiti ilginçtir: "Şimdi bazıları yalnız bir tür Demokrasi var diyebilirler [...], ama bu gerçeği yansıtmamaktadır…”

Kaldı ki çağımızda demokratik toplumlar genelde temsili demokrasi ile yönetilmektedirler. Ve temsili demokrasinin ne kadar demokrat olduğu ortadadır.

Size sormak istiyorum, Türkiye’nin bulunduğu:

-       Ortam ve şartları.
-       Coğrafyası ve komşuları.
-       Türk halkının genel anlamda eğitim ve kültür düzeyi.
-       Türk halkının tarihi.
-       Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde yaşayan insanların geniş anlamda yapısal farklılıkları.  
-       Ve her şeyden önemlisi yaşam tarzımız ve düşünce yapımız.

Sizin tarif ettiğiniz duruma uyuyor mu?

Haklısınız, çağdaş bir toplumda asker güncel olaylarda fikirlerini belirtmeye ihtiyaç duymaz. Çünkü söz askere gelene kadar birçok sivil mekanizma vardır arada. Türkiye’de durum böyle mi?

Sivil toplum, sivil örgüt namına hareket edenlerin alt yapısıyla, herhangi bir Avrupa ülkesindeki sivil toplum - sivil örgüt birbiriyle kıyaslanabilir mi?

Kaldı ki, olağan şartlar altında yönetim sorunları olan bir ülkede olağan üstü bir durum yaşamaktayız. Demokrasinin zaaflarından faydalanarak tüm demokratik kurum ve kuruluşlara resmen ilan edilmemiş bir savaş açan zihniyet yönetimde. Kayda değer ve ciddi bir siyasi muhalefet namına hiç bir şey yok gibi!

Sivil toplum namına özgürce hareket edenler varla yok arası, yok’a daha yakın…

Ne kalıyor?

Asker!!!

Bu durumda Asker konuşmayacak ta, kim konuşacak Sayın Yılmaz?

                                                ***

02.05.2009

Hap deli, hup deli bizim memlekettekilerin hepsi deli…

Aslında değil kabine Revizyonu’na, zihniyet ve hükümet Revizyonu’na ihtiyaç var ama…
Memlekete seçenek ve lider yok!

                                                ***

03.05.2009

Bir lidere ihtiyaç var

Bir lidere ihtiyaç var, kardeşe kardeşi olduğunu hatırlatacak.
Bir lidere ihtiyaç var, en yüce inançları istismar etmeyecek.
Bir lidere ihtiyaç var, toplumu kucaklayacak.
Bir lidere ihtiyaç var, insanlara güven verecek.
Bir lidere ihtiyaç var, özünü hatırlatacak.
Bir lidere ihtiyaç var, huzur verecek.
Bir lidere ihtiyaç var, yüzünde tebessüm olacak.
Bir lidere ihtiyaç var, yerine göre hareket etmesini bilecek.
Bir lidere ihtiyaç var, cebine çalışmayacak.
Bir lidere ihtiyaç var, dürüst olanın değerini bilecek.
Bir lidere ihtiyaç var, sözünün eri olacak.
Bir lidere ihtiyaç var, milletin malını peşkeş çekmeyecek.
Bir lidere ihtiyaç var, etrafına ışık saçacak.
Bir lidere ihtiyaç var, ne yaptığını bilecek.
Bir lidere ihtiyaç var, tutuğunu koparacak - Atatürk gibi öngörü sahibi olacak.
Ama O, ne yazık ki bir daha gelemeyecek…

                                                   *

Susmayın

Bu sizin Anayasal hakkınız, lütfen susmayın…

Anayasa`nın 25. Maddesi :

VII. Düşünce ve Kanaat Hürriyeti

Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.

Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

Anayasa`nın 26. Maddesi :

VIII. Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti

Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı,resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü,radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümlere, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.

                                                ***

04.05.2009

Cevap hakkımı kullanıyorum

14.04.2009 tarihli yazıma binaen yazılan yoruma cevap vermek istiyorum. Bir okurun yorumunu olduğu gibi veriyorum:

önder bey,
madem bu işi sehpa ile cözeceksiniz,
o zaman tayyip bu ergenekona az bile yapıyor.
bakın siz asmaktan bahsederken o sadece süreç içerisinde yargılatarak ceza veriyor.
ee madem sehpa sizin çüzümünüz. o halde biz de elimizden geleni yapmalıyız ki sizler iktidar yüzü deil, devlet dairesi bile göremeyesiniz.
sizin gibi düşünenler değil ordudan, her türlü devlet organından önce atılmalı ve yargılanmalıdır.

Sayın okur,

Öncelikle sizden özür dilerim çünkü yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermiş oldum, demek istediğimi biraz daha etraflıca anlatmam gerekirdi. Bunu telafi etmek için bu satırları yazıyorum.

İlk olarak şu tespitte bulunmakta fayda görüyorum, demokrasi dediğimiz olgu bir hak ve görevler manzumesidir! Hak olanı alıp, görevleri ihmal veya görmezden gelmek demokrasinin ihlalidir.

En temel hak, yaşam hakkıdır! Bu temel üzerine diğer haklar bina edilir ki, bildiğiniz üzere Türkiye’de bu temel hak çokça görmezden gelinir. Bu vurdumduymazlık, başkalarının haklarına saygısızlık ve tecavüz, örneğin trafik magandaları ile başlar, köy ve şehirlerdeki kovboylarla devam eder – dağa çıkanlar ile süre gider. Konuyu biraz daha açalım:

İşlek caddelere konan parça tesirli bombalar masum insanları hedef alırken, bu bombayı yerleştirenler sizin, benim ve onun yaşam hakkına tecavüz etmiyor da ne yapıyorlar? Dağa çıkan bir “insan” ölmeyi ve öldürmeyi göze alır! Bunu ideolojik, maddi veya herhangi bir başka sebepten ötürü yapar. Seçilen ve atananlar toplumun huzur ve refahını sağlamakla yükümlüdürler. Bu şahıslar görevlerini yerine getirmedikleri takdirde istenmeyen sonuçlara sebebiyet verirler. Sanırım buraya kadar sizinle mutabıkız.

Bilirsiniz bir özdeyiş vardır:

Hayvanlar koklaşa - koklaşa, insanlar konuşa - konuşa diye.

Çok doğru ve yerinde bir tespit! Konuşmaktan ve uzlaşmaktan yanayım. Ancak tekrar ediyor ve vurgulamak istiyorum, hakka saygısı olmayanın - özelikle canlı kelimesini kullanarak ifade ediyorum - başkasının hakkına tecavüz edenin benim nezdim de hakkı yoktur. Bu canlı, ister insan ister hayvan olsun.

Burada “Kurtlar vadisi” oynamıyoruz!

Devlet ve toplum namına resmi bir sıfat taşımaksızın hareket eden ve yasaların suç saydığı bir cürümü işleyen her kimse hesap vermek zorundadır! İnsanız hata yaparız, zaten resmen bu filleri işleyenlere de disiplin ve yargı yolu açık tutulmaktadır. Bakın emin olmamakla beraber, Ergenekon denen davada insan veya toplumun huzur ve refahına karşı bir suç işlendiyse suçluların cezasız bırakılmamasından yanayım. Ama salt Atatürkçülük namına, Atatürkçü diye yargılanıyorlarsa işin rengi değişir ki bu konuda ciddi şüphelerim var. Kaldı ki Tayyip kim oluyor? Recep Tayyip Erdoğan yargı değil ki!

Unutmayalım demokrasinin kaideleri:

-       Yasama
-       Yürütme
-       Yargı

diye üçe ayrılır ve birbirinden bağımsız olarak görevlerini yerine getirirler.

İsterseniz biz yine konumuza dönelim. Evet, kasten başkasının yaşama hakkını elinden alanın asılmasından yanayım (bazı istisnai durumlar dışında, nefsi müdafaa gibi). Haberlerde gözünüzden kaçmış olmalı,  bir ara “PKK, Irana terörist göndermekte zorlanıyor” diye gazetelerde manşet atmışlardı.

Zorlanmalarının sebebi İranlılar teröristi buldukları yerde asıyorlarmış!?   

Her ne bahaneyle olursa olsun ve hangi “taraf” toplumun huzur ve yaşama hakkına tecavüz etmeye yeltenirse yeltenensin yasaların öngördüğü cezaya çarptırılmalı. En caydırıcı ceza ölümdür…      

                                                ***

05.05.2009

Sevgi ve saygı üzerine

Kendisini sevmeyen ve saymayan, insan sever - sayar mı?
İnsan sevmeyen ve saymayan, hayvanı sever - sayar mı?
Hayvanı sevmeyen ve saymayan, doğayı - sever sayar mı?

                                                ***

06.05.2009

Acı

Acının Türk, Kürt, Ermeni, Alman, Fransız, İtalyan ya da İngilizcesi olmaz!

Acı tıpkı sevinç gibi evrensel bir dildir ve insan olan herkes bu dili anlar. Bu vahşetten arda kalanlara sabır, ölenlere rahmet dilemekten başka bir şey gelmiyor elimden.  

Ar damarı çatladı, çivi söküldü…
Çürük – çarık, bozuk, içi kurtlu ne varsa meydanlara döküldü!
Yürek ister!
Kuvvet ister!
İrade ister!

                                                ***

07.05.2009

Vendetta

Vendetta kelimesi İtalyanca kökenli olup kan davası anlamına gelir. Kan davası yalın anlamda toplumun koymuş olduğu hak ve hukuk kurallarının çiğnenmesi, “kendi” ilkel içgüdülerini her türlü kuralların üzerinde koymaktır. Bu ilkel içgüdü örf, adet ve töre gibi mazeretlerle haklı gösterilmek istense de…

Haberlerde çelişkili rakamlar verilse de, 48 ile 70 arası çocuk bu katliamın asıl mağdurları. Küçücük yaşta böyle bir vahşet yaşayan çocuktan ileride ne beklenir?

İlkellik ölçüsü nedir?
İlkellikle nasıl baş edilir?    

Annem anlatıyor, bundan yaklaşık yirmi sene önce bizim köye insanlar gelirmiş. Genelde kadınlar - kadınları toplayıp kuran kursları açarlarmış. Annem bir kere izinde bu insanlara rast gelmiş ve komşuların ısrarına dayanamayıp o da bu kurslardan birine gitmiş. Tabii öğretilmeye çalışanlara dayanamayıp “hoca hanımla” esaslı bir tartışmaya girerek kavga etmiş!

Cemaatler mahalle, mahalle – köy, köy dolaşabiliyor, insanlara kuran öğretmek namına bilmem ne öğretebiliyor…

Peki, resmi makamlar insanlarımızı eğitmek namına ne yapıyor?

                                                ***

08.05.2009

3y1t

3y’e 1t’de toplanır, padişah edasıyla hüküm sürülürse neticesi yaşadıklarımız olur.

Delikanlıya yakışmaz, bizi demokrasi bozar!
Ata, arpası fazla gelince ne yapar?
Anlaşılan bize de fazla demokrasi onu yapıyor!
Sanki yasama, yürütme ve yargı Tayyip’in emrinde!?
Bizde bu akıl oldukça Akçe Kapma Partisi ile yola devam…

Atalarımız ne demiş:

At yedi günde, it yediği günde unutur (belli olur) !?

                                                ***

09.05.2009

Kendisiyle barışık olmak

Kendisiyle barışık insan uysal olur, illa hata bulacağım - başkasını yereceğim diye bir derdi olmaz. Kendisiyle barışık olmak için istisnasız hepimizin özeleştiride bulunması lazım. Birlikte var olma koşullarını aramalıyız, bizler atalarımızdan bunu örgendik. Öğrendik ama bize bunu unutturmaya çalışıyorlar. İslam ayrıştırıcı bir unsur değil, tam aksine birleştiricidir. Yaşadıklarımız kaderimiz olamaz! Rabbim, insanoğluna bir ölçüye kadar kendi kaderini tayin etme özgürlüğü vermiştir. Atatürk ilke ve inkılâpları bu özgürlüğü yeryüzünde kullanabilmenin teminatıdır. Vicdan azabı gibi kendi kara, fikirleri kara, ruhu kara insanlara kanmayalım. Lütfen gereğini yapalım.

                                                    *

Dün gece geç vakitte bir telefon…

Hepimiz uyku sersemi fırladık yataklardan. Telefon eden yıllardan beri beraber çalıştığım bir şirket.

Bugün için bir alışverişimiz vardı. Şoförün intihar ettiğini ve beni başka bir şoförün gelip alacağını bildirdiler. Nuri Bey yıllardan beri tanıdığım çok efendi bir insandı. Ailesine başsağlığı, kendisine tanrıdan rahmet ve günahlarının affını dilerim. İntihar sebebi beli değilmiş!?

Benim aklıma gelen bir şey var ama…  

                                                ***

10.05.2009 

Gençler

Çanakkale ruhunu özümsemeden, Çanakkale “fırtınasını” benliğinizin her köşesinde his etmeden Atatürk milliyetçiliğini anlayamazsınız. Ulusal varlığımızı Kürdü, Türkü, Ermeni’si ve niceleri kan bedelini ödeyerek kurdular. Kardeşçe, omuz – omuza, kadın – erkek, çoluk çocuk demeden…

Çanakkale’ye gidin, görün ve o günün şartlarını yüreğinizde his etmeye çalışın.

Peygamber efendimizin ve sahabelerinin var olma mücadelesini yerinde inceleyin. Yüce dinimizi salt beş vakit namaz kılmak olarak gören alnı nasır tutmuşlara…

Ar ve namusu, güzel ahlakı kadının diş görünüşünde arayanlara inat…    

Bu değerlerin istendiği takdirde, insanın içinde olduğunu kanıtlayın!

İnsan olmanın, yeri ve zamanı geldiğinde yüreğinin sesini dinlemek olduğunu anımsatın…   

                                                ***

11.05.2009

Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyetinde ulusal varlığımızı savunmak 

Türkiye’de her şey olabilirsiniz!

- Hizbullahçı…
- PKK’cı…
- Dinci…
- Sağcı…
- Solcu…
- Kafatasçı…
- AB(D) ci… 
Hatta Allahsız bile…

Ama…

Aman, aman ha…
Siz, siz olun sakın Atatürk milliyetçiliğini savunmayın!

                                                ***

12.05.2009

Pencere vergisi

Bundan bir kaç yüzyıl önce…

Almanya’da…

Evlerinin sokağa bakan tarafında penceresi olanlar özel bir “pencere vergisine” tabi tutuluyorlardı…

Yeni tabu yönetmeliğine dikkat, Akçe Kapma Partisi hükümetinin paraya ihtiyacı var. Tapudan sonra pencere vergisi gelirse şaşmayın.

                                                ***

13.05.2009

Alıcılar, satıcılar, mühendis ve teknisyenler

Meslek hayatına başladığımdan beri Bilgisayarın teknik yönü, satıştan mağda ilgimi çekmiştir. Pazarlamacılar genelde ciro kotalarına erişmek için müşterilere olmadık vaatlerde bulunurlar. Bir pazarlamacı nadiren teknik servise danışarak hareket eder! Onların vaatlerini yerine getirmek biz mühendis ve teknisyenlere düşer. 

Pazarlamacılar yine “güzel şeyler olacak” diye çıktılar meydana, bakalım teknisyenler bu işi nasıl çözecek…  

                                                ***

14.05.2009  

İstanbullu, İstanbullulara geri verin 

Cennet mi, cehennem mi beli değil…

Kesin olan adımını atmadan “olmayan” paraları harcamaya başladığın. Utanmasalar nefes alıyorsun diye de para isteyecekler ama...  Allahtan henüz kimsenin aklına gelip uygulamaya koymadı.

Alabildiğine beton. Bunca insana, çoluk çocuğa yazık değil mi?    

Yeşil namına ne varsa üstüne beton dökmüşler…
Bir insan seli, uçsuz bucaksız…

Hasbelkader ya da İstanbullun taşı toprağı altın diye gelip buraya yerleşenlerin oluşturduğu varoşlar dolup taşıyor. Alabildiğine fakir fukara yuvaları… Burada yetişen nesiller her türlü “cambazın” tuzağına düşmeye müsait. Bu arada İstanbullun zenginliğinden nasiplerini alabilme uğruna şanslarını deneyip hüsrana uğrayanların sukutuhayali şiddete de dönüşebiliyor…     

İstanbul’dan binlerce kilometre ötede, güney Amerika’da bir metropol. İstanbullun sorunları ile boğuşuyor. Buldukları çözümü kelimelerle ifade etmeye utanıyorum!!!   

Varoşların etrafına yüksek duvarlar örmeye başlamışlar

Hemen bana şoven damgasını vurmadan sabırla okumanızı rica edeceğim. Bu örülen duvar yalnız bir insanlık ayıbı olarak görülmemeli bu düpedüz toplumsal bir iflasın ilanıdır.  

İstanbul, zengin ve fakir arasındaki uçurumu gözleyebileceğiniz “güzel” örneklerden yalnızca birdir. Hâlbuki bu cennet vatanda gelir adaletini sağlayabilecek kadar zenginlik vardır, olmayan bu adaleti tescil edecek iradedir. İstisnasız tüm hak dinleri toplumun ve bireyin sosyal sorumluluğunu vurgulamaktadır. Bir anlamda çağdaş insanın yeniden keşfettiği sosyalizmin öncüleridirler. 

İstanbul’u, İstanbullulara geri verin. İnsanlara geldikleri yerlerde ekmek kapıları açın! Sadaka almayı değil, çalışmayı öğretin. Çocuklara üretmeden, tüketmenin – köşe dönmeciliğinin yanlışlarını anlatın…

Nice insan gördüm elbiseleri yok…
Nice elbise gördüm, içinde insan yok!